23. bölüm · Elyonun Gölgesi
Bölüm 22 – Kristal Ordunun Yükselişi
Işık damlaları yere düşüyor, her birinden bir beden şekilleniyordu. Camdan yapılmış gibi görünen bu varlıkların gözlerinde küçük Elyon kıvılcımları yanıyordu. Binlercesi, sessizce Kael ve ekibine doğru yürümeye başladı.
Selin boğazını sıktı. “Kael… biz üç kişiyiz. Onlarsa
Kael sözünü kesti. “Hayır. Biz üç kişi değiliz. Biz üç zihiz, tek bağla bağlıyız. Hatırlayın.”
Mira başını salladı. Onların telepatik bağı yeniden açıldı, zihinleri bir anlığına birleşti. Her biri diğerinin nefesini, korkusunu, gücünü hissediyordu.
Aras onları izliyordu. “Güzel. Bağınızı güçlendirdiniz. Ama bakın, işte benim bağım.”
Ellerini açtı. Kristal ordu aynı anda başlarını kaldırdı, tek bir ruh gibi hareket etti. Her adımda buzun üzerinde çatlaklar oluştu.
Kael bağırdı: “Hazır olun!”
Kristaller üzerlerine hücum etti.
Mira kılıcını kaldırdı, Selin ellerinden enerji dalgaları fırlattı. Kael yumruklarını yere vurduğunda buz çatladı, yükselen parçalar kalkan gibi önlerine geçti. İlk dalgayı durdurdular, ama sayı sonsuzdu.
Kael’in zihninde bir fısıltı çınladı:
“Onları durduramazsın… çünkü onlar senden doğdu. Her birinde senin bir parçan var.”
Kael’in gözleri büyüdü. Bir kristal varlık yere düştüğünde, gözlerinde kendi yüzünün solgun bir yansımasını gördü.
“Mira… bunlar biziz.”
Mira şaşkınlıkla geri çekildi. “Ne demek istiyorsun?”
“Elyon, bizim anılarımızdan ordu yapıyor. Her biri, zihnimizin kırılmış parçaları!”
Selin öfkeyle haykırdı. “O hâlde kendi gölgelerimizle savaşıyoruz…”
Aras kahkaha attı. “Evet! Kendinizi öldürün! Çünkü gerçek güç, kendinizle yüzleştiğinizde doğar.”
Kristallerin ikinci dalgası üzerlerine çullandı. Kael’in zihni parçalanacak gibi oldu, çünkü karşısına çıkan varlık… kendi çocukluk hâliydi. Küçük bir Kael, gözlerinde masumiyet ve korku ile ona bakıyordu.
“Baba?” dedi küçük Kael’in yankısı.
Kael’in elleri titredi. Kılıcı kaldırıp kaldıramayacağını bilmiyordu.
– Kendinin Yankısı
Kael’in karşısında duran çocuk hâli gözlerini kocaman açmıştı. O masum ses, buz gibi kalbine işliyordu:
“Beni neden bırakıp gittin? Hep güçlü görünmek istedin, ama ben… ben korkuyordum.”
Kael’in kılıcı elinden düşecek gibi oldu. Dizleri titredi. Mira arkasından bağırdı:
“Kael! Sakın durma! Bunlar senin zaaflarını kullanıyor!”
Ama Kael biliyordu; bu sadece bir illüzyon değildi. Elyon, onun içinden çekip çıkardığı parçaları gerçeklik hâline getirmişti. Karşısındaki çocuğun gözyaşları… gerçekteki kadar ağırdı.
Kael diz çöktü, küçük hâline baktı.
“Evet… seni unuttum. Güçlü olmaya çalışırken en çok seni yaraladım. Ama artık kaçmayacağım.”
O an küçük Kael’in gözleri parladı. Kristal bedeni çatlamaya başladı ve parçalanarak ışığa dönüştü. Kael’in göğsüne geri aktı. Bir anlığına gücü ikiye katlandı.
Mira ise kendi karşısında genç bir yansımasını gördü: gözlerinde kin, ellerinde kan.
“Sen masum değilsin,” dedi yankı. “Sen de birini ölüme terk ettin. Bunu kimseye söylemedin.”
Mira’nın yüzü soldu. Selin ona baktı. “Ne demek istiyor?”
Mira titreyerek cevap verdi. “Yıllar önce… bir görevde. Yanımdaki askeri kurtarabilirdim. Ama kendi hayatımı seçtim. Onun çığlıkları hâlâ kulaklarımda.”
Kristal Mira bağırarak saldırdı. Mira gözyaşlarını silip kılıcını kaldırdı.
“Evet… o gün seni bıraktım. Ama bu hatayı artık taşımayacağım!”
Kendi yankısıyla çarpıştı. Çatışma sonunda kristal Mira parçalandı, Mira’nın kalbine geri aktı.
Selin’in karşısına ise annesi çıktı. Sıcak, ama kırık bir sesle konuştu:
“Sen beni terk ettin. Bilimi seçtin, aileni değil.”
Selin gözlerini kapattı, dudakları titriyordu.
“Anne… seni kaybetmek istemedim. Ama insanlığı kurtarmak için seni geride bırakmak zorundaydım.”
Annesinin yankısı gözlerinden yaşlar süzülerek dağıldı, onun da kalbine geri döndü.
Üçü birden yeniden ayağa kalktı. Artık bağları eskisinden çok daha güçlüydü.
Aras onları izliyordu. Gözlerinde hem öfke hem de şaşkınlık vardı.
“Demek kendinizi kabul ettiniz. Güzel… ama hâlâ bana yetişemezsiniz.”
Aras ellerini göğe kaldırdı. Gökyüzündeki halka büyüdü, içinden bu kez bambaşka bir şey sızdı: Elyon’un gölgesinin saf çekirdeği.
Buz kırıldı, yerin altından devasa bir varlık yükseldi. Bin gözlü, kanatları kristalden oluşan, yarı ışık yarı karanlık bir titan… Elyon’un Öz Muhafızı.
Mira fısıldadı: “Eğer bu gerçekten Elyon’un muhafızıysa… onu yenmek neredeyse imkânsız.”
Kael gözlerini kısıp kükredi.
“İmkânsız diye bir şey yok. Çünkü artık kendi gölgelerimizden korkmuyoruz.”
