13. bölüm · FARE

BÖLÜM 13: BABA

Elif Ceylan

Daha ayakkabılarımı dahi çıkarmadan önce aklıma bu fikrin gelmesi iyi olmamıştı.

Şimdi Anıl'ın evini nasıl bulacağım ki?

Arel'e sorsam- Ehh, en son seçeneğim.

Kaan'a sorsam? Kesin bana küfür eder o.

Kerem? Evet, marul en mantıklı seçenek gibi duruyor. Ama öncelikle güzelinden bir bahane bulmalıyım.

İçeçek ısmarlayacağımı söylesem kabul edermi ki? Bu kadar basit olacağını sanmıyorum.

Üçü'de Anıl'ı sevmedikleri için bana kolay kolay adresini vermezler. Tabii onlarda da varsa. -__-

EVET! Çok güzel bir bahane buldum.

Yarın ki sınavımız için çıkardığım notların Anıl'ın kiler ile karıştığını söyleyeceğim. Bence inandırıcı duruyor. hehe.

Hemen unutmadan Kerem'i arayayım en iyisi.
Elimi cebime uzatmamla beraber cebimde ki o boşluğu hissetmem bir oldu.

Arka ve ön ceplerimi de hızlıca kontrol ettim fakat telefonum yoktu. Elim ister istemez göğsümün üzerine gitti.

Telefonum da nerede?

Panik olmuştum, bu kesinlikle annemin hoşuna gitmeyecek…

Daha yeni bir tane almıştım.
Nerede düşürdüm ki ben bu telefonu!

En son bulunduğum yer… Arel'in arabasıydı.

Şimdi ben o Sarı Kafa'ya gözükürsem beni bir ton soruya tutacak.

Yalan söylersem de anlar, hep anlıyor. Bu iyi bir özellik mi kötü mü hala emin değilim doğrusu.

Yılların Arel'e verdiği bir güç tü bu.

Geçmiş yıllarımıza sesleniyorum ben de niye yok?

ben de istiyorum!

Her ne kadar istemiyor olsam da tek çarem Arel'in arabasını aramak. Gizli gizli, sessiz sessiz.

Şıp diye alacağım ve daha sonra da Kerem'i arayıp Anıl'ın adresini alacağım. Bu kadar basit, dahisin sen Maya!

*AREL'İN BAKIŞ AÇISI*

*Geriye Dönüş*

Telefonumun çalmasıyla beraber Fare ile olan konuşmamı sonlandırmam gerekti; çünkü bu numara, o lanet kişiye aitti.

Maya'nın yanında onunla konuşamazdım, Maya'yı sevmezdi hattaha bir çok kez beni uzaklaştırmayı dahi denedi. Başarılı olamasa da.

“Hemen geleceğim, burada dur. ” Maya’ya kısa bir bakış attıktan sonra telefonumu cebimden çıkararak bir kaç adım uzaklaştım.

Ne kadar hızlı konuşmayı bitirip telefonu kaparsam, o kadar iyiydi benim için.

“Vayy oğlum, nasılsın?”

Sesinde ki alaycı tonu telefondan dahi hissedebiliyordum.

“Sen hangi yüzle arıyorsun beni!” Bir insan en fazla bu kadar yüzsüz olabilir. Yüzsüz insanlara tahammülüm yok, olmayacak.

“Şşşt! Baba'ya ses yükseltilmez.”

Thh, Babalık yaptın mı ki?

“kısa kes, işim gücüm var."

Pis pis sırıttığına emindim, her zaman şuğursuzca sırıtırdı.

“Evimizi gerçekten de çok özlemişim Noir.”

Gülümsedim, samimiyetten çok uzak bir gülümsemeydi. En sakin sesimle konuştum.

“Eve gelmeye dahi cüret etme.”

Sesim sakindi ama içimdeki babama karşı olan öfkeyi göğsüme sığdıramıyordum.

“Hala onunla vakit geçiriyorsun değil mi? Maya.”

Adını söylediğinde konuşmayı kesmedim.

Paniklemedim.Sadece telefona odaklandım.

Dikkatli cevap vermem gerekiyordu, söyleyeceğim tek bir kelime Maya'yı tehlikeye atabilirdi.

Göze alamayacağım tek şey bu.

“Kiminle vakit geçirdiğimi ne zamandan beri umursuyorsun sen?” Soru sormaktan çok, hesap sorar gibiydim.

“Şirketin ve ailemizin geleceğini etkileyecek her türlü kişiyle özel olarak ilgilenirim Noir."

Şirket onun şirketi, beni ilgilendiren bir durum değil. Bir kuruş yararını görmedim bu şirketin.

Şirketten gelen parayla her gün farklı mekanlarda, farklı kadınlarla gönül eğlendiren bir insan.

Aile… Thh, hangi ailesinden bahsediyor acaba?

Küçücük bir kızı babasız bıraktığı aileden mi bahsediyor, yoksa yalnızca ihtiyacı olduğunda ulaştığı bizden mi?

Elimi istemsizce başıma götürdüm, babamla yaptığım her bir konuşma beni yormaktan başka birşey değildi.

“Oraya geliyorum, konuşacağız.”

Şu anda evimde olduğunu biliyordum, tek tek kemiklerini kırmak istiyorum.

Benden habersiz, iznim olmadan evime girmeye cüret etti o adam.

Telefonumu kapayıp, cebime attıktan bir süre sonra arkama döndüm. Fare olduğu yerde duruyordu.

İlk defa söz dinlemiş olması beni de şaşırttı doğrusu.
Derin bir nefes aldım, Fare'nin gözlerinin içine baktım.

O her zaman benim gözüme bu dünya için fazla saf ve bu evren için fazla güzel gelecek.

Hepsi senin için be kızım.

*Geri dönüş bitti*

Evin önünde ki son model siyah mercedes'in kimin olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Babamındı.

Arabasının yanına da iki tane koruma dikmişti. Korumalar da koruma olsun, ikisi de tek yumruğuma bakar.

Thh…

Arabadan indikten sonra korumaları es geçerek eve doğru yürüdüm, onlar ise kim olduğumu hafızalarına kazımaya çalışırmışcasına eve girene kadar arkamdan izlediler.

İsteseydim onları yere serebilirdim, fakat daha önemli işlerim vardı.

Kapıyı çaldığımda, Katerina'nın açmasını beklemiyordum.

Babamın bir numaralı hizmetçisiydi.

Esmer teni, uzun saçları ve uzun boyu da babamın favorisi olmasının diğer bir nedeni.

Babam evime çoktan kendi adamlarını yerleştirmiş
öyle mi? Buna izin vereceğimi düşünmesi çok tatlı.

Katerina, genişçe gülümsedi.

“Hoşgeldin Noir. Nathan bey salonda seni bekliyor.”

Başımı onaylarcasına bir kez salladıktan sonra, salona doğru yürüdüm, Katerina'da arkamdan kapıyı kapattı.

Katerina'yı en son lise yıllarımın başında gördüğümü hatırlıyorum, fakat o sanki her gün görüşüyormuşuz gibi samimiyetini korumaya çalışıyordu.

Belki de babamın emriydi bu, ortaya çıkar elbet.

Salona girmemle beraber koltukta oturan beyaz yakalı o adam, elinde sigara ile bacak bacak üstüne atmıştı.

Saçları sarı ile beyaz karışımıydı, artık yaşlanıyordu. Yüzün de oluşmaya başlayan kırışıklıklarda onu bir hayli ele veriyordu.

Beni görmesiyle, elinde ki sigarasını yanı başında ki küllüğe attı. Bakışlarımız birbirini bulduğunda, içim de nefretten başka bir his uyanmıyordu.

“Bonjour, Noir!"

“Fais court, j’ai du boulot.” (Kısa kes, işim var.)

Babam, oturduğu koltuktan yavaşça kalktı. Daha sonra derin bir nefes aldı.

“Görüşmeyeli boyun uzamış.”

Çocukken yanında küçülürdüm, şimdi ilk defa aynı hizadayız.

Thh…

“ L’entreprise a besoin de toi. (Şirketin sana ihtiyacı var.)

Kısa kesten kastım buydu , hiçbir zaman halimi hatrımı sormazdı. Ne zaman başı sıkışırsa o zaman aklına gelirdik.

Bu saatten sonra da htiyacım yok.

Karşısında duruyordum.Omuzlarımı düşürmedim.Gözlerimi ondan kaçırmadım.

Dökül bakalım Nathan Noir.

“Görüyorsun, ben artık yaşlı bir adamım. Her an şirket başıboş kalabilir.”

Kollarını birbirine bağladı. “Ne demek istediğimi anlamışsındır elbet.”

Çok iyi anladım, temennim de en kısa sürede gerçekleşmesi.

“Bu yüzden de senden tek isteğim şirketin başına geçmen.”

Histerik bir kahkaha attım, bunu yapmamam gerekiyordu fakat kendimi tutamamıştım.

Benden isteği o kadar komikti ki, gülmemek ne mümkün.

Hiçbir bok yaşanmamış gibi şirketin başına geçmemi istiyordu.

Yüzsüzsün Nathan, çok yüzsüz.

“Bunu yapacağımı sana düşündüren ne?”

Babamın bakışları tekrar beni bulduğunda, otuz iki dişini de görebiliyordum.

Kendinden çok emin duruyordu.

Geçmişi kirli birisine göre fazla iddialı pozlar.
“Şu kızın adını sürekli unutuyorum.
Neydi,”

Elini, düşünürmüşçesine çenesine götürdü

“Hah doğru, Maya.-”

Ona bir adım yaklaştım. Sesimi alçalttım.

“Onun adını ağzına alma.”

İstemeden kendimi ele vermiştim, kahretsin!
Babamın yüzünde ki o pis sırıtışı görebiliyordum.

Lanet olsun!

“O kızın zor bir hayatı olsun istemezsin değil mi?”

Hayatı zaten yeterince zor, bir de benim yüzümden zorluk çekmesine asla izin vermem.

“Yıllardır beni bununla tehdit etmekten yorulmadın mı?”

Gözlerimin içine baktı.

“Yıllardır aynı kızı sevmekten yorulmadın mı?”

Ben asla babamın oğlu değilim, olmayacağım da. Bu da kendime yeminim.

Babam gibi her gün farklı kadınlarla, farklı mekanlar da gezen bir insan olmam. Olmayacağım.

İnsan kendi babasından utanırmıydı? Ben utanıyordum, nefret ediyordum.

Babam, elini alnına götürdü. Elinin altından gülümsediğini fark edebiliyordum.

O dişlerini tek tek sökmeme çok az kaldı Nathan.

“Bu sana son uyarım Noir, yarın cevabını bekliyorum.”

Bir adım daha babamın üzerine yürüdüm.

“Ağzımdan tek bir kelime alamayacaksın Nathan.”

Başka da hiçbir şey söylemedi, yalnızca yüzünde ki o sinsi sırıtışıyla beraber beni izliyordu.

Sanki ne tepki vereceğimi görmek istiyor gibi duruyordu.

Fakat benim yüzümde hiçbir değişiklik yoktu.

İçten içe babamdan nefret ederken, aynı zamanda da Maya için endişeleniyordum.

Ama vereceğim en küçük tepkiyi, bana karşı kullanacak bir babam vardı.

Duygusuz rolü oynayacağım ve Maya'yı asla bırakmayacağım.

Tıpkı yıllardır olduğu gibi.

Daha önce Nathan'ın, Maya'dan uzak durması için kendime ‘göstermelik’ bir kız arkadaş yapmıştım.

Adı İlayda'ydı, hala arada sırada uğrar, bir yardıma ihtiyacı varsa hallederdim.

O zamanlar bana büyük yardımı dokunmuştu, iyiliğini asla unutamam.

Nathan, İlayda’yı sevdiğimi düşündüğü için sürekli olarak onun üzerinden oynuyor ve tehdit ediyordu.

Gözünü karanlığa bürüyüp İlayda'nın köpeğini öldürmeye çalışacak kadar ileriye gitmişti.

Bu kadar da pislik bir insandı.

Neyse ki İlayda için tuttuğum korumalar engel olabilmişlerdi, o günden sonra da İlayda'dan aramızda ki anlaşmayı bitirmemizi istemiştim.

Daha fazla kendim yüzünden zarar görmesine izin veremezdim.

İlayda istemese de, yardımlarından dolayı koleksiyonumdan beğendiği bir arabayı seçtirdim.

Daha sonra da aramızda anlaşmayı bitirmiştik.
Maya'nın bu durumdan haberi yoktu, olmaması şu an için daha iyiydi.

Ortaokulun sonundan beri babam tarafından düzenli olarak tehdit ediliyordum.

“Maya'dan uzak dur, o kız çok vasıfsız, çok daha iyilerinr layıksın, on sekizine gelince şirketin başına sen geçeceksin, uzak durmazsan uzak tutmasını bilirim. ” vesaire vesaire.

Fakat şu ana kadar hiçbir atakta bulunmamıştı.
Bugün atakta bulunmasının sebebi ise doğum günümün yaklaşıyor olmasıydı, on sekizime girecektim.

Benim reşit olmam, iş dünyası için büyük bir olaydı. Zaten babam da bunu bilerek evime,ayaklarıma kadar gelmişti.

Birden dışarıdan gelen çığlık sesiyle beraber babam ve benim bakışlarım aynı anda camı buldu.

Bu çığlık sesi çok tanıdıktı…

Hızlıca evimde ki boydan cama doğru yürüdüğüm de gördüğüm kişi, beni pek şaşırtmamıştı.

Bu Fare'ydi. Fakat asıl merak ettiğim neden çığlık attığıydı.

Bir sorun olmadığını umarak hızlı adımlarla çıkış kapısına yürüdüm.

Katerina'nın kapıyı açmasını beklemeden, kapı koluna uzandım.

Babam ise hala camdan dışarıyı izliyordu.

Umarım oradan düşersin.

Dışarıya adımımı atmamla beraber Fare'yi görmem bir oldu.

Arabamın yanında duruyordu, kapısı açıktı. Birşey görmüş gibi görünüyordu.

Ve gördüğü her neyse kesinlikle hoşuna gitmemiş olmalıydı.

Umarım tahmin ettiğim şeyi görmemişsindir Fare.

*MAYA'NIN BAKIŞ AÇISI*

Bu halt da ne! Arel seni öldüreceğim!