Geçitin Ardı kitap kapağı

4. bölüm / 6

Geçitin Ardı

Beni Bul Lyra...

Vaveyla Yazarı: İrem Akbay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Beni Bul Lyra...

BÖLÜM 3
Lyra evden çıktığında aklında okuldan çok başka şeyler vardı.
Hazel'in söyledikleri. Babası Jonathan'ın verdiği cevap. Annesinin kahve fincanını tutarken ellerinin titremesi. Ve en önemlisi, Hazel'in ilk kez böyle bir şey görmesi.
Bunların her biri tek başına düşünüldüğünde açıklanabilecek şeylerdi. Ama Lyra hiçbir zaman tek tek bakmazdı. Parçaları bir araya getirirdi.
Yürürken zihninde aynı konuşmayı tekrar oynattı. Hazel onu gece bahçede görmüştü. Jonathan buna şaşırmamıştı.
Hayır.
Lyra bu düşüncede durdu.
Şaşırmıştı.
Ama Hazel'in söylediğine değil. Sanki başka bir şeyden korkmuştu.
Lyra kaldırımda yavaşladı. Tam o sırada telefonunun ekranına baktı.
07.56.
Okula yetişmek için on dakikadan biraz fazla zamanı vardı. Normalde hızlanması gerekirdi. Ama Lyra'nın zihni başka bir yere takılmıştı.
Babası ona gece dışarı çıkmaması konusunda kesin bir yasak koymuştu. Saat 2.00 dan sonra evden hatta odasından çıkmasına izin vermiyordu. Lyra bunun yıllardır değişmeyen bir kural olduğunu biliyordu.
Ama nedenini hiçbir zaman gerçekten öğrenememişti.
Lyra'nın aklına yeni bir ihtimal geldi.
Belki de babası onun gece bahçede olduğunu biliyordu.
Ama bu düşünceyi hemen reddetti.
Çünkü böyle bir şey mümkün olsaydı, Jonathan neden bunu saklamaya çalışsın?
Lyra yürümeye devam etti.
Bir süre sonra okulun bulunduğu caddeye ulaştı. Blackwood Lisesi kasabanın en eski binalarından biriydi. Koyu tuğladan yapılmış, üç katlı ve her iki yanında büyük akçaağaçların yükseldiği eski bir yapıydı.
Okula girdiğinde koridorlar her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrenciler sınıflara yetişmeye çalışıyor, öğretmenler ellerindeki dosyalarla koridorlarda ilerliyordu.
Lyra bütün dersler boyunca sabah yaşananları düşünmemeye çalıştı.
Başaramadı.
Öğretmenin anlattığı hiçbir şey zihninde birkaç dakikadan fazla kalmıyordu. Defterine not alıyor, sonra farkında olmadan aynı kelimenin altını birkaç kez çiziyordu.
Son derse doğru telefonuna baktığında ekranda bir mesaj belirdi.
(Mesaj: Çıkışta seni bekliyoruz.)
Mesaj yakın arkadaşı Maya'dan gelmişti.
Lyra'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. En azından günün geri kalanında kafasını dağıtabilecek birileri vardı.
Ders bittiğinde çantasını omzuna attı ve okuldan çıktı.
Merdivenlerin sonunda Maya'yı ve yanında erkek arkadaşı Evan'ı gördü.
(Maya gülümseyerek elini kaldırdı.)
“Sonunda çıktın.”
(Lyra yanlarına yaklaşarak gülümsedi.)
“Bütün gün beni mi beklediniz?”
(Evan başını kaşıdı.)
“Biraz.”
(Maya Evan'a bakıp güldü.)
“Yalan söylüyor. Yarım saattir burada.”
(Evan başını iki yana salladı.)
“Abartma.”
Lyra ikisine bakıp güldü.
“Ne yapıyorsunuz burada?”
Maya'nın yüzündeki gülümseme biraz daha genişledi.
“Bir yere gidiyoruz.”
(Lyra şüpheyle baktı.)
“Nereye?”
Maya birkaç saniye bekledi.
“Kuzey Ormanı.”
Lyra'nın yüzündeki ifade anında değişti.
“Hayır.”
(Evan kaşlarını kaldırdı.)
“Daha ne olduğunu bile söylemedik.”
“Gerek yok.”
Maya güldü.
“Lyra, oraya girmeyeceğiz. Sadece bakıp döneceğiz.”
“Orası yasak.”
“Tam olarak bu yüzden gidiyoruz.”
Lyra gözlerini devirdi.
“Bu, ikna edici bir açıklama değil.”
Maya koluna hafifçe dokundu.
“Hadi ama. Yarım saat. Hem Evan'ın arabası var.”
Lyra cevap vermedi.
Kuzey Ormanı.
Çocukluğundan beri hakkında tuhaf hikâyeler anlatılan, kasabanın kuzeyinde uzanan geniş ormanlık alan.
Ve ailesinin özellikle uzak durmasını söylediği yer.
Lyra'nın aklına sabah babasının söyledikleri geldi.
Gece dışarı çıkma.
Bir an için gitmemesi gerektiğini düşündü.
Sonra başka bir düşünce geldi.
Belki de bütün bunların cevabı oradaydı.
(Lyra iç çekti.)
“Tamam.”
Maya'nın yüzü aydınlandı.
“İşte bu!”
(Evan arabanın anahtarlarını salladı.)
“Biliyordum.”
Lyra hiçbir şey söylemeden arabaya doğru yürüdü.
Yolculuğun ilk birkaç dakikası normaldi. Maya önde oturuyor, Evan müzik açıyor, Lyra ise arka koltukta camdan dışarı bakıyordu.
Kasabanın merkezinden uzaklaştıkça evlerin sayısı azaldı.
Yollar daraldı.
Ağaçlar sıklaştı.
Lyra'nın içindeki huzursuzluk ise giderek büyüdü.
Önce bunun sadece ailesinin yıllardır koyduğu yasak yüzünden olduğunu düşündü.
Sonra bir görüntü gördü.
Bir anda.
Kısa bir anlığına.
Arabanın camından dışarı baktığı sırada ağaçların arasında dar bir geçit gördü.
Lyra gözlerini kırptı.
Geçit yoktu.
Sadece ağaçlar vardı.
(Lyra kaşlarını çattı.)
“Bir dakika...”
Maya arkasına döndü.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Lyra tekrar dışarı baktı.
Bu kez başka bir görüntü geldi.
Taşlarla çevrili karanlık bir yol.
Islak toprak.
Ağaçların arasından süzülen soluk bir ışık.
Ve bir erkek sesi.
“Lyra.”
Lyra irkilerek gözlerini kapattı.
Görüntü kayboldu.
(Evan dikiz aynasından ona baktı.)
“İyi misin?”
Lyra birkaç saniye cevap veremedi.
“Evet.”
Maya ona dikkatlice baktı.
“Emin misin?”
Lyra başını salladı.
“Başım biraz ağrıdı sadece.”
Ama bu doğru değildi.
Başının ağrımasından çok daha garip bir şey oluyordu.
Sanki zihninin bir yerinde daha önce hiç yaşamadığı anılar açılıp kapanıyordu.
Araba ilerledikçe görüntüler daha sık gelmeye başladı.
Bir kapı.
Taş bir zemin.
Karanlık bir geçit.
Bir el.
Bir çift mavi göz.
Sonra yine hiçbir şey.
Lyra ellerini dizlerinin üzerinde sıkıca kenetledi.
Neden bunları görüyordu?
Bunlar anıysa kimin anılarıydı?
Araba sonunda yavaşladı.
Kuzey Ormanı'nın girişine gelmişlerdi.
Evan arabayı yol kenarına çekti.
Üçü de arabadan indi.
Karşılarında eski, yüksek demir parmaklıklar uzanıyordu. Bazı yerleri paslanmış, bazı yerleri sarmaşıklarla kaplanmıştı.
Girişte yıllar önce asılmış bir uyarı levhası vardı.
GİRİŞ YASAKTIR.
Maya levhaya bakıp güldü.
“Bence bizi özellikle çağırıyor.”
(Lyra kuru bir ifadeyle ona baktı.)
“Kesinlikle öyle.”
Maya demir parmaklıkların üzerine ellerini koydu.
“Hadi.”
Evan önce Maya'nın ardından Lyra'nın geçmesine yardım etti.
Lyra demirlerin diğer tarafına geçtiği anda içinden soğuk bir ürperti geçti.
Sanki ormana adım atmasıyla birlikte bir şey değişmişti. Birde güçlü soğuk bir rüzgar esti. Bu onları germişti fakat devam etmelerini engellemedi.
Maya ve Evan özellikle işin şakasındalardı.
Onlar çoktan ilerlemeye başlamıştı.
Ağaçların arasında konuşuyor, birbirlerine takılıyor ve buldukları her şeye gülüyorlardı.
Lyra ise sessizce arkalarından yürüyordu.
Bir süre sonra Maya dönüp ona baktı.
“Lyra?”
Lyra başını kaldırdı.
“Efendim”
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Maya birkaç saniye onu inceledi.
“Emin misin?”
Lyra zoraki bir gülümsemeyle başını salladı.
“Evet. Sadece burayı sevmedim.”
Maya güldü.
“Daha beş dakika oldu.”
Lyra cevap vermedi.
Çünkü o anda gözünün ucuyla bir şey gördü.
Ağaçların arasında büyük, taş bir heykel vardı.
Üçü ona doğru ilerledi.
Heykel insan şeklinde değildi. Ne olduğu tam olarak belli olmayan, eski ve tuhaf bir figürdü. Gövdesinin üzerinde birbirine benzeyen ince çizgiler vardı.
Maya telefonunu çıkardı.
“Bunun fotoğrafını çekmem lazım.”
(Evan heykelin yanına geçerek güldü.)
“Bunu okulda gösterirsek kimse inanmaz.”
Maya onun yanına geçti.
Lyra birkaç adım geride kaldı.
Telefonunu çıkaran Maya'nın ekranına bakıyordu.
Sonra gözleri heykelin arkasındaki boşluğa takıldı.
Bir şey vardı.
Lyra birkaç saniye boyunca hareket edemedi.
Ağaçların arasında, heykelin arkasında olması mümkün olmayan kadar büyük bir yapı yükseliyordu.
Bir geçit.
Devasa bir geçit.
Taştan yapılmış gibi görünüyordu ama yüzeyi taş değildi. Sanki ışıkla karanlık arasında bir yerde duruyordu.
Lyra'nın nefesi kesildi.
Görüntü bir anda zihninin içine doldu.
Soğuk bir hava.
Bir kapı.
Bir el.
Mavi gözler.
Ve sonra bir erkek.
Bu kez yüzünü net gördü.
Koyu siyah saçlar.
Mavi gözler.
Lyra'ya doğru dönüyordu.
Sesi diğer bütün seslerin arasından sıyrıldı.
“Beni bul.”
Lyra'nın gözleri büyüdü.
Görüntü değişti.
Aynı adam daha yakındı.
“Yaklaştın, Lyra.”
Bir başka görüntü.
Karanlık.
Sonra onun sesi yeniden duyuldu.
“Buradayım.”
Lyra bir adım geriye çekildi.
Başının içi uğuldamaya başladı.
“Sen...”
Kelime dudaklarından zor çıktı.
Adam ona bakıyordu.
Sanki uzun zamandır onu bekliyordu.
Lyra'nın görüşü bulanıklaştı.
Maya'nın sesi uzaktan geliyordu.
“Lyra?”
Son duyduğu şey, o yabancı adamın sesiydi.
“Beni bul.”
Sonra her şey karardı.
Lyra gözlerini açtığında tavana bakıyordu.
Beyaz.
Çok beyaz.
Bir süre nerede olduğunu anlayamadı.
Başını çevirdiğinde yanında Maya'yı ve Evan'ı gördü.
Maya'nın yüzünde korku vardı.
(Evan öne eğildi.)
“Lyra? İyi misin?”
Lyra konuşmaya çalıştı.
“Ben... neredeyim?”
Maya derin bir nefes aldı.
“Hastanedesin.”
Lyra kaşlarını çattı.
“Hastane mi?”
(Evan başını salladı.)
“Ormanda bayıldın.”
Lyra gözlerini kapattı.
Hatırlıyordu.
Geçit.
Çok çekici bir adam.
Mavi gözler.
Ama görüntüler artık birbirine karışmıştı.
(Maya elini yatağın kenarına koydu.)
“Çok korktuk. Bir anda yere düştün. Seni hemen buraya getirdik.”
(Evan ekledi.)
“Aileni de aradık. Birazdan burada olurlar.”
Lyra cevap vermedi.
Tam o sırada kapı sertçe açıldı.
Claire ve Jonathan içeri girdi.
İkisinin de yüzünde Lyra'nın daha önce hiç görmediği kadar yoğun bir korku vardı.
Claire doğrudan yatağın yanına geldi.
(Claire Lyra'nın sağ elini tuttu.)
“İyi misin?”
Jonathan hemen diğer taraftan yaklaştı.
(Jonathan endişeyle Lyra'ya baktı.)
“Bir yerin ağrıyor mu?”
Lyra başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Claire elini bırakmadan parmaklarını kontrol etti.
“Başın? Başın dönüyor mu?”
“Biraz.”
Jonathan derin bir nefes aldı.
Sonra yüzündeki korku yerini öfkeye bıraktı.
“Sen oraya nasıl girersin?”
Lyra şaşkınlıkla ona baktı.
“Baba...”
“Oraya gitmemen gerektiğini kaç kere söyledik?”
Claire de artık kendini tutamıyordu.
“Lyra, o bölgeye yaklaşman bile yasaktı.”
Lyra gözlerini ikisinin arasında gezdirdi.
“Ben sadece...”
Jonathan sözünü kesti.
“Sadece ne? Oranın yasak olduğunu bilmiyor muydun?”
Lyra sustu.
Biliyordu.
Ama bu kadar sert tepki vermeleri onu daha çok düşündürüyordu.
Jonathan'ın öfkesi yalnızca kızgınlık değildi.
Korkuydu.
Gerçek bir korku.
Lyra'nın aklına Maya'nın ailesine her şeyi anlatmış olabileceği geldi.
“Size kim söyledi?”
Claire kısa bir an durdu.
“Maya.”
Lyra başını yastığa yasladı.
Sonra babasına baktı.
“Peki neden?”
Jonathan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Ne neden?”
“Neden oraya gitmem yasak?”
Sessizlik.
Lyra bu kez annesine baktı.
“Çocukluğumdan beri aynı şeyi söylüyorsunuz.”
Kimse cevap vermedi.
Lyra'nın zihni yeniden çalışmaya başladı.
Babası sabah onun gece bahçede olduğunu duyduğunda şaşırmıştı.
Ama Hazel'in söylediğine değil.
Sanki başka bir şey biliyordu.
Annesinin elleri sabah titremişti.
Babası gece dışarı çıkmasını yasaklamıştı.
Kuzey Ormanı'na gitmesini çocukluğundan beri istemiyorlardı. Sürekli aşırı koruyucu ve gariplerdi.
Ve şimdi ormanda bayıldığı anda zihninde hiç tanımadığı bir adam belirmişti.
Mavi gözler.
Siyah saçlar.
Ve o ses.
Beni bul.
Lyra gözlerini kapattı.
Sonra yavaşça açtı.
Bir şeylerin birbirine bağlandığını hissediyordu.
Ama henüz hangi parçanın nereye ait olduğunu bilmiyordu.
Yine de bir şeyden artık emindi.
Bu sadece bir tesadüf değildi.
Ve ailesi ona anlatmadığı bir şey biliyordu.
Çok daha büyük bir şey.
Lyra yatağında sessizce otururken zihninde tek bir soru dönüp durdu.
Ben o ormanda aslında ne gördüm?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.