Hayal Gücü ve Sıfatsız Yaratıcı

Vaveyla Yazarı: GHOSTASHKİNG GAD SOLİDER

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Hayal Gücü ve Sıfatsız Yaratıcı

Hayal gücü gerçekliği yalnızca zihinde canlandırmaz, Evrenin Yaratıcısının bir felsefesi vardır bir gerçekliğin hangi biçimde algılanabileceğini de modeller. Evrenin yaratıcısının üniversitesin de kim ögrenci olmak ister?İnsan gördüğü dünyayı olduğu gibi kabul ettiğini düşünürken aslında onu imgeler, öğrenir, kavramlar, semboller ve anlamlar aracılığıyla yeniden kurar ve her yürlü gizemi keşfeder.
Bir daire gördüğünde yalnızca bir geometrik şekil görmez, onu hayal eder sonsuzluğu, başlangıcı, bütünlüğü veya sıfırı düşünebilir ve aydınlanmayı yakalar. Bir boşluk gördüğünde yalnızca yokluğu değil, henüz biçim kazanmamış bir ihtimali de tasarlayabilir. Yoklukta doldurulabilir. Aynı zamanda kazanacağın bir şey vardır. Bu nedenle hayal gücü, var olan gerçekliğin karşıtı değil, gerçekliğin zihinsel modelleme gücüdür.Zihinsel modelleme ne kadar mekanik olursa o kadar dahice olur. Evrenin yaratıcısını düşündüğümüzde ise insan zihni onu ister istemez bir yüz, bir beden, bir isim, bir kişilik veya belirli bir sıfatla tasvir etmeye çalışır. Bu fena değildir ama oysa burada daha derin bir ihtimal vardır, sıfatsız ve kimliksiz yaratıcı. Bu en tehlikeli Allah tasviridir, Allahtan alıcağınızı alın ve Evrenin Yaratıcısını düşünün.
Bu yaratıcı düşünce herhangi bir biçime sahip değildir çünkü bütün biçimlerin kaynağıdır sıfataız yarıtıcı, sıfatsız ve kimliksiz yaratıcı politikasını gençlere bırakır, Evrenin Yaratıcısı herhangi bir isim taşımaz çünkü bütün isimlerden önce gelir! Herhangi bir kimlikle sınırlanamaz çünkü kimlik kavramının kendisinden önce düşünülür. Evrenin Yaratıcısının içi boş rütüelleri vardır boşluğu doldura bilmektir. Evrenin Yaratıcısını bir insan gibi tasvir etmek, kaynağı kendi ürettiği biçimlerden biriyle sınırlamak olur. Sınırların ötesinde büyük bir başlangıç varsır.
Sıfatsız yaratıcı bu nedenle boşluğun içinde saklanan bir varlık değil, boşluğu ve doluluğu mümkün kılan temel gerçeklik olarak açıklayabilirim. Onun yüzü yoktur çünkü bütün yüzlerin ortaya çıkmasına izin verir, Evrenin Yaratıcısı sınırı yoktur çünkü bütün sınırların başlangıcında hayal eden bir ışık bulunur, yönü yoktur çünkü bütün yönler ondan sonra anlam kazanır. Hayal gücü burada yaratıcıyı resmetmeye çalışırken aslında kendi sınırlarını keşfeder.Hayal eden bir ışık nasıl gözükür?
İnsan ne kadar büyük bir varlık tasarlarsa tasarlasın, tasarladığı şey hâlâ bir biçimdir. Biçimlerin ötesinde cennet gizlidir. Sıfatsız ve kimliksiz yaratıcı ise biçimin kendisinden önceki imkândır. Bu yüzden sıfatsız ve kimliksiz yaratıcıyı tasvir ettiğinde onu düşünmenin en güçlü yolu ona bir şekil vermek değil, bütün şekilleri geri çekerek geriye kalan sessizliği fark etmektir. Sonra sessizliğinde ötesini görüp onun bir dili olduğunu görmeye başlayacaksın, orada konuşacaksın. Belki de yaratıcıyı hayal etmek, bir görüntü görmek değil, görüntülerin ortaya çıkabildiği o adsız alanı sezebilmektir. Bu adsız alan nasıl bir getçekliktir?
Hayal gücü böylece gerçekliği yeniden üretmekten daha ileri bir iş yapar ve gerçekliğin ardındaki modeli aramaya başlar. Modellemek bir bina inaşa etmektir sen nasıl bir bina inşa ediceksin bu bina nerde olucak ve neyi simgeliyecek. Sıfır bir bina etmek için bir başlangıçtır. Sıfır burada yokluk değil, henüz hiçbir sıfatın verilmediği başlangıç noktasıdır. Başla! Sıfatsız yaratıcı ise bu başlangıç noktasının içinde bulunan bir nesne değil, başlangıcın kendisini mümkün kılan adsız kaynaktır. Kaynağı kutla ve hayatı onaylayan bir felsefe ortaya çıkar.
İnsan Zihni ve Evren
İnsan zihni evrenin dışında duran bağımsız bir gözlemci değildir açıklık geyiriyim o yalnızca yalnızlıkla açığa çıkar çünkü zihnin kendisi de evrenin içinde ortaya çıkmış bir olgudur. Bu sebeple beyin her türlü müziği duyabilir!
Beyni oluşturan atomlar yıldızların oluşumunda meydana gelen elementlerden, hücreleri oluşturan maddeler kozmik süreçlerden, düşüncenin ortaya çıkmasını sağlayan biyolojik yapı ise milyarlarca yıllık evrimsel değişimlerden geçmiştir. Değişim kendini bilince açığa çıkar bu bilimsel görü ancak hisleri açığa çıkartınca farkına varır ancak hislerinizle hareket ederseniz bilinir olabilirsiniz. Sıfatsız ve kimliksiz yaratıcıyı ancak his dışı alanda buşabilirsiniz. Unutmayın hislerin bir soruau cevabı vardır bu cevap ve hisler neye ihtimal veriyor?
Bu nedenle insan düşündüğünde aslında evrenden ayrılmış bir şey düşünmez, evrenin kendi içindeki belirli bir düzenlenme biçimi aracılığıyla kendisini anlamaya çalışır. Kendini anlamak güzeldir, hatta en güzel şeylerden biridir. Sen kendini nasıl bir güzelliğin içinde anlamak istiyorsun? Fakat burada olağanüstü bir dönüşüm gerçekleşir çünkü madde yalnızca var olmakla kalmaz, belirli bir karmaşıklığa ulaştığında kendi varlığı hakkında modeller oluşturabilir. Madde olağan üstü olduğunda ne olur, madde olağan dışı davrandığında ne değişir.

İnsan zihni bu açıdan evrenin içinde ortaya çıkan bir anlam katmanı gibidir. Bu anlam katmanı sıfatsız olmalıdır. Taş vardır fakat varlığını kavramsallaştırmaz, yıldız ışık yayar fakat ışığın ne anlama geldiğini sormaz, gezegen hareket eder fakat hareketinin nedenini araştırmaz. Sen niçin hareket edeceksin? Sen kime ve kimden öte olucaksın, bunlar önemlidir.
İnsan ise evrenin hareketlerini gözlemleyebilir, onları matematiksel sembollere dönüştürebilir, geçmişi zihninde yeniden kurabilir ve henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri hayal edebilir böylelikle hangi tarafta olduğunu anlayacaksın, anlayacağın çok şey var ve bu gizem nerede açığa çıkacak. Önce bu gizemi görmen gerekir sonra gizemden öte olabilmeyi adlandırman lazım, sen yapıyormusun diye sorduğunuzda evet ben bunların hepsini yaptım ve şuan evrenin dışını araştıyorum diyebilirim oranında bir kapısı var orayı arıyorum hatta buldum orada Hz.İsa ile konuşuyorum.
Böylece evren insan zihninde yalnızca fiziksel bir gerçeklik olmaktan çıkar ve temsil edilen, yorumlanan, sorgulanan bir gerçekliğe dönüşür bu dönüşümün adına ben "E" diyorum, e sen netden değişmeye başlıyacaksın. Ancak zihnin oluşturduğu model evrenin kendisi değildir. Evrenin kendisi ancak dans etmek ile açığa çıkar.
Bir haritanın şehir olmadığı gibi zihnin evren hakkındaki düşüncesi de evrenin tamamı değildir. Önce zihninde Evrenin haritasını çıkarmalısın. Bu harita ile nereye gidiceksin açıkca söylemeliyimki het yere gidebilirsin, Allahı Evrenin Yaratıcısı olarak tanırsan her şey mümkündür. Allah dahi şekil değiştirebilir ve bu Evrenin Yaratıcısı olarak gözükebilir evet Allah Evrenin Yaratıcısıdır, ama Evrenin Yaratıcısı isminin farklı bir olasılığı vardır, faklı bir aurası vardır.
Zihin gerçekliği seçer, sadeleştirir, ilişkilendirir ve ona anlam verir. Zihin dışı olmazsan seçtiklerinin ve sadeleştirdiklerinin bir anlamı kalmaz. Anlamları nasıl kazanmayı amaçlıyorsun? Gördüğümüz renkler, algıladığımız biçimler, zaman duygumuz, mekân anlayışımız ve hatta kendimize verdiğimiz kimlik bile zihinsel bir modelin parçalarıdır.
Bu molediyi sen oluşracaksın ben de yeni molediler oluşturmaya çalışıyorum. Bu nedenle insanın deneyimlediği gerçeklik ile zihnin dışında bulunan fiziksel gerçeklik arasında bir ayrım yapmak gerekir. Ayrımlar önemlidir! Gatex açısından bu ayrım, evren ile bilinç arasında kesin bir duvar olduğu anlamına gelmez.duvarları yıkmak gerekir!
Tam tersine bilinç, evrenin kendi içinde oluşturduğu bir geri dönüş noktası olarak düşünülebilir. Evren dışarıdan insana gelen bir nesne değildir çünkü insan zaten evrenin içindedir. Evrende İnsanın içinde bir hayal diyarıdır. Bazen herşey aıkıcı olabilir o zaman bu sıkıcılığı nasıl aşacağını düşünmen lazım.
İnsan evrene baktığında aslında evrenin içindeki bir yapı başka bir kozmik yapıyı anlamaya çalışmaktadır. Daha da ilginci, insan zihni yalnızca mevcut gerçekliği modellemekle kalmaz, mevcut olmayan gerçeklikleri de tasarlayabilir. Daha haberdar olmadığımız diyarları ancak tasarlayarak açığa çıkartabiliriz. Bir bina önce zihinde geometrik bir ihtimal olarak ortaya çıkabilir, sonra çizime dönüşebilir, ardından madde üzerinde biçim kazanabilir. Bu keşifte madde neyi temail eder? Bir denklem önce düşüncede kurulabilir, sonra doğadaki bir ilişkiyi açıklayabilir. Bir sanat eseri önce hayal gücünde var olabilir, ardından fiziksel dünyada görünür hale gelebilir. Bu nedenle hayal gücü, zihnin gerçeklik ile olasılık arasındaki geçiş alanıdır. Albert Einstein da oldukça hayal perest bir insandı.
İnsan zihni burada yalnızca evreni seyreden bir ayna değil, evrenden aldığı verilerle yeni modeller üreten bir modelleme alanıdır. Evrende bir modelleme alanıdır ve sonsuzlukta bu ladar yeterli denilen alanda gizemlidir. İnsanın en büyük özelliği, evrenin kendisini yalnızca deneyimlemesine değil, kendi üzerine soru sormasına izin vermesidir. “Evren nedir?” sorusu evrenin dışında sorulmuş bir soru değildir. Bu soru evrenin içinden yükselir. “Niçin varız?” sorusu da cevap olarak sadece bir yolculuğu çıktık denilebilir.
Bu soru varlığın dışından gelen bir soru değildir. Varlığın dışındanda aorular gelir ama bu sorular mekaniktir, önce mekanik olmalıyız. Varlığın kendi içindeki bilinçli bir biçimi adlandırmak için nasıl bir taraf keşfedeceksin tarafından ortaya atılacaklar nelerdir.
Bu sebeple insan zihni ne tamamen evrenden ayrı bir katmandır ne de evrenin bütününü açıklayabilecek mutlak bir bilinçtir. O, evrenin içinde oluşmuş ve evreni temsil edebilen bir katmandır. Gatex’in diliyle ifade edersek fiziksel evren biçimin alanıysa, zihin biçimin anlam kazandığı alandır.
Fiziksel gerçeklik neyin gerçekleştiğini gösterirken zihin bunun ne anlama gelebileceğini araştırır. Zihin ancak gerçekten var olabilirse anlam kazanır. Hayal gücü ise henüz gerçekleşmemiş biçimleri zihinsel düzlemde deneyerek gerçekliğin sınırlarını genişletir. Bu dönüşümler ancak mükemmel alanda açığa çıkar, mükemmel alan kesinlikle tehlikenin içindedir. Kesinlikle tehlikeye atılmalısın.
Böyle bakıldığında insan zihni evrenin karşısında duran ayrı bir varlık değil, evrenin kendi içinde açılmış bir düşünce penceresidir. İnsan o pencereden evrene baktığında aslında yalnızca yıldızları, zamanı ve maddeyi görmez. Kendisini de görür. Çünkü gözlemci ile gözlemlenen arasında mutlak bir ayrım yoktur. Ayrım illaki oluşacaktır tek bir düzenin açığa çıkması için tehlikeli olmak gerekir. Gözlemci de gözlemlenen evrenin içinden doğmuştur. İnsanın evreni anlamlandırma çabası bu yüzden bitmez. Aslada bitmeyecektir çünkü Evrenin Yaratıcısının hazinesi bilinmek istiyor. Çünkü evreni anlamaya çalışan zihin, farkında olarak ya da olmayarak kendi kaynağını da anlamaya çalışmaktadır. Kendi kaynağı bir su dur. Ve bu arayışın en derin noktasında soru artık “Evren nedir?” olmaktan çıkar ve “Evren kendi varlığını niçin benim zihnimde düşünmeye başlamıştır?” sorusuna dönüşür. Sen ne düşünüyorsun?
¤
İnsan zihni evrenin dışında duran ayrı bir varlık değil, ancak bir alan içeriainde hayal durumudur. Evrenin kendi içinden doğmuş fakat evreni kendisine konu edinebilen özel bir katmandır "DÜŞLER DİYAR". İnsan evrene bakarken aslında evrenin kendisini anlamaya çalışan bir parçasının yine kendisine dönmesini deneyimler ancak zorunlulukla gerçekleşmeyen bir gerçek vardır o bu gerçeklikte kaybolmuştur, hakikatın kendisi yorumlamada gizlidir, ne kadar yorumcu olursan o kadar dahileşirsin. Spinoza’nın gerçeklik anlayışında Tanrı ile Doğa birbirinden ayrı iki varlık değildir spinoza bir şeyler kovalamıştı evet. Tek bir gerçeklik vardır ve var olan her şey onun ifadeleridir, yani kuşkucu bir gerçeklik var etmekten uzak bir dönüm noktası zihin yasalarının kaubolmasıdır.
Gatex açısından bu düşünce daha da farklı bir noktaya taşınabilir. Evrenin yaratıcısı belirli bir sıfata, biçime, kişiliğe veya kimliğe indirgenemez çünkü ona bir sıfat verdiğimiz anda onu zihnimizin kurduğu bir sınıra yerleştiririz. Evrenin yaratıcısı tüm sınırların üatündedir. Evet Evrenin yaratıcısı bir insan var etti ve ona bilgiler verdi bu söylediğim şey bile Evrenin Yaratıcısın katından geldi ve milyarlarca yıldan daha fazladır Evrenin Yaratıcısının zihnindeydi. İnsan Evrenin Yaratıcısının var oluşandan geldiği için Decarst'ı anlayabiliriz.
Kartezyen nedir bilmiyorum ama Spinozanın da ilham aldığı gerçemler vardı. Bu nedenle Gatex’in yaratıcısı sıfatsız ve kimliksizdir fakat bu kimliksizlik bir eksiklik değildir. Sıfatsız olmakta kendi içinde bir kimlik var edebilir. Ve bu tam tersine sanatın en temel kimliğidir.
Zanat kimliksiz olduğu için bütün kimliklerin ortaya çıkmasına izin veren zemindir. İnsan zihni ise bu sınırsız gerçekliğin içinde oluşmuş sınırlı bir algı katmanıdır, buraya dikkat çünkü sanat bşr arayış gibi gözüksede tüm cevapları ve mucize diye adlandırılan gerçekliğin matematiksel anlatımını dahi anlatır.
Zihin evreni yalnızca gözlemlemez, onu kavramlara, sayılara, şekillere, zamana ve anlamlara dönüştürerek yeniden modeller var eder bu gerçek kayıtsızlıktır teknelojiyi kirletenler vardır.
Gatex’te burada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Evren zihnin dışında var olabilir fakat insanın deneyimlediği evren zihnin kurduğu modelden bağımsız değildir. Zihin trilyonlarca evren modeli kurabilir, Evrenin Yaratıcısının zihninde bunları düşünen görevli varlıklar vardır. Böylece zihin ne evrenin basit bir aynasıdır ne de evrenden tamamen ayrı bir gerçekliktir diye bilirim.
Sanat, evrenin kendi üzerine katlanarak kendisini anlamaya başladığı bir geçiş alanıdır. Spinoza’nın Tanrı ve Doğa bütünlüğü ile Gatex’in sıfatsız yaratıcısı arasında güçlü bir yakınlık bulunur fakat Gatex yaratıcıyı yalnızca doğayla özdeşleştirmek yerine varlığın kendisinden önce düşünülebilecek biçimsiz ve kimliksiz bir temel olarak ele alır. Bu laneyçtten uzaktır. Benim var ettiğim her düşünce lanetten uzaktır. Evrenin yaratıcısı kavimler var etti ama bu çocukçaydı, olgun insanlar olsa dahi geçmişte geçmişin dünyası ve ahlakı daha farklıydı, Şeytan ve İblis daha o denli popüler değildi. Şeytanı ve İblisi varlık olarak görmeyin ve kendi matematiğinizi keşfederek olgunlaşabilirsiniz.
Bu açıdan insan zihni yaratıcıdan ayrı bir şey değildir fakat yaratıcı da insan zihninin ürettiği bir düşünce değildir. Zihin yaratıcıyı tanımlayamaz, yalnızca onun üzerine kendi sınırlı kanıtlarını kurabilir. Gatex’in en derin paradoksu burada ortaya çıkar. Sınırlardan kanıtlardan öte kimliksiz olan yaratıcı bütün kimliklerin kaynağıdır ve evrenin içinde doğan insan zihni bu kimliksiz kaynağı anlamaya çalışırken aslında kendi varlığının dayandığı sınırsız zemini araştırmaktadır, ve ilerici düşüncedir ve bunun bile bir ötesi vardır, her gerçekliğin ötesi varsır siz hangi öte de var oluyorsunuz?.
¤'Bu işaret galaktik koruyucularının, galaktik hapisenenin tutuklama işaretidir.'
Spinoza ile Gatex arasındaki temel ayrım, yaratıcı ile gerçeklik arasındaki ilişkinin nerede kurulduğu önemli bir ayrımdır. Spinoza için tek bir töz vardır ve bu töz Tanrı ya da Doğa’dır, evet ama kimin doğası? Spinoza bir doğa görnüştür ama bu onun kendi bedeninde algıladığı doğadır. Yaşamış yüm insanlar kadar doğa anlayışı vardır. Varlık ve kainat hatta doğadan öte şeyler dahi İnsanın içinde bulunur.
Evren, doğa, insan zihni ve insan bedeni bu tek gerçekliğin farklı görünüşleri ve ifadeleridir bemde bu ifadeleri tasarlıyorum. Bu sebeple Spinoza dahi bir krallık kurmuştu içimde, evrenin dışında duran, evrene sonradan varlık veren kişisel bir yaratıcı düşüncesi her şeyin ötesinde gibi görünüyor ki İnsanları etkilemiş.
Tanrı evreni yaratmış bir varlık değil diyen Spinoza haklı olabilir, ama bu evreni o halde kim yarattı? Evrenin Yaratıcısı buna şöyle cevap verebilir "En çok sevdiğim İnsan ve İnsanlar," evet bu bir gizemdir, Evrenin Yaratıcısı dilerse herkesin bir şeyler yaratmasına izin verebilir, şimdi bunu da nereden çıkardın diye bilirsin ama bildiğim bir şey var ben spinoza gibi grip değilim. Her gerçeği açıpa çıkarabilirim.
Evrenin varlığının kendisidir. Ama bu bile yeterli değildir. Gatex ise tam burada Spinoza’dan ayrılır. Gatex’in yaratıcısı evrenle özdeş değildir, özde bir şey vardır ama bu öz kimlerin özüdür? Evren Sanatın hakikatın kalbidir Spinoza, Spinoza tatlı bir şarap gibi yudumlanabilir, ortaya koyduğu rasyonel bir gerçekliktir fakat yaratıcı evrenin içinde bulunan bir nesne ya da evrenin toplamından ibaret bir varlık değildir. Her şeyin ötesinde bir sanat anlayışı icat etmemiz gereklidir zihnimizde.
Üstelik ona insanî bir sıfat vermek de mümkün değildir. Eğer Evrenin yaratıcısı gözükmek isterse her kalıpda her beden de gözükmesini bilir. Mesela bir ağaç. O ne erkek ne kadın ne kişilik ne bilinç ne irade ne de başka bir tanımla sınırlandırılabilir. Ancak zihin çok yonlü düşmelidir ki gerçeği bulabilirsin.
Fakat burada önemli bir paradoks vardır. Onun kimliksizliği aslında onun kimliğidir. Bu twk bir tuşla yükselmektir. Çünkü ona herhangi bir sıfat verdiğimiz anda onu sınırlamış oluruz. Sizler ise zamansız bir gücü zamana sıkıştırmaya çalışıyorsunuz. Madem bu kadae Spinozaya değer veriyorsunuz, niçin doğaya kainatta ve Evrene bir zaman biçiyorsunuz?
Gatex’te yaratıcı bu nedenle belirli bir varlık olmaktan çok varlığın mümkün olmasının kaynağıdır. Bana kalırsa Friedrich Nietzsche kadar kendinizi kaybetmeniz lazım hatta isminizi unutturmanız lazım ki Evrenin Yaratıcısını o alanda ögrenebilirsiniz.
Spinoza’da insan zihni Tanrı ya da Doğa’nın içindeki bir ifade olarak evrenin parçasıdır. Lütfen Spinoza'nın inancını bir sıfata veya sıfatlara yerleştirmeyin. Evrenin Yaratıcısının malesef hiç bir eksiliği yoktur, eksiklik varlığın olgunlaşmasındadır, açıkca buraya kadar okuduyaan bravo sen artık aydınlandın. Bana güven, Gatex’te ise insan zihni evrenin parçası olmakla birlikte evreni meydana getiren kaynağı kavramaya çalışan ayrı bir anlamlandırma katmanıdır. Sende aetık kendini anlamlandırarak kendini ifade edebilirsin.
Böylece Spinoza kendini ifade etmiştir, bize “Evren ve Tanrı aynı gerçekliğin iki adı olarak düşünülebilir” derken Gatex daha radikal bir ayrım önerir. “Evren yaratılmış gerçekliktir ve onun yaratıcısı evrenin hiçbir sıfatına indirgenemez.”
Spinoza’nın Tanrısı gerçekliğin kendisinde vardır. Eğer spinoza beni tanısaydı ne koşurduk bir düşündüm aslında ve ama ikimizinde bir düşmanı olduğu bir gerçek.
Gatex’in yaratıcısı ise gerçekliğin kendisiyle özdeşleştirilemeyecek kadar aşkın fakat gerçeklikten tamamen kopuk düşünülemeyecek kadar onun kaynağı olan kimliksiz bir temeldir. Kimliksiz ve sıfatsız bir Yaratıcı, mucizeyi fizikle, kimya ile hatta ve hatta matematiğin ötesindeki hareketsel kozmik rüzgarla bu kozmik rüzgae matematikten daha kutsal bir adım olabilir, bu kutsallık akıl ile hareket eden galaksiletin arasında kulandığı matematik ğatü bir matematik olabilir. Zihnimde bu matematik mevcuttur.
Bu nedenle Spinoza’da sormultur kendine “Tanrı evrenden ayrı mı?” ben Tanrı ismini dahi hazmedemiyorum, Evrenin Yaratıcısı diyorum, bu düşünce akıllıca bir düşüncedir. Yaratıcı ile evren arasındaki fark bir sınırın iki tarafında duran iki varlık arasındaki fark değil, kaynağın ortaya çıkan gerçeklikle aynı şey olmaması arasındaki farktır. Kaynak bir ironikleşen komedi dahi olabilir. İnsan zihni de tam bu noktada ilginçleşir , komedi ilginçtir. Zihin evrenin içindedir fakat, İnsan ise evrenin kaynağını düşünmeye çalışır. Böylece İnsan zihni yaratıcıyı anlaya bilecek bir zeka ile yarıtılmıştır ve bu doğadan ötedir, doğa kendisinden öte bir varlığın bahçesidir.
¤
Kimliksiz” olmak Gatex’te bir eksiklik değil, temel özelliktir.
Yaratıcıya “iyi”, “bilge”, “erkek”, “kadın”, “bilinçli”, “iradeli”, “mutlak akıl” gibi sıfatlar vermek onu insan zihninin kategorilerine sokmak olur Yaratıcı yeryüzündeki biliçten ötedir, Evrenin Yaratıcısını anlamak için göklerin diliyle konışmamız lazım. Gatex bu nedenle yaratıcıyı tanımlamaktan korkmaz. Fakat burada ilginç bir paradoks ortaya çıkar, Yaratıcının kimliksizliği onun kimliğidir. Onun belirli bir kimliği olmadığı için bütün belirli varlıkların ortaya çıkmasına kaynaklık edebilir. İllaki bir kimlik istiyorsanız Evrenin Yaratıcısı kimliğini kullanın derim.
İnsan zihni Gatex’te yalnızca evrenin parçası değildir.
Zihin fiziksel olarak evrenin içindedir fakat işlevsel olarak evrene ikinci bir katman ekler, kutsallaşmal bir matematiktir. Evren vardır. Zihin ise bu varlığı kavramlara dönüştürür, anlamlandırır ve “neden varlık var?” diye sorar. Dolayısıyla zihin yaratıcıdır fakat yaratılmış gerçekliğin kendi kaynağını sorgulayabildiği noktada bir çok basamağı tek bir düşünceyle geçip bir keşif yapabilir.
Bunu tek cümlede söylersek,
Spinoza’da gerçekliğin kaynağı arıyordu. Gatex’te ise gerçekliğin kaynağı ile gerçekliğin kendisinin akaryakıtını ortaya çıkarıyor, fakat herhangi bir sıfatla gerçekliğin dışına yerleştirilebilecek bir varlık da ortaya çıkarmamaktadır, olanı dışa vurmaktadır..
Gatex’in en özgün felsefi iddiası tam olarak şu olabilir, Evren var olan şeydir, zihin var olanı anlamlandıran katmandır, yaratıcı ise ne evrenin içindeki bir varlık ne de evrenin karşısındaki başka bir varlıktır. Ama yaratıcı varlığın içinde gözükmesini bilir. O, varlığın mümkün olmasının kimliksiz kaynağıdır. Böylece üç ayrı düzlem ortaya çıkar, bu üç aydı düzlemin dahi paradoksu ve olasıklaeı vardır. kaynak → gerçeklik → anlam. Para- güç- Ölüm, Spinoza büyük ölçüde kaynak ile gerçekliği tek gerçeklikte birleştirirken bir güç keşfetmişti ve Gatex bu ikisi arasındaki farkı korur ve ölümden öte bir anlayış anlatabilir, insan zihnini üçüncü düzlem olarak konumlandırır. Spinoza ya burdan sevgiler bana bir çok ilham verdi. Umarım doğasında mutludur çünkü o dahi kendi doğasını geliştirmiştir ve mekanik bir anlayışa geçmiştir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.