7. bölüm / 7
Esaretin BedeliKÜLLER ÜSTÜNDE TANGO
Bölümler 7Şu an: KÜLLER ÜSTÜNDE TANGO
"Şeytanla dans ederken adımlarını şaşırmayacaksın. Şaşırırsan seni yakmaz, alır kendi cehenneminin ortasında başrol yapar."
Gecenin zifti, Karadağ’ın dik ve çam kokulu yamaçlarına bir cellat pelerini gibi tünemişti. Şehrin uğultusundan tamamen izole, kayalıkların tepesine bir tüy gibi konmuş devasa depo; dışarıdan bakıldığında terk edilmiş bir kereste fabrikası, içeriden bakıldığında ise Kartel Divanı’nın dördüncü dişlisi Kadir Karadağ’ın kanlı oyun parkıydı.
Kadir Karadağ. Yeraltı dünyasında silah sevkiyatlarını “hurda demir” kılıfıyla ülkeye sokan, insanları canlı canlı asit varillerinde eritmeyi kendi kişisel mizah anlayışı sanan katıksız bir psikopattı.
Ve bu gece, o asit varillerinin yanındaki kahkahaların sahibi Kadir değildi.
"Aras, sağdaki salağın beynini duvara süs yaparken ritmi kaçırma," dedim. Sesimdeki o soğukkanlı, alaycı ton, kulaklıktaki parazitin arasından süzülürken üzerimdeki mat siyah deri tulumun fermuarını köprücük kemiğime kadar çektim.
"Aşk olsun dişi kaplan!" Aras’ın neşeli çığlığı kulaklığımda çınladı. "Ben ritim kaçırır mıyım hiç? Bak şimdi, tam sol baştaki üçüncünün kafasına fındık kırar gibi vuracağım. İzle ve öğren, 'Gölge' hanımefendi!"
Deponun metal çatısındaki havalandırma boşluğundan aşağı süzüldüğümüzde, ortamda yükselen ağır tiner, gres yağı ve taze kan kokusu ciğerlerimi doldurdu. Aşağıda tam sekiz koruma, ortadaki sandıkların üzerine kurulmuş poker oynuyor, Kadir Karadağ ise elindeki puroyu yakmak için bir adamının yalvaran gözlerinin içine baka baka parmağını benzinle ıslatıyordu.
"Şu mekânı biraz renklendirelim mi?" diye fısıldadım, belimdeki iki çelik infaz bıçağını kınından çekerken. Bıçakların birbirine sürtünürken çıkardığı o tiz metalik ses, deponun yüksek tavanında yankılandı.
"Bence müzik eksik," dedi Aras. Bir anda çatının demir kirişinden aşağı ters sallandı. Yüzünde simsiyah, gülümseyen bir joker maskesi vardı. Elindeki susturuculu Glock’u aşağıya doğrultup ritmik bir şekilde tetiğe basmaya başladı.
Puff. Puff. Puff.
"Bir ki üç! Bir ki üç! Tango başlıyor millet!" diye bağırdı Aras, kahkahası deponun duvarlarında çınlarken.
Aşağıdaki korumalar ne olduğunu anlamadan iki tanesi tam alnının ortasından vurularak masanın üzerine yığıldı. İskambil kâğıtları havada uçuşurken, masadaki viski şişesi devrilip taze kanla karıştı.
Ben mi? Ben çatının kirişinden bir kuğu zarafeti ama bir piton yılanı ölümcüllüğüyle tam Kadir Karadağ’ın iki adım önüne düştüm. Stiletto botlarımın beton zeminde çıkardığı o tek, tok sesle birlikte fırtına koptu.
Kadir gözleri yuvalarından fırlamış hâlde geriye sıçradı. "Siktir! Kim ulan bunlar?!"
"Müşteri hizmetleri!" diye bağırdı Aras, kirişten aşağı kedi gibi atlayıp korumalardan birinin omzuna basarak. Adamı yere sererken kendi etrafında dönüp diğer korumanın boğazına bacağını doladı ve yere çarptı. "Memnuniyet anketimize katılmak ister misiniz Kadir Bey? İlk sorumuz: Cehennemin kaçıncı katında yanmak istersiniz?"
Kadir’in korumaları silahlara sarılmaya çalışırken ben çoktan harekete geçmiştim. Sağ elimdeki çelik bıçağı üzerime koşan ilk korumanın boğazına sapladım, çeliği sıcacık etin içinde yarım tur çevirip geriye çektim. Fışkıran kan siyah deri tulumuma dökülürken yüzümde katıksız, vahşi bir tebessüm belirdi.
"Elin, sağındakini bana bırak!" diye haykırdı Aras. Adamın birini tutmuş, yüzünü yakındaki gres yağı dolu varile ritmik bir şekilde vuruyordu. "Bak, bu 'Kadir', bu da 'Karadağ'! Kadir-Karadağ! Kadir-Karadağ! Lan ne sert kafan varmış senin, varil yamuldu!"
"Çok konuşuyorsun Aras!" diyerek kendi etrafımda döndüm. Sol bacağımdaki yırtmaçsız ama esnek kumaşın elverdiği o ölümcül tekmeyle üçüncünün çenesini kırdım. Adam geriye doğru savrulup silah kutularının üzerine devrilirken, belimden çıkardığım Karem’in özel iğnelerinden birini dördüncünün şahdamarına sapladım.
Adam saniyeler içinde gözleri arkaya kayarak titremeye başladı.
"10 gitti, 9 gitti. Sıra 8'de miydi Aras?" dedim, eldivenimdeki kanı sakince Kadir’in dehşetle fırlamış gözlerle bana bakan korumasının ceketine silerken.
"8'deyiz bebeğim!" dedi Aras, son korumanın kafasına kendi silahının kabzasıyla vurup bayıltırken. Üstü başı kan içindeydi ama yüzündeki o deli, çocuksu sırıtış sanki bir lunaparktaymışız gibi parıldıyordu. Maskesini yukarı sıyırıp bana göz kırptı. "Nasıl ama? Koreografi kusursuzdu değil mi? Bence Mira bu gece bize 10 üzerinden 10 vermezse bilgisayarını yakalım."
Kadir Karadağ arkasındaki duvara toslamış, elleri titreyerek belindeki silaha uzanmaya çalışıyordu. Nefes nefeseydi, şakaklarından ter ve alkol sızıyordu. "S-siz. Siz kimsiniz ulan?! Divan sizi diri diri derinizi soyar!"
"Divan’ın derisini biz çoktan yüzmeye başladık Kadir," dedim. Adımlarımı sallana sallana, o karanlık ve tehlikeli zarafetimle ona doğru attım. Bıçağımın ucunu tam çenesinin altına dayadım. "Adnan Köksal’ı hatırlıyor musun? Hani şu 12 yıl önce kanını döküp üstüne bastığınız adamı?"
Kadir’in gözlerindeki dehşet tavan yaptı. "S-sen. Onun kızısın..."
"Aferin," dedi Aras, arka taraftaki bir sandığın üzerine oturup bacak bacak üstüne atarak. Cebinden çıkardığı elmayı elbisesinin koluna silip ısırdı. "Doğru bildin tombala! Ödül olarak sana çok özel bir seyahat bileti kazandın: Cehennem ekspresi!"
Bıçağın ucunu Kadir’in etine biraz daha bastırdım. Tam o an. Tam Kadir’in boğazını kökünden kesip bu geceyi de kanlı bir zambakla taçlandıracağım an.
Deponun devasa paslı demir kapıları, sanki bir fırtına vurmuş gibi büyük bir gürültüyle patlayarak açıldı.
GÜM!
Deponun içine dolan toz bulutu ve dışarıdaki projektörlerin kör edici beyaz ışığı gözlerimizi aldı. Aras bir anda sandığın üzerinden fırlayıp silahını kapıya doğrulttu. Ben bıçağımı Kadir’in boğazından çekmeden başımı o tarafa çevirdim.
Işığın önünde, devasa bir siluet belirdi.
Siyah, üzerine milimetrik oturmuş paltosunun yakaları hafifçe havalanmış, esmer cildine zıt o öldürücü buz mavisi gözleri toz bulutunun arasından bir yırtıcı gibi parıldıyordu.
Atlas Karan.
Arkasında Bora ve ağır silahlı en az otuz adamı, deponun içine bir karabasan gibi süzüldü. Ama Atlas... O hiçbirine emretmedi. Tek bir el işaretiyle adamlarını geride tuttu.
Gözleri, yerdeki cesetleri, duvara sıçramış kanları, sandığın üstünde elma yiyen Aras’ı ve en son... Benim siyah deri tulumumu, elindeki kanlı bıçağı ve Kadir’in boğazına dayadığım o çeliği taradı. Yüzünde ne bir şaşırma ne bir öfke kırıntısı vardı. Tek bir mimik bile kıpırdamadı.
Sadece o dondurucu, sosyopat soğukkanlılığı...
"Şovunuz bitti mi, Elena Volkov?" dedi Atlas. Sesindeki o derin, tok ve insanı felç eden tını deponun yüksek tavanında kayboldu. "Yoksa 'Gölge' mi demeliydim?"
Kalbim bir anlığına göğüs kafesime çarptı ama yüzümdeki o alaycı, meydan okuyan tebessümden bir milim bile ödün vermedim. Aras yanımda bacaklarını açıp silahını Atlas’ın tam alnına dikti.
"Atlas Karan..." dedim, Rus aksanımı bu kez tamamen çöpe atarak. Kendi pürüzsüz, buz gibi sesimle konuştum. "Buranın adresi sana ağır gelir sanıyordum. Kulemizden inip çamura basmaya alışık değilsin."
Atlas ağır adımlarla bize doğru yürüdü. Ayakkabılarının betondaki sesi, deponun içindeki tek ritimdi. Yanımızda yerdeki kan gölüne bastı ama gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadı. Şok edici zekâsı işte tam o an ortaya çıktı.
"1-0-0-4," dedi Atlas, durduğu yerde durup elini paltosunun cebine sokarken. "4 numaralı hangar, Tevfik. Velvet Kazinosu, Melih Tan. Ve bu gece... Karadağ Kereste Fabrikası, Kadir."
Atlas başını hafifçe yana yatırdı. O buz mavisi gözlerinde karanlık bir bulmaca çözülmüş gibi acımasız bir tatmin parıldadı.
"Tevfik’in bileğindeki kesik açısı, bir suikastçının sağ elle attığı dairesel hamle. Melih Tan’ın göğsündeki mikroskopik iğne izi, gümüş bir zambak yüzüğünün altındaki kılcal mekanizma. Ve senin... O gece Velvet’te poker masasına otururken attığın adımların ritmi ile 12 yıl önceki Adnan Köksal’ın kızının adli tıp raporundaki boy-kilo endeksi."
Aras hafifçe ıslık çaldı. "Siktir... Adam bizi Google Maps gibi taramış lan."
"Seni buraya ben getirmedim Elin Köksal," dedi Atlas, sesi tam kulağımın dibinde yankılanıyormuşçasına yakındı. "Senin Kadir’in sevkiyat rotasını hacklediğin IP adresini, Mira adındaki o küçük bilgisayar dehasının sunucusuna yem olarak ben bıraktım. Buraya geleceğini biliyordum. Çünkü bu gece Kartel Divanı’nın dördüncü üyesini öldürmek için bu tuzağa düşecek kadar intikamla körleştiğini hesapladım."
Zihnimde çakan şimşekler bir anlığına nefesimi kesti.
Bizi buraya o çekmişti. Kadir’i yem olarak önümüze atmış, bizi kendi av sahasına kıstırmıştı.
Kadir Karadağ yerdeyken çıldırmış gibi gülmeye başladı. "Karan! Öldür bu orospuyu! Öldür bunları!"
Atlas gözünü bile kırpmadan cebinden çıkardığı gümüş kaplama silahı çekti. Ama bana doğrultmadı.
PAT!
Tek bir kurşun. Kadir Karadağ’ın tam alnının ortasına saplandı. Kadir’in lafı boğazında kaldı, cansız bedeni arkadaki asit varilinin dibine yığıldı.
Sayı 8 de gitmişti. Ama bu kez tetiği çeken ben değildim.
Atlas silahın ucundan çıkan hafif dumanı umursamadan silahı beline soktu. Bana doğru bir adım daha attı. Devasa gölgesi tamamen üzerime çöktü. Teninden gelen tütün, acı viski ve tehlike kokusu genzimi yaktı.
"Kadir’i ben öldürdüm," dedi Atlas, sesi fısıltı kadar alçak ama bir dağın yıkılışı kadar ağırdı. "Çünkü benim sahnemde kimin öleceğine sadece ben karar veririm demiştim sana, hatırlıyor musun?"
Bıçağımı parmaklarımın arasında sıkılaştırdım. Koyu kahve gözlerimi onun buz mavisi gözlerine diktim. Yüzümdeki o vahşi tebessüm geri döndü.
"Kadir’in leşi kimin tetiğinden çıkarsa çıksın umurumda değil Karan," dedim, yüzümü onun yüzüne bir santim kalana kadar yaklaştırarak. "Önemli olan o masadan bir leşin daha silinmiş olması. Sıradakinin sen olmayacağını mı sanıyorsun?"
Atlas’ın dudaklarının kenarında, hayatımda gördüğüm en tehlikeli, en karanlık tebessüm belirdi. Eli yavaşça kalktı; uzun, kemikli parmakları elmacık kemiğimin hemen üzerindeki taze kan lekesine dokundu. Teninin dondurucu soğukluğu yüzümü yaktı.
"Beni öldürmek için önce benim kadar karanlık olmalısın küçük Gölge," dedi, parmağındaki kanı kendi dudaklarına götürüp hafifçe sürerken. "Ama sen hâlâ o 10 yaşındaki yangının külüsün. Ben ise... O yangını çıkaran mimarın ta kendisiyim."
Aras silahın emniyetini kapattı. "Elin, mekân sarılıyor. Çıkmamız lazım!"
Atlas geriye doğru bir adım attı. Bize saldırmadı, adamlarına vur emri vermedi. Sadece o devasa cüssesiyle kapının önünde durdu, bizi bir kaplanın kapandaki avını izlediği o alaycı keyifle izledi.
"Git Elin," dedi Atlas, sesi gecenin karanlığına karışırken. "Git ve o küçük oyun oynaşını büyüt. Çünkü bir sonraki buluşmamızda... Senin o buzdan maskeni kendi ellerimle kıracağım."
Aras’la birbirimize baktık. Aras çatının acil durum halatını aşağı bıraktı. Belimdeki kancayı halata takarken Atlas’ın buz mavisi gözlerine son kez baktım.
"Görüşeceğiz Karan," dedim. "Ve o gün geldiğinde, senin tahtını kendi kanınla yıkayacağım."
Halat bizi yukarı çekerken, Atlas Karan aşağıda, yerdeki kan gölünün ve cesetlerin ortasında bir kral gibi dikilmeye devam etti. Oyun değişmişti. Artık avlanan sadece o değildi; biz ikimiz aynı karanlık ormanda birbirini boğazlamaya çalışan iki canavardık.
Ve bu cehennem, ikimizden biri kül olmadan sönmeyecekti.
Bölüm etkileşimi
