6. bölüm / 7
Fire&WaterBölüm 6- O Fotoğrafta ki Kız Öldü
Bölümler 7Şu an: Bölüm 6- O Fotoğrafta ki Kız Öldü
- 1 Bölüm 1- Birincilik Herşeyi Değiştirir1.151 kelime
- 2 Bölüm 2- O Kolyeyi Nereden Buldun?1.032 kelime
- 3 Bölüm 3- Beni Bir Daha Arama1.757 kelime
- 4 Bölüm 4- Bütün Okulun Önünde1.417 kelime
- 5 Bölüm 5- Neden Benden Nefret Ediyorsun?1.418 kelime
- 6 Bölüm 6- O Fotoğrafta ki Kız Öldü1.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 7- O Gece Kim Öldü?935 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı sabahlar insan, başına kötü bir şey geleceğini hisseder.
O sabah hissettiğim şey bu değildi.
Ben, başıma gelecek şeyin çoktan başladığını bilmiyordum.
Sınıfa girdiğimde herkes susmuştu.
Bu, normalde dikkatimi çekmezdi. Bazen öğretmen gelmeden önce biri saçma bir şey söyler, bütün sınıf güler, ben de ne olduğunu anlamaya çalışırdım. Ama bu kez kimse gülmüyordu.
Herkes bana bakıyordu.
Sonra arka sıradan biri fısıldadı:
— Gerçekten o mu?
Bir başkası telefonunu masanın altına indirdi.
İçime kötü bir his çöktü.
Çantamı sırama bıraktım.
— Ne oluyor?
Kimse cevap vermedi.
Tam Suzy'yi göreceğimi umarak arka sıralara döndüğümde telefonum titredi.
Bilinmeyen bir hesaptan mesaj gelmişti.
“Bugün saat 12.00'de herkes senin kim olduğunu öğrenecek.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtığım anda parmaklarım uyuştu.
İki küçük kız.
Yan yana oturuyorlardı. Birinin saçları iki yandan toplanmıştı. Diğeri kameraya gülümsemek yerine yanındaki kızın elini tutuyordu.
Yüzler yine karalanmıştı.
Ama boyunlarındaki kolyeleri tanıyordum.
Bir tanesi benim kolyemin aynısıydı.
Fotoğrafın arkasında el yazısıyla yazılmış bir cümle vardı:
“Bizi ayırdıklarında her şey bitecek sandılar.”
— Aslı?
Suzy'nin sesini duyunca irkildim.
Telefonu hemen kapattım.
— Ne oldu sana? Bembeyaz olmuşsun.
— Bir şey yok.
— Aslı, beni aptal yerine koyma. Üç gündür bir şeylerin peşinde koşuyorsun. Dün okulda ağzını açmadın. Bugün de herkes sana uzaylı görmüş gibi bakıyor.
— Belki de gerçekten uzaylı görmüşlerdir.
Şaka yapmaya çalıştım ama sesim bile bana ait değilmiş gibi çıktı.
Suzy gülmedi.
— Telefonunu göster.
— Suzy...
— Aslı.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonunda fotoğrafı açıp ona uzattım.
Suzy'nin yüzündeki ifade değişti.
— Bu ne?
— Bilmiyorum.
— Kolyen...
— Biliyorum!
Sesim sınıfta yankılandı.
Birkaç kişi bize döndü.
Dişlerimi sıktım.
— Bağırdığım için özür dilerim.
Suzy fotoğrafı büyüttü. Kızların yüzleri karalanmıştı ama fotoğrafın köşesinde küçük bir tarih görünüyordu.
On altı yıl öncesine aitti.
Suzy başını kaldırdı.
— Aslı, sen kaç yaşındasın?
— On altı.
— Yani bu fotoğraf çekildiğinde...
— Ben daha doğmamış bile olabilirdim, diye tamamladım.
İkimiz de sustuk.
Çünkü fotoğraftaki kızlardan birinin boynunda benim kolyem vardı.
Ve ben, bu kolyenin bana kim tarafından verildiğini annem dışında kimsenin bilmediğinden emindim.
En azından öyle sanıyordum.
---
Saat 11.57'de okulun bütün telefonlarına aynı bildirim düştü.
Önce birkaç kişinin ekranı aydınlandı.
Sonra sınıfın yarısı telefonlarına bakmaya başladı.
Birisi arka sıradan bağırdı:
— OHA! HERKESİN TELEFONUNA GELMİŞ!
Öğretmen henüz sınıfa girmemişti.
Suzy telefonunu bana çevirdi.
Anonim okul hesabından yeni bir paylaşım yapılmıştı.
Başlıkta yalnızca üç kelime vardı:
ASLI'NIN GERÇEK AİLESİ.
Altında, annemin eski bir fotoğrafı duruyordu.
Annemin gençlik yıllarından kalma olduğunu hemen anladım. Saçları daha uzundu. Yüzünde hiç görmediğim bir ifade vardı. Yanında iki yetişkin ve kucağında küçük bir çocuk bulunuyordu.
Çocuğun yüzü siyah bir çizgiyle kapatılmıştı.
Fotoğrafın altındaki yazıyı okudum.
“Bazı aileler çocuklarını korumaz. Onları saklar.”
Nefesim kesildi.
Bu kez yalnızca ben görmüyordum.
Bütün okul görüyordu.
Telefonum bir kez daha titredi.
Yeni bir mesaj.
“12.00. Konferans salonu. Tek başına gel.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Gelmezsen annenin sakladığı diğer fotoğrafları da paylaşırız.”
Suzy kolumu tuttu.
— Sakın gitme.
Telefonu avucumda sıktım.
— Annemin fotoğrafları var ellerinde.
— Polisi ararız.
— Ne diyeceğiz? Birisi eski fotoğrafları paylaşmakla tehdit ediyor mu?
— Evet, aynen bunu diyeceğiz!
— Suzy, annemin neden yalan söylediğini öğrenmem gerekiyor.
— Peki ya bu bir tuzaksa?
Ona baktım.
— Zaten hayatımın tamamı tuzak gibi hissettiriyor.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
Esra içeri girdi.
Her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Saçları düzenliydi, çantası omzundaydı. Meri hemen arkasından geliyordu.
Esra beni görünce bakışlarını telefonuma indirdi.
Sonra yüzüme baktı.
— Demek sana da geldi.
Donup kaldım.
— Ne dedin?
Esra'nın yüzünde küçümseyici bir ifade belirdi.
— Herkesin konuştuğu şeyden haberin yokmuş gibi davranma.
— Bu mesajı sen mi gönderdin?
— Her şeyi benim yaptığımı düşünmekten vazgeçmeyecek misin?
— O zaman nereden biliyorsun?!
Esra sırasına çantasını bıraktı.
— Çünkü bazı insanlar sırlarını saklamak için yeterince akıllı değil.
— Annem hakkında ne biliyorsun?
Bu kez bana döndü.
— Anneni tanımıyorum.
— YALAN SÖYLÜYORSUN!
Sınıf buz kesti.
Esra'nın gözleri daraldı.
— Sesini kes, Göztaşı.
— Bana annem hakkında bir şey bildiğini söyleyip sonra hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranamazsın!
— Ben sana hiçbir şey söylemedim.
— Az önce söyledin!
Esra yanıma kadar geldi.
Bir an, yüzündeki ifadenin değişeceğini düşündüm. Belki sinirlenecekti. Belki ağzından yanlışlıkla bir şey kaçıracaktı.
Ama yalnızca kulağıma eğildi.
— Saat on ikide oraya gidersen ne olacağını kendi gözlerinle göreceksin.
Sonra geri çekildi.
— Umarım pişman olmazsın.
Beni durdurmaya çalışmadı.
Bana yardım teklif etmedi.
Sadece arkasını dönüp yerine oturdu.
Ve ilk kez, Esra'nın benden nefret etmesinin bile gerçek bir açıklama olduğundan emin olamadım.
---
Saat tam 12.00'de konferans salonuna girdim.
Salon boştu.
Sahnenin üzerindeki büyük ekran açıktı. Sandalyelerin arasında kimse yoktu. Arka kapı kendiliğinden kapanınca irkildim.
— Merhaba?
Sesim salonda yankılandı.
Cevap gelmedi.
Ekran birden karardı.
Sonra bir video açıldı.
Görüntü eskiydi. Kamera sallanıyordu. Bir bahçede iki küçük kız koşuyordu. Birinin elinde oyuncak bir taç vardı. Diğeri, boynundaki kolyeyi tutarak gülüyordu.
Kameranın arkasından bir kadın sesi duyuldu.
— Kızlar, anneniz görmeden buraya gelin!
Kızlardan biri kameraya döndü.
Yüzü yine karalanmıştı.
Ama sesini duydum.
Çok küçük, neşeli bir çocuk sesiydi.
— Bir gün büyüyünce de birbirimizi bulacağız, değil mi?
Diğer kız cevap verdi:
— Söz!
Görüntü aniden kesildi.
Ekranda yeni bir yazı belirdi.
“SÖZÜNÜ TUTAMAYAN KIZ.”
Ardından bir isim çıktı.
ASLI GÖZTAŞI.
Geriye doğru bir adım attım.
— Hayır...
Ekran yeniden değişti.
Bu kez görüntüde Esra vardı.
Bir masada oturuyordu. Önünde aynı fotoğraf duruyordu. Görüntü yakınlaştırıldı. Esra fotoğrafı eline aldı, uzun süre baktı ve sonra onu ikiye yırttı.
Video bitti.
Salonun hoparlörlerinden bir ses yükseldi.
— Şimdi anladın mı, Aslı?
Karanlıkta birinin hareket ettiğini duydum.
— Kimsin sen?!
— Sana yanlış soruyu sordular.
Bir gölge sahnenin yanından çıktı.
Yüzünü seçemiyordum.
— Senin kim olduğunu öğrenmek istemiyorlar, dedi yabancı. Senin kim olduğunu zaten biliyorlar.
Boğazım kurudu.
— O zaman ne istiyorlar?
Yabancı başını hafifçe yana eğdi.
— Neden hayatta kaldığını öğrenmek istiyorlar.
Bir an hiçbir şey duyamadım.
Sonra salonun kapısına koştum.
Kapı açılmadı.
— AÇ ŞUNU!
Arkamdan sakin bir ses geldi.
— Esra sana söylemedi mi?
Donup kaldım.
— Neyi?
Yabancı cevap vermedi.
Telefonum titredi.
Ekranda annemden bir mesaj vardı.
“Aslı, nerede olursan ol, okuldan hemen ayrıl. Sakın Esra'nın yanına gitme. O kızın ailesi senin aileni mahvetti.”
Mesajı tekrar okudum.
Sonra ekrana baktım.
Yeni bir mesaj daha geldi.
Bu kez bilinmeyen numaradan.
“Annen sana her şeyi anlatmış gibi davranıyor. Ona, on altı yıl önce o evde kimin öldüğünü sor.”
Telefon elimden kaydı.
Yere çarptı.
Ekran çatladı.
Ve karanlığın içinden yabancının son cümlesi duyuldu:
— Çünkü o gece ölen kişi, senin sandığın kişi değildi.
Arkamı döndüm.
Kimse yoktu.
Salonun ışıkları yandı.
Kapı açıktı.
Ama sahnenin üzerindeki ekranda tek bir görüntü kalmıştı.
İki küçük kızın fotoğrafı.
Bu kez yüzler karalanmamıştı.
Fotoğraftaki kızlardan birini tanımıyordum.
Diğerini ise her gün okulda görüyordum.
Esra'ydı.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı:
“BİRİNİZ YALAN SÖYLÜYOR. DİĞERİNİZ HATIRLAMIYOR.”
Ve o an anladım.
Bu hikâyede yalnızca geçmişim saklanmıyordu.
Birileri, geçmişimin içinden birini silmeye çalışıyordu.
Belki de o kişi bendim.
Bölüm sonu. 🔥💧
Bölüm etkileşimi
