2. bölüm / 5
EMANETİN KALBİM2.BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 2.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM803 kelime
- 2 2.BÖLÜM979 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3.BÖLÜM1.212 kelime
- 4 4.BÖLÜM2.007 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.732 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dört yıl önce…
Karanlık.
Hatırladığım tek şey buydu.
Gözlerimi açmaya çalıştım ama başım dönüyordu. Nerede olduğumu bilmiyordum. Altımdaki sert zemin sırtımı acıtıyor, havadaki ağır koku midemi bulandırıyordu.
Bileklerimi hareket ettirdiğimde bağlı olduklarını fark ettim.
Panikle doğrulmaya çalıştım.
“Kuzey?”
Sesim titrek çıktı.
Cevap yoktu.
“Kuzey!”
Bu kez daha yüksek sesle bağırdım. Sanki adını yeterince yüksek söylersem beni duyacak, bir yerlerden çıkıp gelecek ve her şeyin kötü bir şakadan ibaret olduğunu söyleyecekti.
Ama kapının diğer tarafından gelen ayak sesleri dışında hiçbir şey duymadım.
Kapı açıldı.
İçeri giren adamın yüzünü seçemiyordum. Bana birkaç saniye baktıktan sonra karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu.
“Sonunda uyandın.”
Yutkundum.
“Beni bırakın.”
Adam güldü.
“Bizi ilgilendiren şey sen değilsin, doktor hanım.”
Kaşlarımı çattım.
“O zaman neden buradayım?”
Öne doğru eğildi.
“Karahan yüzünden.”
Kalbim göğsüme sertçe çarptı.
Kuzey.
Bunu neden söylemişti? Kuzey’in ne ilgisi vardı? Onlar kimdi?
“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”
“Bilmen gerekmiyor. Onun için değerli olman yeterli.”
Başımı iki yana salladım.
“Lütfen… Benim onunla hiçbir ilgim yok. Beni bırakın.”
Yalan söylemiştim.
Kuzey benim her şeyimdi.
Ama o an, onu sevdiğimi söylemenin beni daha büyük bir tehlikeye sokacağını hissediyordum.
Adam ayağa kalktı.
“Bakalım Karahan, senin için neler yapacak.”
Kapı kapandığında nefesimi tutmuş olduğumu fark ettim.
Dudaklarım titriyordu.
Kuzey’in adını duymak bile beni korkutmaya yetmişti. Çünkü artık mesele yalnızca benim başıma gelenler değildi. Onu da bu işin içine çekmişlerdi.
Başımı dizlerime yasladım.
Ne olur, Kuzey…
Beni bul.
Zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum.
Bana ne kadar soru sorduklarını, kaç kez aynı cevapları verdiğimi, kaç kez kapıya bakıp birinin geleceğini umduğumu hatırlamak istemiyorum.
Onlardan hiçbir şey saklamıyordum. Bildiğim her şeyi anlatmıştım. Yine de beni bırakmıyorlardı.
Bir ara dışarıdan gelen sesleri duydum.
Bağırışlar.
Koşuşturmalar.
Sonra silah sesleri.
Olduğum yerde donakaldım.
Birileri gelmişti.
Bütün bedenim titrerken kapıya baktım.
Kuzey.
Bunun o olduğuna inanmak istedim.
Kapı birden açıldı. İçeri giren adamın elindeki silahı görünce geriye çekildim.
“Lütfen, yapmayın!”
Bana doğru ilerledi.
“Senin yüzünden bütün planlarımız bozuldu.”
“Ben hiçbir şey yapmadım!”
“Kes sesini!”
Bir adım daha attı.
O an tek düşündüğüm Kuzey’di.
Onunla son konuşmamız…
Bana seni özledim deyişi…
Alnıma bıraktığı öpücük…
Daha sabah olmuştu. Daha birlikte yemek yiyecektik. Bana sürpriz yapacaktı.
Bütün bunlar nasıl birkaç saat içinde geçmişte kalabilirdi?
Silah sesi duyuldu.
Ardından keskin bir acı hissettim.
Dizlerimin bağı çözüldü. Duvara tutunmaya çalıştım ama başaramadım.
Yere düşerken gözlerim kapıya takıldı.
Hayır.
Böyle bitmemeliydi.
Kuzey’i son kez bile doğru düzgün görememiştim.
Gözlerim doldu.
“Ku…zey…”
Sesim dudaklarımdan güçlükle döküldü.
Sonra her şey birbirine karıştı.
Gözlerimi yeniden açtığımda nerede olduğumu anlamam uzun sürdü.
Beyaz ışıklar vardı.
Birileri konuşuyordu.
Kolumda bir serum, çevremde tanımadığım insanlar…
Hastanedeydim.
Yaşıyordum.
Bu düşünceyle rahatlamam gerekirken içime daha büyük bir korku yerleşti.
Çünkü yaşıyorsam beni yeniden bulabilirlerdi.
Ya yeniden gelirlerse?
Ya bu kez kurtulamazsam?
Ya Kuzey’i de hedef almaya devam ederlerse?
Başımı çevirdiğimde yanımda duran kadını gördüm. Üzerinde sağlık personeli kıyafeti vardı.
“Uyandınız,” dedi yumuşak bir sesle. “Sakin olun, şu an güvendesiniz.”
Dudaklarımı araladım.
“Beni… kim buldu?”
“Güvenlik güçleri sizi buraya ulaştırdı. Doktorunuz birazdan sizinle konuşacak.”
Gözlerimi kapattım.
Kuzey neredeydi?
Beni arıyor muydu?
Beni bulduğunu biliyor muydu?
“Telefonum…”
Kadın bana yaklaştı.
“Şimdi dinlenmeniz gerekiyor.”
“Lütfen. Sevgilimi aramam lazım.”
Bunu söylerken sesim kırıldı.
“Adı Kuzey. Kuzey Karahan. Ona haber vermem gerekiyor.”
Kadının yüzündeki ifade değişti.
Bunu fark ettiğimde kalbim daha hızlı atmaya başladı.
“Ne oldu?”
Cevap vermeden önce bir an duraksadı.
“Şu an sizinle ilgilenmemiz gerekiyor. Diğer konuları doktorunuzla konuşabilirsiniz.”
Hayır.
Bana bir şey söylemiyordu.
Belki de Kuzey yaralanmıştı.
Belki ona bir şey olmuştu.
“Bana gerçeği söyleyin!” diye bağırdım. “Kuzey’e ne oldu?”
Kadın sakinleşmem için konuşmaya çalıştı ama ben dinlemiyordum.
Onun iyi olduğunu bilmek istiyordum.
Yalnızca iyi olduğunu.
Günler birbirini takip etti.
Yaralarım iyileşmeye başlarken korkularım geçmiyordu. Geceleri uyuyamıyor, kapı her açıldığında irkiliyordum.
Beni kurtarmışlardı.
Ama o odanın karanlığı hâlâ benimleydi.
Bir gün doktorum yanıma geldi. Yanında güvendiğim bir görevli de vardı. Uzun süre konuşamadım. Sonunda içimde büyüyen korkuyu kelimelere döktüm.
“Beni bulabilirler mi?”
Doktorum dikkatle yüzüme baktı.
“Şu anda güvenliğiniz için gereken önlemler alınıyor.”
“Ya tekrar gelirlerse?”
“Bu konuda yalnız değilsiniz.”
Gözlerimi yere indirdim.
Yalnız değildim belki.
Ama kendimi yapayalnız hissediyordum.
Sonra aklıma Kuzey geldi.
Onunla konuşmam gerekiyordu. Sesini duymalı, yaşadığımı söylemeli, bana kızsa bile beni dinlemesini istemeliydim.
Fakat bir yandan da korkuyordum.
Beni kaçıranlar, Kuzey’in benim için önemli olduğunu biliyorlardı. Onun hayatına geri dönersem beni yeniden kullanabilirlerdi.
Kuzey’i seviyordum.
Ama kendimi de korumak zorundaydım.
O gece uzun süre tavana baktım.
Sonunda kararımı verdim.
Kuzey’in beni aramasını istemeyecektim.
Beni bulmaya çalışmasını istemeyecektim.
Beni korumak için kendisini tehlikeye atmasını istemeyecektim.
Ve bunun için, ona gerçeği söylememem gerekiyordu.
Beni kaybettiğine inanacaktı.
Ben de onun yaşadığını bilerek, bir gün yollarımızın yeniden kesişmeyeceğini umacaktım.
Bu düşünce bile içimi parçalıyordu.
Ama o an başka bir çıkış yolu göremiyordum.
Görevliye döndüm.
“Bir şey isteyebilir miyim?”
“Tabii.”
Derin bir nefes aldım. Sesim titriyordu.
“Kuzey Karahan’a benim öldüğümü söylemelerini istiyorum.”
Oda sessizliğe gömüldü.
Görevli hemen cevap vermedi.
“Defne Hanım, bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
“Biliyorum.”
“Onun sizi kaybettiğine inanmasını istiyorsunuz.”
Başımı salladım.
“Beni bulmaya çalışırsa yeniden tehlikeye girebilir. Ben de girebilirim. Bir daha o insanların eline düşmek istemiyorum.”
Sesim iyice kısıldı.
“Lütfen… Yaşadığımı bilmesin.”
Bunu söylerken kalbimin bir parçasını kendi ellerimle geride bırakıyordum.
Çünkü Kuzey yalnızca sevgilim değildi.
O benim evimdi.
Ve ben artık kendi evime dönemeyeceğimi düşünüyordum.
Aradan birkaç gün geçti.
Kimse bana Kuzey’in ne yaptığını anlatmadı. Ben de sormaya cesaret edemedim.
Belki gerçeği öğrendiğinde öfkelenirdi.
Belki benden nefret ederdi.
Belki bir daha adımı bile anmak istemezdi.
Bunların hepsini göze almıştım.
Yeter ki hayatta kalsın.
Bir sabah pencereden dışarı baktım. Güneş doğuyordu. Birkaç gün önce Kuzey’le birlikte geçirdiğim o sabahı hatırladım.
Bana seni özledim demişti.
Ben de ona sabretmesini söylemiştim.
Gözlerimi kapattım.
“Özür dilerim, Kuzey.”
Sesim odada kayboldu.
“Ben de seni özledim.”
Sonra yüzüğümü parmağımdan çıkardım. Uzun süre avucumda tuttum.
Onu unutmak istemiyordum.
Sadece hayatta kalmak istiyordum.
Yüzüğü çantama koydum ve gözyaşlarımı sildim.
Artık Defne Soydan olarak yeni bir hayata başlamak zorundaydım.
Kuzey Karahan’sız.
Onun beni ölü bildiği, benimse onun yaşadığını bilerek sustuğum bir hayata…
O gün Kuzey’i terk etmedim.
O gün, onu bir daha görememekten korkarak kendimden uzaklaştırdım.
Bölüm etkileşimi
