6. bölüm · FARE
BÖLÜM 6: EL
Dudaklar…
Temas halindeler…
İNANAMIYORUM!
KALBİM SIKIŞIYOR!
NEDEN HERKES BİZİ İZLİYOR!
Kendimi nasıl Arel'in üzerinden geriye doğru attığımı fark etmemiştim bile.Ben geri çekildikten sonra Arel'de aynı şekilde geriye çekilmişti. Sağ elini yavaşça kendi dudaklarına götürdü, o da ne yaşadığımızı anlamaya çalışıyor gibiydi.
Arel, sakın şu durumda bana bir soru sorayım deme.
Aniden sınıftakilerin tuttuğu alkışlar, irkilmeme sebep olmuştu.Arel ise hiçbir tepki vermiyor, yalnızca gözlerini kısmış bir şekilde bana bakıyordu.Eli hala dudağındaydı.
Hadi ama, bu Arel'in de ilk öpücüğü olamaz değil mi?
Yalan söylemeye gerek yok, yakışıklı aynı zamanda da zengin bir çocuktu.Eğer ilk öpücüğüyse çok şaşıracaktım.
İlk öpücüğümüdür ki?
Sınıftakiler,sanki bir hayvanat bahçesindelermiş gibi hareket ediyorlardı.Yarısı alkış tutuyor, diğer yarısı da hunharca kahkahalar atıyordu.
Birden Arel ayağa kalkmıştı.Beni görmezden gelerek, arkamda duran yarabere içinde ki Anıl'ı tuttuğu gibi, ikisi sınıftan çıkmıştı.
Fakat bunu gören yalnızca ben olmuştum çünkü sınıftakiler hala bizim öpüşmemizin etkisindelerdi.
Öpüşmemiz…
Hayır, kazayla oldu.
Sınıftakilere karşı olan sabrımın son damlası da taşmıştı.
“Şunu kesermisiniz artık!”
En sonun da kendimi tutamamıştım ve içimden geçeni söylemiştim.Sesim yüksek çıkmıştı bu yüzden de birçoğu susmayı tercih etmişlerdi.
Emindim ki,şuan onların gözünde çok sinir bozucuydum çünkü eğlencelerini bölmüştüm.
Daha fazla yerde oturmayı bırakıp ayağa kalktım ve bir saniye dahi beklemeden hızlı adımlarla lavaboya doğru yürüdüm.
Yaşananlara inanmak istemiyordum.İlk önce Anıl,daha sonra da biz…
Bu yaşadığımı bir başkası duysa,büyük ihtimal yalan olduğunu veya bir filmden bahsettiğimi düşünürdü.Haksız da değildi, film sahnesi gibi bir olay yaşamıştım.Neden ben…
Lavabodaydım, sıcaklamış hissediyordum.Sanki içten içe birşeyler beni kemiriyordu ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Ellerim iyice terlemeye başlamışlardı ve açıkcası bunu düşünmek istemiyordum.Şuan ne istediğimi bilmiyordum, tek istediğim şey Arel'i uzun süre görmemekti.Sakinleşmeye ve serinlemeye ihtiyacım vardı.
Musluğu açtığım gibi, akan soğuk suya doğru ellerimi uzattım ve avucumda biriken soğuk suyu yüzüme çarptım.Elimin tersiyle, soğuk suyu boynumda gezdirdim.İyi geldiğini hissedebiliyordum,en azından ferahlatabiliyordu.
Aynadan kendime baktım,ne kadar baktığımı fark etmeden zil çalmıştı bile.Aklımı toplamaya ihtiyacım vardı.Sorun şu ki sınıfa da gitmem gerekiyordu.
Oflaya puflaya da olsa o sınıfa gidilecekti. “Tıp fakültesini düşün Maya.” Evet evet, Tıp fakültesi.
Oraya kesinlikle girmem gerekiyor.
Her ne kadar istemesem de sınıfa doğru yol aldım.
Duvarlar üstüme üstüme geliyor gibilerdi sanki.Gördüğüm herşey Arel’i anımsatıyordu.Yanımdan geçen kızın elinde muzlu süt vardı,Arel'de muzlu sütü çok severdi hemde küçüklüğünden beri.
Arel, Arel, Arel…
*BİR HAFTA SONRA*
“Maya uyan artık!” Annemin sesiydi.Yatağımda iki büklüm olmuş bir şekilde yatıyordum ve yorganım kafama kadar çekiliydi.
Mutfaktan yeni kızartılmış patates kokusu geliyordu, çok severdim fakat yemek istemiyordum.
Yatağımdan da çıkmak istemiyordum, kahvaltı yapmakta istemiyordum, o formaları giymek de istemiyordum, ben hiçbirşey istemiyordum.
Aynı bir haftadır yaptığım gibi okula dönmek istemiyordum.
Arel bir haftadır sürekli beni arıyordu fakat aramalarını görmezden geliyordum veya sessize alıyordum.Şu anda en son yapacağım şeylerden birisi de onunla konuşmak.
Ama durmak bilmeden ben açmadığım zamanlarda da annemi arıyordu.Annem de her seferinde “kendini hasta hissediyormuş” Diyordu çünkü böyle bilmesini ben istemiştim.
‘Anne, sınıfta Arel'le üst üste düştük ve öpüştük,ama sorun yok’ diyemedim tabii ki.
“Ben tokum.” Sesim anneme ulaşsın diye daha yüksek bir sesle söylemiştim.Ama pişman olmam çok uzun sürmedi.Söyledikten neredeyse beş saniye sonra annem odama intikal etmişti.Hemde elinde bir terlikle.Gerçekten çok sevgi dolu duruyordu(!)
“Madem bir haftadır okula gitmiyorsun, o zaman benim sözüm dinlenecek Maya hanım!”
Oflayıp puflamak işe yarayacak gibi durmuyordu.
İsteksizce de olsa yatağımdan kalkabilmiştim ve kapımın yanında ki aynaya bir göz attığımda, ayaklarım istemsizce geriye gitmişti.Üzerimde ki pijamalar çok kırışık duruyordu ve uzun süre yatmaktan dolayı rimelim de akmıştı.
“Tam olarak neden depresyona girmiş gibi duruyorum!”
Saçlarımı bir güzel taradıktan sonra altıma siyah bir eşofman, üzerime de zeytin yeşili bir sweatshirt geçiriverdim.En son dokunuş olarak da en sevdiğim Manolya kokulu parfümümü sıktım.En azından depresyon da gibi durmuyordum.Yalnızca göz altlarım uykusuzluktan dolayı biraz şişlerdi.
Odamdan çıkmış ve mutfaktan gelen kokuyu takip ediyordum ki mutfakta, sandalye de oturan Arel'i görmemle birlikte anneme dönmem bir oldu.
’O neden burada?’ dermişcesine bir bakış attım ve annem de yanıt olarak elinde ki çatalla kahvaltı masasına oturmamı işaret etti.Ne kadar da güzel bir yanıt anne!
Ben uzak durmaya çalıştıkça Arel bana daha da yakın oluyordu.Zaten sürekli evimize girer çıkardı, Annem onu ikinci çocuğu gibi görüyordu.
Fakat şu durumda benim onu görmek istemediğimi bilmesine rağmen evime kadar gelmişti.Şeytan diyor ki tut yakasından, al güneş gözlüğü ve kır önünde.
Annem olmasaydı şüphesiz ki bunu yapardım.Ama annem etrafımdayken buna izin vermezdi,üstüne de güzel bir azar işitirdim.
“Hızlı ye, dışarıya çıkacağız.”
Arel'e döndüm.Altında siyah, bol bir kumaş pantolon,üstünde düz siyah bir tişört ve onun üzerinde de lacivert bir spor mont vardı.Saçları her zamanki gibi şekilliydi ve kol saati de tahmin edilemeyecek kadar yüksek meblağlı…
“Ne diye burdasın ki?” Tam gözlerinin içine bakarak söylemiştim.Ellerimin yavaş yavaş terlediğini hissedebiliyordum.
“Bir haftadır okulda yoksun Fare, ” Oturduğu sandalyeden yavaşça ayağa kalktı.Göz bebekleri hafifçe büyümüş, bakışları daha karanlık görünüyordu.“seni merak ediyorum.”
Tss, yalancıya da bak! Merak ediyor olsaydın bir haftadır çoktan gelirdin değil mi?
“Beni merak etmene gerek yok.Gelip gelmeme mi neden bu kadar umursuyorsun ki?”
Annem sorduğum soruya şaşırmış olmalı ki doğramak da olduğu domatesi bırakıp bana ufak bir bakış attı, geri önüne döndü.
Arel'den bir cevap bekliyordum ama o hala birşey demiyordu. Az önce kalkmış olduğu sandalyesine geri oturdu.
Arel'den nefret etmiyordum, etmezdim de.Küs de değildim veya kırgın.
Ben…
Utanıyordum.
Evet, Arel'den çok utanıyordum,daha önce hiç böyle hissetmemiştim.
Daha önce Arel'i gördüğümde kalp atışlarım hızlanmamıştı, daha önce onu gördüğümde ondan uzaklaşmak istememiştim,daha önce bakışlarının bu kadar derin ve anlamlı olduğunu fark etmemiştim…
Ben daha önce hiç Arel'den utanmamıştım bile.
Şu anda karşımda ki sandalye de oturmuş, annemin pişirdiği börekleri gömüyordu.
Yemiyordu, gömüyordu.
Uzun süre sonra ilk defa Arel'in bu kadar hızlı ve iştahlı yemek yediğini görüyordum.
En sevdiği yemeği sorduğumda her zaman “Annenin yaptığı kıymalı börekleri çok seviyorum.” Derdi.Tekrar sorsam tekrar aynı cevabı verirdi.Şu anda da kıymalı börek yiyordu ve ne kadar sevdiği apaçık ortadaydı.
Arel'in annesi yani Aslı teyzem, uzun süredir ikinci oğlu için Fransadaydı.Arel’in kardeşinin kalp rahatsızlığï vardı ve bu sebepten dolayı sürekli farklı ülkelerde tedavi görmesi gerekiyordu.
En iyi doktorlar neredeyseler, kardeşi ve annesi oraya uçuyorlardı. Bu durum kardeşini bir hayli yoruyordu fakat doktorlar ülkemize gelmeyi reddettikleri için başka şansları yoktu, gitmeleri gerekiyordu.
Aslı teyze de her zaman, sanki beş yaşında bir çocukmuş gibi Arel'i bize emanet ediyordu.
Yıllardır Arel'le arkadaş olmamıza rağmen kardeşini iki veya üç defa görmüşümdür.Yüzünü dahi fotoğraflarından bilirim.
Adı Emir'di.Arel ile aralarında üç yaş farkı olduğunu hatırlıyorum,abisinden epeyce farklı olduğunu da.
Abisi daha sarışınken, Emir daha esmerdi.Abisi babasını hiç sevmezken Emir hep babasının yanında olmuştu.Dürüst olursak Emir gerçekten de pek fazla Arel'i umursamıyordu.
Buna rağmen Arel her koşulda kardeşinin yanında oluyordu.Bir çok kez Türkiye'den Fransa'ya, İngiltere'ye,Çin’e annemle beraber uğurlamıştık.
Her seferinde de kardeşi için gitmişti, hiç bir zaman gezmek veya eğlenmek amacıyla gittiğini hatırlamıyordum.
Birde bu yetmezmiş gibi babasının işleriyle uğraşmak zorunda kalıyordu.Kardeşi ile babaları farklıydı.Arel, Aslı teyzenin yeni kocasına karşı hiçbir duygu beslemiyordu.Fakat eski kocası yani,kendi babasından ölesiye nefret ediyordu.Bunun da çok büyük bir sebebi vardı.
Arel'in öz babası… Arel'in sevgilisi ile yatmıştı, üstüne de Aslı teyzeyi birden fazla kadınla aldatmıştı.
Sevilecek, elle tutulacak hiçbir yanı olmayan bir adamdı.Parasını kullanarak tüm bu pisliklerini medyadan uzak tutuyordu.Tamamen paranın köpeği olmuş bir adamdı.
Ve bunca şeye rağmen şirketinin başına Arel'in geçmesini istiyordu çünkü güvenebileceği başka kimsesi yoktu.
Şirketi Emir'e vermek istese bile Emir çok küçük ve tecrübesizdi, idare edemezdi.Bundan dolayı da son bir kaç aydır Arel'in bir dediğini iki etmiyor ve her istediğini yapıyordu.
Çünkü Arel'in doğum günü yaklaşıyordu ve onsekizine girecekti.
Bunu istemediğini ve şirketin başına geçmeyeceğini defalarca kez söylemişti,birçok kez kavga etmişti fakat babası bunu umursamıyordu.
Arel’e bunu yapmak zorundaymış gibi davranıyordu.
Arel'in hayallerini kimse umursamıyordu ve iş dünyasında ki beyaz yakalıların neredeyse hepsi kendi kızlarını Arel'e yamamaya çalışıyorlardı.
Halbuki bunun için kendi eşlerini kullanan dahi olmuştu…
Bundan sebeple de Arel'in doğum günü iş dünyası için çok büyük bir şanstı.Doğum günü değilde,daha çok yeni anlaşmalara imza atılan bir gün gibiydi.Herkes kendi cebini doldurmaya ve kızlarına koca bulmaya bakıyordu.
Kızlar,onu ideal eş adayı olarak görürken, erkekler de ezeli rakip olarak görüyordu.Arel’in bu yaşında yaptığı bireysel başarılarını kıskanan büyük bir kesim vardı ne yazık ki.
“Kalk, gidiyoruz artık.
”Düşüncelere dalmışken duyduğum sesle irkildim.Arel, önünde ki börekleri bitirmişti ve bulaşıkları yıkama da anneme yardım ediyordu.
Ellerini duvar da asılı duran havluyla kuruladı ve sandalye de asılı duran montunu bir çırpıda alıp giyiverdi. Bir anlık montundan sanki sahilde ki o garip ama huzurlu koku gelmiş gibiydi, uzun sürmemişti.
“Anlaşıldı, hareket etmeyeceksin.”Kaşlarımı çatmış Arel’e bakıyordum ki birden elimi tutması ile birlikte vücudum kendiliğinden titredi.Ellerimdeki ter bezlerinin çok hızlı çalışmaya başladığını hissedebiliyordum.
Binanın koridorundaydık ve ayakkabı giymeme vakit tanımadığı için gördüğüm ilk siyah terliği ayağıma geçirivermiştim.
Ellerim resmen yanıyordu.Avuç içlerim terli, parmaklarım titrek... Arel'in bundan rahatsız olduğunu düşünmek bile utandırıyordu beni.O ise sanki hiçbirşey olmamış gibi yürüyordu.
Dayanamadım.Elimi yavaşça çekmeye çalıştım.
Yanılmışım.
Parmakları benimkileri daha sıkı sardı.Büyük ve sıcaktı elleri...
"Elimi bırak terliyorlar!" Diye fısıldadım, dişlerimi sıkarak.
Cevap vermedi.
"Bırak diyorum sana, senin de ellerin ter olacak işte!"
Tam arabasına yaklaşmıştık ki aniden durdu.Ben de ona çarpmamak için refleksle durdum.Kalbim zaten hızlı atıyordu, şimdi kontrolsüzleşmişti.
Yavaşça bana döndü.
Başını hafifçe sağa yatırdı.O bakışı...
Gözleri yüzümde ağır ağır dolaştı. Kaşları, gözlerim, burnum, dudaklarım… Sanki gerçekten ezberliyordu. Sanki birazdan kaybolacakmışım gibi bakıyordu bana.
Nefesim boğazıma takıldı.Ellerimi arkama sakladım.
Ama Arel buna izin vermedi.
Bileklerimi nazik ama kararlı bir hareketle tuttu. Elleri tekrar benimkileri buldu. Parmaklarını aralarına geçirdi.
Bu sefer daha sıkı.
“Ellerin terliyse…” dedi, sesi beklediğimden daha kısık, daha derin.
Başını biraz daha yaklaştırdı. Aramızdaki mesafe tehlikeli derecede azdı.
“…daha sıkı tutarım.”
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
“Rahat ol,” diye fısıldadı."Senin terinden mi tiksineceğim sanıyorsun? Elini bırakmam.”
Ve o an anladım.
Terleyen ellerim değil, benim panikleyişim onu gülümsetiyordu.
Çünkü o, elimden değil… benden vazgeçmiyordu.
