1. bölüm / 7
Fire&WaterBölüm 1- Birincilik Herşeyi Değiştirir
Bölümler 7Şu an: Bölüm 1- Birincilik Herşeyi Değiştirir
- 1 Bölüm 1- Birincilik Herşeyi Değiştirir1.151 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2- O Kolyeyi Nereden Buldun?1.032 kelime
- 3 Bölüm 3- Beni Bir Daha Arama1.757 kelime
- 4 Bölüm 4- Bütün Okulun Önünde1.417 kelime
- 5 Bölüm 5- Neden Benden Nefret Ediyorsun?1.418 kelime
- 6 Bölüm 6- O Fotoğrafta ki Kız Öldü1.127 kelime
- 7 Bölüm 7- O Gece Kim Öldü?935 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aslı'nın gözünden...
Pazartesi sabahlarından nefret ediyordum.
Bunu söylerken abartmıyordum. Alarmımın üçüncü kez çalması, saçlarımın istediğim gibi durmaması ve annemin kapının arkasından “Aslı, geç kalacaksın!” diye bağırması arasında güne başlamaktan vazgeçmeyi ciddi ciddi düşündüm.
Sonra aklıma yarışma sonuçları geldi.
Yatağımdan fırladım.
Bugün okulda sonuçlar açıklanacaktı. Haftalardır hazırlandığım proje yarışmasının sonuçları. Kazanacağımdan emin değildim ama kaybetmeyi de aklıma getirmek istemiyordum. Çünkü bu projeye gerçekten emek vermiştim. Uykusuz geceler, defalarca silip yeniden yazdığım sayfalar, çöpe attığım taslaklar… Kısacası, hayatımın küçük bir kısmını o projeye gömmüştüm.
Ve bugün ya karşılığını alacaktım ya da öğretmenimin “Önemli olan katılmaktı.” cümlesini dinleyip içimden bütün dünyaya bağıracaktım.
İkincisini tercih etmiyordum.
Okula vardığımda arkadaşlarım çoktan sınıftaydı.
“ASLIII!”
Suzy, beni görür görmez yerinden kalktı. Sanki okulun diğer ucundan gelmişim gibi bana sarıldı.
“Sonuçlar bugün açıklanıyor, farkındasın değil mi?” dedi.
“Hayır, Suzy. Ben üç haftadır başka bir gezegende yaşıyorum.”
“Dalga geçme! Heyecandan elim ayağım titriyor.”
“Benim de. Ama belli etmemeye çalışıyorum.”
“Belli etmiyorsun zaten. Sadece çantanı beş dakikadır ters tutuyorsun.”
Çantama baktım.
Gerçekten ters tutuyordum.
“Bu yeni bir moda,” dedim ve masama yürüdüm.
Suzy kahkaha atarken sınıfın kapısında bir hareketlilik oldu. Birkaç kişi aynı anda dışarı baktı. Ardından o tanıdık fısıltılar başladı.
Esra gelmişti.
Esra Mutlu.
Okulda adını bilmeyen biri varsa ya yeni gelmişti ya da son birkaç aydır gözlerini ve kulaklarını kapatarak yaşıyordu. Popülerdi. Hem de öyle böyle değil. Koridorda yürüdüğünde insanların dönüp baktığı, konuştuğunda herkesin sustuğu türden bir popülerlik.
Üstelik bunun farkındaydı.
Yanında her zamanki arkadaşları vardı. Saçları kusursuz görünüyordu, üniforması tek bir kırışıklık bile taşımıyordu. Yüzünde de sanki bu okulun sahibiymiş gibi bir ifade vardı.
Beni gördü mü, bilmiyorum.
Gördüyse de umursamadı.
Zaten benimle ilgilenmesi için bir sebep yoktu. Ben kendi arkadaş grubumla takılan, derslerine çalışan, arada saçmalayan sıradan bir öğrenciydim. Esra'nın dünyasında benim gibi insanların adı bile geçmiyordu.
En azından ben öyle sanıyordum.
İlk iki ders boyunca aklım sonuçlardaydı. Öğretmen tahtada bir şeyler anlatıyor, ben defterime not alıyormuş gibi yapıyordum. Aslında sayfanın köşesine durmadan küçük kareler çiziyordum.
Sonunda teneffüs zili çaldı.
“Sonuçlar panoya asılmış!” diye bağırdı biri koridordan.
Kalbim resmen boğazıma çıktı.
Suzy kolumu tuttu. “Geliyoruz. Hemen.”
Koridora çıktığımızda panonun önünde kocaman bir kalabalık vardı. İnsanların arasından geçmeye çalışırken birinin omzuna çarptım.
“Önüne baksana!”
Başımı kaldırdım.
Esra.
Harika. Günün ilk felaketi gerçekleşmişti bile.
“Pardon,” dedim, kenara çekilmeye çalışarak.
Esra beni baştan aşağı süzdü. “Biraz dikkatli ol. Herkes senin etrafında dönmüyor.”
İçimden cevap vermek geldi. Hem de çok güzel bir cevap. Ama ilk dersin ortasında bütün cesaretimi tüketmiştim.
“Tamam,” dedim kısaca.
Yanından geçip panoya ulaştım.
İsimleri yukarıdan aşağıya okumaya başladım.
Üçüncü…
İkinci…
Ve birinci.
ASLI GÖZTAŞI.
Bir an hiçbir şey anlamadım.
Sonra ismimi yeniden okudum.
Bir daha.
Bir daha.
“SUZY!” diye bağırdım.
“GÖRDÜM!” diye bağırdı o da. “BİRİNCİ OLMUŞSUN!”
Bana sarıldı. Ben de gülmeye başladım. Gerçekten kazanmıştım. Haftalardır uğraştığım proje birinci olmuştu.
İnsanların tebriklerini duyuyordum ama gözlerim hâlâ ismimdeydi. Sanki birazdan harfler değişecek ve bunun bir şaka olduğu ortaya çıkacaktı.
Sonra kalabalığın içinden bir ses yükseldi.
“Şaka mı bu?”
Esra.
Yüzündeki ifadeyi ilk kez bu kadar net görüyordum. Gülümsemiyordu. Arkadaşlarından biri listeye baktı, sonra Esra'ya döndü.
“Sen ikinci olmuşsun.”
Koridor bir anda daha sessizmiş gibi geldi.
Esra'nın bakışları listeden bana kaydı.
“Sen mi kazandın?” diye sordu.
Sanki ismimi yanlışlıkla oraya yazmışlardı.
“Evet,” dedim. Sesim düşündüğümden daha kararlı çıkmıştı. “Ben kazandım.”
Suzy yanımda hafifçe kolumu sıktı. Muhtemelen ağzımdan çıkacak bir sonraki cümleyi engellemeye çalışıyordu.
Esra birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Ardından dudaklarının kenarı kıvrıldı. Ama bu, insanın içini rahatlatan bir gülümseme değildi.
“Güzel,” dedi. “Tadını çıkar.”
Sonra arkadaşlarıyla birlikte uzaklaştı.
Suzy bana döndü.
“Bu kızın bakışı hiç hoşuma gitmedi.”
Omuz silktim. “İkinci olmuş. Sinirlenmiştir.”
“Esra Mutlu'nun sinirlenmesiyle normal insanların sinirlenmesi aynı şey değil, Aslı.”
“Ne yapacak yani? Projemi mi yiyecek?”
Suzy gülmedi.
Ben de birkaç saniye sonra gülmeyi bıraktım.
Çünkü Esra koridorun sonuna gelmişti. Tam köşeyi dönecekken arkasına baktı. Göz göze geldik.
Ve bana öyle bir baktı ki, o an söylediğim şakadan pişman oldum.
Öğle arasında her şeyin normale dönmesini bekledim.
Yanılmışım.
Yemekhaneye girdiğimizde masamıza oturduk. Suzy bir şeyler anlatıyordu ama ben telefonumdaki tebrik mesajlarına bakıyordum. Tam o sırada önümdeki tepsi hafifçe sarsıldı.
Birisi masanın kenarına vurmuştu.
Başımı kaldırdım.
Esra'nın arkadaşlarından biri karşımda duruyordu.
“Esra seni çağırıyor.”
Kaşlarımı çattım. “Niye?”
“Bilmiyorum. Gel işte.”
“Bir yere gidecektim.”
Kız gözlerini devirdi. “Kendini bir şey sanmaya başladın bile.”
Ayağa kalktım.
Suzy hemen araya girdi. “Aslı, gitmek zorunda değilsin.”
“İki dakika konuşup dönerim.”
Esra, yemekhanenin daha sakin bir köşesinde bekliyordu. Yanına gittiğimde kollarını göğsünde birleştirdi.
“Demek yarışma birincisi sensin.”
“Bunu az önce de konuştuk.”
Kaşlarından biri havalandı. “Bana böyle mi cevap veriyorsun?”
“Nasıl cevap vermemi bekliyorsun?”
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Sanırım birincilik seni biraz değiştirmiş.”
“Hayır. Sadece seninle konuşuyorum.”
Bunu söyler söylemez içimden kendime bir alkış tuttum. Dışarıdan sakin görünüyordum ama kalbim göğsümde davul çalıyordu.
Esra bir adım yaklaştı.
“Beni tanımıyorsun, Aslı.”
“Tanımadığım biriyle konuştuğumun farkındayım.”
“Öyleyse sana küçük bir tavsiye vereyim.” Başını hafifçe yana eğdi. “Bu okulda herkesin yerini bilmesi gerekir.”
“Benim yerim neresiymiş?”
Esra'nın bakışları sertleşti.
“Bunu zamanla öğrenirsin.”
Arkasını dönüp gitti.
Olduğum yerde kaldım. Birkaç saniye boyunca ne diyeceğimi bilemedim. Sonra kendi kendime söylendim.
“İnsanlar neden normal bir şekilde konuşamıyor?”
Masaya döndüğümde Suzy hemen yanıma sokuldu.
“Ne dedi?”
“Bir şey demedi. Tehdit etti, sanırım.”
“SANIRIM MI?”
“Suzy, yemekhanenin ortasında bana savaş ilan etti. Tam olarak hangi maddeye dayanarak tehdit ettiğini bilmiyorum.”
Suzy başını ellerinin arasına aldı.
“Senin başın belada.”
Ben de bunu düşünüyordum.
Ama henüz bilmediğim bir şey vardı.
Esra Mutlu'nun benden nefret etmesi, bir yarışmayı kaybetmesiyle başlamamıştı.
Çünkü bazı insanlar seni ilk kez gördüğünde bile sana kızgın olabilir.
Bazılarıysa seni çok önceden tanır.
Ve bazen en büyük sırlar, en tanıdık yüzlerin arkasında saklanır.
Dersler bitince çantamı topladım. Koridorlar yavaş yavaş boşalıyordu. Dolabımı açıp kitaplarımı yerleştirirken boynumdaki kolye gömleğimin yakasından dışarı çıktı.
Küçük, gümüş renkli bir kolyeydi.
Yıllardır bende olan, neden bu kadar değer verdiğimi tam açıklayamadığım bir kolye. Çocukluğumdan kalmıştı. Annem onu saklamamı söylerdi ama nereden geldiğini sorduğumda konuyu değiştirirdi.
Kolye parmaklarımın arasındayken arkamdan ayak sesleri duydum.
“Hey.”
Esra'nın sesiydi.
Döndüm. Yüzünde öğle arasındaki o küçümseyici ifade yoktu. Gözleri doğrudan kolyeme takılmıştı.
Bir anlığına sanki nefes almayı unutmuş gibiydi.
Sonra hızla toparlandı.
“Boynundaki ne?”
Elimi kolyemin üzerine kapattım.
“Sana ne?”
Esra'nın çenesi gerildi.
“Onu nereden aldın?”
O kadar sert sormuştu ki, istemsizce bir adım geri çekildim. Sonra sinirlenip yeniden dik durdum.
“Sanane benim kolyemden?”
Esra cevap vermedi.
Sadece kolyeye baktı.
Uzun uzun.
Ardından gözlerini bana kaldırdı. Bu kez bakışlarında öfkenin yanında başka bir şey daha vardı. Tanımlayamadığım, bir an görünüp hemen kaybolan bir şey.
“Bunu bir daha takma,” dedi.
Güldüm. İnanamadığım için.
“Pardon? Kendi kolyemi sana sorarak mı takacağım?”
Esra bir şey söyleyecek gibi oldu. Sonra vazgeçti.
“Ne yaparsan yap,” dedi soğukça.
Uzaklaştı.
Ben de dolabımı kapattım ve kolyemi yeniden gömleğimin içine sakladım.
O gün Esra'nın benden neden bu kadar nefret ettiğini anladığımı sanmıştım.
Birinciliğimi hazmedemiyordu.
Beni küçümsemek istiyordu.
Beni okulda herkesin önünde küçük düşürmeye çalışacaktı.
Ama kolyemi gördüğünde yüzünün neden değiştiğini bilmiyordum.
Esra'nın da bilmediği bir şey vardı.
O kolye, benim geçmişimden kalan sıradan bir eşya değildi.
Ve yıllar önce verdiğim bir söz, ikimizin de hayatını değiştirmek üzereydi.
-Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
