7. bölüm · EV GİBİ
7. Bölüm 🙊
Mayda’dan
Pazar olduğu için öğlene doğru uyandım, uyandıktan sonra yatakta telefonla oynayarak uzanmaya devam ettim.
Hazar’dan ilk Günaydın mesajını almıştım. Bir yandan onunla yazışıyor diğer yandan oyun oynuyordum. Akşama doğru buluşmaya karar vermiştik.
Hazar’la ilişkimiz beni gerçekten çok mutlu ve huzurlu hissettiriyordu. Onunla vakit geçirmek de ayrı zevk veriyordu bana.
Oyun oynarken tekrar bildirim gelmişti ama bu sefer Hazar’dan değil Alp’ten mesaj vardı.
~Günaydın, nasılsın?
-Dünden daha iyiyim sadece biraz karnım ağrıyor sen?
diye cevap yazıp gönderdim. Sıcak su torbası yapsan iyi olacaktı ama üşeniyordum.
~Benim sana iyi gelecek bir fikrim var. Sana uygunsa yarım saate getireyim.
Meraklanıp kabul ettim. Alp’in nazik davranışlarını yanlış anlamıyordum hatta bir abi gibi güven veriyordu. Ama dünden itibaren artık hayatımda biri vardı o yüzden ona da bu durumdan bahsettim. Biraz kıskandığını hissettim ama şuan bir tepki vermemişti.
~Benim bir işim var sonra ben de yanına uğrayacağım güzelim.
yazmıştı Hazar.
Kalkıp üzerimi değiştirdim. Saat dörde geliyordu hala kahvaltı yapmamıştım. Fazla aç hissetmediğim için saçlarımıda güzelce yapıp bahçeye indim. Kapıya doğru yürüyünce Alp’in geldiğini görüp yanına gittim. Yusuf’un arabasıyla gelmişti, selamlaştıktan sonra bana bir poşet uzattı. Poşetin içine baktığımda stres topu, poşet çaylar ve bir kaç tane çikolata vardı. Gülümseyip teşekkür ettim. Bu kadar ince düşünmesi beni mutlu etmişti. Biz sohbet ederken ilerden Hazar’ın geldiğini gördüm. Yanımıza geldiğinde sarılıp selamlaştık sonra Alp’le el sıkıştılar. Hepimiz biraz gerilmiştik.
Hazar’la daha tam aramızdaki ilişkinin adını koymadığımızı biliyordum. Ama ben Alp’e bu ayrıntıyı vermemiştim.
Alp “Ben sizin ilk gününüzün daha fazla zamanını çalmayayım. Mayda’yı merak etmiştim.” dedi.
Gitmeye hazırlanıyordu. Hazar şaşkın gözlerle “Neyin ilk günü?” diye sordu.
Ben de “Sevgililiğimizin.” dedim.
Hazar söylediğimi duyunca sevincini gizleyemeyip önce bana sarıldı sonra kolunu omzuma atıp “Evet iyi olur.” dedi Alp’e.
Alp “Gideceğiniz bir yer varsa götürebilirim sizi.” diye bir teklifte bulundu. Hazarla aramızda bakışarak teklifi onayladık.
“Bunları odama koyup bir de çantamı alıp geleyim o zaman.” dedim.
Dönüp yurda yürümeye başladım. Başım feci bir şekilde dönmeye başladı. İlk başta yavaşça yürümeye devam ettim geçer diye düşünerek ama her şey bulanıklaşmış ve dönüyordu. Hazar’ın sesinden ismimi duyunca dönüp ona bakmak istedim ama dünya ayaklarımın altından çekilmişti sanki dengemi kaybettim. En son kafamda çok ani bir acı saplandığını hatırlıyorum gerisi karanlık.
Uyandığımda bir hastanenin acilindeydik ve kolumda serum vardı. Etrafıma baktığımda Hazar’ı gördüm. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Yüreğimde bir korku vardı ama ortada korkulacak bir şey yoktu. Hazar’ın “ Ben yanındayım bi’tanem, ağlama hiçbir şeyin yok. Ben burdayım.” sözleri biraz olsun rahatlamama yardımcı olmuştu. Kalkmaya çalıştığımda beni tekrar yatırdı. Elimi bırakıp sandalyesinden kalktı. Sesim titreyerek “Gitme” dedim. Yatağın etrafından dolanıp peçete aldı.
Gözyaşlarımı silip “Seni bırakıp nereye gidebilirim. Burdayım. Su ister misin?” diye sordu.
Kafamı salladım. Bana bebek gibi davranıp nazikçe suyu içirdi. Şuan bir bebek kadar savunmasız hissediyordum. Tekrar yanıma oturup elimi tutunca kendime gelmeye başlamıştım. Gözyaşlarım dinmişti. Gücümü topladıktan sonra sırtımı dikleştirdim. Tam neler olduğunu soracakken içeriye Alp ve doktor girdi. Alp beni uyanmış görünce diğer tarafıma gelip iyi miyim diye kontrol etti suratımı. O zaman fark ettim kaşımdaki acıyı. Alp’in gözlerindeki tedirginliği görünce ‘İyiyim’ dedim.
Doktor “Evet iyisiniz sadece stres ve açlıktan başınız dönmüş. Bayılıp kafanızı ciddi şekilde kaldırıma vurmuşsunuz. Kaşınıza dikiş attık. Gerekli kontrolleride yaptık. Sizden istediğim yazdığım vitaminleri ve ilaçları kullanmanız ve 48 saat boyunca uyumamanız.” dedi elindeki kağıda bir şeyler yazıp Alp’e uzatarak.
Şaşırmış bir şekilde “Ne 48 saat mi?” dedim.
Doktor “Evet salı günü bu saatlerde uyuyabilirsiniz. Uyumadığınız süre boyunca baygınlık, kusma olursa tekrar gelmelisiniz. Geçmiş olsun.” deyip odadan çıktı.
Alp “Hep birlikte bizim eve geçelim serumun bitince.” dedi.
Hazar “Evet önce güzel bir yemek yemen lazım.” dedi hala elimi tutarak.
Alp telefondan birini arayarak odadan çıktı.
Hazar bana sevgi dolu kelimelerle fırça atmaya çalışıyordu.
“Neyi kafana takıp stres yapıyorsun ki güzelim. Artık hiçbir şeyi düşünmüyorsun. Varsa çözülcek bir şey ben hallederim. Sen stres yapmıyorsun. Hem niye sabah kahvaltı yapmadın sen?”
“Hazar kaşım çok acıyor.” dedim
mızmızlanarak.Nazikçe kafamı tutup hafifçe üfledi. Bandajdan hiçbir şey hissetmedim ama yine de iyi gelmişti.
Yanağımdan öpüp “Kıyamam ben sana, hala acıyor mu?” dedi.
Kafamı aşşağı yukarı salladım. Hazar benimle ilgilenmeye devam ediyordu. Serumum bitince arabayla Alp’lerin evine geçtik. Eve geldiğimizde Yusuf çok güzel kahvaltı sofrası hazırlamıştı.
“Ya inanmıyorum, çok teşekkür ederim.” dedim sevinçle. Sofrayı görünce çok acıktığımı hissettim. Hep beraber oturup yemeye başladık.
Yusuf “ Bu daha hiçbir şey akşam sana kesin çözüm hastalık menüm var, onu yapacağım.” dedi yumurtaya ekmeğini banarak.
“Çok mutlu olurum ama o kadar kalmayalım, o saate yurda geçerim ben.”
“Saçmalama kızım Alp 48 saat uyumaman lazım dedi. Hem ben o kadar plan yaptım. Bu akşam Hazar’la bende. Çünkü yarın Alp’in maçı var. Ama sonra Alp’tesin.”
Hazar hep benimle beraber uyumayacağını söyledi sessizce. Gülümseyerek tepki verdim sonra maç hakkında konuşmaya başladık.
Yemek bitince beni zorla koltuğa oturtup elime çay verdiler. Hazarl’la Yusuf masayı toplarken Alp bize rahat kıyafetler getirmeye gitti. Saat şimdiden sekiz olmuştu.
Hazar inatla beni kapının önünde bekleyeceğini söyleyince bir şey diyemedim. Üzerimi değiştirip çıktım. Her dakika gözü üstümdeydi, o müsait olmayınca da birine bırakıyordu bakması için. Yusuf film seçiyordu, Alp atıştırmalık hazırlıyordu. Hazar kıyafetlerini değiştirip yanıma gelmişti.
L koltukta en köşeye oturmuş ayaklarımı uzatıyordum. Hazar yanıma oturup üzerimi düzgünce örtüp sırtıma yastık koyuyordu.
“Bak şımarıcam ha!” dedim gülerek.
“Şımar, ne olucak?” dedi Hazar’da gülümseyerek.
Aksiyon ve komedi filmi seçmişti Yusuf. Hep beraber filmi izledik bir şeyler atıştırarak. Film bittikten sonra Alp yatmaya gitti. Yarın hep beraber maçını izlemeye gidecektik. Yusuf söylediği hasta menüsünü hazırlamaya mutfağa gitti. Biz de Hazar’la oturma odasında oturuyorduk.
Normal sohbet ederken bir anda ciddileşip
“Bir şey soracağım.” dedi.
“Sor.” dedim merakla.
“Konuşmadık evet biliyorum ama sen artık benim hayatımdaki kadınsın, sevgilimsin yani dünden beri benim için resmileşti bu durum. Ama bugün biz hiç aramızda konuşmadan sen öyle söyleyince biraz düşündüm.”
“Neyi?”
“Ben seni kıskandığım için ortamı yumuşatmak adına böyle söylemedin değil mi? Bak ben senin güvenini de sevginide kazanacağım. İçinden gelerek sevgilin olduğuma karar vermeni istiyorum.” dedi ince düşünerek beni daha çok etkileyerek.
Daha fazla ona dönerek oturuşumu düzelttim.
“Hazar bu benim içinde ani oldu, her şey zamanla daha çok yoluna girecek ama ben zaten içimden gelerek söyledim bunu. Sevgilim olmanı istemesem söyler miyim?” dedim.
Bakışları kalbimi deliyordu. Karnımdaki kelebekler yine kıpır kıpır olmuştu.
“Kalbimin ritmini değiştiren, karnımda kelebeklerin uçuşmasını sağlayan, ev gibi hissettiren sensin. Tabi ki sevgilim olmanı istiyorum.” dedim.
Cevap vermedi, vermesinede gerek yoktu bakışlarımızla anlayabiliyorduk birbirimizi.
Daha da yakınlaştırdı aramızdaki çekim bizi. Sonra ilk öpücüğümü aldım Hazar’dan.
Hem çok heyecanlı hem de çok huzurlu hissediyorudum.
Dudaklarımız ayrıldıktan sonra ne yapacağımı bilemedim. Hazar onu tekrar öpmemi sağlayacak bir sırıtışla bakıyordu yüzüme. Ben biraz utanmıştım.
Yusuf tam zamanında mutfaktan ‘Yemek hazır’ diye seslendi. Biz de kalkıp mutfağa gittik. Masayı görünce çok şaşırdım. Gerçekten çok lezzetli görünüyordu.
“Şimdiden ellerine sağlık mükemmel gözüküyorlar.” dedi Hazar.
Ben de ona katılarak “Gerçekten öyle.” dedim.
Yusuf övgüleri sevinçle kabul edip “Afiyet olsun.” dedi.
Önce mercimek çorbasını içtim, sonra pilavla köfteleri yedim. Tabağın dibini sıyırmıştım. Kyk yemeklerinden sonra ilaç gibi gelmişti. Patates kızartmasını yerken Hazar bana gerçek ilaçlarımı getirdi. Mızmızlanarak ilaçlarımı içtim.
Bir süre mutfakta sohbet ettikten sonra oturma odasına geçtik. Uyukum geldiğini anladıkları için oyun oynamaya başladık üç kişilik ne oynayabiliyorsak.
Bütün gece uyumamam için uğraşmışlardı. İlk pes eden Yusuf olmuştu. Sabah sekiz gibi Hazar, Yusuf’u ikna edip odasına götürdü. Sonra yanıma gelip oturdu. Ben kenarıya kayıp ona yer açtım. Davetimi kabul edip yanıma oturup ayaklarını uzattı. Kolunu omzuma sarıp saçlarımı seviyordu, ben de sarılmış omzuna yasladım kafamı. Bir televizyon programı açtı.
“Ama ben böyle uyurum.” dedim.
Uykulu ses tonuyla “Şş uyumak yok.” dedi.
Ama ilk uyuyan o olmuştu. Onu koltukta bırakıp lavobaya gittim. Üzerimi değiştirip saçlarıma çeki düzen verdim. Yaramda hala hafif bir sızı vardı. Mutfağa geçip sessizce kahvaltı hazırlıyordum. Kahvaltı bitmeye yakın, saat on gibi Alp gelmişti mutfağa.
“Günaydın” dedim.
“Günaydın, herkesi uyutmuşsun.” dedi gülerek.
“Öyle oldu.” dedim.
Sonra bir çığlık sesiyle irkildim.
“Lan uyumuşuz kalk oğlum. Mayda nerde?”ses giderek yaklaşıyor ve yükseliyordu.
Yusuf ve Hazar mutfağa telaşlı bir şekilde girdiler. Yusuf iyi olduğumu görüp direkt masaya oturdu.
Hazar yanıma gelip yanağıma günaydın öpücüğü bırakmıştı.
Yusuf ağzında lokmayla “Aile var oğlum.” dedi. Yusuf’un sözlerine kahkaha atıp masaya geçtik.
****
Tam bir taraftar gibi giyinip yanaklarımıza siyah şeritler çekmiştik. Ben çok zıplamadan Yusuf ve Hazar’a eşlik ediyordum. Alp gerçekten çok iyi oynuyordu.
Maç çok heyecanlı ve eğlenceli geçmişti.
Alp’lerin takımı kazanmıştı herkes bi anda sahaya indi. Yusuf’a bir telefon gelmişti. Biz de onun peşinden dışarıya çıktık. Biz kaldırımda Hazar’la oturmuş bekliyorduk.
Çok yorulmuş ve uykum gelmişti. Bir saate yakın bekledik. Herkes dağılmıştı. En son oyuncularda çıkmaya başlamıştı.
Yusuf telefonu kapatıp yanımıza geldi. Yüzü bembeyazdı olmuştu.Akşam karanlığına rağmen belli oluyordu.
“Ne oldu?” diye sordum hem merak etmiştim hem endişelenmiştim.
“Mayda-“ dedi şok geçirmişti sanki. Hazar’la ayaklanmıştık.
Alp yanımıza suratında mutluluğunu gizleyemeden aptal sırıtışıyla gelmişti.
“Girdim oğlum. Milli takımdayım artık.” dedi sonra bir anlık gülümsemesi soldu “Keşke Prensesim de burda olsaydı.” dedi. Kayıp kardeşinden bahsediyordu.
Yusuf kendisi gibi hepimizi şoka sokacak bir şey söyledi.
“Prensesimiz burda zaten. Mayda senin kardeşinmiş.”
Bölümm sonuu
Yorumlarınızı bekliyorum
Yazım yanlışlarımı görmezden gelin
Buraya kadar okuduysan bir kalp ve yorum bırakmayı ihmal etme
