12. bölüm · GECE

AÇIKLAMA BÖLÜMÜ

Yeşim Nur Sayım

Bir şeyleri kısa bir şekilde açıklamak zorunda hissettim. Akışta benim kafamda soru işareti hiç yok çünkü olması gerektiği gibi ilerlediğini düşündüm fakat bütüne baktığımda bazı noktalar açıklayıcı gelmedi. Mesela ne yaptı? Neden her şey güzelken bir anda gitti? O gittiği aralıkta neler oldu? Ve ne zaman döndü, neden döndü? Kısaca bunlara da açıklık getirmek istedim. En azından bunu borçlu olduğumu hissettim…

Mükemmel sandığım bir ilişki vardı. Öyle ki kimse zarar veremezdi. Her gün tam vakit geçiremesek bile, o da ben de işten döndüğümde beş dakika dahi olsa hep geldi beni görmeye. Yakın da yaşamıyorduk, bunu istisnasız her gün yapması çok anlamlıydı. Evimin orada oturduğumuz bir bank vardı. Çoğu zaman hoş şeylerden bahsettiğimiz, nadiren de olsa onu bırakacağımı düşündüğünden bahseder üzülürdü. Bu ayrıntıyı veriyorum, nedenini tahmin etmek zor değil. Korkan oyken yine gidenin de o olması hoş gelmiyor hiç. Kendisi eski bir bağımlıydı. Uzun zamandır temizdi bu yüzden geçtiği yol ile gurur duyuyordum sadece. Başardığı her şeye hayrandım. Hayat ona da kötü davranmış, zor yollardan geçmesine neden olmuştu. Hiçbir zaman gözümde kötü değildi. Her şey bir süre peri masalı gibi devam ederken annemin sebebini bilmediğim bir şeyden ki hala bilmiyorum, bize karşı çıkmasıyla sarsıldı. Ben onlara gittim, birkaç gün kaldım ve geri dönmeyeceğimi anlayan annem yıllardır görüşmediğim babama durumu anlatmış. O akşam biz o insanın karşısına çıktık. Hiçbir açıklama yapmak zorunda değildik. Ama yaptık. Arkamda durmak zorunda değildi, ama durdu. Yıllardır bir sözü üzerimde olmayan adama şunları söyledi:
“Ben Yeşim’le oynamıyorum.”
“Nikah dairesinde tanıdığım insanlar var, bu hafta evlenebiliriz.”
Hiç ihtiyacımız olmayan onay geldi. Herkes odadan çıktı, babam, amcam, yengemler… Gözlerinden yaş geldi fakat hemen sildi. Sarıldı bana. Hep arkamda dağ gibi duran adam yine şaşırtmamıştı beni. Mutluydum. Şaşkındım. Darmadağın olmuştuk, zor gelmişti fakat biz o evden el ele bir bütün çıkmayı başarmıştık. Onun annesi dahi arkamızda, bize kefil oldu. Şâhitti her şeye emindi sevgimizden. Bu da bize güç veriyordu.
Ertesi gün buluşacaktık. Önce ofise uğrayıp abi yerine koyduğu patronuyla konuşacaktı. O dakikadan sonra haber alamadım. Aramalarıma açmadı, mesajlarıma dönmedi. Annesine sordum. O da ulaşamadığını söylüyordu. Birkaç saat sonra uzun bir mesaj geldi. Her şeyin ağır geldiğinden, biraz uzaklaşmak istediğinden bahsediyordu. Abi dediği insan ile şehir dışında kafasını dinleyeceğini, döndüğünde konuşacağını söylüyordu. Ne olduğunu biliyordum aslında. Sözde abisi, o da bizi onaylamıyordu. Bu kadar kısa sürede benimle kurduğu ilişkiyi sorguluyor, ona bu konuda aceleci davrandığımı söylüyordu. Öyle de olmuş, bunu aradan geçen iki yıldan sonra duyacaktım.
O mesajına dönüş yaptım, ne olduğunu anlamaya, bir şeyleri oturtmaya çalışıyordum kafamda. Gideceğini söylemişti ama ben bir ihtimal ofiste olduğunu düşünüp oraya gittim. Oradaydı. Kapıyı öyle ruhsuz açtı ki… Oturduk karşılıklı. Bu süreçte ben ağlıyor, sadece onun o donuk ifadesi ile ağzından çıkanları dinliyordum. Başladığımız yerde bitiyorduk… Olan buydu.
O günden sonra beni her yerden, annesi ve kız kardeşinin telefonundan bile engelledi. Ona ulaşmam için hiçbir açık kapı bırakmamaya özen gösteriyordu. Öyle yıkılmış ve boş hissediyordum ki… İnandığım onca şey bir enkaz olmuş, ben altında can çekişiyordum. Birkaç gün sonra Ruh sağlığı ve hastanesine yatırıldım. Canım acıyordu. Tek bildiğim buydu.
Orada kaldığım iki haftalık süreçte bana hiç ulaşmamış. Yaşattığı yıkımın farkında olduğunu bile düşünmüyordum. Taburcu olduktan sonra uzunca bir süre etkisini üzerimde hissettim fakat bu artık beni günlerce yatağa hapsedecek kadar tesirli değildi. Kullandığım ilaçlardan olsa gerek, yaşama bir yerinden yeniden tutunmam gerektiğini biliyordum. Yeniden işe döndüm, arkadaşlar edindim. Aylar geçen bu süreçte ona hiç ulaşmadım. Ta ki biricik kedim, oğlum, Mars’ı kaybedene kadar. Beni en iyi o anlardı. Bağımlı olduğu dönemde ona Gece’yi annesi sokaktan bulup, “Artık senin sorumluluğunda.” demiş. Gece kurtarmış onu. Beni de Mars ve Venüs kurtarmıştı fakat artık Mars yoktu. Yazdım. Sadece bir, anlıyorum seni, dese yeterdi. Gördü. Fakat sessiz kalmayı seçti.
Aylar geçti. Yıllar geçti. Hiç beklemediğim bir anda mesaj ve arama geldi ondan. Başının belada olduğunu, borçlandığını, köpeği Gece’nin hastalandığını söyledi. Veteriner masrafı için tefeciye borçlandığı. Bir kısmını Ödemiş fakat bir kısmı kalmıştı. Zor durumdaydı, yıllar sonra para için yazmış olmasına utandığını fakat başka seçeneğinin de olmadığından bahsediyordu. Sesini duydum.
Dünya bir an durdu.
Yardımımı istiyordu ve etmezsem beni anlayacağını da söylemişti. Uzattığı eli itmedim. Çünkü eğer yaptıklarını düşünüp ona, hayır, deseydim ileride bundan pişmanlık duyacağımdan emindim. Söz konusu Gece, ailesi ve oydu. Kayıtsız kalmak bir seçenek değildi.
O günden sonra iki gün kadar konuştuk. Onu görmek istedim. Bunu bana borçluydu. Fakat aklıma yatmayan şeyler de söylüyordu. İşten çıktığım bir akşam görüşmeye giderken kız kardeşine yazdım. O da beni annesiyle konuşturdu. Hatta acil annesini aramam gerektiğini söyledi.
Gece hiç hasta olmamış. Tefeci hikayesi doğruymuş fakat annesi kredi ile ödemiş. Uyuşturucuya tekrar başlamış. Benden istediği para da onun içinmiş. Annesi oğluyla görüşmeye gitmemem konusunda beni uyardı.
“Eskisi gibi değil kızım. Fiziken de değil, aklı da karışık. Eğer sana kötü gelecekse görüşme.” dedi.
Şu an keşke dinleseydim diyorum.
Bir insan erir miydi? Yüzü, bedeni… Nasıl tepki vereceğimi bilemedim. O sarıldı, elimi öptü.
“Saçlarını uzatmışsın.” dedi.
Oradan buradan bin türlü şey anlattı.
“Şu an evli olabilirdik.” dedi.
“Ankara’da olurduk, ailemle yaşardık, çadır da bile olurduk ama beraber olurduk.” Kendi kendine sitem ediyordu. Bana konuşuyordu fakat bir o kadar da içindeki en dibe ittiği düşünceleri azat ediyordu.
“Ben seni çok sevdim. Her şeye laf söylemeye hakkın var. Fakat sevgim gerçekti. Ben sevgimi içime sığdıramayıp hayalini kurduğumuz kıza kıyafet aldım.” dedi. Zaten asıl yıkan şeyin bu olduğunu kendinin de bildiğine eminim. Bu süre boyunca neler yaptığını söyledi. Gerçekten abi dediği insanın sözlerine inanıp bırakmış beni. Sitem etti, yanlış yaptım dedi. Tekrar uyuşturucuya başladığını, tedavi olmak istediğini de söyledi. Fakat hala benden istediği parayı ona verdiğini söylemiyordu. Tefeci yalanına devam etti. Bir süre oturduğumuz parkta bana
“Ben olsam yardım etmezdim. Sen ediyorsun.” deme cesaretini bile gösterdi. Mars’ı kaybettiğim zaman da kayıtsız kaldığını itiraf etti.
Evime yürüdük. Eski günlerdeki gibi. Her gün geldiği yolları unutmuş. Bazı şeyler basit görünse de aslında çok derin ve ağırdı. Ertesi gün konuşmaya devam ettik. Hastaneye gitmişti. Yatıp tedavi olmak istiyordu. Tekrar olabileceğimizden de bahsediyordu. Hakettiğimiz hayatı yaşayacağımızı, mutlu olacağımızı söyledi. Ona inanmak için hazırda beklediğimi bilmiyordum o ana kadar.
Akşam annesiyle konuşup onlara gittim. Beni çok seviyordu, ben de onu. Kız kardeşinden hiç bahsetmedim bu zamana kadar fakat pırıl pırıl bir genç kız. O gün beni gördüklerine, daha doğrusu oğulunun bana bu sebeple ulaşmasına çok şaşırdılar. Benden ayrıldıktan bir süre sonra başlamış uyuşturucuya. Ara ara evde benim adımı geçirmiş. Fakat şu an sevgisinden mi yoksa gerçekten başının dertte olmasından mı bana geldi, onlar da emin değildi. O akşam sabah beşe kadar bekledik. Hastaneden çıkıp eve gelmesi gerekirken gelmedi. En sonunda ben de vedalaşıp çıktım evden. O an gördüm. Apartmanın önünde dikiliyordu. Beni görür görmez gözlerindeki saf kötülüğü tarif edemem.
Uyuşturucu etkisindeyken yaptığını, söylediğini düşündüm o şeyleri. Yoksa sabah beni sevdiğini söyler miydi? Hangisi gerçekti bilmiyorum fakat yine de aradım. Küfürlerine devam etti. Bana borcunu ödeyeceğini onda kalmayacağını söyledi ve kapattı. Konunun para olmadığını biliyordu. Artık emindim. Kullanıldığıma, duygularımın hiçe sayıldığına.
Bir aydan uzun süre tedavi gördü. Bu süreçte annesiyle iletişimdeydim. İyi olduğunu bilmek istiyordum. İçimde bir yerde aslında bunları etki altında yaptığına inanmak istiyordum. Taburcu olduktan sonra da ulaşmadı. Defalarca yazmama rağmen, yine sessiz kalmayı seçti. Şu an hayatına devam ediyor. Ne bekledim bilmiyorum. Belki kuru bir özür dahi yeterdi, kayıtsız kalmak kadar acıtmazdı. Artık eminim. O özürün asla gelmeyeceğinden, yaptığı şeylerin ağırlığını anlamayacak kadar kötülük dolu olduğundan eminim. Tek dileğim, yollarımızın denk gelmemesi. Gözlerimin yanlışlıkla dahi değmesini istemiyorum ona. Nefretten değil, defalarca hiçe sayılmış benliğimden söylüyorum. Bu hikaye bu kadardı…