4. bölüm / 7
Fire&WaterBölüm 4- Bütün Okulun Önünde
Bölümler 7Şu an: Bölüm 4- Bütün Okulun Önünde
- 1 Bölüm 1- Birincilik Herşeyi Değiştirir1.151 kelime
- 2 Bölüm 2- O Kolyeyi Nereden Buldun?1.032 kelime
- 3 Bölüm 3- Beni Bir Daha Arama1.757 kelime
- 4 Bölüm 4- Bütün Okulun Önünde1.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 5- Neden Benden Nefret Ediyorsun?1.418 kelime
- 6 Bölüm 6- O Fotoğrafta ki Kız Öldü1.127 kelime
- 7 Bölüm 7- O Gece Kim Öldü?935 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
— Nihayet ikinizi de bir arada buldum.
Yabancının sesi boş okul bahçesinde yankılandı.
Esra önümde duruyordu. Birkaç dakika önce beni kolumdan çekip arkasına saklamıştı ama bunun beni ona yaklaştırdığını sanıyorsa yanılıyordu.
— Sen kimsin? diye sordum.
Adam yüzünü gölgede tutuyordu.
— Bunu bilmen gerekmiyor.
— O zaman burada ne işin var?
— Aslı! diye fısıldadı Esra. Sus!
Ona döndüm.
— Bir de bana emir vermeyi kes!
Yabancı ikimizi izledi. Sonra başını hafifçe yana eğdi.
— Demek birbirinizden hâlâ nefret ediyorsunuz.
Esra'nın yüzü gerildi.
— Bizimle ne istiyorsun?
— Şimdilik hiçbir şey. Sadece bir şeyi hatırlatmaya geldim.
Adam cebinden küçük, eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı yere bıraktı ve arkasını dönüp yürümeye başladı.
Esra peşinden gitmek istedi ama yabancı karanlığın içinde kayboldu.
Yerdeki fotoğrafı aldım.
İki küçük kız...
Birinin saçları diğerinden biraz daha uzundu. İkisi de gülümsüyordu. Boyunlarında birbirine benzeyen kolyeler vardı.
Parmaklarım fotoğrafın kenarına sıkıca kapandı.
— Bu kızlar kim? diye sordum.
Esra fotoğrafa baktı. Yüzündeki ifade öyle hızlı değişti ki neredeyse fark etmeyecektim.
— Bilmiyorum.
— Yalan söylüyorsun.
— Her şeyi bildiğini sanmayı bırak, Aslı.
Fotoğrafı ona uzattım.
— O zaman al. Ben de senin saçmalıklarınla uğraşmak istemiyorum.
Esra fotoğrafı aldı ama cevap vermedi.
Okul kapısına doğru yürüdüm. Bu kez arkamdan gelmedi.
İyi.
Onu hayatımda istemiyordum.
Bunu kendime tekrar tekrar söyledim.
---
Ertesi sabah okula girdiğimde her şey normal görünüyordu.
En azından ilk on saniye boyunca.
Sonra koridorun ortasındaki kalabalığı gördüm.
Öğrenciler telefonlarına bakıyor, birbirlerine bir şeyler gösteriyordu. Yanlarından geçerken adımı duydum.
— Aslı değil mi o?
— Yarışmayı kazanan kız?
— Demek olayın aslı buymuş.
Kaşlarımı çattım.
— Suzy, neler oluyor?
Suzy yüzüme bakmakta zorlandı.
— Aslı... Sana bir şey göstereceğim ama sakin ol.
İnsanların bu cümleyi neden kurduğunu hiçbir zaman anlamayacağım. Birisi sana sakin ol diyorsa birazdan kesinlikle sakin kalamayacağın bir şey göreceksindir.
Suzy telefonunu uzattı.
Okulun anonim hesabında benim fotoğrafım vardı.
Altındaki yazıyı okuduğumda boğazım düğümlendi.
“BİRİNCİLİĞİ KAZANDI, ŞİMDİ DE KENDİNİ OKULUN SAHİBİ SANIYOR.”
Bir sonraki paylaşım daha kötüydü.
“BAZI İNSANLARIN BAŞARISI YETMEZ. BİRAZ DA BAŞKALARININ HAYATINA GİRMEYE ÇALIŞIRLAR.”
Fotoğrafta boynumdaki kolye özellikle yakınlaştırılmıştı.
Yorumlar doluydu.
Kolyenin nereden geldiğini soranlar, benim hakkımda uydurma hikâyeler anlatanlar, beni tanımadıkları hâlde hakkımda karar verenler...
Telefonu Suzy'ye geri verdim.
— Bunu kim yaptı?
— Bilmiyorum. Ama okulda herkes konuşuyor.
— Esra mı?
Suzy tereddüt etti.
— Onun yaptığını görmedim.
Bu, evet demek değildi.
Ama hayır da değildi.
Başımı kaldırdığımda Esra'yı koridorun diğer ucunda gördüm. Meri'nin yanında duruyordu. Beni fark ettiğinde gözlerimiz buluştu.
Ona doğru yürüdüm.
— Bunu sen mi yaptın?
Esra telefonundan başını kaldırdı.
— Günaydın sana da, birinci.
— Soruma cevap ver.
Meri araya girdi.
— İnsan sabah sabah neden bu kadar sinirli olur?
— Seninle konuşmuyorum.
Esra telefonunu cebine koydu.
— Hayır, ben yapmadım.
— Sana inanmamı mı bekliyorsun?
— İnanıp inanmaman umurumda değil.
Bana doğru eğildi.
— Ama kendini bu kadar önemli sanmayı bırak. Herkes seninle uğraşacak kadar boş değil.
Yüzüne baktım.
— O zaman neden benimle uğraşmak için bu kadar zaman harcıyorsun?
Meri'nin gülümsemesi kayboldu.
Esra'nın çenesi gerildi.
Bir an cevap veremedi.
Sonra doğrulup omuz silkti.
— Kendine fazla anlam yükleme, Göztaşı.
Yanımdan geçip gitti.
Arkasından baktım.
Onun beni koridorda herkesin önünde küçük düşürmesine alışmaya başlamıştım.
Ama bu kez farklıydı.
Çünkü birileri kolyemi biliyordu.
Ve Esra, fotoğraftaki iki küçük kızı gördüğünde yüzünün neden değiştiğini açıklamıyordu.
---
Öğle arasında okulun konferans salonuna çağrıldık.
Öğretmenimiz, yarışmanın kazananlarını tanıtacaklarını söylemişti. Normalde bu haber beni mutlu ederdi.
Normalde.
Sahneye çıkmam istendiğinde alkışlar yükseldi. Birkaç kişi gerçekten seviniyordu. Onlara gülümsemeye çalıştım.
Sonra projektör açıldı.
Ekranda yarışma sırasında çekilmiş fotoğraflarım belirdi.
Ardından başka fotoğraflar çıktı.
Koridorda Esra'yla tartışırken çekilen görüntüler.
Kolyemin yakın çekimi.
Ve en sonunda, yüzümün üzerine yazılmış kocaman bir cümle:
“BİRİNCİLİK HER ŞEYİ TEMİZLEMEZ.”
Salonda uğultu yükseldi.
Öğretmenimiz şaşkınlıkla ekrana baktı.
— Bu da ne? Kim açtı bunu?
Kimse cevap vermedi.
Arka sıralardan bir kahkaha duyuldu.
Sonra bir başkası.
Yüzümün yandığını hissettim. Elimdeki kâğıtlar titremeye başladı.
— Bu doğru değil, dedim.
Sesim hoparlörden duyuldu.
Salondaki herkes bana bakıyordu.
— Ben böyle bir şey yapmadım.
Arkalardan biri seslendi:
— Peki kolyenin hikâyesi ne?
Başka biri güldü.
— Belki onu da birinden almıştır!
Artık dayanamıyordum.
— YETER!
Sesim salonda yankılandı.
Bir an herkes sustu.
Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Onların önünde değil.
Öğretmenimiz sunumu kapattı ve öğrencileri sakinleştirmeye çalıştı. Ben sahneden inerken gözlerim kalabalığın arasında birini aradı.
Esra.
En arka sırada oturuyordu.
Gülmüyordu.
Ama ayağa da kalkmıyordu.
Bana yardım etmiyordu.
Yanından geçerken durdum.
— Mutlu musun? diye fısıldadım.
Esra başını kaldırdı.
— Ne?
— Beni herkesin önünde görmek istediğin yer tam olarak burası mıydı?
Yüzü sertleşti.
— Her şeyi benim yaptığımı düşünmekten vazgeç.
— O zaman neden hiçbir şey yapmıyorsun?
Cevap vermedi.
O sessizlik, bütün kahkahalardan daha çok canımı yaktı.
Salondan çıktım.
Bu kez gözyaşlarımı tutamadım.
---
Son dersin bitmesine birkaç dakika kalmıştı.
Defterimi kapatırken öğretmenimiz beni yanına çağırdı.
— Aslı, bugün yaşananlarla ilgili konuşmamız gerekiyor. Okul yönetimi olayın nasıl gerçekleştiğini araştıracak. Sen de gördüklerini anlatırsın.
Başımı salladım.
— Tamam, öğretmenim.
Sınıftan çıktığımda koridor neredeyse boşalmıştı.
Dolabımdan çantamı alıp merdivenlere yöneldim. Tam köşeyi dönerken biri önüme geçti.
Esra.
— Seninle konuşmam gerekiyor, dedi.
Acı acı güldüm.
— Bugün beni herkesin önünde rezil ettikten sonra mı?
— Ben yapmadım dedim ya!
— Sana inanmıyorum!
Esra etrafına baktı. Koridorda kimse kalmamıştı.
— Burada konuşamayız.
— Ben seninle hiçbir yerde konuşmak istemiyorum.
Yanından geçmeye çalıştım ama kolumdan tuttu.
Kolumu sertçe çektim.
— Bana dokunma!
Esra'nın yüzü karardı.
— Her şeyi zorlaştırmak zorunda mısın?
— Ben mi zorlaştırıyorum? Senin yüzünden...
— SUS ARTIK!
Sesi boş koridorda yankılandı.
İkimiz de sustuk.
Esra'nın nefesi hızlanmıştı. Birkaç saniye bana baktıktan sonra kolumdan yeniden tuttu ve beni yan koridora çekti.
— Bırak beni! Ne yapıyorsun?!
Cevap vermedi.
Koridorun sonundaki eski depoya doğru yürüdü. Kapıyı açtı ve beni içeri itti.
Dengemi kaybedip bir masaya çarptım.
— SEN DELİRDİN Mİ?!
Esra kapının önünde durdu.
— Birkaç dakika burada kalacaksın.
— Ne?!
— Bağırmayı kesip beni dinleyene kadar.
— Sen kimsin de beni buraya kapatıyorsun?!
Kapıyı kapattı.
Ardından kilidin sesi duyuldu.
Bir saniye boyunca hiçbir şey anlayamadım.
Sonra kapıya koştum.
— ESRA! KAPIYI AÇ!
Kapıya vurdum.
— ESRA, ŞAKA YAPIYORSAN HİÇ KOMİK DEĞİL!
Dışarıdan ses gelmedi.
Kapı kolunu çevirdim. Kilitliydi.
Tekrar vurdum. Daha sert.
— AÇ ŞU KAPIYI!
Koridor sessizdi.
Okul boşalıyordu. Birkaç dakika sonra kimsenin burada olmadığını fark ettim.
Telefonumu çıkardım.
Şarjım yüzde üçtü.
Suzy'yi aramaya çalıştım ama telefon kapanmadan önce arama bile yapamadı.
— Harika, diye fısıldadım. Gerçekten harika.
Kapıya yaslandım.
Bütün gün herkesin önünde aşağılanmıştım. Yarışmada kazandığım başarı bile artık benim değildi sanki. İnsanlar hakkımda istediklerini söylüyor, ben kendimi savunmaya çalıştıkça daha kötü görünüyordum.
Şimdi de Esra beni okulun boş bir odasına kilitlemişti.
Gözlerimi kapattım.
Ağlamayacaktım.
Ama gözyaşlarım dinlemiyordu.
Dakikalar geçti.
Sonra dışarıdan ayak sesleri duydum.
Hemen ayağa kalktım.
— ESRA! KAPIYI AÇ!
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Anahtar kilide girdi.
Kapı açıldığında Esra karşımdaydı.
Yüzünde öfke vardı ama gözleri başka bir şey söylüyordu.
Elimdeki çantaya baktı.
— Kolyen nerede?
Elim hemen boynuma gitti.
Kolyem yoktu.
Bir an nefes alamadım.
— Hayır...
Çantamı karıştırdım. Ceplerime baktım. Yere eğilip etrafı aradım.
Yoktu.
Kolyem kaybolmuştu.
Başımı kaldırıp Esra'ya baktım.
— Sen mi aldın?
Esra cevap vermedi.
— SEN Mİ ALDIN?!
— Ben almadım!
— YALAN SÖYLEME!
Gözlerimden yaşlar akıyordu.
— Beni buraya sen kilitledin! Başka kim olacaktı?!
Esra'nın yüzü bembeyaz oldu.
Bir adım geri çekildi.
— Aslı... Ben seni buraya kilitlediğimde kolye...
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi fark etmiştik.
Benim kolyem kaybolmuştu.
Ve Esra, kolyeyi kaybetmemem gerektiğini herkesten daha iyi biliyor gibiydi.
Tam o sırada Esra'nın telefonu titredi.
Ekrana baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
Telefonu bana çevirdi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti:
“Kolyeyi aldık. Şimdi sıra gerçekleri öğrenmende.”
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta iki küçük kız el ele tutuşuyordu.
Bu kez fotoğrafın arkasındaki yazı da görünüyordu.
“ASLI VE ESRA. AYRILMADAN ÖNCEKİ SON GÜN.”
Esra'nın elindeki telefon titremeye başladı.
Ben ona baktım.
O bana baktı.
— Bu fotoğrafı nereden buldular? diye fısıldadı Esra.
İlk kez sesinde öfke yoktu.
Sadece korku vardı.
Ama ben artık onun korkusunu umursamıyordum.
— Bana ne sakladığını anlatacaksın, dedim.
Esra başını kaldırdı.
— Aslı...
— HAYIR! Beni herkesin önünde rezil ettin. Buraya kilitledin. Kolyem kayboldu. Artık bana tek bir yalan daha söylemeyeceksin!
Esra dudaklarını araladı ama konuşamadı.
Telefonuna yeni bir mesaj geldi.
Bu kez mesaj yalnızca üç kelimeydi.
“BİRİNİZ HATIRLIYOR.”
Esra'nın gözleri dolabın üzerindeki eski fotoğrafa kaydı.
Ben de baktım.
Fotoğrafı daha önce orada görmemiştim.
İki küçük kızın yüzü çizilmişti.
Ama boyunlarındaki kolyeler sağlamdı.
Ve fotoğrafın arkasına siyah kalemle tek bir cümle yazılmıştı:
“AİLELERİNİZ SİZİ BİRBİRİNİZDEN BOŞUNA AYIRMADI.”
Esra fotoğrafı elimden almaya çalıştı.
Bu kez izin vermedim.
— Bana anlatacaksın, dedim. Her şeyi.
Esra gözlerimin içine baktı.
Sonra fısıldadı:
— Keşke hiçbir şey hatırlamasaydım.
BÖLÜM SONU.
Bölüm etkileşimi
