10. bölüm · FARE
BÖLÜM 10: KOLYE
Bazı gözler vardır ki, baktığın anda duygularını harekete geçirebilir.
Duygulardan kastım hayal kırıklığı veya üzüntü değil… Belki bir kalp çarpıntısı, belki de mutluluktan dolmuş gözler.
Terleyen ellerimi bunun içine katmayacağım.
Her ne kadar bu da duygularımın fiziksel olarak bir dışa vurumu olsa da.
Öğretmen şaşkınlığını belli eden bir yüz ifadesiyle Arel'in yüzüne bakıyordu, Arel ise benimkine…
Öğretmen kolunu bir çırpı da Arel'den kurtardı, eliyle bileğini sıvazladı. Bileği gerçekten de kızarmıştı, Arel fazla sıkmış olmalı.
Sinir hastasısın Arel.
“Kovuldun bu okuldan.” Herkes aynı anda Arel'e döndü. Öğretmene ‘okuldan kovuldun’ demesini kimse beklemiyordu.
Öğretmen histerik bir kahkaha attı. “Sen kimsin de beni kovuyorsun be!” Sarı saçları rüzgarda uçuşuyordu.
Gerçekten yapmış olamazsın Arel. Bunu en son ortaokulda yapmıştın. Keyfine göre insanları işinden edemezsin.
“Müdürün odasında tanışırız,” Öğretmenin bakışları daha da ciddileşmişti. “Sen eşyalarını toplarken.”
Arel'de bir o kadar ciddi duruyordu. Kollarını birbirine bağlamış ve dimdik bir şekilde öğretmenin karşısında duruyordu.
Pekala şuan gerçekten de bir heykeltraşa benziyor. *-*
Öğretmen, ilk önce Arel'in daha sonra da benim gözlerimin içine baktı. Fakat benimkine daha uzun bir süre.
Sanki olduğum yere saplanmıştım ve ne hareket edebiliyor, ne de bir kelime söyleyebiliyordum.
Hadi ama bu sahnenin bir atlama tuşu yok mu!
*ANIL'IN BAKIŞ AÇISI*
Vay vay vayyy, yine kahraman Arel, yine parlayan Arel.
O her zaman üstün, o her zaman el üstünde tutulan varis.
Her zaman hayatıma bir engel olmuş o çocuk, her anım da kıyaslandığım o oğlan.
Elimde ki her şeyi almakta ustalaşmış gerçek bir hırsız.
Elim sana uzanamıyorsa… sorun değil,
yanındakine kolaylıkla uzanır Arel Noir.
*AREL'İN BAKIŞ AÇISI*
Eli uzananın, elini kırarım.
Düşleyenlerin kabusu olurum.
Ama bu kızın zarar görmesine izin vermem.
Bana emanet edilene asla ihanet etmem.
O mektup, Maya'nın babası şehit olduğundan beri yıllardır benimle.
Babam ile Maya'nın babası çocukluk arkadaşıydılar.
Maya'nın ki gerçek bir ‘adam’ olmayı tercih etmişken benimki ise en büyük hayal kırıklığım olmayı tercih etmişti.
Herkesin babasından beklediği ilgiyi ve sevgiyi öz babamdan beklediğim her aklıma geldiğinde, kendimden utanıyordum doğrusu.
Utanmaktan daha çok, baba sevgisi bekleyerek boşa geçmiş onyedi sene canımı yakıyordu.
Sahte sevgisi yerine, gerçekçi ihaneti tercihim olur.
Maya'nın babasını çocukluğumdan beri tanırdım, Deniz amcanın yeri benim için hep ayrı olmuştu.
Kendi çocukluk arkadaşının nasıl bir şerefsize dönüştüğünü gördükten sonra benimle sanki babammış gibi ilgilenmişti.
Öyle ki, okulumda bir kavgaya karıştığımda dahi öz babam yerine Deniz amca yanımda olurdu. Her zaman da bir şekilde beni haklı çıkarırdı.
Kendimi en kötü durumlardan bile bir şekilde sağ çıkarma özelliğimin Deniz amca'dan geçtiğini düşünüyordum.
Deniz amcanın benim için ayrı bir yeri olmasıyla birlikte, benim de onun için ayrı bir yerim vardı. Bunu her zaman dile getirirdi.
‘Arel, sen çok zeki bir çocuksun.’
‘Allah'ım kızımın karşısına senin gibi hayırlı bir evlat çıkarsın.’
Ve benzeri sözleri sürekli söylerdi fakat henüz çocuk olduğum için anlayamazdım.
Büyüdükçe taşlar yerine oturdu.
Deniz amca bir itfaiyeci olduğu için canı her zaman tehlikedeydi. Her an başına birşey gelebileceğinin, ailesini geride bırakmak zorunda olacağının o da farkındaydı.
Bu durumun verdiği yük bir hayli ağır olsa gerek. Her ne kadar ağır olsa da Deniz amca işini canla başla yapan birisiydi.
Her zaman kendi canından önce başkalarınınkini düşünürdü.
Onun ki meslek gereği değildi, içgüdüseldi.
Sonuç olarak toprağın kokusu, kül kokusundan daha yakındı artık Deniz amcaya.
Şehit olduğu günün bir önceki günü sanki hissetmiş gibi, elime bir kutu tutuşturdu.
Yavaşça saçlarımı okşamıştı ve “Eğer bir gün başıma birşey gelirse, olurda şehit düşersem,”
Gülümsüyordu fakat dolmuş gözleri onu açığa çıkarıyordu.
“Kızıma iyi bak… Mayama iyi bak olur mu?” Başını yukarıya kaldırmış, sanki göz yaşlarının akmasını engellemeye çalışıyordu.
Eliyle burnunu sildi. “Hayat kızımın karşısına kimi çıkarır bilmiyorum.”
Bu seferde burnunu çekti. Daha sonra da ellerini yavaşça önüme uzattı. “Ama bu elleri sen çıkasın diye dua ederken açıyorum.”
Daha küçük bir çocukken bana güvenmesini sağlayan sebep neydi bilmiyordum, hala da bu konu da bir fikrim yoktu.
Emin olduğum tek şey Deniz Amca'nın mezarda huzurla yatmasını sağlayacağım.
Mayam'ı koruyacağım.
*DENİZ'İN MEKTUBU*
“Arel, sarışın yavrum. Bu mektubu okuyorsan ben çoktan şehit düşmüşümdür oğlum.
Şunu bilmeni isterim ki ben seni hiçbir zaman kendi çocuğumdan farklı görmedim.
Baban olacak adam bir zamanlar dostumdu elbet. Fakat zamanın ne getireceğini kimse kestiremiyor işte.
Babanın, ailemin tüm parasını alıp kaçmasını bende beklemiyordum.
İşte buna bende dahilim, bende kestiremiyorum zaman ne getirir, ne gösterir.
İnsanlar neye dönüşebilir, sırada ki hamleleri ne olur.
Yarınım bile belli değilken büyük hayaller kurmak benim için çok büyük bir lüks.
Bu hayattan göçmeden önce senden ufak isteklerim var oğlum.
İlki canının sağlığı, ikincisi ise Mayam'ı koruman.
Kızımı senden başka emanet edebileceğim kimsem yok.
Annesi, hayatımın kadını Zerem’de ne yazık ki kanser hastası,fakat Mayam bunu bilmiyor.Bunun için henüz çok küçük.
Lütfen bilmesine izin verme oğlum, zamanı gelince şüphesiz kendisi öğrenecektir.
Ben elimden geldiğince yanlarında durmaya çalışıyorum, bu mektup eline ulaştıysa da ömrümün sonuna kadar yanlarında durmuşum demektir.
Evet, sen daha çok küçük bir çocuksun, yalnızca onüç yaşındasın. Bu kadar büyük bir sorumluluğu sana yüklemem gerçekten bir delilik.
Ama bu kelimelerin yaşın ilerledikçe anlam kazanacağını umuyorum. Bunu umaraktan da elimde kalem, önümde kağıt, kalbimde ailem ve sen ile birlikte bu mektubu yazıyorum.
Bu dünya çok acımasız yavrum ve benim kızım bunlar için fazla masum. Kız babası olmak çok güzel bir his olduğu kazar zor da.
Kızımı koru kolla, gerekirse… Evlen bile onunla.
Ben onayımı çoktan verdim oğlum.
Kızım önce Allah'a sonra da sana emanet.
~Deniz Amcan~ ”
*MAYA'NIN BAKIŞ AÇISI*
Bu sınıf neden ossuruk kokuyor!
İnsana ister istemez eliyle burnunu kapattırıyor gerçekten. (≖_≖ )
“Arama yapacağız bahanesiyle sınıfa doğal gaz döşemişler anasınısatayım!”
Kaan'dı. Hak vermemek mümkün değildi.
O fark etmese de başımı onaylarcasına sallamıştım.
Sınıftan henüz ismini bilmediğim şapkalı başka bir oğlan da “Lan sen mi saldın tekrar, Marul!” Diye seslenmişti hafif sesini yükselterek.
Sesinin altında şaka yaptığını belli eden bir tonlama vardı.
Marul, masumluğunu ispat edermişcesine kollarını havaya kaldırdı.
“Harbiden bu sefer ben değilim Ahmet. İnanmıyorsan gel kokla.”
Az önce ki şapkalı çocuk elini ağzına götürerek kusma hareketi yaptı. “Bok!”
Bu sefer derken? Yani normalde salıyormuydu bu Marul -__-
Sırama oturmuş, az önce yaşananları düşünüyordum. Ben düşüncelere dalmışken sınıfta yavaş yavaş dolmaya başlıyordu, herkes teker teker bahçeden geliyordu.
Arel, öğretmene ‘Bu okuldan kovuldun’ dedikten sonra neredeyse olduğum yere çiviyle çakılmış gibi olmuştum.
Dilime de japon yapıştırıcısı sürmüşlerdi sanki.
Ne kıpırdayabiliyor, ne de tek kelime edebiliyordum.
Offf rezilliğin daniskasısın Maya!
Anıl'ın da ayrı belası olacağım az kaldı! O da ayrı bir manyak. Siyah hırkayı okulun ilk günü giymiştim o kadar.
Bunu nasıl hatırlayıp da ‘Onun üzerinde siyah hırka görmüştüm.’ Diyebilirsin ki! Aggghhhhff öfkeden kuduracağım az kaldı!
Arel ise o konuşmadan birkaç saniye sonra kolumdan tutarak hızlıca beni çekiştirmişti ve tek kelime bile konuşmadan kendimi bulduğum yer tam olarak burasıydı.
Kanalizasyon kokan sınıfım!
Beni buraya getirdikten hemen sonra hızlıca müdürün odasının bulunduğu kata yürümüştü ve hala da etraflarda görünmüyordu.
Bari bir iki çift laf edebilseydik. -__-
Müdürü de attırmaz herhalde değil mi? Pekala, kendimi bu kadar önemli sanmayı bırakmalıyım.
Bacaklarımı üst üste attığımda kazayla masanın altında ki bölmeye vurmuştum ve yere avuç içim büyüklüğünde , kırmızı bir kutu düşmüştü.
O kutuyu yerden almazsam yazık olurdu değil mi?
Ayrıca da benim sıramın altına ne işi vardı ki?
Ne kadar sorgularsan o kadar paradoksa girersin Maya, aç gitsin kızım!
Merakıma yenik düşerek yerdeki kırmızı kutuyu kimse görmeden bir çırpıda alıverdim.
Sahibi kimse özür diliyorum, fazla meraklıyım. Wuhehehehe
Kimsenin görmediğinden emin olmak için etrafıma ufak bir bakış attım. Harika, kimse beni izliyor gibi gözükmüyor!
Tam kutuyu açacaktım ki, Arel'in sınıfa girmesi ile birlikte bakışlarını anında üzerimde hissettim.
Refleksen kutuyu arkama saklamıştım.
Kutuyu görüp görmediğinden emin değildim.
“Çekinme, aç hadi.” Pekala, 1.90 boyum olsa bende herşeyi kolaylıkla görürdüm zaten -__-
“Niye çekineyim canım, açacaktım zaten.” Arel in sırıtışını gördüm.
“Bu hoşuma gitti.”
Anlamamıştım, tüm odağım kutudaydı.
“Ney hoşuna gitti?”
“Canım demen.”
EEEGGGGHHHH, atlama tuşu nerede!?
Seni görmek istemiyorum Arel. Git, yok ol, hoşt!
Başını hafifçe sağa eydi.
“Kızardın mı sen?”
IIIIGGGGHHHHH. Sussana be adam!
Yavaş adımlarla yanıma yaklaştı. Damarlarımdaki kan akışı durmuş gibi hissetmem normalmiydi acaba?
Elini hafifçe yanağıma götürdü. Dokunuşları çok yumuşaktı. Neden bir kedi gibi hissediyordum!?
“Kutu Maya,” Elini yanağımdan uzaklaştırdı. “aç istersen.” Doğru ya, kutu! En iyisi kutuyu açayım.
Daha fazla olayi uzatmak istemedim çünkü işin sonucunda bir domatese dönüşebilirdim.
Arel kollarını birbirinr bağlamış beni izlerken, ben de bir hışımla kutuyu açtım.
Başta inanmak istememiştim, bu kadar mükemmel olması imkansızdı.
Göz bebeklerim neredeyse sevinçten yerinden çıkacaklardı.
Kalp atışlarımın hızlandığını fark edebiliyordum. Umarım duymuyorsundur Arel.
“Bu-bu aldığım en güzel hediye!”
Bu bir kolyeydi, hemde üzerinde Manolya çiçeği olan bir kolye!
O kadar zarifti ki kolye karşısında gömleğimi iliklemek istiyordum.
Ne yazık ki üzerimde okulun,üzerinde 'MAYA COLLEGE' yazan siyah sweatshirti vardı.
“Beğenmene sevindim.” Arel'in yüzünde de bir gülümseme oluşmuştu, bu gülümseme gururlu bir gülümsemeye benziyordu.
Aldığı kolyeyi beğendiğimi görmüş olmak onu sevindirmiş olmalı.
Birden elimden alınan kolye ile elim hava da asılı kalmıştı.
Zemin, ben ve hava da kalan elim bir kaç saniyelik bakışmalar yaşadık.
Arel ile aynı anda arkamıza döndüğümüzde gördüğümüz kişi beni pek şaşırtmamıştı.
Ben de neden güzel bir an yaşıyorum diye kendimi sorguluyordum! Şeytan henüz yokmuş da o yüzden.
Anıl, kolyemi eline almış ve bir tesbihmiş gibi sallıyordu.
Dostum o ibadet edebilesin diye değil!
O kolyeye zarar verirsen sıyrıklarla dolu yüzünün derisini tırnaklarımla sökerim şeytan!
“Hadi ama Arel, bu kadar düşmüş olamazsın.”
Arel'e baktığımda tek bir odağı vardı o da Anıl'dı.
Kaşları çatıktı. Derin bir nefes aldı ama bu, sakinleşmekten çok kendini tutmaya çalıştığını belli ediyordu.
“Sal o kolyeyi.” Tek bir cümlesi bile beni oldukça tedirgin hissettirmişken Anıl'ın pişkinliği garip gelmişti.
“Maya'dan çok daha güzel kızlar bulabilirim sana, hem de günübirlik.”
Arel'in boynunda ki damarları artık daha görünürdü. Elleri ise çoktan yumruk haline gelmişti bile. Dürüst olmak gerekirse Arel'in tek korktuğum yanı bu olabilirdi.
“Orda ne oluyor Lan.” Kaan'ın sesini işitmiştim. Evet, lütfen şu an buraya gelin çocuklar! Ortam çok gerici.
Mavi kafa ve kıvırcığın yanımda boş boş dikeliyor olması bile az da olsa rahatlamamı sağlıyordu.
“Tekrar uyarmam seni Anıl. Kolyeyi ver, ne halt ediyorsan et.”
Anıl, büyük bir kahkaha attı. İlk defa Anıl'ı kahkaha atarken görüyordum. Kahkaha atmayı geç, gülerken dahi görmemiştim. Bu ilkti, ama aynı zaman da korkutucuydu.
“Haklısın, Maya'nın da o günübirliklerden farkı yok zaten.”
NE! GÖZLERİNİ OYACAĞIM ANIL!
Arel, hiç düşünmeden hızlı, sert bir yumruk indirdi Anıl'ın yüzüne. Şekillendirilmiş sarı saçları önüne düşmüştü.
Marul “Bu adam benim favorim ya! Nasıl da tek yumrukla serdi ama yere!” Dedi heyecanlı bir şekilde. Kaan,Marul’un kafasına bir tokat attı.
Hadi ama Arel! İlk hamleyi benim yapmam gerekiyordu!
Yerde yatan Anıl tek değildi, üstüne bir de Arel çullanmış ve Anıl'ın yakasına yapışmıştı.
“Ya o ağzını toplarsın,” Hiç düşünmeden bir yumruk daha indirdi zaten kanayan yüzüne. “Ya da toplayacak bir ağzın olmaz.”
Anıl, karşı koymaya çalışmıyordu. Bu işte bir gariplik vardı.
Bu kesinlikle beni kesmemişti. Dudakları kan içinde kalmış Anıl'a acımak istesem bile bana dediklerinden sonra içimden bunu yapma isteği kesinlikle gelmiyordu.
Resmen bana hayatkadını muamelesi yaptı!
Kendimi rahatlatmak adına bir tekme de Anıl'ın karnına ben attım. Az bile buna.
Ufak bir inilti çıkardı ama umrumda da değildi. Kaan ve Marul'a döndüğümde aynı anda ritim tutarak yavaşça alkışlamaya başladılar. -__-
Dalgamı geçiyorlardı yoksa ciddilermiydi anlayamamıştım ama şuanda bunu düşünecek havam da bile değildim.
Arel, elinde kolye ile Anıl'ın üzerinden kalkmıştı. Anıl ise hala yerde yatmakta idi ve tüm sınıf toplanmış onu izliyordu.
Aniden bileğimi tutan el ile tüm dikkatim dağıldı ve karşımdaki kişi ile göz göze geldim.
Arel.
Narince ve dikkatli bir şekilde avuçlarımı açtı. Avcumun arasına Anıl'dan geri aldığı kolyeyi koydu, Manolyalı,güzelim kolyem.
Daha sonra da aynı narinlikle avcumu geri kapadı ve yumruk halinde ki elimi göğsüne, tam kalbinin üzerine götürdü. Kalp atışlarını hissedebiliyordum.
Tanrım, dizlerim titriyor!
Arel tam olarak gözlerimin içine baktı, kendinden emindi. Gözlerinden bu anlaşılıyordu.
“Bunu koru olur mu, kırayım deme.Yalnızca bir tane var.”
Bir dakika konumuz Kolye değil mi? Öyle olduğunu varsayıyorum yoksa aniden kalpten gidebilirim.
Dağınık, sarı saçları onu gerçekten de daha karşı konulamaz yapıyor.
Cevap vermek üzereydim ki tekrar araya giren o tanıdık ses tüm dikkatimi üzerine çekti.
Arel'in ufak bir küfür fısıldadığını duydum.
“AREL!”
O soluk tenli şeytan. Ayağa kalkmıştı, dudakları hala kanlar içindeydi, baş parmağıyla dudağında ki kanı siliverdi.
“Seninle saha da görüşeceğiz.”
Bunu söylerken gözleri gerçekten de kararmıştı.
İkisi de yavaş, aynı zamanda da soğuk adımlarla birbirinin üzerine yürüdü.
“Seve seve.”
