6. bölüm · Empire of Ashes

Yeni benliğe ilk adım

Lady Writer ..

Sabah her zamanki gibi sessiz başladı.

Sessizlik artık lüks değil, alışkanlıktı.

Lilia Sokolova gözlerini açtığında ilk yaptığı şey tavana bakmak oldu. Bir süre hiçbir şey düşünmeden öyle kaldı. Bu, zihnini susturmanın tek yoluydu.

Sonra kalktı.

Hızlı, düzenli, duygusuz.

Banyoda yüzüne su çarptığında aynadaki yansımasına bakmadı bile. Çünkü bakarsa… hatırlardı.

Ve hatırlamak, bu işte en tehlikeli şeydi.

Telefonu çaldığında saat henüz erken sayılırdı.

Tek bir mesaj:

“İş var.”

Kısa.

Net.

Zaten başka türlüsü olmazdı.

Lilia silahını kontrol etti. Her şey yerindeydi. Kontrol listesi gibi bir hayatı vardı artık. Duygular yoktu. Sadece görevler.

Ama dün gece…

Dün gece farklıydı.

Gözleri istemsizce durdu.

Dmitri.

Onu düşünmemeye çalışmak, onu düşünmekten daha zordu.

Yıllar sonra aynı odada olmak…
aynı havayı solumak…

Ve onun hiç değişmemiş olması.

Hayır.

Düzeltti Lilia.

Değişmişti.

Sadece dışarıdan değil.

Onu gördüğünde gözlerinde bir şey vardı.

Tanıma.

Ve daha kötüsü…

Sahip olamama.

Lilia derin bir nefes aldı.

“Bitti.” dedi kendi kendine.

Ama yalan söylediğini biliyordu.

---

Akşamüstü geldiğinde şehir yine aynıydı.

Ama Lilia için şehirler hiçbir zaman aynı değildi.

Kafeye değil, her zaman gittiği yarı boş depoya gitti.

Orada bekliyordu.

Gizli işler her zaman böyle başlardı.

Kapı açıldığında içeri giren adamı hemen tanıdı.

Ama yüzünü belli etmedi.

Adam uzun süre konuşmadı.

Sadece onu izledi.

Sonra dosyayı masaya bıraktı.

“Bunu yapmanı istiyoruz.”

Lilia dosyaya bakmadı bile.

“Kim istiyor?” dedi.

Adam hafifçe gülümsedi.

“Bunu bilmen gerekmiyor.”

Sessizlik.

Lilia dosyayı parmaklarıyla itti.

“Ben rastgele işler almıyorum.”

Adam eğildi.

“Bu rastgele değil.”

Ses tonu değişmişti.

Daha dikkatli.

“Bu Dmitri Volkov’un bölgesiyle ilgili.”

O an… hava değişti.

Ama Lilia’nın yüzü değişmedi.

Sadece gözleri çok hafif daraldı.

“Devam et.” dedi.

Adam dosyayı açtı.

“Bir teslimat var.” dedi. “Ama bu teslimatın ulaşmaması gerekiyor.”

Lilia dinliyordu ama aslında sadece tek bir kelimeye takılmıştı.

Volkov.

Adam devam etti:

“Resmi bir operasyon değil. Ama Dmitri’nin ekibi bunu koruyor.”

Lilia sonunda başını kaldırdı.

“Benim görevim ne?”

Adam dosyayı çevirdi.

“Engellemek.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Lilia sordu:

“Bunu neden ben?”

Adam bir an sustu.

Sonra yavaşça:

“Çünkü seni seçtiler.”

Lilia gülümsedi.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

“Yanlış seçim.”

Ayağa kalktı.

Dosyayı bile almadan kapıya yöneldi.

Adam arkadan seslendi:

“Volkov seni tekrar gördü.”

Adımlar durmadı.

Ama kalbi…

bir anlığına durdu.

Adam son cümleyi ekledi:

“Ve seni hâlâ hatırlıyor.”

Kapı kapandığında Lilia dışarıdaydı.

Soğuk hava yüzüne çarptı.

Ama içindeki sıcaklığı söndürmeye yetmedi.

Yıllar geçmişti.

Onu unutması gerekiyordu.

Ama Dmitri Volkov…

unutulacak biri değildi.

Sorun da buydu zaten.

Lilia’nın en büyük düşmanı artık bir hedef değildi.

Bir isim de değildi.

Bir adamdı.

Ve o adam…

onu hâlâ hatırlıyordu.