2. bölüm / 5
Gaslighting?II. Bölüm: Mr. White ve Dişler Güçler
Bölümler 5Şu an: II. Bölüm: Mr. White ve Dişler Güçler
II. BÖLÜM
Saat 8.30. Kantinde elimde lav sıcaklığında, kartonundan sızdıran kazık gibi acı bir ikisi bir arada kahveyle boş bulduğum masaya attım kendimi. Islak deri ceketimi karşımdaki sandalyeye fırlattım, şeffaf kutumu ayaklarımın arasına sıkıştırdım.
Kahveyi masaya bırakıp avuçlarımı ısıtırken dışarıya bakmaya başladım—hem yağmuru izlemek, hem de onu kollamak için.
Kantinde özellikle yağmurlu günlerde yer bulmak imkânsızdır ama benim köşem hep boş. Yaren, “Lavabo havalandırmasının dibinde orası, bok kokuyor." diyor. Ben o kokuyu hiç almıyorum.
Beş senedir almıyorum zaten.
Derken…Favori NPC'im belirdi: Yiğit.
Saçları iyice uzamış, sakallar yine Mr. White. Laboratuvar eşyalarını hâlâ bir ayakkabı kutusunda taşıyor olması da cabası. Eşyalar düşüp duruyor, adam hiç akıllanmamış.
Saat 8.40. Trafiğe takılmış belli.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor ama içeri geçmek için yine acele etmiyor. Ne zaman böyle yapsa hasta oluyor, yine de umurunda değil.
“Heh… çok yaşa." dedim kendi kendime, hapşırınca. “Bu yağmur sevdası gerçekten bir gün seni öldürecek. Bari preklinik gününde yapma.”
Arabayla gelip ıslanmayı tercih eden tek canlı olabilir evrende.
“Bir de düşür tam olsun." diye söylendim—ve söylememe gerek kalmadan kutu yere kapaklandı.
Sıktım kendimi, ama tutamadım. Kahkaha attım.
Kantindeki sabah zombileri hiç hoş karşılamadı ama çok da umurumda değildi. Bu sabah kafeinden daha etkili olan tek şey Yiğit’in sakarlığı.
Güldüm ama içim buruldu biraz. Dayanamadım; yanına çıktım. Bu yağmurda dışarıda kimse yok. O da kalkıp kimseden yardım istemez.
“Birinci kaza, ikinci ihmal; üçüncüde artık salaklık olmuyor mu Mr. White?”
“Mr. White deme n’olur… " dedi ezilip büzülerek, "Çok utanç verici…”
Yerler çamur içinde. Gözlük camlarım sisli. Benimle aynı derecede kör olan Yiğit'in hali beter. Bu şartlarda Mr. White’ın cringe olmaktan daha büyük sorunları olması gerek.
“S*keceğim,” dedi, kutuyu karıştırırken. “Bugün sterilizasyona vermem gerekiyordu. Yarın hastam geliyor…”
“Aciliyet varsa ben yedek setimi verebilirim. Cumaya kadar lazım olmayacak.”
“Yok yok, sağ ol. Bunlar zaten Yaren’indi.”
Tam bir saniyelik boşlukta yine dayanamadım, yine güldüm.
“Yaren’in gazabını düşününce… bölümü bırakıp memlekete kaçmak daha mantıklı olabilir.”
“Uçak biletimi alayım en iyisi," dedi. “Bugünü atlatamayacağım o belli oldu."
Buruk gülümsedi. Eskiden olsa dürtüp takılırdım ama… o eski rahatlık yoktu, cesaret edemedim.
“Benim yedek setim var,” dedim. “Bırak bunları, kliniğe geç kalacaksın. Aramızda lafı olmaz, biliyorsun.”
“Ohoo, senin eline kalmak mı," dedi. Ama sesi yumuşamıştı. “Seni çekmektense çamurlu eşyalarımla kliniğe girerdim.”
Yine de gülümsedi.
Ben de gülümsedim. Bir an gözlerine kenetlendim. Uzun zaman sonra bu kadar yakından görünce… bilmiyorum. Fark edince boğazımı temizledim.
“İyi peki. Sana kolay gelsin o zaman.”
Kalktım. Binaya birkaç adım atmıştım ki—
“Tamam dur dur!” dedi arkamdan. “Bu seferlik borçlanayım sana. Yaren’e söylemezsin değil mi?”
Dolabımın anahtarını fırlattım.
“Setin yerini biliyorsun. Rica ederim.”
Ben binaya doğru yürürken o bu sefer afalladı.
“Lan! N’oldu? Bari Yaren’in hatrına yardım etseydin! Bok kokulu masa bekleyebilirdi!”
“Bugünlük bu kadar iyilik yeter bana Mr. White. Benim de yetişmem gereken bir klinik var.”
Adımlarımı hızlandırdım. Tam kapıdan girerken dayanamayıp arkamı dönüp bağırdım:
“Ve bu arada! Bok falan kokmuyor, ben zaten koku almıyorum!”
Kahkaha attı. Yağmurun içinde o kahkaha… bütün sabahın rezaletliğini bir anlığına eritti sanki.
“Hâlâ mı? Hani döner diyordu herkes?”
“Nasıl bıraktıysan öyleyiz Mr. White,” dedim.
“Burnum da, ben de. Biz geç kaldık, sana kolay gelsin.”
“Sağ ol Melo! Sana borcum olsun!”
İkimiz de başka bir şey söylemedik.Belki o boşlukta saklı bir ihtimal vardı…Ama ben elimi uzatamadım.
Bölüm etkileşimi
