Geçmişe Dönüş kitap kapağı

5. bölüm / 5

Geçmişe Dönüş

SALDIRI

Vaveyla Yazarı: EBRU AKKABAK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: SALDIRI

Otobandaki yol ayrımından sağa döndüm. Evim sol taraftaydı ama oraya gelebilirdi. Şu anda konuşacak ne kalmıştı ki? Hangi soruma cevap verecekti? Belki de o da bu işin içindeydi. Belki de o katil onun arkadaşıydı ya da daha yakınıydı ondan saklıyordu. Bu kısacık zamanda benimle oldukça yakındı. Neden? Neden yanımda olmayı tercih ediyordu? Ana cadde yoluna doğru ilerlerken arkamda siyah bir araç fark ettim. Sabit hızla ilerliyor, beni takip ediyor gibiydi. İlk önce Azer zannettim ama araba modelinin farklı olduğunu anlayıp biraz hızımı artırdım. Beni mi takip ediyor anlamam gerekiyordu. Benim hızlanmamla o da hızını artırdı.Direksiyonu sıkıca kavradım, avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Kalbim, az önce Azer ‘e duyduğum öfkenin çok ötesinde, saf bir korkuyla göğüs kafesimi dövüyordu. Dikiz aynasına tekrar baktım, o siyah araç, aradaki mesafeyi koruyarak ama bir gölge gibi peşimden ayrılmayarak beni izliyordu. Azer olmadığından artık kesinlikle emindim.Bu o muydu? Kanca dövmeli adam mı?Altımdaki araba sarsılmaya başlasa da ayağımı gazdan çekmedim. Şehrin ışıklarının azaldığı, ıssız bir ara yola saptım. Eğer beni takip ediyorsa burada belli ederdi. Sağa kırdığım an, arkadaki araç da tereddüt etmeden peşimden saptı ve uzun farlarını yakıp söndürerek üzerime gelmeye başladı.Korkuyordum, ne yapacağımı düşünmeye başladım. "Düşün Çisem... Düşün!" Hem bir kurtuluş yolu arıyor hem de aradaki mesafeyi kapatmalarına izin vermiyordum. O sırada telefonum titredi. Hızlıca ekrana bakıp önüme döndüm; arayan Azer ‘di. Açmalı mıydım bilmiyordum ama şu anda canım daha önemliydi. Yeşil düğmeye basıp kaydırdım."Sonunda Çisem , bir an açmaya- " Cümlesini bitirmeden telaşla konuştum." Azer , peşimdeler!" Bir süre duraksadı. Nefesini tuttuğunu hissettim ."Kim peşinde ? Neredesin?" Korkuyla gözlerim dolmuştu. Önümü net görebilmek için gözümü açıp kapatıyordum ,bu da yaşın yanaklarımdan süzülmesine sebep oluyordu."Bilmiyorum, senden kurtulmak için önce sağa saptım. Sonra... Sonra işte onları fark ettim, ara sokağa girdim." Çatallı ve korku dolu sesim olayın ciddiyetini yansıtıyordu. "Bu o mu? Bende mi sıra? Annem! Yiğit! Şimdi de bende mi sıra? Korkuyorum Azer !" Ağlamam şiddetlenmiş, ellerim direksiyonu daha sıkı kavrıyordu. Gözümü yoldan çekemiyordum."Sana bir şey olmasına izin vermem. Ölüm yok, aklından çıkar bunu. Yola iyi bak, yakınınızdayım. Herhangi bir tabela, bir yazı veya bir ev görürsen bana söyle. Telefonu kapatma. Hızını düşürme! Yoldan gözünü ayırma!" Dikiz aynasından arkayı kontrol ediyordum ama araba yoktu. Sevinçle bağırdım,"Yok , araba yok. Yanlış anladım sanırım. İleride yol bitiyor, buradan sağa dönüyorum. Dörtyol tabelası var." Sevinçli sesimden sonra Azer derin bir nefes alıp verdi."Tamam Çisem, yaklaştım sana. Hızını azalt." Dediğini yaptım. Yol ayrımına geldiğimde önüme aniden araba kırıldı, ağzımdan bir çığlık koptu. Ani frenle arabayı durdurdum. Bu o arabaydı. Arabanın camı açıldı. Bir silah çıktı önce camdan; Dejavu...Hızla eğildim ve camdan uzak durmaya çalıştım. Azer ‘ in sesi geliyordu telefondan ama cevap verebilecek durumda değildim. Ard arda ateş edilmeye başladı, her silah sesinde bir çığlık kopuyordu ağzımdan. Şu an tek umudum Azer ‘ in yetişmesiydi .Gerçi o yetişse ne yapabilirdi silahlı adamlara ...Ön cam patladı. Ölüyor muydum yani? Kimin yaptırdığını öğrenmeden... Cam parçalarının çoğu üstüme düşmüştü, kolumda ciddi bir acı hissediyordum. Böyle miydi sonum? Silah sesleri çoğaldı, sanki bir çatışmanın içindeydim. Bir süre sonra tamamen kesildi. Kapı kolu zorlandı. Hıçkırıklarım arttı. Sonra onun sesini duydum ama telefondan değil, kapının ardından. Hızla eğildiğim yerden başımı kaldırdım, ön taraftaki arabaya baktım. Araba yoktu. Adamlar yoktu. Gitmişlerdi. Nasıl?Kapıyı açtım."İyi misin? Çisem, cevap ver bana, iyi misin?" Saçlarımı okşuyor, yüzümü inceliyordu."Güzelim, cevap ver bana. Geçti bak."" Azer... Yetiştin!" Bana sarıldı, hıçkırıklarım daha çok arttı. Ağzımdan acı dolu bir inleme çıktı. Azer geri çekilip yüzüme baktı."Yaralandın mı? Önce bir arabadan çıkartalım seni." Nazikçe belimden tutup beni kaldırdı.Omzuma baktım. Onunda bakışları omzuma kaydı .Üstümdeki kapüşonlu delinmiş, kan görünüyordu. Hemen kapüşonluyu çıkarmaya yeltendi. Kolumdan çıkartırken canım acıdı, bunu fark edip daha nazik hareketlerle çıkardı. Üstümde siyah atletimle kalmıştım. Yaraya daha yakından baktı. Kandan ve gece karanlığından bir şey görünmüyordu. Etrafı aydınlatan sadece araba farlarıydı. Elindeki kapüşonlumun kol kısmını yırttı ve omzuma sardı."Şimdi canın acıyabilir. Dişini sık güzelim." Gözümü sımsıkı yumup acıyı beklemeye başladım. Aniden vücudumu saran acıyla çığlığım boş yolda yankı yaptı."Geçti, neyse ki sıyırmış. Bana geçelim, koluna bir bakalım." Kafamı sallamakla yetindim, bu şekilde eve gidemezdim. Babam büyük ihtimalle evde değildir ama yine karşılaşma ihtimalini düşünmeliydim. Endişelenmesini istemiyordum. Beni nazikçe ön koltuğa oturtup arabayı çalıştırdı . Ön taraftaki arabam feci görünüyordu. Ön cam ve arka cam patlamış durumdaydı. Nasıl sağ çıkmıştım? Hâlâ olayın şokunu üstümde hissediyordum. Ölüme oldukça yakındım . Azer ‘ in evine kadar sessizlik arabada hüküm sürdü. Arada beni kontrol ediyordu, ben ise camdan bir dakika gözümü ayırmamış, yolu izliyordum. Üstüme bir durgunluk çökmüştü. İnsan ölümle burun buruna gelince böyle mi hissediyordu? Boşluğa düşmüş gibi... Hiçbir şey olmamış gibi ya da çok şey olmuş gibi... Bir süre sonra araba durduğunda Azer arabadan inmiş, kapımı açmıştı. Beni nazikçe arabadan indirmiş, belimi tutup yürütüyordu. Her an bayılacakmış gibi hissediyordum. Apartmandan içeri girdik ve asansöre bindik. Evin katına geldiğimizde ,durumu fark etmiş gibi beni kucağına aldı. İtiraz etmedim zira konuşacak halim bile yoktu. Başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım. Ağlamam durmuş, omzum acısını her saniye artırıyordu sanki.Kapı açılma ve kapanma sesi geldi, birkaç adımdan sonra yumuşak bir yere bıraktı beni. Gözlerimi araladım. Azer yatak odasının ışığını açtı ve banyo diye tahmin ettiğim yere girdi. Elinde ilkyardım çantasıyla çıktı ve yanıma geldi."Kaldıralım seni, koluna pansuman yapayım, enfeksiyon kapmasın." Kalkmama yardım etti. Oturmaya bile enerjim yoktu. Geriye gidip yatak başlığına sırtımı yasladım. O ‘da yanıma oturup koluma bağladığı parçayı nazikçe çıkardı, ağzımdan küçük bir inilti koptu.Pansumandan sonra ağrı kesici içer dinlenirsin." Her batikon sürdüğünde yakıyor ve her üflemesinde üstüne buz koymuş gibi bir ferahlık veriyordu. Birkaç kere bunu tekrar etti ve yaranın üstünü sargı beziyle sardı."Enfeksiyon kapmaması için iyileşene kadar pansuman yapılması lazım." Cevap vermedim, verecek bir cevabım da yoktu. Sadece uyumak istiyordum ve bu olanlar hiç yaşanmamış gibi uyanmak... Sıkıntıyla bir nefes verdi."Ben sana ağrı kesici getireyim," deyip yataktan kalktı. Açık kapıdan çıkıp mutfağa ilerledi. Geri geldiğinde elinde bir bardak su ve peçete üstünde hap bulunuyordu. Yavaşça dik konuma gelip hapa uzandım. Ellerim titriyordu. Hapı zar zor ağzıma attım ama suyu alacak kadar gücüm yoktu. Bunu anlamış gibi elini çenemin altında tutup suyu bana içirdi. Yeteri kadar içince kafamı geri çektim. O da bardağı komodinin üstüne bıraktı .Benim uzanmama yardım edip üstümü örttü."Uyu, dinlen. Ben buradayım." Azer , yatağın kenarına oturdu. Elini hafifçe saçlarımın üzerinde hissettim ,dokunuşu sanki saçlarım ince bir camdan yapılmış ve kırmak istemiyormuş gibi hafifti.“Azer ...” diye fısıldadım, sesim bir fısıltıdan bile daha zayıftı. “Gitme! ”“Buradayım , hiçbir yere gitmiyorum,” dedi alçak bir sesle. “Gözlerini kapat. Kimse sana dokunamaz artık.”Dediğini yapmaya çalıştım. Odanın içindeki o temiz koku ve onun nefes alışverişi, dışarıdaki o karanlık dünyayı kapının ardında tutuyordu. Ama tam uyku ile uyanıklık arasındaki o ince çizgiye geldiğimde aklıma o an geldi. Araçların çatışma sesleri, Azer nasıl bu kadar çabuk yetişmişti? O araba nereye kaybolmuştu?Zihnimdeki sorular, ağrı kesicinin etkisiyle bulanıklaşmaya başladı. Kolumdaki sargının altında zonklayan acı, yerini uyuşuk bir sızlamaya bırakırken Azer ‘ in elini hâlâ saçlarımda hissediyordum. Bu gece sadece ölümden dönmemiştim, sanki o kurşun camı delip geçtiğinde, benden de bir şeyler koparıp götürmüştü. Benim için tehlikenin kendisi hem de tek sığınağım olan o adam, baş ucumda bekliyordu. Derin bir karanlığa gömülmeden hemen önce içimden tek bir cümle geçti, Bu savaş daha başlamamıştı bile ...Derin bir nefes sesi, alnımdaki ıslaklık... Gözlerimi yavaşça açtım. Aydınlığa alışması için birkaç kere kırptım. Dün gece olanlar yeni yeni kendini belli ediyordu. Gözlerimi önce koluma çevirdim. Bir ihtimal de olsa kabus olmasını umdum ama değildi. Sargı beziyle bir süre bakışıp başucuma çevirdim bakışlarımı. Azer , eli saçımda uyuyakalmıştı. Sırtı yatak başlığına dayalı, oturur pozisyonda uyuyordu. Çok rahatsız bir uyku gibi görünüyordu. Benim yüzümden rahat yatağından da olmuştu.Elimi alnıma attım ve alnımdaki ıslak bezi aldım. Gece ateşim çıkmış olmalıydı. Bütün gece beni mi kontrol etmişti? Yavaşça elini saçımdan çektim. Eli elimdeyken bir süre durdum. Hızla elini yastığın üstüne bıraktım ve yavaşça yerimden kalkmaya çalıştım. Ama omzum o kadar acıyordu ki, sesime uyanmaması için dişlerimi sıkıyordum. Sonunda yataktan kalktığımda sessiz adımlarla banyoya ilerledim.Elimi yüzümü yıkayıp üstümdeki kan lekeli atleti çıkardım, sadece sutyenle kalmıştım. Aynaya yaklaşıp yavaşça kanlanmış sargı bezini çıkardım. Yarayı şimdi açıkça görüyordum. Azer ‘ in dediği gibi sıyırmıştı ,oldukça derin bir sıyrık gibi görünüyordu. Banyo dolabını açıp pansuman malzemelerini aramaya koyuldum. Yaralı kolumu her hareket ettirdiğimde acı saplanıyordu, bundan kaynaklı çok oynatmamaya dikkat ediyordum. Sonunda minik yardım çantasını bulduğumda, onunla birlikte Azer ‘e ait deodorant şişesini yere düşürdüm. Ses banyoda yankılandı ve hızla kapı açıldı.“Ne oldu? İyi misin?” Telaşlı sesi kulaklarıma geldiğinde ,mahcubiyetle ona doğru döndüm. Elimdeki çantayı gösterip, “Çok ses yaptım değil mi? Kusura bakma banyonu izinsiz kullandım. Sargı bezini kanlı görünce pansuman yapmak istemiştim sadece...” dedim. Rahatlamış şekilde kapıyı tam araladı.“Beni uyandırsaydın ben yapardım. Sen kendin yaparken çok zorlanırsın. Yardım etmemi ister misin?”“Olur” dercesine başımı salladım. İçeri girdi. O sırada gözüm aynaya takıldı. Üstümde sadece siyah sutyenimin olduğu yeni aklıma geldi ,makyaj çantasını üstüme doğru tuttum, sanki çok işe yarayacakmış gibi ! Azer bu hareketimi fark edip gözlerini gözlerimden çekmedi.“Sorun yok, yaranı temizleyelim sonra sana bir tişört vereyim, tamam mı?”Tamam anlamında başımı salladım. Utanmıştım ama pansuman yapılmadan giyinemeyeceğimi biliyordum. Elimdeki çantayı ona doğru uzattım, elimden aldı ve malzemeleri lavaboya çıkarmaya başladı. Bu sürede onu izliyordum. Uykulu gözleri, dağılmış saçları. Aynadan gözlerine baktım, çantayla ilgileniyordu hâlâ.“Teşekkür ederim Azer . Sen olmasaydın ben şu an... İyi ki yetiştin.”Gözlerini aynaya dikti. Gözlerimiz keşişti , banyoya girdiğinden beri bakışları hiç aşağı kaymamıştı.“Sana hep yetişirim. Yetişemediğim gün, öldüğüm gündür...”Dediği çok anlamlıydı ,çok fazla anlam çıkartılabilirdi ama kurcalamamayı tercih ettim. Ona hâlâ kızgındım ,sadece hayatımı kurtardığı için bu olay benden sakladıklarının üstünü ince bir çarşafla örtmüştü.“Hatırladığım kadarıyla dün gece bir çatışma sesi duydum sonra adamlar kayboldu. Nasıl oldu? Onlarla çatıştın mı? Silah mı kullanıyorsun?”Elindeki batikonla bana doğru döndü ,pamuğa döküp yarama yakından baktı.“Gece hareket ettirip kanatmışsın. Bugün dikiş attıralım.”Yarama pamuğu bastırdı. Yaram turuncuya boyanırken dişlerimi sıktım. Hemen ardına üfledi.“Cevap vermeyeceksin değil mi yine bu soruma da?”Yarama tekrar üfleyip yüzüme baktı. Hafifçe eğilmişti, yüzümüz birbirine çok yakındı.“Çisem , senin zarar görmene izin vermem, sana dokunmalarına izin vermem ama sorularına yanıtı benden bulamazsın. Şu anda değil.”Yapay bir gülümseme oluştu yüzümde.“Zarar görüyorum ben Azer . Dün o telefonu açmasaydım ya da birkaç dakika geç kalsaydın ben şu an burada olmayacaktım. Ya da şuradan çıktıktan sonra beni ne bekliyor bilmiyorum. Canımı neden istiyorlar bilmiyorum. Sen biliyorsun ama sessiz kalmayı tercih ediyorsun. Belki seni de tehdit ediyorlar ya da sen de onlarla birliktesin. Kime güveneceğimi bile bilmiyorum. Anlamak bu kadar zor mu? Savaşmadan ölmek istemiyorum.”Azer kaşları çatık şekilde sargı bezini yapıştırdı, kolumdaki işi bitmişti. “Bir tane soruma cevap versen ne istersen yaparım. Bir daha sana soru sormam, sadece tek bir ipucu istiyorum.” Ona biraz daha yaklaştım, tenim tişörtüne değiyordu. Gözleri gözlerime kilitlendi, uzun süre dudağım ve gözüm arasında bakışları gezindi. Kafasını çevirip bir adım geriye gitti. Adem elması yutkunduğunu gösterircesine yukarı aşağı hareket etti . Amacım böyle bir şey değildi. İster istemez ona çekiliyordum, bunun farkındaydım ama tanımlayabileceğim türden bir şey değildi bu. Belki beğeniyordum, sadece hayatımda kalan ve bana yardım eden son kişi olduğu içindi, beni sürekli kurtardığı için. Tam olarak neden ona yakınlaştığımı bilmiyordum ama yanlıştı. Parmağımdaki yüzüğe gözüm ilişti, Yiğit’in aldığı ama bana takamadığı...Hayır bunu yapamazdım! Bunları hissetmeye hakkım yoktu, özellikle Yiğit benim yüzümden öldükten sonra olmazdı! Azer ‘in gözleri bakışlarımı takip etti. Yüzüğe baktığımı fark edip omuzlarını düşürdü ve hızla banyodan çıktı. Onun da benim gibi hissettiğini fark ediyordum, belki de daha fazlası ama bizden olmazdı. Her şeyden önce benden birçok şey saklıyordu. Evet, beni ölümden kurtarmıştı ama bu ona güvenmem için bir sebep değildi.Derin bir nefes çekip aynaya baktım. Ellerimi yıkayıp banyodan çıktım. Azer benim için yatağın üstüne tişört ve eşofman bırakmıştı. On dakikalık bir uğraştan sonra tişörtü kolumu acıtmadan giyebildim. Tek elimle altımdaki pantolonu çıkartıp eşofmanı geçirdim ama beli düşüyordu, bağlamaya çalıştım bağlayamadım. Yaralı kolumu kullanmayı denedim, her gerildiğinde acıyordu. Elimle belini tutup odadan çıktım. Bunu istemekten çok utanıyordum, özellikle banyodaki o durumdan sonra...Oturma odasına girdiğimde Azer ‘ i mutfakta kahvaltı hazırlarken buldum. Sırtı bana dönük, tezgahta bir şeyler doğruyordu. Yanına doğru ilerledim. Bakışları bana dönmedi, işine devam etti. Bir süre öyle arkasında durup onu izledim.“ Azer ...”“Bir şey isteyeceğim” der gibi çıkmıştı sesim, küçük çocuk gibi... Bakışları yandan bana döndü, önce yüzüme baktı sonra üstüme. Boyum uzun olmasına rağmen bol ve uzun gelen tişört, topuklarıma uzanan eşofman ve elimle tuttuğum beli... Şu an aşırı komik durduğuma emindim. Azer o ciddi yapısını bozup alayla gülümsedi ve boğazını temizleyip bana doğru yaklaştı.“Göründüğünden daha küçükmüşsün sen.”Alayla kurduğu cümleye ben de gülümsedim. Ellerimi uzaklaştırıp eşofmanın belindeki ipleri sıktı ve düğüm attı. Yakınlığından kaynaklı kokusu burnuma dolduğunda istemsizce derin bir nefes aldım .“Ya da sen fazla büyüksün. Sahi boyun kaç?”Erkeksi bir gülüş sundu bana ve arkasını dönüp işine devam etti. Ortamın yumuşaması beni rahatlatmıştı.“1.94 Seninki de 1.73-1.74 falan değil mi?”Aramızda 20 cm vardı ama iri cüssesinden kaynaklı çok daha fazlaymış gibi görünüyordu. Ona yardım etmek için hazırladığı tabağı masaya bıraktım.“1.75. O kadar kısa mı duruyorum? Genelde hemcinslerime göre uzunumdur.”Gülümseyerek o da tabak bıraktı masaya.“Ona ne şüphe ama benim yanımda oldukça kısasın.”Ya da o fazla uzundu... Dediğine cevap vermedim. Ekmekliği masaya getirip bıraktım. Çekmeceleri açıp çatal bıçağı masaya yerleştirdim. Azer ‘de çayları dolduruyordu. O sırada kapı çaldı. Azer kapıyı açmak için ilerledi. Zeynep’in o neşeli sesi duyuldu ve yanındaki Gökhan’ın homurtuları... Dün gece aniden gidişimle doğru düzgün vedalaşamamıştık, ilk tanışmamızda iyi bir izlenim bırakmadığıma emindim.“Sizden kurtuluş yok mu?”“Hayırdır kız mı attın eve? Mis gibi kokular geliyor.”Gökhan’ın sesiyle güldüm. Onlar da sırayla mutfağa girdiler. Azer yanıma gelip son eksikleri tamamladı, iki tane daha servis açtı. Zeynep ve Gökhan dünkü bakışlarını tekrar yapıyorlardı, önce birbirlerine sonra bana bakıyorlardı. Oldukça komikti bu durum. Dün o kadar tartışmadan sonra Azer ‘in evinde olmam şaşırılacak bir şeydi ama durum bunu gerektirmişti.“Hoş geldiniz,” dedim hafif bir neşeyle.Gökhan bakışmaya son verip mutfağa doğru ilerledi ve masadan ağzına salam attı.“Hoş bulduk .”Azer yaklaşıp ensesine vurdu. “Otur da ye! ”. Gökhan masaya oturup yemeye başladı, Azer ‘ de oturdu. Zeynep büyük bir sevinçle mutfağa girdi.“Biliyordum ya! Dünkü tartışmadan pek bir şey anlamasak da tekrar bir araya gelmeniz...” üstümdeki kıyafetleri işaret edip “Beraber kalmanız demek, sonunda...” lafını bitirmeden Azer böldü.“Sus Zeynep. Dün birtakım şeyler yaşandı. Çisem yaralanınca buraya getirdim. Aramızda bir şey yok.”Sesi oldukça sertti. Banyodaki hâlimiz geldi tekrar gözümün önüne. Zeynep mahcupça bana baktı.“Kusura bakma, ben seni bu şekilde abimin evinde görünce anlarsın işte... Neyse. Nasıl bir yaralanma, ne oldu?”Ben de masaya Azer ‘ in yanına oturmuştum, Zeynep de Gökhan’ın yanına oturdu. Bu durumu yanlış anlamasını doğal karşılıyordum ama sanki uzun süredir bu anı bekliyormuş gibi sevinmesi oldukça garibime gitmişti .“Önemli bir şey değil. Azer sayesinde iyiyim şimdi.”Gökhan bir Azer ‘ e bir bana bakıyor, bir şeyler anlamaya çalışıyordu. Zeynep kafasını anladım şeklinde salladı ve ikisi de ‘ Geçmiş olsun ‘dedi. Hep birlikte kahvaltımızı etmiştik. Buradan çıktıktan sonra karakola gitmeye karar verdik .Dün gece o şokla aklıma gelmemiş direk buraya gelmiştik. Kahvaltımız bitince Azer ve Gökhan sofrayı kaldırmışlardı. Ne kadar yardım etmek istesem de Azer “dinlen” deyip koltuğa oturtmuştu. Zeynep ‘de yanıma gelmiş, sohbet etmeye başlamıştık. Azer ve Gökhan’dan konu açıldı.“Nasıl tanıştınız, akrabalığınız var mı?”Sorduğum soruyla bana doğru döndü. Koltukta ben de ona doğru dönüp sağlam kolumu koltuğun sırtına yaslayıp başıma koydum.“Abim, yani Gökhan abim ve ben ailemizi küçükken kaybettik. Sonra yurda verdiler bizi. Orada gördüğümüz şiddet ve zorbalıklara dayanamayıp kaçtık. Sonra sokaklarda kaldık. Bir süre sonra Azer abiyle tanıştık. Yakınlaştık, abimle dost oldular, beni de kardeşi gibi gördü. Bir grubu vardı, her yaştan biz gibi olan çocuklar... İyisi de, kötüsü de... Ben 13 yaşındaydım gruba dahil olduğumda. Her türlü işi yapıyorlardı. Bizim amacımız abimle benim yani , hayatta kalmak ve barınacak bir ev parası biriktirmekti. Sonra ufak ufak görevler verilmeye başlandı; küçük hırsızlıklar, kapkaçlar... Azer abi bize göre daha büyük ve daha deneyimliydi, onun işleri daha farklıydı, daha tehlikeli!İki üç yıl kadar böyle devam etti. Sonra bana verdikleri işler adam yaralamaya kadar gidince Azer abinin yardımıyla çıktım gruptan. Normalde kolay kolay çıkış yoktur ama Azer abi patrona oldukça yakındı. Bir şekilde zarar görmeme izin vermeden beni çıkardı. O eve aldı bizi, o günden beri birlikte yaşıyoruz.”Anlattığı hikaye beni derinden etkilemişti. Tehlikeden sıyrılmıştı ama ne çok zorluk yaşamışlardı, yaşatmışlardı. “Peki Azer ve Gökhan hâlâ o işlerde mi?” Azer o ipucunu vermiyordu ama Zeynep verebilirdi. Belki bu grubun o Kancayla alakası vardı. “Bir sene öncesine kadar öyleydi, sonra...”Zeynep’in cümlesini Azer böldü, “Ne konuşuyorsunuz bakalım bu kadar heyecanlı ?” Şu kızın lafını da bir kere bölme Azer ! Tam hakkında bir şeyler öğreniyordum. Gülümseyip ona döndüm.“ Nasıl tanıştığınızdan, gruptan falan bahsediyordu Zeynep.” Zeynep de “evet” anlamında başını salladı. Azer “grup” dememle bir süre duraksadı. “Ben kahve yapayım, içeriz köpüklü köpüklü. ”Zeynep kalkıp mutfağa doğru ilerledi. Azer yanıma oturup bana doğru yaklaştı.“ Hayatımı kurcalamaya devam edeceksin değil mi?” Evet anlamında başımı salladım .“Bana hiç güvenmiyorsun. ”Yine evet anlamında başımı salladım. Biraz daha yaklaştı. “ ‘Bana bir ipucu ver, sonra başka bir şey sormayacağım’ demiştin ve bir istediğimi yapacağını söylemiştin, hatırlıyor musun? Duruşumu dikleştirdim ve büyük bir umutla yüzüne baktım. " Evet. Ne istersen... Ve başka soru yok, söz veriyorum.” Başını salladı. Kararlılıkla yüzü ciddileşmiş, bakışları keskinleşti.“Ailen Çisem . Benim sakladıklarımı kurcalamak yerine babanın sakladıklarına, ailene odaklan. Ailenle bir ilgisi var .”Ailem! Annem öldükten sonra tek akrabam babamdı. Başka ailem yoktu. Ne bir aile büyüğü ne de başka bir akraba vardı. Kaşlarım çatıldı. Babamın bir şeyler sakladığını farkındaydım ama her şeyi bilip susuyor olamazdı.“Babam?...O biliyor mu her şeyi?”Sorumla sırtını koltuğa yasladı.“Başka soru yok. İsteğim bende kalacak, zamanı gelince isteyeceğim, unutma.”Başımı salladım düşünceli bir şekilde . Neden başka bir şey söylemiyordu? Babamın bir şeyler sakladığını biliyordum ama onun üstüne gitmek istemiyordum. Ne yapacaktım şimdi?Kahvelerimi içmiş, ortada koyu bir sohbet dönüyordu. Aklım ne konuşulduğunu algılamıyor, artık ne yapmam gerektiğine odaklanmıştım . Sohbet bitmiş, Azer ile evden çıkmıştık. Üstümdeki kıyafetleri değiştirmek için benim evime geçiyorduk. 20 dakikalık bir yolculuktan sonra eve varmıştık. Araba evin önünde durduğunda Azer ‘e döndüm.“Gelmek ister misin?”Hayır anlamında başını salladı. “Ben arabada bekliyor olacağım seni.”‘Tamam ‘ diyerek arabadan indim. Hızla odama geçip üstümü çıkardım. Omzuma su değdirmeden kısa bir duş aldım ve bornozumu üstüme geçirip odaya geçtim. Omzumdaki yara beni zorluyordu. Dolaptan beyaz bol paça pantolon ve beyaz bir sporcu atleti çıkardım. Hava oldukça sıcaktı. Yavaşça kolumu zorlamadan giyindim. Kolumdaki sargıyı kapatması için kahverengi kot ceketimi üstüme geçirdim. Ayağıma beyaz düz taban ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Azer arabanın camını açmış telefonla konuşuyor ve sigarasını içiyordu. Ona doğru ilerledim. Beni görünce telefon konuşmasına son verip arabayı çalıştırdı. Ben de yanına oturup kapımı kapattım.Kısa bir yolculuktan sonra araba karakolun önünde durdu. Tam arabadan inecekken, Azer kolumu tuttu.“Çisem , benim orada olduğumdan bahsetme.”Kaşlarım çatıldı. “Neden? Oradaydın ve beni kurtardın. Neden yalan söyleyeyim?”Sorumla derin bir nefes aldı. “Çünkü yasal olmayacak şekilde seni kurtardım. Eğer onlarla çatışmaya girdiğimi öğrenirlerse benim de başım belaya girebilir.”Hayatımı kurtarmıştı evet ama onda birçok cevap vardı. Polisler bunu kolayca çözebilirlerdi. Peki, ben Azer ‘i kaybetmek istiyor muydum?“Bilmiyorum Azer .”Bakışlarını benden çekip yola odaklandı. “Peki öyleyse; söyle, sana ilk bilgiyi benim verdiğimi de söyle. Birçok şey bildiğimi ama senden sakladığımı da söyle... Şunu unutma Çisem ! Güveneceğin en son insan olabilirim ama seni koruyacak kişi de benim. O korumalar, baban veya bir başkası değil.”Bir süre yüzüne baktım ve arabadan indim. Karakolun kapısından girdiğimde hâlâ neleri anlatıp neleri anlatmayacağımı bilmiyordum. O salondan, Azer ‘den bahsedecek miydim?Masa başındaki memurlara durumu izah ettim, beni bir odaya yönlendirdiler. Yarım saatlik bir bekleyişten sonra içeri 40’larının başında, takım elbiseli bir adam girdi. Ayağa kalktım.“Lütfen rahatsız olmayın, oturun,” dedi. Dediğine uyup tekrar kalktığım yere oturdum. Avuç içlerim terliyordu. Adam ise koltuğuna yerleşip klavyeden birkaç tuşa bastı. Bilgisayara odaklanmış bir şeyler okuyordu.“ Çisem Yıldırım değil mi? Yiğit Demir’in ölümünde yanında olan tek şahit.”Başımı salladım. Yüzüme baktı. “Ben Dedektif Yunus Bilge. Uzun süredir bu dosya üzerinde çalışıyorum. Arkadaşlarımıza birkaç bilgi vermişsiniz, dinliyorum sizi.”Derin bir nefes aldım. Nereden başlamam gerekiyordu? “Olayın şokuyla hatırlayamadığım birkaç görüntü zihnime tekrar yerleşti. O gün, Yiğit’in öldüğü gün aslında o silah bana çevrilmişti. Yiğit önüme geçti ve vuruldu. Geçtiğimiz günlerde bu notu annemim mezarında buldum.”Elimdeki notu masasına bıraktım. Eline alıp inceledi. “Tam olarak ne zaman ve saat kaç gibi bu notu buldunuz?”“İki gün önce. Tam saati hatırlamıyorum ama gece yarısını geçmişti. Annemin mezar taşına sıkıştırılmıştı.”Gözlerine bakarak konuşmama devam ediyordum. “Gece yarısı mezarlıkta ne yapıyordunuz?”Her cümlemden sonra soru yöneltmesi kendimi sorguda gibi hissettirmişti ama neticede işini yapıyordu. “Annemin ölüm yıl dönümüydü. Genelde de geceleri giderim, daha rahat hissediyorum.”Önündeki evrakları düzenledi ve kağıdı bir dosyanın içine yerleştirdi. “Anladım, devam edin lütfen.”“Sonra dün gece arabamla yolculuk yaparken silahlı saldırıya uğradım. Kolumdan yaralandım. Bir süre arabama ateş edip ortadan kayboldular. Ben de arkadaşımı arayıp beni almasını söyledim. Dün gece olayın şokuyla önce onun evine geçtik, karakola gelmek aklıma gelmemişti. Bugün de buradayım işte.”Bir süre yüzümü inceledi.“Yaralandım dediniz, sizin için sakıncası yoksa yaranıza bakabilir miyim?”“Tabii,” dercesine yavaşça üstümdeki ceketi çıkardım. Üstümdeki atletten kolumdaki sargı bezi görünüyordu. Yerinden kalktı ve sargıya uzandı.“İzninizle?”Kafamı salladım. Sargıyı hafifçe kaldırıp yaranın durumunu inceledi. “ Neden hastaneye gitmediniz? Dikişlik gibi görünüyor .”Bu doğru soruydu ama verebileceğim bir cevap yoktu. “Bilmiyorum, arkadaşım beni kendi evine getirip pansuman yaptı. O an karakola gelmek gibi hastaneyi de düşünmedim.”Yerine geçip tekrar birkaç bir şey yazdı bilgisayarına. “Peki, madem amaç sizi öldürmekti, neden fırsatları varken yapmadılar?”Çünkü Azer gelip beni kurtardı... “Bilmiyorum, belki korkutma amaçlıydı, belki başka bir şey.”Tekrar kafasını salladı. Gözlerime dikkatlice bakıyor, sanki bir şeyleri sakladığımı fark ediyordu. Önüme bir kağıt bırakıp, “Olayın yaşandığı tam konumu buraya yazın. Araç kameranıza ve MOBESE kayıtlarına bakalım. Duruma göre sizinle tekrar iletişime geçeriz.” dedi.Başımı sallayıp tarif ederek konumu yazdım. Kağıdı önümden alıp inceledi ve ayağa kalktı. Onunla birlikte ben de kalktım. “Anlattığınıza göre ciddi bir tehlikedesiniz. Evinizin önüne bir polis aracı tahsis edelim, siz de olabildiğince dikkatli hareket edin.”Gerek yok anlamında kafamı salladım. “Evimizde korumalar var. Babam Yiğit’in olayından sonra yalnız dışarı çıkmama izin vermiyor.”Kurduğum cümleyle kaşları çatılarak yüzüme baktı. “Peki, dün gece neden yalnızdınız?”Bir süre düşündüm. “Arkadaşlarımla eğlenmek için korumamı yanımda istememiştim.”Yavaşça başını salladı. Dikkat etmemi söyleyip odadan çıktı ve kağıdı bir memura uzattı. Ben de karakoldaki yasal süreci halledip çıktım. Azer ’in arabası aynı yerde duruyordu. Yanına gidip arabaya bindim. Azer arabayı çalıştıracağı sırada dedektif merdivenlerin başında pür dikkat bize bakıyordu. Azer’le uzun süre bakıştılar, sonra Azer gaza kökleyip oradan uzaklaştı.Arabada yine derin bir sessizlik vardı. “Beni eve bırakabilir misin?”Azer yoldan gözlerini çekmeden konuşmaya başladı. “Kolun ne olacak? Önce bir hastaneye uğrayalım, sonra bırakırım.”Tamam anlamında başımı salladım. Bir süre sonra sessizlik beni rahatsız etti. “Seni anlatmadım ya da o salonu... Sadece bana bırakılan notu ve dün geceyi anlattım, senin beni kurtardığını atlayarak...”Bakışları anlamsızca bana döndü. “Hangi not?”Ona bahsetmemiştim nottan. “Annemin ölümü... Kaza değilmiş.”Kaşları çatık şekilde bir süre arabayı sürmeye devam etti. Sonra sağa çekip durdu. “Kim verdi sana o notu?”Sorgular gibiydi sesi. “İki gün önce annemin ölüm yıl dönümüydü, mezarlığa gittiğimde buldum. Notun altında Kanca işareti vardı. Çevik bunun bir davetiye olduğunu söyledi.”Hışımla bana döndü. “Çevik? Çevik ne kadarını biliyor?”Azer’in tepkisi yanlış bir şey yaptığımın göstergesiydi. “Her şeyi. Notu, Yiğit’in ölümünü, kanca dövmeli adamı... Her şeyi biliyor. Yanlış bir şey mi yaptım? “Azer güldü. Gülüşü sevinçten çok uzaktı, alaycı ve sinirli bir gülüştü. “İyi yapmışsın Çisem. Çevik’in farklı biri olduğunu mu düşünüyordun? Nasıl bir aptal öyle bir yer işleten birine güvenip de her şeyini anlatır?”Bu sefer alayla gülen bendim. “Bildiğim kadarıyla orada bayağı tanınıyorsun? Bir gruba da dahilsin, yaptığın işlerin çirkinliğini tahmin bile edemiyorum. Aptal mı? Tabii ki aptalım! Onca sırrına rağmen seni tam anlamıyla tanımamama ve güvenmememe rağmen bak neredeyim? Kimin yanındayım? Az önce seni korumak için yalan söyledim. Neden?”Yüzü ciddileşti, çene kası kendini belli ediyordu. “Beni Çevik’le bir tutma. Onun yaptığı pis işlerin hiçbirini ben yapmadım, yapmam da.!Sana söyledim, istersen söyleyebilirdin. Sen söylememeyi tercih ettin. Şimdi de beni mi suçluyorsun?”Suçluyordum. “Evet, suçluyorum. Seni tanımıyorum. Bu hikayenin neresindesin bilmiyorum. Dönüp dolaşıp neden sana geliyorum bilmiyorum. Mantığım işlemiyor. Senin yanındayken mantığım susuyor. Yapmam dediğim şeyleri yapıyorum.”Bir süre yüzümü inceledi, bakışları yumuşarken dudağının kenarında hafif bir tebessüm oluştu . “Çünkü benden hoşlanıyorsun. Belki de daha fazlası... Kendinle çelişiyorsun. Yiğit’e ihanet ettiğini düşünüyorsun ama benden de uzak duramıyorsun. Benim ayarlarımla da oynuyorsun Çisem .”Yanlıştı, hoşlanmıyordum. “Hayır, hoşlanmıyorum. Sadece yalnızım ve... Seni de kaybetmek istemiyorum, o kadar.”Alayla güldü. “Peki, öyleyse...”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18