Esaretin Bedeli kitap kapağı

4. bölüm / 7

Esaretin Bedeli

İkinci Günahkâr

Vaveyla Yazarı: Naiba Dunyamaliyeva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: İkinci Günahkâr

Gecenin en siyah anında, kan kokusuyla harmanlanmış bir masada yeniden buluştuk.

Satranç tahtası alev aldığında, şah mı önce yanar yoksa piyon mu?

Giriş

" Şeytanlarıyla savaşan kişi, bu sırada kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir. Ve eğer bir uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar."

Friedrich Nietzsche

Geriye kalan sekiz günahkârdan ikincisi tam karşımda oturuyordu. Babamın kanını dökenlerin listesindeki her bir ismi zihnime kazımıştım. Yıllarca Kuzgun'un acımasız eğitimlerinden geçerken tek bir an bile bu anı unutmamıştım.

Melih Tan önündeki viski bardağına sarılırken, onun sonunu getirecek olan o zehirli hırsı gözlerinde okuyabiliyordum.

İgrenerek baktığım adam, önündeki viski bardağını tek dikişte bitirip bardağı sertçe yeşil çuha kaplı masaya bıraktı. Gözleri kanlanmış, şakaklarındaki damarlar fırlayacak gibi şişmişti.

Masadaki 1 milyon dolarlık çip kulesine, sonra da benim yüzümdeki o soğuk, alaycı tebessüme baktı.

Salondaki kristal avizelerin sarı ışığı, masadaki altın ve siyah çiplere yansıyor, etraftaki zengin müşterilerin pısıltıları kulaklarıma dalga dalga yayılıyordu. "Kim bu kadın?" diye fısıldadı arkamdaki masadan deri ceketli bir adam. "Rusya'dan yeni gelmiş diyorlar, Volkov'ların kızıymış..." "Melih'i masada silip süpürdü, adam çıldırmak üzere," diye karşılık verdi yanındaki kadın.

"1 milyon dolar ha?" diye mırıldandı, sesi içkinin etkisiyle pürüzlü ve agresif çıkıyordu. "Rusya'dan gelip benim mekanımda bana şov yapabileceğini mi sanıyorsun sen, küçük hanım?"

"Şov yapmıyorum Melih Bey," dedim, sesimi salondaki uğultunun arasından sıyrılacak kadar berrak ama buz gibi tutarak. Sağ elimdeki zambak motifli yüzüğü masanın üzerinde hafifçe gezdirdim. "Sadece masada gerçekten parası olanlarla, parası varmış gibi davranan acizleri ayırt ediyorum. Pas geçeceksen söyle, vaktim değerli."

Kulaklığımdan Aras'ın kahkahası geldi: "Kızım adamın damarını çatlattın lan, vurma artık garibana, adam masaya yığılacak!"

"Her zamanki halim Aras," diye geçirdim içimden, tek bir mimiğimi bile bozmadan.

Melih Tan masaya doğru eğildi. Ağzından çıkan ağır puro ve alkol kokusu yüzüme çarptı. "Pas falan geçmiyorum ulan!" diye kükredi. Düştün şimdi tuzağıma... Önündeki bütün siyah ve altın renkli çipleri, masanın ortasına doğru savurdu. Çipler masaya saçılırken bir kaç kişinin bakışları bize dönmüştü.. "3 milyon dolar! Görelim bakalım elindeki kağıtları Elena Volkov!"

Melih'in gözlerindeki o kontrolsüz hırsı, o ilkel açgözlülüğü gördüm. Babamın katledildiği gece, kapının arkasında durup sırıtarak kilitleri vuran adam tam olarak buydu işte. Bir hiç uğruna, üç kuruşluk hırsı için insanların hayatını karartan bir pislik.

Bense yıllarımı, çocukluğumu ve gençliğimi tam da böyle pislikleri yeryüzünden silmek, onları kendi kanlarında boğmak için harcamıştım. Kuzgun'un acımasız eğitimlerinde geçirdiğim her gün, yediğim her darbe beni bu an hazırlamıştı.

Sessizce önümdeki iki kartı parmaklarımın arasına aldım. Yavaşça masaya ters çevirip bıraktım.

"Kent royal," dedim sakince. Şansmı yoksa diye güldüm içimden

Sözlerim salondaki uğultunun ortasına bir bomba gibi düştü. Şans mıydı bu, yoksa babamın ruhunun masadaki ilahi adaleti mi diye içimden soğuk bir gururla güldüm.

Melih Tan'ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Önce masanın ortasındaki kartlara baktı, ardından benim masaya bıraktığım o imkansız el kombinasyonuna. Yüzündeki bütün kan çekildi; saniyeler önce öfkeden kızaran çehresi aniden bir cesedin solukluğuna büründü. Dudakları titremeye, göz kapakları seğirmeye başladı.

"İmkansız..." diye fısıldadı, sesi bu kez hiddetli değil, inkar dolu ve çaresiz çıkıyordu. "İmkansız ulan bu! Hile var bu işte! Hile yapıyorsun!"

"Ağzını topla Melih," dedim. Sesim bir bıçak kadar keskin, bir suikastçı kadar acımasız ve netti. Salondaki herkesin kanını donduracak bir otorite vardı tonumda. "Kaybetmeyi bilmeyen adamlar bu masaya oturmaz. Paranı aldım, masamı temizledim. Şimdi çekil önümden."

Ayağa kalktım. Elbisemin dökümlü eteği bacaklarımın etrafında bir su gibi süzülürken, Melih Tan çıldırmış gibi sandalyeden fırladı. Sandalye arkadaki ahşap zemine gürültüyle devrildi.

"Seni gidi sürtük—" diye haykırdı.

O an arkasındaki iki iri yarı korumalar elini belindeki silahlara götürerek harakete geçecekti ki, Melih hırsından köpüren bir edayla elini kaldırıp onları durdurdu. Bu hesabı kendi görmek, gururunu ezdiğim masada beni kendi elleriyle mahvetmek istiyordu. Kendi sonunu kendi eliyle hazırladığından habersizdi.

Tam üzerime doğru tehditkar bir adım atacakken, ben ona doğru sakince yaklaştım. Aramızdaki mesafeyi kapatırken yüzümde kazanan, özgüvenli bir kadının o sahte, büyüleyici ve nazik tebessümü belirdi. Sağ elimi göğsüne doğru uzattım; salondakilerin gözünde sanki ceketinin yakasındaki bir tozu temizliyormuş ya da mağlup bir adama son bir teselli veriyormuş gibi zarafet dolu bir hareket yaptım.

"İyi oyundu Melih Bey," diye fısıldadım kulağına doğru. "Stres yapmayın, kalbinize vurur."

O an, sağ elimdeki zambak motifli yüzüğün gümüş taşını hafifçe sağa çevirdim. Yüzüğün altından çıkan mikroskopik incelikteki iğne, Melih'in ceketinin üzerinden göğüs kafesinin tam ortasındaki ince kumaşı delip cildine battı. Karem'in özel karışımı, adamın alkol ve uyuşturucuyla zaten patlama noktasına gelmiş kan dolaşımına sızdı.

Melih Tan ne olduğunu anlamadı bile. Sadece hafifçe irkildi, göğsünü tutup geriye doğru bir adım attı.

"Güzel maçtı," dedim ve sakince arkamı döndüm.

Gözlerimi bir anlığına kapattım. Salondaki ağır puro kokusu, rulet masalarının madeni sesleri ve insan uğultusu bir anlığına zihnimden tamamen silindi.

Son 8, baba... diye geçirdim içimden. Sesim kendi ruhumun derinliklerinde bir çocuk fısıltısı gibi yankılandı. Birini daha toprağa gömdüm senin için.

Tevfik'ten sonra bugün Melih de geberiyordu.

Gözlerimin önüne birden on yaşındaki o halim geldi. Babamın dizlerine yatıp saçlarımı okşattığım, dünyadaki tek sığınağımın onun kucağı olduğu o masum yıllar... "Küçük kızım," derdi bana, "sen benim en güzel hikâyemsin."

O hikâyeyi kurşunla bitirmişlerdi. Ama ben o hikâyenin kanla yazılan devamını bitirmeye yeminliydim.

Bak baba, dedim zihnimdeki o soluk görüntüye sarılarak. Yutkundum, genzimdeki acı yumruyu geriye ittim. Ellerim kirleniyor, ruhum gün geçtikçe daha da kararıyor. Senin o pamuklara sardığın Elin artık yok... Ama söz veriyorum, geride kalan sekiz leşi de ayaklarının altına sereceğim. Bütün bu kan bittiğinde, yanına geldiğimde başımı yine dizlerine koyabileceğim.

Gözlerimi açtığımda içimdeki o kırılgan kız çocuğu çoktan gitmiş, yerini buzdan bir suikastçıya bırakmıştı.

Ve tam o anda... Salondaki uğultu bir anda bıçak gibi kesildi.

VIP merdivenlerinden aşağı inen adımlar yankılandı. Dökme demir merdivenlerde çınlayan o ağır, ritmik postal sesleri salondaki herkesi susturmaya yetti.

Atlas Karan aşağı iniyordu.

Elindeki kristal viski bardağıyla merdivenleri ağır ağır indi. 1.98'lik devasa cüssesi, dik duruşu ve kapkara takımıyla salondaki tüm havayı emiyor gibiydi. Yüzünde en ufak bir mimik, en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. Sadece kendi gücünün farkında olan, buz gibi bir ağırbaşlılık ve kontrol hakimiyeti... Esmer cildine tezat oluşturan o donuk buz mavisi gözleri, doğrudan benim üzerimde çakılıydı.

Aramızda iki adım mesafe kalana kadar yürüdü ve durdu. Viskisinden tek bir yudum bile almadı.

"Masamda büyük oynadın, Elena Volkov," dedi. Sesi o kadar derinden, o kadar tok ve ifadesiz çıkıyordu ki, salondaki basınç bir anda düştü. "Ama kontrolüm dışındaki hamlelerden hoşlanmam."

Gözlerimi o buz mavisi derinliğe diktim. Yüzümdeki soğuk alaycılığı bozmadım.

"Kontrol alanın senin sınırındır" dedim, sesimdeki Rus aksanını koruyarak. "Ben senin sınırlarına değil, oyuna dahil oldum."

Atlas hafifçe başını eğdi. Yüzü bana yaklaştı ama bu bir yakınlaşma değil, bir hakimiyet göstergesiydi. Teninden gelen tütün ve acı viski kokusu havayı ağırlaştırdı. Buz gibi gözleri bir insanın ruhunu deşer gibi bakıyordu.

"Yanılıyorsun," dedi, sesi neredeyse fısıltı kadar alçak ama bir emri tebliğ eder gibiydi. "Bu çatı altındaki her nefes benim kontrolümdedir."

Aramızdaki mesafe o kadar daralmıştı ki, üstümdeki elbisenin ince kumaşına rağmen ondan yayılan o tehlikeli sıcaklığı hissedebiliyordum. Adamın gölgesi üzerime tam anlamıyla çökmüştü. Yıllarca en karanlık köşelerde, suikastçılarla ve acımasız katillerle yüzleşmiştim. Fakat Atlas'ın duruşundaki o mutlak güç duygusu, içimdeki suikastçı instinktlerini alarma geçiriyordu. Tehlike çanları zihnimde bas bas bağırıyordu ama yüzümdeki o soğuk, meydan okuyan ifadeden tek bir milim bile ödün vermedim.

O sırada, arkamızdaki VIP WC koridorundan ağır bir düşme sesi yükseldi. Melih Tan yere yığılmıştı. Kalbi, Karem'in zehriyle çoktan durmuştu.

Atlas göz kapaklarını bile kırpmadı. Arkadaki gürültüye, Kartel'in bütün kara parasını yöneten o adamın devrilen bedenine dönüp bakmadı bile. İnsan hayatı onun dünyasında bir hiçti.

Velvet Kazinosu'nda dışarıdan kimse içeri giremez, kuralları sadece Atlas koyardı.

Atlas'ın hemen iki adım gerisinde bekleyen Bora, elini soğukkanlılıkla telsizine götürdü. Sesi pürüzsüz ve komut doluydu: "VIP koridoru temizleyin. 4 numaralı asansörü hazırlayın. Telefona dokunan olursa mahzene indirin."

İki saniye içinde siyah takım elbiseli korumalar Melih Tan'ın etrafını kapattı. Milyarder müşterilerin görüşü kesildi. Kalbi durmuş olan Melih, sarhoş bir leş gibi yeraltı tünellerine taşındı. Bu mekanda iz kalmazdı; Melih bu gece hiçbir resmi kayıtta var olmayacak, yok edilecekti.

Atlas Karan, gözlerini bir saniye bile üzerimden çekmeden durmaya devam etti. Yüzündeki o karanlık, ifadesiz maske tamamen sabitti.

"Melih'in kalbi dayanıksızdı," dedi Atlas, sesi ürpertici bir dinginlik taşıyordu. "Ama bir insanın masadan kalktığı an devrilmesi bir tesadüf değildir. Bense tesadüflere inanmam Volkov."

Atlas'ın bakışları bir saniyeliğine sağ elimdeki gümüş zambak yüzüğe kaydı, ardından tekrar gözlerime kilitlendi.

Bora yanımıza yaklaştı. Siyah gözlerinde net bir tehdit vardı. "Arabayı hazırlattım Atlas. Bu kadını sorguya almamız gerekiyor."

"Gerek yok Bora," dedi Atlas, sesini yükseltmeden. Tek bir kelimesiyle Bora'yı yerinde sabitledi.

Atlas bana bir adım daha yaklaştı. Devasa gölgesi üzerime tamamen çöktü. Ne elini kaldırdı ne de temas etti; aradaki o mesafeli güç duruşunu bir an olsun bozmadı.

"Bana bir mesaj vermek istediysen," dedi, sesi bir bıçak kadar keskin ve mesafeliydi. "Metodun zekice. Ama stratejin yanlış. Çünkü benim mekanımda oynanan oyunların senaryosunu sadece ben yazarım."

"Senaryoyu yazan sen olabilirsin Karan," dedim, gözlerinin içine dik bir şekilde bakarak. "Ama sahnede kimin öleceğine sen karar veremezsin."

Atlas'ın dudaklarının kenarı çok hafif, belirsiz bir şekilde kıvrıldı. Bu bir gülümseme değildi; bir avcının zeki bir rakiple karşılaştığında takındığı o soğuk takdir ifadesiydi.

"Göreceğiz," dedi, başıyla kapıyı işaret ederek.

Aramızdaki havada elektriklenmiş bir tehdit dalgası dolaştı. Atlas'ın her bir kelimesi bir emri tebliğ eder gibi ağırdı. Beni sınadığını, zihnimin derinliklerine sızıp gerçekte kim olduğumu çözmeye çalıştığını görebiliyordum. Tek bir soru vardı aklımda neden çözmeye çalışıyordu.

"Paranı al ve çık. Değil bu şehirdeki, her yerde attığın adımlarını izliyor olacağım."

Arkamı döndüm. Elbisemin yırtmacı arkamda savrulurken, Bora ve adamlarının oluşturduğu koridorun arasından soğukkanlılıkla yürüdüm.

Kulaklığımdaki parazit kesildiğinde Aras'ın sesi geldi. "vallah adam tam bir buz kütlesi. Herif ölen adamına dönüp bakmadı bile lan."

"Sessiz ol Aras," dedi Mira. "Elin, peşine adam ve ya araç takıldı mı?"

Kazinodan çıkıp gece rüzgarının yüzüme çarptığı o an, tenime temas eden soğuk hava zihnimi anında berraklaştırdı. Velvet Kazinosu'nun o ağır puro, konyak ve hırs kokan boğucu atmosferinden sonra İstanbul'un nemli gece havası ciğerlerime keskin bir ferahlık gibi doldu. Zümrüt yeşili elbisemin yırtmacı rüzgarda savrulurken, adımlarımı hiç bozmadan valenin önünde bekleyen siyah Maybach'ıma doğru yürüdüm.

"Aynadaki gölgeler yerini aldı," diye mırıldandım, kulaklığın mikrofonuna doğru neredeyse dudaklarımı kıpırdatmadan.

Sokağın karanlık köşesinde, motorları rölantide çalışan iki siyah SUV duruyordu. Siyah camlarının arkasındaki karaltıları, söveye yaslanmış telsizle konuşan takımlı adamları görebiliyordum. Bora'nın sadık köpekleriydi. Atlas Karan'ın mekanından elini kolunu sallayarak çıkan bir kadının peşini bu kadar kolay bırakmayacaklarını zaten biliyordum.

Sürücü koltuğuna geçip kapıyı kapattığımda, dışarıdaki dünyanın sesi bir anda kesildi. Deri koltuğun soğukluğu sırtıma işlerken, parmağımı 'Engine Start' düğmesine bastım. V12 motorun derinden gelen gümbürtüsü arabayı hafifçe titretti.

Direksiyonu sıkıca kavramadan önce gözlerim gayriihtiyari yukarı kaydı. Dikiz aynasından Velvet'in yüksek, gösterişli VIP balkonuna baktım.

Atlas , elinde viski bardağıyla balkonda dikilmiş, bir heykel kadar ağırbaşlı ve karanlık bir siluetle beni izliyordu. Bakışlarındaki o buz gibi soğukluk, gecenin karanlığını delip doğrudan gözlerime saplanıyordu.

Tetik çekilmemişti ama zihinsel savaş resmen başlamıştı.

Bu şehir ikimizden birine dar gelecekti. O, krallığını korumak için kuralları yazan adamdı; bense o krallığı yakmak için kuralları çiğneyen yangındım. Melih Tan bu gece toprağa düşen ikinci leşti. Geriye sekiz nefes, sekiz günahkâr kalmıştı.

Gaza bastım. Siyah Maybach gecenin karanlığına fırlarken, dikiz aynasından son kez Velvet'in ışıklarına baktım.

Atlas o masada senaryoyu yazmaya devam edebilirdi. Ama unuttuğu çok önemli bir şey vardı: Herkes bir gün kendi yazdığı hikâyenin kurbanı olurdu. Ve ben, onun son satırına koyacağı o kanlı nokta olmaya geliyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18