Bölümler 4Şu an: Av Mevsimi
- 1 Fırtına Öncesi Neon Işıkları688 kelime
- 2 Kırmızı Tebeşir1.338 kelime
- 3 Küçük Stajyer829 kelime
- 4 Av Mevsimi1.267 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akman, koltuğuna yaslanıp Yalın’a baktı.
“Peki neden bu kız?”
Yalın, elindeki viski bardağını ağır ağır çevirdi. Dudaklarının kenarında beliren o kendinden emin gülümsemeyle cevap verdi.
“Kedinin fareyle oynadığı gibi onunla oynamak hoşuma gidiyor.”
Akman kısa bir kahkaha attı.
“Üstelik kız hiç de fena değil.”
Nasya, kollarını göğsünde birleştirerek araya girdi.
“Ama sanırım benden pek hoşlanmadı.”
Yalın bakışlarını Nasya’ya çevirdi.
“Seninle ilgili bir sorun olduğunu sanmıyorum.”
Akman gülümseyerek başını salladı.
“Bence sorun tam olarak sensin, Nasya.”
Nasya gözlerini devirdi.
“Çok komiksin.”
Yalın ise konuşulanları daha fazla uzatmaya niyetli değildi. Bardağını masaya bıraktı ve saatine göz attı.
“Üç dakika.”
Akman kaşlarını kaldırdı.
“Ne üç dakikası?”
Yalın’ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
“Yeni oyunumuzun başlamasına.”
İnci, bilgisayarının başına geçip güç düğmesine bastı. Ekran birkaç saniye sonra aydınlandı. Masaüstü açılır açılmaz ortada beliren siyah pencere dikkatini çekti.
Ekranın tam ortasında kırmızı rakamlarla geriye doğru sayan bir sayaç vardı.
02:59
İnci kaşlarını çattı.
“Bu da ne şimdi?”
Fareyi hareket ettirip pencerenin üzerindeki çarpı işaretine tıkladı. Tepki yoktu. Bir kez daha denedi. Ardından klavyeden ESC tuşuna bastı.
Hiçbir şey olmadı.
02:41
İnci'nin yüzündeki şaşkınlık yerini huzursuzluğa bıraktı.
“Allah Allah...”
Bilgisayarın ayarlarına girmeye çalıştı. Görev yöneticisini açmak istedi ama ekran hiçbir komutuna yanıt vermiyordu. Telefonunu çıkarıp saate baktı. Sonra yeniden bilgisayara döndü.
02:18
“Şaka mı bu?”
Etrafına göz gezdirdi. Hukuk departmanında herkes kendi işiyle meşguldü. Kimse onun ekranındaki garipliği fark etmiş görünmüyordu.
Yan masadaki çalışana doğru eğildi.
“Bir şey sorabilir miyim? Sizin bilgisayarınızda da böyle bir sayaç çıktı mı?”
Genç adam başını kaldırıp İnci'nin ekranına baktı.
“Ne sayacı?”
İnci yeniden ekranı gösterdiğinde rakamlar değişmeye devam ediyordu.
“Şu... Geri sayım. Sizde çıkmıyor mu?”
Adam başını iki yana salladı.
“Hayır. Bir sorun mu var?”
İnci cevap vermedi. Boğazında bir düğüm oluşmuştu. İlk iş günüydü. Daha bilgisayarını bile doğru düzgün kullanamadan bir sorun çıkarmıştı.
Telefonunu eline aldı. Bilgi işlem birimini aramayı düşündüğü sırada ekrandaki yazıyı fark etti.
Sayacın hemen altında, az önce orada olmadığına emin olduğu küçük bir cümle belirmişti:
Vaktini iyi kullan, İnci.
İnci'nin gözleri büyüdü.
“Ne oluyor lan?”
Sandalyede doğruldu. Ekrana biraz daha yaklaştı.
00:48
Tam o sırada arkasından gelen tok bir erkek sesi duyuldu.
“Bir sorun mu var, İnci Hanım?”
İnci irkilerek arkasını döndü.
Yalın Toprak Kara.
Bir eli pantolonunun cebinde, diğerinde kahvesiyle masanın yanında dikiliyordu. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi yoktu. Aksine, İnci'nin telaşlı hâlini izlemekten keyif alıyor gibiydi.
İnci hemen ayağa kalktı.
“Bilgisayarımda garip bir şey var. Kapatamıyorum, hiçbir tuş çalışmıyor. Bir de şu geri sayım var. Ne olduğunu anlamadım.”
Daha sonra İnci tekrar sandalyesine oturup ekranı gösterdi.
Yalın başını hafifçe yana eğerek ekrana baktı.
“Öyle mi?”
“Evet! Bakın, kendi kendine geri sayıyor. Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?”
Yalın kahvesinden bir yudum aldı. Ardından gözlerini İnci'ye çevirdi.
“Peki, sizce ne olabilir?”
İnci şaşkınlıkla yüzüne baktı.
“Bilmiyorum. Zaten size onu soruyorum.”
Yalın'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
00:19
“Panik yapma, İnci. Henüz hiçbir şey olmadı.”
“Henüz mi?”
Yalın cevap vermek yerine kolundaki saate baktı.
00:10
İnci'nin bakışları yeniden ekrana kaydı.
“Beyefendi, bu hiç komik değil!”
Yalın hafifçe eğilip masanın kenarına yaslandı.
“Bakalım, sıfıra geldiğinde de böyle konuşabilecek misiniz?”
00:03... 00:02... 00:01...
Sayaç sıfırlandı.
Ekran bir anlığına karardı.
Ardından tek bir cümle belirdi:
İLK GÜNÜN KUTLU OLSUN, İNCİ ARAS.
İnci birkaç saniye ekrana baktı. Sonra yavaşça Yalın'a döndü.
Yalın gülümsüyordu.
“Aramıza hoş geldiniz.”
İnci gözlerini devirdi.
“Dalga mı geçiyorsunuz siz benimle? Sabahtan beri bir şey oldu diye elim ayağıma dolaştı.”
Yalın kaşlarını kaldırarak gülümsedi.
“Şimdiden bu kadar paniğe kapıldıysan seninle işimiz zor. Alt tarafı bir bilgisayar. Ne çıkabilir ki?”
“Orası öyle de, dün…”
Yalın’ın yüzünde belli belirsiz bir merak uyandı.
“Dün ne oldu?”
İnci bir an duraksadı. Söylemek üzere olduğu şeyden vazgeçmiş gibi dudaklarını birbirine bastırdı. Dün neler olduğunu Yalın da biliyordu ama bilerek kızı kışkıştıyordu.
“Yani… İşte ilk günüm diye panik yaptım.”
Yalın birkaç saniye yüzünü inceledi. Ardından İnci’nin bilgisayarına doğru eğildi. Ekranda hâlâ açık duran pencereyi birkaç tuşla kapattı.
Aralarındaki mesafe giderek azaldı. İnci, Yalın’ın kendisine fazlasıyla yaklaştığını fark ettiğinde hafifçe geriye çekilmek istedi ancak sandalyesi buna pek izin vermedi.
Yalın yüzünü ona doğru biraz daha yaklaştırdı.
“Sakin ol. İşte bu kadar.”
Gözlerini İnci’den ayırmadan doğruldu. Dudaklarının kenarındaki o kendinden emin gülümseme hâlâ yerindeydi.
İnci ise birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra sandalyesinde dikleşerek saçını omzunun arkasına attı.
“Ben zaten sakinim.”
Yalın kısa bir kahkaha bıraktı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Pek öyle görünmüyordunuz.”
İnci cevap vermek yerine bilgisayarına döndü.
Yalın arkasını dönüp uzaklaşırken omzunun üzerinden son bir kez seslendi:
“Bir dahaki sefere sayaç üç dakikadan daha uzun olabilir. Hazırlıklı olun, stajyer hanım.”
İnci arkasından bakakaldı.
Bu adam kesinlikle normal değildi.
Kim yeni bir stajyere böyle bir eşek şakası yapardı ki?
İnci, bu adamın onun telaşından ve paniğinden zevk aldığını anlamıştı. Artık daha kontrollü ve ketum durmaya çalışacaktı.
Mesai bitimine doğru İnci son dosyayı da kapatıp bilgisayarını kapattı. Çantasını omzuna takarken gün boyunca yaşadıklarını yeniden düşündü.
İlk iş günüydü. Üstelik patronuyla daha şimdiden başını derde sokmuştu. Hiçbir şey normal başlamamıştı. Patronu dediği insanları suçüstü yakalamıştı tamam ama onlar neden ona iş teklifinde bulunmuştu?
İnci başına yine bir bela mı alıyordu merakından, yoksa sinsi planı işe yarayacak mıydı? Büyük balık küçük balığı yiyecek miydi yoksa büyük balık küçük balığı küçümserken tuzağa mı düşecekti?
Asansöre bindiğinde telefonunu çıkarıp saate baktı. Eve gitmek, üzerini değiştirmek ve bütün günü unutmak istiyordu.
Akşam saatlerinde kapı zili çaldığında İnci mutfaktan çıkıp kapıya yöneldi. Kapıyı açar açmaz karşısında Ahu’yu gördü.
“Sonunda! Nerelerdeydin sen?”
Ahu elindeki poşetleri kaldırdı.
“Önce şu ellerimi kurtar da içeri gireyim. Sana bir şeyler aldım.”
İnci gülerek kenara çekildi.
“Gel, gel. Zaten anlatacak çok şeyim var.”
Ahu ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Poşetleri sehpanın üzerine bıraktıktan sonra koltuğa yerleşti.
“Ah çok yorgunum, bugün dilimde tüy bitti ders anlata anlata.”
İnci tepkisiz kaldı. Ahu, İnci’nin sanki bir şey anlatmak istiyor da çekiniyormuş gibi diken üstünde tavrını anladı.
“Hayr’ola neyin var?”
İnci daha dik oturarak ellerini dizinde birleştirdi.
“Ahu, bak şimdi sana bir şey anlatacağım. Ama hiç kimseye söylemek yok tamam mı? Söz ver!”
Ahu da oturduğu yerde dik pozisyona geçti.
“N’oldu İnci? “
İnci derin bir nefes verdi.
“Dün biz partideyken bir şey oldu.”
Ahu, kaşlarını çattı.
“Ne oldu?”
“Dün hani sen tuvalete gitmiştin ya bende senin peşinden geldim. Sonra bir şey gördüm. Birkaç tane adam birini vurdular kuliste.”
Ahu yerinden sıçradı.
“Ne, ne vurulması İnci! “
İnci, sus der gibi parmağını dudağına götürdü.
“Tamam tamam sakin ol öyle bir şey değil. Kimse ölmedi ama ben gördüm. “
“Ya İnci neden bana söylemedin? Sana bir şey oldu mu? Ama ben anlamıştım dün betin benzin atmıştı.”
“Hayır ben sadece gördüm olayı. Sonra o adamlarla seni hastaneye götürdüğümde de karşılaştık, tabii senin haberin yok tanımadın.”
“Ya Allah aşkına, neden bana söylemiyorsun? Ya sana zarar verseydiler…”
“Bana şirketlerinin adresini ve orada olmam gerektiğini söylediler. Bende merakımdan gittim.”
Ahu iyice kaşlarını çattı.
“Ne diyorsun sen? Ne işin var o tiplerle? Resmen belanı arıyorsun.”
“Ahu gitmem gerekiyordu biliyorsun durumumu. Üstelik prestijli bir holding Kara Holding. Hukuk departmanında avukatın yanında ücretli stajyerlik teklif ettiler, ücret birçok yerden iyi. Ateşkes imzalandı yani.”
Ahu kafasını iki yana salladı.
“Annenlerin haberi yok di’mi?”
İnci’nin gözleri açıldı.
“Hayır, sende söyleme. Aman beni tekrar camdan fanusa sokar şimdi, zaten zor bela ayrı eve çıkmaya ikna ettim aynı sitede. Bir de bu adamlarla çalıştığım duyulursa beni sokağa salmaz.”
Bir süre sessizlik oluştu. İnci tekrar kendini savunma ihtiyacı duydu.
“Adamların özel hayatında kimi asıp vurduğu beni ilgilendirmez ben işimi yaparım. Zaten altı ay sonra onları görmeyeceğim bir daha, mesleğime kavuşacağım. Dişimi sıkmam gerekiyor biraz.”
Ahu, ne diyeceğini bilmiyordu. Bir yanda en yakın arkadaşını korumak istiyor, diğer yanda kızın annesinin baskıcı tutumunu bildiğinden susmak zorunda hissediyordu.
“Aslında bende tamamen savunmasız değilim, biliyor musun?”
“Ne gibi İnci? Adamlar birini vurdu diyorsun, sende işe belinde silahla mı gidiyorsun?”
“Hayır. Önce bana güvenmelerini sağlamam gerekiyor.”
Bölüm etkileşimi
