3. bölüm / 5
Geçmişe DönüşRİNG
Bölümler 5Şu an: RİNG
- 1 İLK DARBE4.009 kelime
- 2 Görünmez İpler2.621 kelime
- 3 RİNG6.248 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 EV2.625 kelime
- 5 SALDIRI3.926 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mesajı okuduktan sonra Selim’e baktım. Ali’nin gidişi ve babamın gizledikleri... Artık kaçmak istemiyordum.
"Selim," dedim kararlı bir sesle. "Eve gitmiyoruz. Azer ‘in salonuna sür."
"Emredersiniz." Aradan geçen yarım saatin sonunda salona varmıştık. Arabadan inip Selim’e beklememesini söyledim ama dediğime çok itaat edecek gibi değildi, salonun girişinde izbandut gibi dikiliyordu.
İçeri girmiş, salona göz gezdiriyordum. Azer kum torbasına art arda sıraladığı yumruklarıyla kan ter içinde kalmıştı. Omuzları gergin, yüzü oldukça sertti. Benim girdiğimi görüp kenardaki havluyu eline alarak yanıma yaklaşmaya başladı. Hem yüzündeki terleri siliyor hem de Selim'e bakıyordu.
"Kapıdaki James Bond görünümlü adam kim? " Gözlerimi Selim'e çevirdim. Büyük bir dikkatle sokağı izliyordu. Gözündeki siyah gözlükleriyle ciddi bir benzerliği vardı.
"Ali gitti." Kafasını salladı ve su içmek için şişenin kapağını açtı.
"Hazırlan ve gel, kaç günün ardından şu hantallığını bir alalım." Hiçbir şey sormamıştı. Dediğine uyup üstümü değiştirdim ve yanına ilerledim. Eline lapaları geçirmiş, ringde beni bekliyordu. Salon oldukça sessizdi, ikimizden başka kimse yoktu. Radyoya ilerleyip güzel bir müzik açtım,ortamdaki o gergin havayı yumuşattı. Elime eldivenleri geçirip karşısında durdum .
"Öncelikle dans et biraz, ısın." Dediği gibi biraz gölge dansı yaptım hafif tempoda.
"Şimdi başlayabiliriz."
Uzun bir süre çalıştıktan sonra ring minderine uzandım. Azer ‘de onu görebileceğim hizaya oturmuştu. Arkada çalan şarkı hızlı nefes seslerimize karışıyordu. Sevdiğim sanatçının hüzünle çıkan sesi aklımdaki anıları sıralıyordu.
Onun gözlerinin hapsinde olduğumun farkındaydım. Bakışlarımı tavandan çekmedim.
"Ali'nin neden gittiğini sormadın?" Ağzımdan çıkan kelimeleri tek tek dinledi, gözünü hiç üzerimden çekmeden cevap verdi.
"Sebebini tahmin edebiliyorum çünkü."
Gözlerimi gözlerine çevirdim. Ringdeki atmosfer yutkunmama sebep oldu . Gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. Öyle bir bakışı vardı ki gözlerimi çekemedim . Arkada çalan şarkı ortama ayak uyduruyor, "Gel yaralarını ben sarayım" diyordu. Aklımda Ali'nin o sesi çınladı. Hızla gözlerimi çektim gözlerinden ve tekrar tavana diktim.
"Nasıl, görüştün mü Ali'yle?" Hayır anlamında başını iki yana salladı.
"Seni seviyordu, bunu fazlasıyla belli ediyordu zaten . Demek ki sonunda açılmış."
Bunu görmeyen bir tek ben miydim? Onun bana sıcak davranışı benim için sadece bir dost gibiydi.
"Evet, biraz tartıştık. O gece senin yanında olduğumu anlamış. Ona gerçeği anlatsaydım, senin bana yardım ettiğini, baştan beri neden görüştüğümüzü anlatsaydım gitmezdi belki de."
"Neden anlatmadın?" Sorduğu soruyla uzun süre durakladım.
"Korktum sanırım. Kalbini tekrar kırmak istemedim. Çünkü Ali'ye hiçbir zaman o gözle bakmayacağımı biliyorum . Ama o hep bekleyecekti. Bir gün onunla olmamı bekleyecekti." Derin bir nefes aldığını hissettim .
"" oturur pozisyona gelip bağdaş kurdum. Terim soğumuştu. Önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.
"Babama birkaç soru sordum, tedirginleşti. Bilgisi var belli ama söylemek istemiyor. Belki de beni korumaya çalışıyor." Kafasını salladı.
"Olabilir kim çocuğunu tehlikeye atmak ister ki ? ." buruk bir gülüş oluştu yüzünde .Ailesiyle alakalı yaraları vardı bu belliydi gözlerinden .Yavaş yavaş hayatını öğreneceğim .Azer bu hikayenin neresinde yer alıyor bulacaktım.
"Beni o çeteye sokabilir misin?" Kaşları sinirle çatıldı. Aniden sorduğum soru onu sinirlendirmişti.
"Ne saçmalıyorsun?"
"Azer , o çeteye girmem lazım. Kimin bunları yaptırdığını bir tek oradan öğrenebilirim."
Alayla güldü.
"Adam mı öldüreceksin? Ya da yaptıkları diğer işleri... Seni gördükleri anda fuhuşa zorlarlar... Ne kadar kolay geliyor sana çete işleri..." aklımda bir plan vardı , o şekilde çeteye tam anlamıyla bulaşmadan öğrenebilirdim.
"Hayır, en azından başları veya bir altı, artık ne diyorsanız... Onlara yaklaşıp güvenlerini kazanınca o bilgiyi alacağım." Gözleri adeta öfke saçıyordu. Hızla yerinden kalktı.
"Bana bak Çisem, oradan bakınca pezevenge mi benziyorum? Aklındaki saçma düşüncelere bir son ver."
Aşırı tepkisinden sonra hızla dışarı çıkmıştı. Haklıydı, ondan istememeliydim. Gizlice o yasaklı salona girmeliydim ,belki bir kaçıyla tanışır, hallederdim. Tehlikeli miydi? Evet. Ama kaybedecek bir şeyim var mıydı? Hayır. Azer‘in tepkisinden beni korumak istediği belliydi ama bir tarafım da "Sakladığı bir şeyler var, o da o çeteyle ilgili" diyordu. Yerimden kalkıp soyunma odasına ilerledim. Üstümü değiştirip dışarı çıktım; Azer ortalıkta görünmüyordu. Selim'in yanına gittim.
"Azer ‘in nerede olduğunu gördün mü?" Başıyla sokağın çıkışını işaret etti.
"O tarafa gitti efendim." Başımı "anladım" şeklinde salladım. Çantamı bilerek içeride bırakmıştım. Üstüme siyah taytımı ve siyah bol sweatshirtümü geçirmiştim. Şans benden yanaydı ki Azer uzaklaşmıştı. Tek şansım olabilirdi. Selim'e çantamı alıp gelmesini, barda olacağımı söyledim. Ne olur ne olmaz, olur da içeriden çıkamazsam dışarıda bir korumam olması işime yarayabilirdi. Selim çantamı almaya gidince hızla o boks salonuna ilerledim. Kapıdaki adamlar bana bakıp elleriyle "geç" işareti yaptılar. İçeri girdim. Merdivenlerden aşağı indiğimde büyük bir kalabalık vardı. Kalabalığın tam ortasında ise kafesten bir dövüş ringi. İri yarı iki adam kan ter içinde birbiriyle dövüşüyorlardı. Ne eldiven ne de herhangi bir koruma aparatı bulunmuyordu üstlerinde. Etraftan "Çelik" ve "Yarma" lakapları birbirine karışıyordu. İster istemez heyecanla önlere doğru ilerlemiştim. Maça o kadar odaklanmıştım ki daha iyi dövüşen genç adama tezahürat yapmaya başlamıştım. Her yumruk attığında yükselen çığlık seslerine benim de sesim karışıyordu. Bir ara öyle bir yumruk yemişti ki kafası yana çevrildi, benim olduğum yere. Sağ yumruğumu havaya kaldırıp "Yapabilirsin" dedim. Gözleri gözlerime kilitlendi bir süre; o sırada karnına bir tane daha yumruk yedi ve hemen ardına bir aparkat... Gözleri hala üzerimdeydi, şaşkınlıkla yüzüne baktım. Ölecekti; o kadar sert vuruyorlardı ki birkaç kemiğinin kırıldığından emindim. Yere çökmüştü. Hızla kendini toparladı ve az öncekinden çok daha sert şekilde karşısındakine saldırmaya başladı. Adam aldığı darbelerle yere uzanmıştı ama bırakmıyordu. Dehşetle olanları izledim. Kimse durdurmuyor, tam tersi "öldür" nidaları yükseliyordu. Azer haklıydı, burada adam öldürmek, bir cana kıymak o kadar kolaydı ki. İnsanları ite ite çıkış merdivenlerine ulaşmaya çalıştım. Tam merdivene ulaşmıştım ki biri kolumu tuttu ve kendine çevirdi."Dur bakalım. İsmin ne?" Bu az önce ringde dövüşen adamdı. Maç bitmiş, insanlar dağılıyordu; bir kısmı ise bizi izliyordu.
"Kusura bakmayın, yanlış yere girmişim. Siz işinize devam edin." Tekrar gitmeye çalıştığımda bu sefer önümü serseri tipli iki erkek kesti.
"Buraya girip öyle kolay çıkan olmadı güzellik. Şimdi beni takip et. Polis misin nesin bir öğrenelim."
Dediği gibi kolay kolay çıkamayacağımı anlayıp onu takip etmeye başladım. Buradan sağ çıkabilir miydim, hiç emin değildim.
Ring alanının arka kısmına doğru ilerleyip betondan oluşan merdivenlerden çıktık. Yaklaşık 10 basamaktan sonra bir oda karşıladı bizi. Az önceki Çelik denilen adam askılıkta asılı duran tişörtü üstüne geçirdi. Ben de kapının girişinde öylece bekliyordum. Arkamdaki iki adam beni sırtımdan ittirip kapıyı kapattılar. Tökezlediğimde yere düşmekten son anda kurtuldum . Şimdi odada o ve ben kalmıştık. Bulunduğum yerden hiç kımıldamadan onun hareketlerini izliyordum. Köşede duran büyük, gösterişli masanın önündeki koltuğa oturdu. El aynasını ve pamuğu eline aldı.
"Öyle orada durmayacaksın değil mi? Otur!" Eliyle karşısındaki deri koltuğu işaret etti. Dediğine uyup oturdum. İzlediğim filmlerden öğrendiğim bir şey varsa, tehlikeli bir ortamdaysan soğukkanlı ve mantıklı hareket et. Şu anda da olabildiğince onu uygulamaya çalışıyordum.
Yüzündeki kanları temizlerken arada can acısıyla kaşları çatılıyor, sonra düzeliyordu. Yeşil gözleri vardı ama benimki gibi koyu değil, hafiften maviye çalıyordu. Erkeksi, kemikli bir burnu; gözlerine tezat simsiyah saçları vardı.
"İncelemen bittiyse asıl geliş sebebini açıkla bakalım." Söylediği şeyi duymazdan geldim.
"Söyledim ya, yanlış yere girdim. Amacım bara gitmekti, yerlerini karıştırmışım." Alaycı bir gülüş sardı yüzünü. Elindekileri ortamızdaki sehpaya bıraktı ve odaya girdiğimizden beri ilk defa yüzüme baktı. İşaret parmağıyla üstümü gösterdi.
"Bu kıyafetlerle mi?" Onun demesiyle üstüme baktım.
"Evet, ne var ki? Genelde böyle giyinirim."
"Seni daha önce defalarca bu sokakta gördüm. Sokağı iyi tanıyorsun, buranın ne olduğunu da biliyorsundur. Neden geldin şimdi açık açık söyle, yoksa başka bir şansın olmayabilir..." mavi gözleri vereceğim cevabı beklercesine yüzümü inceliyordu .
Ne olacaksa olsun, buraya bilgi için gelmemiş miydim? Öyleyse bu fırsatı değerlendirecektim.
"1 yıl önce erkek arkadaşım öldürüldü. Kolunda kanca dövmesi olan bir adam öldürdü. Benzer dövmeye sahip bir grubun buraya girdiğini gördüm. Asıl öldüren kişiyi bulmaya çalışıyorum. Daha doğrusu onlara bu görevi veren kişiyi bulmaya çalışıyorum."
Geriye yaslanıp yüzümü incelemeye başladı. Kararlı yapım ve açık sözlülüğüm onu şaşırtmış olmalıydı.
"Söylediğin grubu biliyorum, burada birçok kişi o çeteye üye. Tehlikeli sularda yüzüyorsun. Azer biliyor mu burada olduğunu?" Onun ismini anmasıyla kaşlarım çatıldı.
" Azer ‘i nereden tanıyorsunuz?" Sorduğum soru ona çok komik bir espri yapmışım gibi güldürmüştü.
"Onu burada tanımayan mı var? Kimin yanında olduğunun bile farkında değilsin dimi ?" Elini çenesinin altına koydu, düşünür gibi durarak cümlelerine devam etti.
"Benim dövüşlerime katıl. Eminim ki Azer seni bu konuda iyi eğitmiştir. Ben de sana yardımcı olayım, aradığın soru işaretlerine cevap olayım, ne dersin?" Az önceki o ölüm dövüşlerine katılmamı mı istiyordu? Bunu yapamazdım. Ben canımı koruyacak kadar güçlü değildim. Tamam, geçen sürede bayağı gelişmiştim, Ayberk ile bile dövüşmüştüm ama bu gibi ölüm maçı değildi. Diyelim ki kazandım; bir insanı mı öldürecektim? Hayır, olmazdı. Her şeyden önce bana neden yardım etmek istiyordu ki ? Gözlerinde gördüğüm saniyelik parıltı beynimde şimşeklerin çakmasına sebep oldu . Azer ile pekte iyi anlaşmadıklarını anladım ve beni bir koz olarak kullanmak için yanında tutmak istiyordu . Bu beni ilgilendirmezdi ,amacıma ulaşacaksam ikisinin arasındaki mesele umurumda değil . Ama o ölüm maçlarına çıkmak, yüzümdeki tiksinti ifadesinden cevabımı anlamıştı.
"Ya da daha açık konuşayım; buranın en üstü ben değilim, benim gibi grupları olan insanlar var. Şu kapıdan çıktığın dakika elinde bir damga olmadığı sürece seni öldüreceklerdir. Burası böyle işlek bir caddede nasıl bu şekil işler yapabiliyor sanıyorsun? Sessizlik yeminini canınla ödersin." Bana seçme şansı sunmamıştı, beni buna zorluyordu.
"Ne yapmamı istiyorsun? Senin gibi o ringde insan öldüremem ben." Yerinden kalkıp viskilerin dizili olduğu mini bara ilerledi.
" Öldüremeyeceğinin farkındayım. Bir süre yanımda olacaksın, tüm maçlarıma gelip izleyeceksin. İnsanlar tarafından tanınacaksın. O sırada aldığın eğitim harici ben seni ölümcül dövüşçü haline getireceğim. İstersen o ringde kimseyi öldürmezsin, bu tamamen senin elinde." Gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
"Yani sen az önce bir adamı kendi isteğinle, zorunda olmadan mı öldürdün?" Kafasını aşağı yukarı sallayıp karşıma oturdu.
"Grubumdan bir kıza tecavüz etti. Yerimde olsan ne yapardın?" Bir süre düşündüm, bir cevap veremedim. Ölümü hak etmiş miydi? Bunun cevabını ben veremezdim. Bir tarafım "hak etmişti" diyordu, bir tarafım ise "adalete teslim edilmeliydi" diyordu. Bu gibi ortamlarda adaleti genelde kendileri sağlarlardı. Bu konuda kötü olan tarafımı dinledim: Hak etmişti. Hem de daha ağırlarını hak etmişti. Böyle insanlar var oldukça kadınlar özgür olamayacaktı. "Neden o saatte oradaydı?", "Neden kısa giyinmişti?" ya da "Neden bağırmamıştı?"... Sorular bunlar olmamalıydı. Uçkuruna sahip çıkmak bu kadar zor muydu? Ya da en basitinden, buna kalkışan kişi insan mıydı?
Konuyu değiştirmek ister gibi düşüncelerimin arasına girdi:
"Şimdi cevabın ne? Gerçi eminim ki ölmek istemezsin." Kafamı salladım. Yerinden kalkıp masaya ilerledi; masanın altında bulunan çekmeceden metalden bir simge çıkardı. Bir nevi bozuk paraya benziyordu. Önümdeki sehpaya bıraktı. İncelemeye başladığımda tam ortasında balyoz simgesi vardı. Elime aldım.
"Bunu kaybetme, bu buradan çıkış biletin. Aynı zamanda giriş biletin. Yarın maçım var, tekrar bu saatte burada ol. Olur da gelmezsen tahmin edersin ki seni bulurum." Uyarısına sadece başımı salladım ve yerimden kalkıp, çıkışa ilerledim.
Burada yaşadığım hiçbir şey mantıklı gelmiyordu. Evet, istediğim şeye bir tık yaklaşmıştım ama bu şekilde olacağını düşünmemiştim ve böyle kolay olacağını... Sanki geleceğimi biliyordu, sanki beni bekliyordu.
Aklımdaki birçok düşünceyle dış kapıya yaklaşmıştım. Önümü kapıda bekleyenler kesmiş, onlara da elimdeki simgeyi göstermiş ve çıkmıştım. Selim, barın önüne çektiği arabada telefonuyla ilgileniyor, arada barın girişine bakıyordu. Ona görünmeden arabanın arkasına dolandım. Biraz daha bara yaklaşarak, bakmadığı bir anda hızla bara girdim. Akşam saatleri olduğu için bar kalabalıktı. İnsanların şık giyimi karşısında kıyafetlerim "ben buradayım" dercesine göze batıyordu. Bar taburesine ilerleyip oturdum. Etrafa göz gezdirirken Azer ‘i geçen ki locada bir kızla yan yana otururken gördüm. Azer önündeki içkisiyle ilgileniyor, kız ise onun dikkatini çekmek için cilveli bir şekilde ona yaklaşıyordu. Üstündeki mini elbisesi, kırmızı ruju ve siyah saçları kızı oldukça göz alıcı gösteriyordu. Kafamı çevirip daha fazla onları dikizlemek istemedim. Barmenden alkollü bir kokteyl istedim. Normalde alkol tüketmezdim ama bu gece daha fazla düşünmek istemiyordum. Beni öldürmeye çalışan o kişiye bir tık daha yaklaşmıştım. Evet, bunu oldukça tehlikeli, belki de hayatımı tamamen bir bataklığa sürükleyecek şekilde yapıyordum ama başka bir şansım yoktu. Önüme konulan mavimsi renkli kokteylden bir yudum aldım. Yüzüm anında buruştu. Bu tada alışık değildim ve sanırım alışamayacaktım. Kafamı insanların hareketli bir şekilde dans ettiği piste çevirdim. Çoğu benim yaşlarıma yakındı; doyasıya eğleniyor, büyük büyük kahkahalar atıyorlardı. İçkimi bitirip yenisini sipariş ettim. Sarhoş olmak istiyordum. 2. bardağı da aynı hızla bitirdim .Alkol etki etmiyor gibiydi sanki ya da bana hafif vermişti, çünkü aklım hala yerindeydi. Boş bardağı barın önüne bırakıp barmeni çağırdım.
"En etkili içkiden verebilir misin?" Kafasını sallayıp farklı bir şişeden saydam bir içki doldurdu. “Yavaş iç, çarpmasın!" Cümlesini bitirmeden küçük bardağı kafama diktim, tek yudumda içtim. Yüzüm buruşmuş, boğazım yanıyordu. Bardağı ona uzatıp "tekrar" manasında salladım
"Birileri sarhoş olmaya gelmiş gibi." Barmenin kurduğu cümleyi umursamadan insanları izlemeye devam ettim .
Ama haklıydı, hızlı çarpmıştı; başım hafiften dönüyordu.
Yenisini doldurup önüme koyduğunda birinin göz hapsinde olduğumu hissettim. Azer ‘in olduğu kısma kafamı çevirdiğimde, oturduğu koltukta iki bacağını yana açmış, elindeki viskisiyle kısık şekilde bana bakan kehribar gözleri gördüm. Yanındaki kadın gitmişti, tek başına oturuyordu. Eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. Gidip gitmemekte kararsız kalsam da tezgahtaki bardağı alıp yerimden kalktım.
Sarsak adımlarla karşısındaki koltuğa oturdum. Ben gelene kadar oturuşunu bozmadan gözüyle beni takip etti.
"Hayırdır, bu gece sarhoş olmaya mı geldin?" Kurduğu cümleye başımı salladım ve güldüm. İster istemez bir gülme geliyordu içimden.
Elimdeki bardağı kaldırıp, "İnsanlar bunda ne buluyor merak ettim," deyip bir yudum aldım bardağımdan. Yine yüzümü buruşturdum. Yaptığım şeye güldü. Sesten birbirimizi zor duyduğumuz için bağırarak konuşuyorduk. Beni daha net duymak için öne doğru eğildi. Ben de aynı şekilde eğildim; şimdi birbirimize fazlasıyla yakındık.
"Sen biraz ağıra kaçtın gibi. Kaç tane içtin?" Bilmiyordum. Beynim yavaş yavaş uyuşmaya başlamıştı, bunu anlayabiliyordum. Kelimelerim ağzımda yuvarlanıyor, tam istediğim gibi çıkmıyordu. Ama o sanki elindeki suymuş gibi düzgünce konuşabiliyordu.
Dudaklarımı "bilmem" derecesinde büzdüm. Gözleri dudaklarıma kaydı bir süre, sonra gözlerime dikti gözlerini. Kehribar gözleri alev almış gibiydi .
"Sen nasıl etkilenmiyorsun?" İçkiyi kastederek sorduğum soruya derinden gelen bir sesle , "Etkileniyorum," diye cevap verdi. Gözleri öyle duygulu bakıyordu ki sorduğum soruya içki için cevap vermediğine emindim. Ondan uzaklaşıp kendimi koltuğa yasladım ve içkimi içmeye devam ettim. Yanımızda birinin varlığını hissettim ve kafamı kaldırdım. İlk geldiğimde Azer ‘in yanında gördüğüm kadın tekrar gelmişti. Hızla Azer ‘ in yanına oturdu. Daha fazla orada oturmam yanlış olacağı için bardağımı alıp ayaklandım.
"Size iyi eğlenceler, ben bar bölümüne geçiyorum." Kadın gitmemden memnun olmuş gibi gülümsedi. Azer bir şeyler söylüyordu ama anlamayıp ona da gülümsedim ve sarsak adımlarla tekrar bar tezgahına geldim. Telefonla ödeme yapıp çıkışa ilerledim. Tekrar onların olduğu kısma bakmamıştım. Büyük ihtimal sevgilisiydi; onun masasına gidip oturmam bile yanlıştı. İçimdeki bu hissi anlamlandıramıyordum .
Bardan zar zor çıkıp arabaya ulaştım. Selim çıktığımı görüp kapımı açtı. Arabaya binip oturdum. Midem bulanıyor, başım dönüyordu. Ama gitmem gereken bir yer vardı.
"İncirlikuyu Mezarlığı'na sür Selim." Selim dikiz aynasından yüzüme bakıyordu.
"Efendim, saat oldukça geç ve sarhoşsunuz. İsterseniz yarın sabah gidelim ."
"Şimdi gitmek istiyorum, sür!"
Saat 12'yi geçmişti, bugün annemin ölüm yıldönümü . Gündüzleri mezarlıklar çok kalabalık olduğundan kaynaklı hep gece gelmeyi tercih ederdim. Sevdiklerini kaybeden birçok insan gibi ben de mezarlıktan korkmuyordum. Benim için orası annemle buluştuğum bir yerdi. Huzurdu.
Selim’e dışarıda beklemesini söyleyip mezarlara dikkat ederek annemin bulunduğu yere doğru ilerledim. Mezarını bulduğumda başucuna oturdum. Toprağın o nemli ve rahatlatıcı kokusu, üstümdeki ağır içki kokusunu yok ediyordu. Eğildim ve isminin yazılı olduğu yere bir öpücük kondurdum. Toprağın üzerindeki kurumuş yaprak parçalarını temizlemeye başladım.
"Annem... Ben geldim. Şimdi yanımda olsaydın, dizlerine yatırıp başımı okşasaydın. Sadece 'geçecek' deseydin. 'Her şey bir son bulacak, mutlu olacaksın' deseydin... Yaşım büyüdü anne ama baksana, hâlâ içimdeki çocuğu büyütemedim. Sensiz geçen altı yıl... Koca altı yıl..."
Toprağı temizlemeyi bırakıp mezarın üstüne kıvrıldım. Birçok kişi bu yaptığımı yanlış bulabilirdi ama ona sarılabildiğim tek an bu; bu toprak benim her şeyim... Gözümden düşen yaşlar toprağı ıslatıyordu.
"Anne, yaşamak ağır geliyor. Bazen bir tarafım 'Pes et artık, savaşma' diyor. Biliyorum, şu anda kaşlarını çatmış şekilde beni azarlıyorsun bu cümlelerim yüzünden ama bak anne, yapamıyorum. Senden sonra Yiğit’ti beni ayakta tutan, o da gitti... Benim yüzümden gitti... Ali de gitti... İkisini de gördün, buraya gelmişlerdi, hatırlıyor musun? Onların yanında yüzüm gülüyordu anne... Şimdi yoklar, şimdi kimsem yok. Kocaman okyanusta kimsesiz bir balık gibi çırpınıyorum. Hayatta kalmaya çalışıyorum ama anne, bir tarafım sürekli soruyor: Neden? Bu hayatta kalma çabası, beni öldürmeye çalışanları bulma çabası neden? Bulsam ne değişecek? Yiğit gelmeyecek, Ali gelmeyecek... Beni mutlu etmeyecek. Beni ayakta tutan şey bu çabaydı; sonunda hüsran olsa da bulmak istiyordum. Bulunca ne olacaktı, ne değişecekti?"
Derin bir nefes çekip annem gerçekten karşımdaymış gibi mezar taşına bakarak konuşmama devam ettim.
"Anne, gitsem buralardan? Çok uzaklara, yurt dışına mesela... Bütün her şeyden uzak, bütün anılardan uzak... Tek başıma hayata yeniden başlasam; yeni bir okul, belki bir iş... Bir daha hiç gelmesem?"
Kendi düşünceme yine kendim itiraz ettim. Elimdeki toprağı sıktım ve yavaşca elimde n düşmesine izin verdim .
"Seni bırakamam. Özlerim ki... Sen de özlersin, değil mi?"
Çenem olabildiğince titremeye başladı. Alkolün de verdiği etkiyle kendimi durduramıyordum. Dudaklarımı sıkıp hıçkırıklarımı durdurmaya çalıştım ama kâr etmedi.
"Anne... Çıksan gelsen yanıma, bir anda sarılsan kocaman... Öyle çok özledim ki evimizdeki o sıcaklığı. Sen gittiğinden beri babam sürekli işte... Ona kızmıyorum, ben de sürekli odamdayım veya dışarıdayım. Sensiz biz toparlanamadık. Yuva sensin anne, yuvamız sensin... Yuvasız kalınca biz de sokakta kaldık."
Ayağa kalkıp mezara sırtımı döndüm. Ellerimle gözyaşlarımı silip kendime gelmeye çalıştım.
"Kusura bakma Nuroşum, seni üzmek değildi amacım. Biz iyiyiz, sen rahat uyu..."
Cümlelerimi bitirip mezarını inceledim, elimle kirli yerleri temizledim. O sırada elime mezar taşının arasına sıkıştırılmış bir kâğıt ilişti. Kâğıdı parmaklarımın arasına alıp katlanmış yerlerini açtım. El yazısıyla yazılmış o not, donup kalmama sebep olmuştu. Defalarca okudum; mezarlığın içinde beni izleyen biri var mı diye sürekli çevreyi kontrol ettim.
"Annenin ölümü bir kaza değil, cinayetti!"
Yazanı anlamaya çalışıyor, kafamın içindeki uğultuları susturmaya çalışıyordum. Notun altındaki kanca simgesi, o dövmeyle aynıydı. Biri beni delirtmeye çalışıyordu, başka bir açıklaması yoktu. Yiğit’i öldüren kişiler nasıl olur da bana böyle bir not bırakırdı? Annem kaza yapmıştı, olay yeri inceleme de bunu kanıtlamıştı. Nasıl? Nasıl cinayet olabilirdi? Eğer bu doğruysa, babam bunu biliyor olmalıydı. Elimdeki kâğıt parçası yumruğumu sıkmamla avuç içimde ezildi . Artık bir sebebim daha vardı .
Hızla mezarlıktan uzaklaştım. Artık sarhoş adımlarım yoktu. Beynim savaş istiyordu, tüm hücrelerim savaş istiyordu. Yalnızdım, bu yolda ölebilirdim de... Ama unuttukları bir gerçek vardı: Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar sonuna kadar savaşırdı. Ben de öyle yapacaktım. Bunu yapanı bulup adaletimi kendim sağlayacaktım.
Eve vardığımda Selim’in kapımı açmasına izin vermeden indim arabadan. Odama çıktığımda babamın evde olmadığını fark ettim; ışıklar sönüktü, sessizlik evin her köşesine sinmişti. Üstümdeki kıyafetleri çıkarıp duşun altına girdim. Sıcak su omuzlarıma çarptıkça, mezarlıktaki o ıslak toprak kokusunun tenimden akıp gidişini izledim. Ama o not... O not ruhuma yapışmıştı, ne su temizleyebilirdi onu ne de sabun.
Bornozuma sarılıp yatağın kenarına oturdum. Notu komodinin üzerine bıraktım. Kanca simgesi bana bakıyordu, ben ona. "Annem," diye mırıldandım. "Senin canını kim aldı?"
O gece uyumadım. Karanlık odada tavanı izleyerek parçaları birleştirmeye çalıştım. Azer , neler olduğunu biliyor . Babam, bir şeylerden kaçar gibi susuyor. Ve Ali... Ali gitmekle belki de en doğrusunu yapmıştı. Sabaha karşı gözlerim kapandığında ,içimde ağır bir öfke ve nefret vardı .
Öğlene doğru uyandığımda içimde korku yoktu. Sadece buz gibi bir kararlılık vardı. Siyah bir Jean, üzerine kapüşonlu bir hırka geçirdim. Saçlarımı sıkıca topladım. Aynadaki yansımam yabancı geliyordu; gözlerimdeki o pırıltı yerini karanlık bir kuyuya bırakmıştı.
"Selim, bara sür ," dedim araca bindiğimde. Selim dikiz aynasından bana baktı, bir şey söyleyecek gibi oldu ama bakışlarımdaki kesinliği görünce sadece başını salladı. Araba barın önünde durduğunda önce barın içine girdim .belli bir süre köşede bekleyip selim ' in dikkati başka yöne çevrilince hızla çıkıp arabanın arkasına geçtim .telefonuyla ilgilenirken hızla salonun önüne ilerledim.
Salona girdiğimde o basık, ağır koku beni tekrar karşıladı. Maç için hazırlık yapılıyordu . Ringin hemen dibine sırayla bir kaç sandalye diziliyor ve insanlar yavaştan gelmeye başlamıştı .. Doğrudan merdivenlere yöneldim. Üst kattaki o odaya, Çelik’in odasına vardığımda kapıyı çalmadım bile; direk içeri girdim.
Çelik, masasında elindeki dosya ile ilgileniyordu . Girdiğimi görünce şaşırmadı. Geriye yaslanıp o alaycı, yeşil-mavi karışımı gözlerini üzerime dikti.
" Sözünde duruyorsun ,bunu sevdim ." dedi, sesinde hafif bir merak tınısıyla.
Cebimden dün gece mezarlıkta bulduğum notu çıkarıp masasına, önüne bıraktım. "Bunu dün gece annemin mezarında buldum," dedim sesim tek bir nota bile titretmeden. "Üstünde kanca simgesi var. Erkek arkadaşımı öldürenlerin imzası."
Çelik notu aldı, inceledi. Yüzündeki o alaycı ifade bir an için dondu, ciddileşti. Notu masaya geri bıraktı ve ayağa kalktı. Pencereye doğru gidip dışarıyı izlemeye başladı.
"Kanca..." diye mırıldandı. "Onlar sadece öldürmezler Çisem . Onlar birinin ruhunu söküp alana kadar bırakmazlar. Bu not bir uyarı değil, bu bir davetiye."
Ona doğru bir adım attım. "Neye davetiye?"
Bana döndü. Bakışları şimdi çok daha keskindi. "Senin de o dünyaya girmen için bir davetiye. Eğer annenin ve erkek arkadaşının intikamını istiyorsan, o ringde canını ortaya koyman gerekecek. Çünkü kancayla yüzleşmenin tek yolu, onun seviyesine inmekten geçer."
Masadaki o balyoz simgeli metal parayı işaret ettim. "Buradayım işte. Ne yapmam gerekiyorsa söyle. senin kurallarını öğrenmeye hazırım."
Çelik masanın etrafından dolanıp tam karşımda durdu. Aramızda sadece birkaç santim vardı. "Benim kuralım yok " dedi fısıltıyla. "Benim dünyamda sadece hayatta kalmak ve güçlü olmak var . Şimdi aşağı iniyoruz. Bugün, hayatta kalmayı öğreneceksin."
Çevik’in son cümlesiyle içimdeki o adrenalinle yükselen heyecan ve kararlılık duygusu oldukça ağır basıyordu. Hazırdım... Ben bu savaşı kaybetmeyecektim. Çevik’i takip ederek odadan çıktım ve o izbe koridordan aşağı inmeye başladım .Son basamağa geldiğimizde aşağıdan yoğun tezahürat sesi geliyordu . Çevik beni durdurup üstündeki boks bornozunun belindeki kuşağı çıkardı . Siyah kuşağın üstünde gümüş renginde balyoz simgesi vardı .Kuşağı bileğime dolayıp bağladı ve elimi tuttu.” Aşağıda ne görürsen gör ,yanımdan ayrılmayacaksın. Hazır mısın ?” Derin bir nefes alıp bakışlarımı ondan çektim “ Hazırım" gülümsediğini hissettim ve son basamağa doğru adımımızı attık .
İnsanların tezahüratları bizim inmemizle daha da yükseldi . Çevik yumruğunu kaldırıp sırıttı ,bu bagırışlar hoşuna gidiyor gibiydi . .Adımlarımız ringe doğru ilerlerken dik durmaya ve nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum .İnsanların fısıltılarını duyabiliyordum ,kim olduğumu merak ediyorlardı . Ringin önüne geldiğimizde sandalyelerde oturanlara kaydı bakışlarım .Azer’ in öfkeli bakışlarıyla karşılaştığımda ,şaşkınlıkla yüzüne baktım. Burada ne işi vardı ? Gözleri Çevik ile birleşmiş olan ellerimizdeydi . Yanımıza gelmek için hareketlendiğinde yanındaki kişi hızla kolunu yakaladı . Aralarında sert bir konuşma geçti ve yanındaki adamın bakışları bendeyken ona cevap verdi .Adamın söylediği her neyse Azer sakinleşip yerine oturdu ama elleri hala yumruktu . Çevik ‘in elimi sıkmasıyla bakışlarımı ondan çektim . Uyarırcasına gülümsedi ,kime baktığımı biliyordu . Sırıtıp ellerimizi ayırdı ve üstündekini çıkartıp , omuzlarıma bıraktı . Bana yaklaşmaya başladığında “ Sakın düşündüğüm şeyi yapma ! Ringe çıkmadan ilk yumruğu benden yersin .” sert sözlerimle, kahkaha atıp elleriyle yüzümü tuttu .Tezahüratlar ve uğultular daha çok artarken uyarı dolu bakışlarımı gözlerine kitledim . Uyarımı dikkate almış olmalı ki alnımdan öptü . “ Bol şanslar “ geriye doğru bir adım attığında gülümsedi “ şansa ihtiyacım yok .Güç benden yana “ hızla arkasına dönüp ringe girdi .Çevik bir kaç gösteri hareketi yapıp kalabalığı daha da coşturdu .Karşısındaki adama baktığımda Çevik ‘in vücuduna göre çok daha iriydi ama ikisi de uzun boyluydu . Göz ucuyla tekrardan Azer ‘in olduğu tarafa baktığımda yerinde olmadığını fark ettim , oturduğu sandalye boştu . Bakışlarım kalabalıkta gezindiğinde bir kaç kişinin bana merakla baktığını fark ettim ama Azer ‘i göremedim , tekrar ringe odaklandım. Maç başlamış , karşısındaki adam öldüresiye yumruklarını sallıyordu .Çevik ise isminin hakkını verircesine ringde oldukça hızlı hareket ediyordu ,öyle ki adam onu takip etmekte zorlanıyordu .Attığı her yumruk boşa gidiyordu . Çevik ‘in yapmak istediğini anladım ,onu yoruyordu .Çevik adamın şaşkınlığından yararlanıp hızla önüne geçti .Açıkta olan yüzüne sert bir yumruk geçirdi ,adam yumruğun etkisiyle yere düşerken Çevik durmadı ve üstüne oturarak yumruklarını sıralamaya devam etti. Adam zar zor bu kapandan kurtulup var gücüyle Çevik ‘i üstünden attı .Yüzü dağılmış şekilde ayağa kalktığında ağzındaki kanı yere tükürdü .Öyle öfkeyle bakıyordu ki bir an karşısında olduğumu hayal ettim ,böyle bir öfkeyle beni çiğ çiğ yerdi . Çevik ise hiç etkilenmiyor gibi sırıtıyordu ,bu adamın hışımla üstüne atılmasına sebep oldu .Çevik ‘in karın boşluğuna doğru kuvvetli bir yumruk savurdu . Yumruğun etkisiyle Çevik hızla köşeye çekilip acıyla yüzünü buruşturdu. Gözleri saniyelik beni bulduğunda gülümsedim bu ona cesaret vermiş gibi kaçmayı bırakıp var gücüyle saldırdı . Adam yumrukların etkisiyle kanlar içinde yere yığılırken Çevik bırakmadı .Tezahüratlar yükselirken istediklerini verdi . Bir can daha almıştı gözlerimin önünde . Cesareti ona ben aşılamıştım. Yüzünde az önce öldürdüğü adamın kanlarıyla ayağı kalktı ve sırıtarak yumruklarını havaya kaldırdı .Onun için bu bir zaferden ibaretti .Gözlerim yerdeki kanlar içindeki bedene kaydı .Bir ölüm bu kadar kolay mıydı ?Sevinç çığlıkları kulaklarımı kapatma isteği uyandırırken , kimsenin yerdeki ölü bedeni umursamayışı bu dünyanın ne kadar kötü olduğunu yüzüme vuruyordu . Birinin beni izlediğini fark ettiğimde bakışlarım sandalyelerin olduğu tarafa döndü . Azer gelmişti ne zamandır orada oturuyordu, bilmiyordum .Gözleri benim üzerimdeydi bakışları çok kısa ringe kaydı bende döndüğümde Çevik ‘in beni yanına davet ettiğini fark ettim, tekrar Azer’ e döndüğümde başını iki yana salladı .Oraya çıkmamı istemiyordu .Aklım verdiğim kararın doğruluğunu sorgularken ringe doğru bir adım attım ve bir adım daha, her adımımda ölü adamın ruhunun bana nefretle baktığını hissediyordum . Durmadım , Çevik ‘in yanında yerimi aldım . Kanlı eli elimi tuttuğunda elime bulaşan kana baktım . Kusmamak için kendimi çok zor tutuyordum . Kimse ağır kan kokusunu almıyor muydu ? Bu kadar mı alışmışlardı ? Çevik konuşmaya başladığında tezahüratlar susmuştu . ” Yanımda gördüğünüz güzellik grubumuza yeni dahil oldu . Kendisi yakında bu ringde kazandığı zaferlerle ismini zihninize kazıyacak . Güç bizden yana olsun .” birleşmiş ellerimizi havaya kaldırıp Azer ‘e bakarak gülümsedi .bu gülüş bir zafer gülüşüydü .sadece kazandığı maç için değil , Azer’ e karşı olan savaşında da öne geçmiş gibi . Çevik ‘in son kurduğu cümleyi onu destekleyenler tekrar etti . Bir slogan gibiydi . ringe girmeden önce de “güç benden yana “ demişti . Bu kanlı dünyaya davet edilmiştim ve ben bu daveti geri çevirmedim . Kanla kaplı bu yolda kazanan kim olacak bilmiyorum ama asıl mesele bu yolda kiminle yürümeyi seçeceğimdi. Yanımda zaferle sırıtan adama baktım ,yüzündeki kanlar yeni yeni kurumuştu .Ardından bakışlarım hayal kırıklığıyla beni izleyen kehribarlara döndü , gözlerindeki hayal kırıklıkları canımı yaktı . Bakışlarımı çekip yere indirdim ve Çevik’le birlikte ringden inip üst kata çıktığımızda , hızla elimi kanlı elinin arasından kurtardım . “ Onu öldüreceğini söylemedin ! “ Yükselen sesimi umursamayıp ,sakince ilerleyip koltuğa oturdu . .Ellerinde ki bandajları çözüp sehpanın üzerine bıraktı . “ Öldürmeyeceğimi de söylemedim Çisem. “ Bana daha öncede ismimle hitap etmişti .Ona ismimi söylemediğime emindim . “ Ben yapamam anlıyorsun dimi beni ,ben kimseyi öldüremem .” Yerinden kalkıp yanıma geldi .Hâlâ omuzlarımda olduğunu unuttuğum boks sabahlığını alıp üstüne giydi . “ Yapacaksın, ölmek istemiyorsan bunu yapmak zorundasın .” Öfkeyle yüzüne bakarken hızla kapı açıldı .Azer içeri girerken öfkeli bakışları Çevik ‘in üzerindeydi.
“ Sen mi zorladın onu ? “ hızla yaklaşıp Çevik ‘ in boğazını sıkarak duvara yasladı onu . Sert bakışları bana dönerken “Tehdit mi etti seni?” Eli sıkılaşırken öfkeli bakışlarını tekrar Çevik ‘e dikti .“ Seni uyardım . Seni defalarca uyardım . Benim olana yaklaşamazsın .” Eli daha çok sıkılaşırken Çevik’ in yüzü baskının etkisiyle kızarmaya başlamıştı .Ama karşı koymuyor tam tersi sırıtıyordu .Araya girmeye çalıştım . Azer ‘ i geri çekmeye uğraştım ama o kadar güçlüydü ki yerinden dahi kımıldamadı .” Ben geldim Azer .Ben istedim yanında olmayı ,bırak öldüreceksin .” Dediğimle ellerini çekip sertçe ittirdi Çevik ‘i . Çevik öksürüklere boğulurken eli boğazındaydı . Azer ‘in parmak izleri belli oluyordu . “ Gidiyoruz ! Konuşacaklarımız var seninle. “ Söylediğini umursamadan , Çevik ‘ e doğru bir adım attığımda hızla yolumu kesip bileğimden tuttu .” Gidiyoruz ! Dedim .“ sinirle yüzüne baktım .” Zorla mı götüreceksin ?” Öfkeli gözleri bu sefer benim üstümdeydi .” Omzuma atmamı falan mı istersin ? Bir yere gideceğiz .Eğer tekrar buraya ,bu pisliğe dönmek istersen durdurmam seni merak etme .Şimdi yürü! “ Beni odadan çıkarmasına izin verip ,peşinden ilerledim . Birlikte salondan çıktığımızda Selim arabanın kapısını açıp yanımıza ilerledi ve geldiğimiz yere baktı .Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu ,barda olduğumu zannediyordu şimdi ise bu salondan çıkmıştım . Azer bileğimi bırakarak ona doğru ilerledi. “ Koçum araba bize lazım ,sen bugün izinlisin .“ Azer ‘ in benim çalışanıma emir vererek konuşması yüzümde alaylı bir gülüşün yer almasına sebep oldu . Selim’in anlamsızca yüzüme baktığını fark edip “ Anahtarı ver Selim ,dediği gibi izinlisin .” İtiraz etmek için ağzını açtığında sertçe sözünü kestim ."Emrime itaatsizlik mi edeceksin Selim? Azer ‘in yanında güvendeyim."
Son kurduğum cümleyi Azer ‘in gözlerine bakarak söylemiştim. İmalı ve ona aslında güvenmediğimi belli eden sesimle bakışlarını üzerimden çekti.
"Emredersiniz efendim, herhangi bir ihtiyacınıza karşın telefonum açık olacak."
Başımı sallayıp arabanın arka kapısını açmış oturacakken Azer ‘in sert bakışlarıyla elim kapı kolundayken ona gözlerimi devirdim “ yine ne oldu ? “ sorumla derin bir nefes alıp "Şoförün değilim ben senin, ön koltuğa geç Çisem !" dedi. Kaba konuşmaları sinirimi bozmaya başlamıştı ,sertçe açtığım kapıyı kapatıp ön tarafa geçtim. O da arabayı çalıştırmıştı.
Nereye gittiğimizi bilmesem de sesimi çıkarmadım. Camdan dışarıyı izlemeye başladım. Gözlerinin bende olduğunun farkındaydım ama ona bakmadım. Ani kükremesiyle oturduğum yerde sıçradım . Sessiz gecen yolculukta bunu beklemiyordum .“ Sana orası tehlikeli dedim .Sen ne yaptın oraya gitmekle kalmayıp o piçin elini tuttun . “ gözlerim ona dönerken öfkeli bakışları yoldaydı . “ Tanıyor musun onu ? “ sorusuyla bakışlarımı kaçırdım . Kendimi yaramazlık yapıp yakalanan bir çocuk gibi hissediyordum. “ sana onu tanıyor musun dedim “ bağırmasıyla kafamı iki yana salladım . alayla güldü . “ Birileri bu işi çocuk oyuncağı olarak görüyor herhâlde ,neye bulaştığını bile bilmiyorsun .Nasıl biri olduğunu , kaç kişinin canını yaktığını bilmiyorsun . Gururla ringde elini tuttuğun adam kaç genç kızın hayalleriyle ,hayatlarıyla oynadı bilmiyorsun .” Verebileceğim bir cevap yoktu ,onu araştırmamıştım ,tanımıyordum da ama buna mecburdum . “ Ne kadardır görüşüyorsun onunla ? “ gözlerimi kaçırdım . “ Çisem sorduğum sorulara cevap ver , elini tutuyorsan yakın olmalısın dimi !” öfkeyle ona döndüm . “ Sen bana benim hayatım seni ilgilendirmez demedin mi ? Şimdi sen benim hayatıma neden karışıyorsun ? “ Sakinleşmeye çalışır gibi derin nefesler alıyordu . Öfkesi azalsa da gözlerindeki kırgınlık yerinde duruyordu . “ Onunla sevgili mi oldun ? “ dediklerimi umursamıyor gibi sorularını sıralamaya devam ediyordu . “ Saçmalama ,senden istediğimi o verdi .Bunun için yanındaydım .” gözleri hayretle bana döndü .“ Yani öyle kolayca elini tutup gururla o ringe çıkabildin . Sırf seni o çeteye yaklaştıracak diye ! “ kaşlarımı çattım . “ Bu öfken onun elini tuttuğum için mi ? “ Yüzüme bakmak istemiyor gibi gözlerini kaçırdı ,az önceki öfkesi tekrar yerini alıyor gibiydi. “ Sadece merak ediyorum , o katili bulmak için masumiyetinden neler kaybedeceksin ?” Bu sefer alaylı gülüş sırası bendeydi ,gözlerimi ondan çekip sırtımı koltuğa yasladım .” Masumiyet , ben o masumiyeti yiğit öldüğünde kaybettim Azer . “ Söylediğimle derin bir nefes aldığını hissettim ama ona dönmedim . Geçtiğimiz caddelerden sonra izbe bir mahalleye girdik. Sokakta gezen üstü kirli çocuklar, köşelerde bali çekenler, kerpiçten evlerin önünde asılı duran kıyafetler...
"Neden geldik buraya?"
"Biriyle görüştüreceğim seni. Eğer buradan çıktıktan sonra tekrar oraya gitmek istersen... Hayatından tamamen çıkarım Çisem. Karışmam, korumam, peşinde olmam..."
Yüzüme bakmıyor, tamamen yola bakıyordu. Kurduğu her cümlede bunu yapmak istemediğini belli ediyordu. Azer ‘in gözlerindeki korkuyu gördüm, diğer ihtimali seçmem durumunda olacaklardan korkuyordu. Sokağın bitiminde, diğer evlere nazaran daha bakımlı, bahçesinde birçok çiçek ve çiçeklerin arasında çocuk salıncağı olan bir ev vardı.
Araba evin önünde durdu. Azer inip dış demir kapıyı açtı. İçeri girecekken henüz inmemiş olan bana baktı, "hadi" dercesine başıyla evi işaret etti ve bahçeye girdi. Yavaşça inip aynı demir kapıdan bahçeye adımımı attım. Taşlı yol bahçeyi ikiye ayırıyordu. Ev küçük bir gecekonduydu ama dışındaki bordo boyası ve bakımlı bahçesiyle şirin görünüyordu.
Azer kapıyı çalmış ve kapının önünde beklemeye başlamıştı .Bir adım gerisinde durdum . "Kim o?" diye bir kadın sesi duyuldu içeriden. Azer "Benim," dedi. Kilit sesi duyuldu ve kapı açıldı. Kapı açılır açılmaz bir erkek çocuğu Azer ‘in bacağına sarıldı. Yaklaşık 3-4 yaşlarındaydı ,siyah saçları ve mavi gözleri vardı. "Azer abi, araba oynayalım!"
Bir an "abi" demese, çocuğu sanmıştım. İçimdeki bu rahatlama da ne içindi? Kafamı kaldırıp kapıyı açan kadına baktım. 25-26 yaşlarında, siyah saçlı ve kahverengi büyük gözlüydü. Benden bir 5-6 santim kısaydı ve oldukça zayıftı ama o kadar doğal bir güzelliği vardı ki bir an yüzüne bakakalmıştım. Bize bakıp gülümsedi.
"Hoş geldiniz, geçsenize içeri. Kuzey, sen de Azer ‘i rahat bırak, bir içeri geçsinler."
Azer küçük çocuğu kucağına alıp arabalar hakkında konuşarak içeri girdi. Ben ise girip girmemekte kararsız kalmış şekilde kapıda bekliyordum.
"İçeri geç lütfen. Benim ismim Nisa, ya seninki?"
Dediğine uyup ayakkabılarımı çıkartarak içeri adım attım. “Çisem memnun oldum . “ İçerisi de dışarısı gibi çiçeklerle doluydu; beyaz ve kahve tonları eve hakimdi. Çiçekleri incelediğimi gören Nisa, "Çiçekleri sever misin?" diye sordu. O kadar güler yüzlü ve cana yakındı ki kendimi onun yanında yabani gibi hissetmiştim.
Gülümseyerek kafamı salladım. Çiçeklere bakmaya devam ettim. "Severim tabii ki. Anladığım kadarıyla siz bayağı ilgilisiniz."
"Evet, çok severim. Bahar gelince açmaları içime huzur getiriyor. Bana 'sen' de lütfen."
Kafamı salladım. Onun yönlendirmesiyle salona ilerledik. Azer, Kuzey ile yerde araba oynuyordu. O kadar güzel görünüyorlardı ki bir an gözümü ondan alamadım. Nisa bunu fark etmiş gibi kıkırdadı.
"Otursana, ben çay demliyim hemen içeriz."
Krem rengi L koltuğa oturdum. Oda küçüktü ama sanki bir mimar düzenlemiş gibi bütün alanlar değerlendirilmişti. Köşede küçük bir kitaplık, üzerinde daha önce okuduğum tarzda bir sürü kitap, yanında krem tonlarında sallanan bir sandalye ve bir sehpa vardı. Sanırım bir kitap okuma köşesi yapılmıştı. Bir TV sehpası ve TV vardı; sehpanın yanında ise kocaman bir saksı içinde, tahminimce yapay bir portakal ağacı duruyordu. Üstünde beyaz çiçekleri ve ara ara küçük turuncu portakalları vardı. Gözlerim tekrar Azer ‘i bulduğunda beni izlediğini fark ettim. Anlamlandıramadığım bir bakışma geçti aramızda; ilk gözünü kaçıran ben oldum. O sırada içeriye Nisa girdi. Azer bakıp hafifçe gülerek sordu:
" Daha önceden haberim olsaydı ,bir şeyler hazırlardım . Kusura bakmayın “ Azer umursamazca omuz sirkti .
" Çayını içsek yeter .Sohbete gelmedik zaten çisem in senden öğrenmesi gerekenler var “
Nisa durakladı. Azer ‘deki bakışlarını bana çevirdi .Az önceki neşeli yüzü gitmiş , yerini hüzün kaplamıştı. Bir şey söylemeden odadan çıkıp mutfağa ilerledi.
"Hadi oğlum, yoruldum ben. Sen odana geç biraz tek oyna. Biz büyüklerin konuşacağı şeyler var."
Azer ‘in kurduğu cümlelere Kuzey’den hemen itiraz geldi: "Olmaz! Zaten uzun süredir gelmedin. Gökhan abi de gelmiyor. 'Uyu, yarın geleceğim' demişti; ben üç kere uyudum uyandım ama gelmedi."
Aradaki bazı harfleri yutması ve bir kelimeyi sürekli tekrar ederek konuşması çok güzeldi. Azer başını sevdi, gülümseyerek konuştu: "İşi vardır. Büyüklerin işleri bazen bitmeyebiliyor. Bir anlaşma yapalım seninle,eğer odanda uslu uslu oynarsan dondurma yemeye çıkarız. Hem de çilekli!"
Kuzey bir kaç arabasını o minik ellerine alıp başını hızla aşağı yukarı salladı ve gülerek odasına gitti. Anlaşılan dondurma canavarıydı. Çocuğun arkasından gülümseyerek bakıyordum.
"Çocukları seviyor gibisin?" Yüzümdeki gülümsemeyle ona döndüm.
"Severim. Sen de seviyor gibisin."
Başını sallamakla yetindi. Nisa elinde tepsiyle içeri girmişti. Kalkıp sehpayı ortaya koydum, o da üstüne çayları bıraktı. Azer yerden kalkıp çayını aldı ve yanıma genişçe oturdu. Nisa da kitaplığın önündeki sandalyeyi karşımıza çekti ve oturdu.
"Nisa, isteyeceğim şey için özür dilerim. O günleri tekrar hatırlamanı istemezdim ama onun senin hikâyeni duymaya ihtiyacı var."
Azer ‘in kurduğu cümleyle Nisa’nın omuzları çöktü, yüzünü keder kapladı.
"Eğer ona faydası dokunacaksa anlatırım. Benim için o günler çok geride kaldı. Senin sayende oğlumla mutlu bir hayatım var."
Ne anlatacağını bilmiyordum. Konuşmalarından hiçbir şey anlamasam da pek de iyi olmayan şeyler duyacağımı biliyordum.
Nisa’nın elleri dizlerinin üzerinde birleşti, parmak boğumları beyazlayana kadar sıktı kumaşı. O az önceki cıvıl cıvıl kadın, sanki bir gölgeye dönüşmüştü. Karan’ın bakışlarındaki o sertlik gitmiş, yerini derin bir keder ve saygı almıştı. Kendimi duyacaklarıma hazırlamaya çalıştım .
Nisa derin bir nefes aldı, gözlerini halıdaki bir noktaya dikti ve anlatmaya başladı:
''Gençtim, bilgisizdim... Ve hırslıydım. Canım yandığında daha çok can yakmak istiyordum. Öz babam annemi katletmişti. Annemi böyle bir vahşetle kaybetmek bana hayatı sorgulattı. 14 yaşında yalnız kaldım ,ne bir akraba ne bir dost... Okulu bıraktım, evsiz kaldım. Hayatın bana borçlu olduğunu düşünüyordum. Sonra Çevik’le tanıştım. O, insanın içindeki o karanlığı nasıl besleyeceğini çok iyi bilir. Bana 'özgürlük' vaat etti. 'Kendi ayaklarının üzerinde durmak istiyorsan, acımayı unutmalısın,' dedi. Ben de o ringlere çıktım. İlk zaferimde dudaklarım patlamış, kaburgalarım ezilmişti ama kendimi dünyanın en güçlü insanı sanıyordum."
Derin bir nefes aldı, o anları tekrar yaşıyor gibiydi. Gözlerini halıya dikti. Azer ise yanımda dişlerini sıkıyor, yumruk olan ellerini saklıyordu.
''Sonra... Çevik’le sevgili oldum. Sürekli onunla takılıyor, hayatımın en mutlu günlerini yaşıyordum. Zamanla bana olan ilgisi değişti. Önce ufak şiddetler... Sonra bir gün bir maçı kazanamadım. Ama ölmedim de çünkü rakibimin de benim de yerden kalkacak halimiz yoktu. Kolum kırılmış, yüzüm tanınmaz haldeydi. Kendine yediremedi; kaybetmem onun için gücünün hafife alınmasıydı. Grubundaki herkesin kazanması gerekirdi, yoksa farklı şekillerde o gruptan atılırdın. Ben de atıldım. Ama sokağa değil; beni bir genel eve sattı. Bir süre karşı çıktım, şiddet gördüm...''
Cümleleri kesilmeye başlamıştı, sanki kelimeler ağzından zor çıkıyordu. Azer büyük bir hiddetle odadan ayrıldı. Dış kapının çarpılma sesi geldi. Ben ise gözlerim dolu dolu Nisa’yı izliyordum.
''Bir süre sonra beni bir adamın önüne attılar. Sonra başkaları...'' Hıçkırıklarının arasından konuşmaya çalışıyordu. Ağzımı elimle kapatmış, hıçkırığım çıkmasın diye tutuyordum. Gözlerimdeki yaşlar elime düşüyordu. Bu kadar ağırını beklemiyordum.
'' İntihar etmeye karar verdim. Daha fazla böyle bir yaşantı süremezdim. Bileklerimi kestim , Kan kaybından bayılmışım, beni yol kenarına atıp gitmişler. Azer bulup hastaneye getirmiş... İnanabiliyor musun? Ben orada yaşamıma son vermeye çalışırken, biri yaşama sıkı sıkıya tutunmaya çalışıyormuş. Kuzey’e hamile olduğumu orada öğrendim. Onun sayesinde hayata tutundum. Benim için o sadece benim çocuğumdu. O kadar zorluğa rağmen bana tutunan savaşçı bir bebekti. Azer bana bu evi verdi. Bana çocuğumla mutlu bir hayat bahşetti. O ve arkadaşları hep destekçim oldu. Ona hayatım boyunca ödeyemeyeceğim bir borcum var.''
Gözyaşlarını sildi eliyle. Daha fazla yerimde duramadım ve ona sarıldım. Şimdi hıçkırıklarıma engel olamıyordum, aynı şekilde o da engel olmuyordu. Bir süre öyle durduk. Bileğindeki derin izler dikkatimi çekti. Ömür boyu bu izleri taşıyacaktı.
''Sen çok güçlüsün. Bu dünyada gördüğüm en güçlü kadınsın.'' Birbirimizden uzaklaşmıştık ama hala yanına diz çökmüş, elini tutuyordum.
“Çisem , benim yaşadıklarımı yaşama. Ben şanslıydım, kurtuldum o hayattan ama benim gibi olup kurtulamayan birçok kadın var. Azer bana bunu anlattırdıysa Çevik’le tanışmışsın demektir. Sana ne bahşetti bilemem ama işin sonu hep aynı; kendine bunu yaşatma lütfen...''
Başımı salladım. Asla oraya gitmezdim. Nisa’nın yaşadıklarından sonra Çevik’e güvenemezdim.
Bölüm etkileşimi
