1. bölüm / 5
EMANETİN KALBİM1.BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM803 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM979 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.212 kelime
- 4 4.BÖLÜM2.007 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.732 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dört yıl önce…
Sabahın ilk ışıkları perdelerimin arasından süzülürken gözlerimi araladım.
Alarmım çalmamıştı ama telefonumun durmadan titremesi, güne huzurlu bir başlangıç yapamayacağımın habercisiydi.
Yastığımın altından telefonumu çıkarıp ekrana baktım.
Kuzey’im
Dudaklarımda istemsiz bir gülümseme oluştu.
Saat sabahın yedisiydi. Normal bir insanın bu saatte sevgilisini aramak yerine uyuması gerekirdi. Ama benim sevgilim normal bir insan değildi.
Özel Kuvvetler’de görev yapan bir askerden ne bekliyordum ki?
Aramayı cevapladım.
“Efendim, komutanım?”
Telefonun diğer ucundan tok, hafif uykulu bir ses geldi.
“Günaydın, baş belam.”
Yüzümü yastığa gömdüm.
“Kuzey, sabah sabah başlama.”
“Daha günaydın bile demedin.”
“Günaydın.”
“Öyle değil.”
Gözlerimi devirdim.
“Günaydın, hayatımın en sinir bozucu adamı. Oldu mu?”
Kısa bir kahkaha attı.
“Oldu, güzelim.”
İşte buydu.
Bana ne söylerse söylesin, sesini her duyduğumda içimde bir şeyler yumuşuyordu. Kuzey Karahan, dışarıdan bakıldığında insanın yanına yaklaşmaya çekineceği adamlardandı. Az konuşur, kolay gülmez, kimseye kendini açıklamak zorunda hissetmezdi.
Ama bana gelince…
Bazen dünyanın en inatçı çocuğuna dönüşüyordu.
“Bugün görüşebilecek miyiz?” diye sordum.
“On birde hazır ol.”
“Nereye gidiyoruz?”
“Sürpriz.”
“Kuzey!”
“Efendim, Defne Hanım?”
“Bana söylemezsen gelmiyorum.”
“Peki.”
Bir an sustum.
“Peki ne?”
“Gelme.”
Telefonun diğer ucunda güldüğünü duyabiliyordum.
“Kuzey Karahan, senden nefret ediyorum!”
“Akşam da aynı şeyi söylersin. Hadi hazırlan, seni almaya geleceğim.”
Telefon kapandı.
Ekrana birkaç saniye baktım. Sonra başımı yatağın başlığına yaslayıp gülümsedim.
Onu seviyordum.
Hem de bazen kendime bile itiraf etmekten korkacağım kadar çok.
Kuzey’le üç yıldır birlikteydik. Üç yıl boyunca onun görevlerini, uzun bekleyişleri, aniden yarıda kesilen telefon konuşmalarını ve bazen günlerce haber alamamayı öğrenmiştim.
Kolay mıydı?
Hayır.
Ama onu seviyordum. Mesleğini seviyordum demiyorum; onun kim olduğunu, neye inandığını, insanları korumak için gösterdiği çabayı seviyordum.
Ve bir gün, bütün o yoğunluğun içinde benimle sakin bir hayat kurmasını istiyordum.
Telefonum yeniden titredi.
Kuzey’den mesaj gelmişti.
Kuzey’im: Bir şey daha.
Ben: Ne?
Kuzey’im: Seni özledim.
Gülümsemem büyüdü.
Ben: Daha dün gördün beni.
Kuzey’im: Eee?
Ben: Eee, biraz sabret.
Kuzey’im: Sabır benim uzmanlık alanım değil, güzelim.
Telefonu göğsüme bastırıp güldüm.
O sabah, hayatımın en güzel günlerinden biri olacağını düşünüyordum.
İnsan bazı sabahları hatırlayacağını bilmeden yaşıyor.
Bazı sesleri son kez duyduğunu bilmiyor.
Bazı mesajları, yıllar sonra bile unutamayacağını aklından geçirmiyor.
Ben de bilmiyordum.
Saat on bire yaklaşırken hazırlanmıştım. Saçlarımı açık bırakmış, üzerime açık renk bir bluzla kot pantolon giymiştim. Aynanın karşısında son kez kendime baktım, ardından çantamı alıp aşağı indim.
Kuzey kapının önündeydi.
Siyah tişörtü, koyu renk pantolonu ve her zamanki ciddi ifadesiyle arabasına yaslanmış beni bekliyordu.
Beni görünce doğruldu.
Gözleri üzerimde birkaç saniye gezindi.
“Ne oldu?” diye sordum. “Niye öyle bakıyorsun?”
Yanıma geldi.
“Güzel olmuşsun.”
Gülümsedim.
“Yalnızca güzel mi?”
Elini belime yerleştirip beni kendisine yaklaştırdı.
“Fazlasını söylersem şımarırsın.”
“Ben zaten şımarığım.”
“Farkındayım.”
Koluna hafifçe vurdum. O da elimi yakalayıp parmaklarımı kendi parmaklarının arasına geçirdi.
Sonra alnıma küçük bir öpücük bıraktı.
“Hazır mısın?”
“Seninle her şeye.”
Bunu söylerken hiç düşünmemiştim.
Keşke bazı cümleleri kurmadan önce geleceği görebilseydik.
Gideceğimiz yer şehir merkezinden biraz uzaktaydı. Yol boyunca müzik dinledik, birbirimizle uğraştık ve dönüşte ne yiyeceğimizi tartıştık.
Kuzey, her zamanki gibi benim seçtiğim restorana gitmek istemiyordu.
“Geçen hafta da oraya gittik,” dedi.
“Çünkü yemekleri güzel.”
“Defne, menüdeki her şeyi ezberledim.”
“Harika. Siparişimizi daha hızlı verirsin.”
Başını iki yana salladı.
“Seninle tartışmanın hiçbir anlamı yok.”
“Sonunda öğrendin.”
Elimi tuttu, parmaklarımı dudaklarına götürüp öptü.
“Yine de seni seviyorum.”
Gözlerim onun gözlerine takıldı.
“Ne kadar?”
Bir an düşündü.
“Ölçemeyeceğim kadar.”
Gülümsemem yüzümde kaldı.
“Bu cevap sayılmaz.”
“Benim için sayılır.”
Başımı omzuna yasladım.
O an dünya küçülmüştü sanki. Yol, müzik, onun elimdeki sıcaklığı… Başka hiçbir şeye ihtiyacım yokmuş gibi hissediyordum.
Bir süre sonra arabayı yol kenarına çekti.
“Kuzey, neden durduk?”
Cevap vermedi. Önce dikiz aynasına baktı, ardından arkasındaki yola göz gezdirdi.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Az önce benimle şakalaşan adam gitmiş, yerine görev başındaki asker gelmişti.
“Kuzey?”
“Defne, beni dinle.”
Sesindeki ciddiyet içime bir korku düşürdü.
“Ne oldu?”
“Bir şey yok. Sadece benim söylediğimden ayrılma, tamam mı?”
Kaşlarımı çattım.
“Neden?”
Cevap vermek üzereydi ki arkamızdan gelen bir araç hızla önümüze kırdı.
Kuzey’in yüzündeki bütün ifade silindi.
“Eğil!”
Ne olduğunu anlayamadan kolumdan tutup beni koltuğun alt tarafına çekti.
Her şey birkaç saniye içinde oldu.
Kapıların açıldığını duydum. Birileri bağırıyordu. Kuzey bana bir şeyler söylüyordu ama kelimeleri seçemiyordum.
Sonra kapım açıldı.
Bileğime uzanan eli gördüğümde çığlık attım.
“Kuzey!”
Bana ulaşmaya çalıştı.
“DEFNE!”
Elimi ona doğru uzattım. Parmaklarımız birbirine değdiği anda biri beni geriye çekti.
Kuzey’in yüzünü son kez gördüm.
Öfkeliydi. Korkmuştu.
Ve bana ulaşmaya çalışıyordu.
“Kuzey!”
Sesim boğazımda parçalandı.
Beni araçtan çıkardılar. Kurtulmak için çırpındım, bağırdım, arkamı dönüp ona bakmaya çalıştım.
Bir darbe aldım ve dengemi kaybettim.
Son gördüğüm şey, Kuzey’in bana doğru koşmaya çalışmasıydı.
Sonra başıma geçirilen koyu renkli bir örtü dünyamı karanlığa çevirdi.
Beni bir araca bindirdiler.
Kapı kapandı.
Motor çalıştı.
Ve ben, sevdiğim adamın sesini duyamadığım o ilk saniyede, hayatımın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını anladım.
Nereye götürüldüğümü bilmiyordum.
Benden ne istediklerini bilmiyordum.
Tek bildiğim, Kuzey’in yanımda olmadığıydı.
Karanlığın içinde gözlerimi kapattım.
O sabah evden çıkarken, akşam yeniden evime döneceğimi sanmıştım.
Ne kadar yanıldığımı henüz bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
