4. bölüm · Elyonun Gölgesi

BÖLÜM 3 -Ziggurat’ın Kapıları

Samet Kızıları

Icarus-IV, Jüpiter’in ötesindeki boşlukta süzülüyordu. Hedefleri, yıllar önce resmî kayıtlardan silinmiş Proje Ziggurat Üssüydü.
Gemiden dışarı baktıklarında, titrek bir ışık denizi gibi görünen asteroid kuşağının derinliklerinde, metalik bir gölge parlıyordu. Bu, terk edilmiş koloninin kalıntısıydı. Ancak yüzeyde tuhaf bir şey vardı: hiçbir çürüme, pas ya da aşınma yoktu. Yapılar, sanki dün inşa edilmiş gibi duruyordu.
Selin şaşkınlıkla fısıldadı:
“Burası… kendini onarıyor.”
Ekip üsse iniş için hazırlanırken, Yaren radar ekranına kilitlendi.
“Aras, yalnız değiliz. Kara Çember bizden önce buraya gelmiş. İki gemileri yörüngede duruyor.”
Gemi sessizce yanaştığında, koloninin içine açılan devasa bir kapı buldular. Kapının üzerinde yabancı bir sembol vardı; OUAB kayıtlarında geçmeyen, ama Lumen Kardeşliği’nin gizli metinlerinde sıkça görülen bir işaret: Üçüncü Göz.
Tam içeri girmek üzereyken, karanlıktan bir ses yankılandı:
“Burası bizimdir. Geri dönün.”
Kara Çember’in askerleri, siyah zırhlarının içinden lazer silahlarını doğrultmuştu. Ama daha ateş bile açmadan, koloni duvarları titremeye başladı. İçeriden mavi ışıklar yükseldi, kapı kendiliğinden açıldı.
Ve o anda, bir başka gemi de gölgelerden çıktı.
Gümüş beyaz renklerde, üzerinde parlayan sembollerle süslüydü: Lumen Kardeşliği gelmişti.
Mistisizm dolu bir ses tüm iletişim kanallarını doldurdu:
“Burası kutsal toprak. Hepiniz geri çekilin. Yalnızca seçilmiş olan içeri girebilir.”
Kaosun ortasında, Aras’ın gemisine bir mesaj ulaştı.
Gönderen: Orion Masası.
Mesaj kısa ve soğuktu:
“Aras Yelgin. Görevin bitti. Derhal teslim ol. Yoksa seni ve ekibini ‘yasa dışı isyancılar’ olarak ilan ederiz.”
Üç örgüt aynı anda kapıya dayanmıştı. Kara Çember silah için, Lumen Kardeşliği inanç için, Orion Masası ise kontrol için.
Aras ve ekibi? Onların tek isteği cevaptı.
Kapı ardına kadar açıldı, içeriden ağır bir uğultu yükseldi. Ve içerde, bütün insanlığın kaderini değiştirecek bir şey onları bekliyordu.

Uyanış

Kapı açıldığında, Aras ve ekibi nefeslerini tutarak içeri adım attı. Koloninin içi bekledikleri gibi değildi: ne terk edilmiş bir üs vardı ne de eski makineler. Onların yerine, devasa bir yeraltı şehri gizlenmişti.
Duvarlarda mavi damarlara benzeyen ışıklar akıyor, tavan boyunca yükselen kristal yapılar bir enerji dalgası gibi titreşiyordu.
Selin gözlerini kocaman açtı:
“Bunlar insan yapımı değil…”
Tam o sırada Yaren bir terminale bağlandı. Ekrana düşen veriler insan aklının ötesindeydi. Burası, aslında Proje Ziggurat’ın inşa edilmediğini kanıtlıyordu. OUAB burayı bulmuş, üstüne “biz yaptık” diyerek sır perdesi çekmişti.
Ama asıl şok, Selin’in bulduğu odada gizliydi.
Ortada bir kristal kapsül duruyordu. İçinde yarı şeffaf bir bedene benzeyen varlık yatıyordu. İnsan formuna yakın ama çok daha ince, uzun ve huzur veren bir siluetti.
Birden kapsülün etrafındaki semboller harekete geçti. Işık dili gibi titreşen işaretler havaya yansıdı. Yaren çeviriyi başlattı:
“Ben Elyon’um. Uyarımı duydunuz.
İnsanlık, çok yakında kararın eşiğinde.
Kim gerçeği taşıyacak, kim onu silah yapacak?”
Aras geri çekildi, kalbi hızla çarpıyordu. Daha cevap veremeden, koloninin koridorları silah sesleriyle yankılandı. Kara Çember içeri girmişti.
Kara Çember’in lideri, yüzü maskeyle gizlenmiş Komiser Drahl, kapsülü görünce kahkaha attı:
“İşte bu! Sonsuz enerji kaynağı! Yıldızların anahtarı bizim olacak.”
Ama hemen ardından Lumen Kardeşliği’nin gemisinden inen keşişler göründü. Altın işlemeli giysileri içinde, dualar eşliğinde ilerliyorlardı.
Başrahip Kael yüksek sesle bağırdı:
“Onu uyandırmak bize ait! Elyon, Tanrı’nın habercisidir!”
Ve son darbe, Orion Masası’ndan geldi. Gizli askerler etraflarını sardı, resmi OUAB damgalarıyla.
Bir subay bağırdı:
“Bu tesis artık Birlik denetimi altındadır. Hepiniz tutuklusunuz!”
Üç örgüt birden birbirine silah doğrulttu.
Aras ve ekibi ise tam ortada, kapsülün yanında kalmıştı.
O an Elyon’un gözleri açıldı.
Ve fısıldayan bir ses tüm zihne yayıldı:
“İlk kimin niyeti safsa… ben onunla konuşacağım.”