Vaveyla Kitaplığı
Esaretin Bedeli
- Bölüm
- 7
- Kelime
- 13.313
- Okunma
- 202
- Beğeni
- 3
- Kütüphane
- 3
- Yorum
- 3
Bölümler 7Okumak istediğin bölümü seç.
Hikâyeye ilk bakış
Kitap Hakkında
"Bir cinayet kanla işlenir, bir intikam ise ruhla..."
Babamın son nefesinde soğuk toprağa bıraktığı o kanlı zambak yaprağı, bu dünyadaki tek yaşama sebebimdi. Çocukluğumu o mezara gömdüm ve gecenin bağrında yeniden doğdum. Ben Elin Köksal. Geceye ant içmiş, karanlığı ikinci teni gibi kuşanmış Kanlı Zambak.
Benim dünyamda merhamete yer yoktu. Şehrin altında devrilmesi gereken kanlı tahtlar ve ödenmesi gereken ağır bedeller vardı. Zafere giden yolu düşmanlarımın cesetleriyle, kendi ellerimle ördüğüm o buzdan duvarlarla döşemiştim. Gölgelerin arasında adımı fısıldayan herkes bilirdi; ben bir kere yemin ettiysem, o yemin bir celladın ilmeği gibi boyunlara dolanırdı.
Ama kurguladığım hiçbir senaryoya, zihnime çizdiğim hiçbir kanlı haritaya sığdıramadığım tek bir değişken vardı: Atlas Karan.
O, bu şehrin üzerine çöken en koyu gölge, cehennemin ta kendisiydi. Bir uçurum kadar derin, bir çelik kadar soğuk ve yıkım getirecek kadar kusursuz... Yeraltı dünyasının biat ettiği o krallığın veliahtı, dokunduğu her yeri küleye çeviren bir felaketti.
Limanın karanlığında, yağmur fırtınanın kırbaçladığı yüzümüze vururken silahlarımızın buz gibi namluları birbirimizin alnına dayandı. Metalin o soğuk teması şakaklarımızı yakarken, aramızda tutuşan şey sadece nefret değildi. O an, gözlerimizin arasında tutuşan şey ruhlarımızı cayır cayır yakıp yıkan, önü geçilemez, hastalıklı bir yangındı. Soluduğumuz hava barut ve tuz kokuyordu; attığımız her adım bir felakete davetiye çıkarıyordu.
İki amansız düşman. Tek bir kanlı satranç tahtası.
O beni kendi zifiri karanlığına köle etmeyi, diz çöktürmeyi bekliyordu. Ben ise göğsüne saplayacağım o buz gibi bıçakla ona esaretin bedelini kendi kanıyla ödetmeye yeminliydim. Zihnimdeki tek dürtü onun sonunu getirmekti; ama kalbimin ritmini değiştiren tek adam da yine o karanlığın sahibiydi.
Beni duvarla kendi gövdesi arasına sıkıştırdığında, dudakları boynumun şahdamarına dokundu. Sıcak, yakıcı nefesi buz tutmuş tenimi bir kor gibi dağladı. Geri çekilmedim.
"Ben zaten ölüyüm zambak," diye fısıldadı o tehlikeli, pürüzsüz ve karanlık sesiyle. "Ve ölü bir adamı, yeniden cehennemle korkutamazsın."
Gözlerindeki o buz mavisi yangın, geceyi yırtan tek bir şeyi fısıldıyordu: Ya birbirimizi bu tutkunun, bu nefretin alevlerinde kül edecektik, ya da tüm dünyayı ateşe verip o enkazın üzerinde birlikte tahta çıkacaktık. Bizim aramızdaki çizgi çoktan silinmişti; ne ben tam anlamıyla bir cellattım artık, ne de o tamamen benim düşmanımdı. İki yaralı ruhun, bir katille bir kurbanın rollerini sürekli değiştirdiği zehirli bir oyundu bu.
"Müziği hiç bitirme Zambak... Çünkü bu kanlı dans, ikimizin de kıyameti olacak."
Sokakların kuralı basitti: Önce hamleni yap, sonra bedelini ödet. Ama onun kalbine uzanan bir bıçağın bedeli, kendi kalbini ve ruhunu onun nasırlı ellerine teslim etmekti. Ya bu intikam ikimizi de yerin yedi kat dibine gömecek ya da celladımla birlikte o kanlı tahtta cehennemi ben yöneteceğim. 🕯️
