Bölümler 3Şu an: Fırtına Öncesi Neon Işıkları
- 1 Fırtına Öncesi Neon Işıkları688 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Kırmızı Tebeşir1.338 kelime
- 3 Küçük Stajyer829 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fırtına Öncesi Neon Işıkları
İstanbul’un poyrazı boğazdan teraslara doğru eserken, şehrin en yüksek noktalarından biri olan ‘Aura Teras’ geceye tam anlamıyla meydan okuyordu.
Devasa hoparlörlerden yükselen bas vuruşları terasın beton zeminini adeta titretiyor, turkuaz, mor ve fuşya neon ışıklar geceyi aydınlatıyordu.
Gece kulübünün girişindeki devasa dijital panoda büyük harflerle parıldayan yazı, gecenin temasını ilan ediyordu:AURA TERAS’TA — SONBAHARA MERHABA, YAZA VEDA!
Teras; şehrin dört bir yanından gelmiş üniversite gençliği, tanınmış simalar ve kabinde ritmi elinde tutan ünlü DJ’lerin enerjisiyle adeta yıkılıyordu. İnsanların ellerinde sallanan rengârenk neon çubuklar, karanlığın içinde küçük takımyıldızları yaratıyordu.
Derslerin, ağır hukuk kitaplarının, adliye koridorlarının ve staj maratonunun başlamasına sadece günler kala bu gece, İnci için son bir özgürlük çığlığıydı.
İçeri giren kalabalığın arasından sıyrılan iki genç kadın, terasın ışık seline adım attıkları anda bakışları üzerlerine çekmeyi başardı.
İnci; göğüs dekoltesi ince bağcıklarla detaylandırılmış çiçek desenli mini elbisesi, zarif topukluları ve neşeyle parıldayan gözleriyle adeta yazın son sıcaklığını üzerinde taşıyordu. Yüzündeki kendine has canlı gülümsemeyle etrafı süzüyor, kalabalığın enerjisini içine çekiyordu. Her ne kadar birkaç hafta sonra hukuk dünyasının gri ve soğuk duvarları arasında stajyerlik mücadelesine girecek olsa da bu gece yalnızca anı yaşamak istiyordu.Hemen yanında ise en yakın arkadaşı Ahu vardı. Omuzlarına aldığı koyu tonlardaki iddialı kürk kabanı, kırmızı vücudunu saran elbisesi ve duruşundaki sarsılmaz, analitik karizmasıyla İnci’nin neşeli enerjisini mükemmel bir şekilde dengeliyordu. Ahu’nun gözleri kalabalığın coşkusuna kapılmaktan ziyade ortamı bir radar gibi tarıyor; tehlikeleri, detayları ve insanların sahte maskelerini bir bir okuyordu.
“Sanırım bu kulübün gördüğü en kalabalık yaza veda partisi bu,” dedi İnci, müziğin sesini bastırmak için Ahu’ya doğru eğilerek. Gülüşü neon ışıkların altında parıldıyordu.
“Hukuk fakültesinin bütün stresini bu terasta bırakmadan hiçbir yere gitmiyorum.”
“O zaman ne yapıyoruz?” dedi Ahu, gözlerini açarak.
“Bu gece sabaha kadar eğlence!”
Hemen bara oturup kendilerine alkollü kokteyller söylediler ve geceye kendilerini bıraktılar.Bir süre sonra ikisi de ortamın enerjisine kapılmış, alkolün etkisiyle çakırkeyif olmuştu.Ahu barda oturmuş, barmenin mekâna özel kokteylini yudumluyordu. İnci ise az ötesinde dans ediyordu.Bir süre sonra şehrin en ünlü DJ’lerinden biri sahneye çıktı.
“Hazır mıyız, Aura Teras? Eylül hüznünü atıyoruz!” diye bağırarak zaten hararetli olan ortamı iyiden iyiye coşturmaya çalışıyordu.İnci, kollarını havaya kaldırarak “Hazırız!” diye eşlik ederken Ahu’nun başına bir ağrı saplandı. Midesi de çalkalanmaya başlamıştı.
İnci, Sertab Erener’in Bu Böyle şarkısına eşlik ederek müziğin ritmine uyumlu, yavaş hareketlerle dans ediyordu.
Aşk seni bulabilir de uzakta durabilir deSamimi oluyor derken mesafe koyabilir de
Bu böyleVurabilir de ilgisiz durabilir deOnu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir deBu böyle
İnci şarkıya eşlik ederek mırıldanırken Ahu koluna dokundu.“Ben bir lavaboya gidip geliyorum.”
İnci, şarkı söylemeye devam ederken arkadaşına döndü.“Ne oldu, iyi misin?”
Ama Ahu, bir şey olmadığını belirtircesine başını sallayıp çoktan uzaklaşmıştı.Aradan birkaç dakika geçmişti, ancak Ahu hâlâ dönmemişti.Acaba bayıldı mı lan?diye düşündü İnci.Bardan çantasını alıp Ahu’ya bakmak için koridora çıktı. Arkasında sahneden yükselen ses hâlâ duyuluyordu:“Aşk sizi bulabilir, Aura Teras!”
Müziğin sesi uzaklaştıkça boğuklaşıyor, bas vuruşları koridorlarda yankılanıyordu. Dar koridorlar birbirine bağlanarak adeta bir labirent oluşturuyordu. İnci, etrafına bakınarak rastgele bir koridora girdi.Duvarlarda çeşitli tabelalar vardı:Personel Harici Giremez.
Özel Alan.
VIP Kulis.
Buraya neden bu kadar fazla, gizli bölgeleri andıran tabela koymuşlardı ki?İnci, yalnızca o yöne bakarken VIP kulis yazan odanın içine doğru çekilen bir çift erkek ayağı gördü.Kaşlarını çatarak oraya doğru ilerledi.Odanın küçük ve dumanlı olduğunu fark etti. İçeride birkaç takım elbiseli, iri yarı adam vardı. Viski şişeleri ve bardaklar masanın üzerindeydi. Ağır aromalı puroların dumanı havaya karışmış, küllüklerde kimi sönmüş, kimi hâlâ yanmakta olan sigaralar birikmişti.İçlerinden biri deri koltuğa yayılmış, bacak bacak üstüne atmıştı. Bir elinde purosu, diğerinde viski bardağı vardı. Sinema izler gibi karşısında ayakta duran adamı seyrediyordu.Ayakta duran adam ise adeta yalvarıyordu.Bir başkası masaya yaslanmış, ellerini cebine sokmuş, hafifçe yana eğilmiş bir hâlde duruyordu.Çok geçmeden masanın yanındaki adam, büyük bir soğukkanlılıkla belinden silahını çıkardı ve karşısındaki adama doğrulttu.Adamın konuşmasına fırsat vermeden ayağına ateş etti.Susturucu takılı silahtan boğuk, basık bir ses çıktı. “Ahh!”
Vurulan adam acıyla bağırarak yere kapaklandı ve ayağını tuttu.İnci’nin aklından tek bir düşünce geçti: Buradan hemen uzaklaşmalıydı.Arkasını dönüp gidecekken topuklu ayakkabısının topuğu mermer zemine çarptı. Koridorun sessizliğinde cılız bir ses yankılandı.Adamı vuran kişi başını hızla kapıya çevirdi.İnci’yle göz göze geldiler.İnci hemen arkasını dönüp uzaklaşmaya çalıştı. Ancak daha birkaç adım bile atamadan biri sert bir hamleyle onu yakalayıp duvara çarptı.
Bölüm etkileşimi
