2. bölüm · Elyonun Gölgesi

BÖLÜM 1 – Kayıp Sinyal

Samet Kızıları

Yıl 2147.
Dünya, yüzyıllardır süren iklim savaşlarının ardından yarı çölleştirilmiş, devasa kubbeler altında kurulan şehirlerle hayatta kalmaya çalışıyordu. İnsanlığın gözü artık yalnızca gökyüzünde değil, yıldızların ötesindeydi.
Merkezi Hükümet’in kontrol ettiği Ortak Uzay Araştırmaları Birliği (OUAB), resmi olarak insanlığın tek umudu olarak tanıtılıyordu. Ancak perde arkasında daha karanlık örgütler de vardı: Kara Çember, eski istihbaratçılardan ve mega-şirketlerden oluşan gizli bir yapı; ve Lumen Kardeşliği, insanlığın yıldızlara ulaşmasının ilahi bir görev olduğuna inanan mistik bir tarikat.
Komutan Aras Yelgin, OUAB’ın en genç kaptanlarından biriydi. O gece, Mars yörüngesindeki istasyonda gelen gizli bir mesaj yüzünden uykusu kaçmıştı. Mesaj, eski bir uzay sondasından alınmıştı. Sonda, 80 yıl önce kaybolmuş ve “uzayın derinliğinde yok oldu” diye kayıtlara geçmişti.
Ama şimdi… geri dönmüştü.
Ve gönderdiği sinyal insan yapımı değildi.
Aras, raporu üstlerine bildirmek yerine kendi ekibine aktardı. Çünkü içgüdüleri, bunun bir “devlet sırrı” olamayacak kadar büyük olduğunu söylüyordu. Eğer Kara Çember bu sinyali ilk çözen taraf olursa, insanlık için felaket kaçınılmazdı.
Ekibin ilk toplantısında ekrana yansıyan görüntü titrek ve bulanıktı. Ama içindeki şekil, insana benzeyen bir gölgeydi.
“Bu bir çağrı değil,” dedi mühendis Selin.
“Bu… bir uyarı.”

Kara Çember’in Gözleri

Aras’ın ekibi, sinyali çözmek için Mars istasyonunun derin laboratuvarına çekildi. İletişim kayıtlarının dışarıya sızmaması gerekiyordu. Ancak çok geçmeden fark ettiler: sinyal, sadece onlara ulaşmamıştı.
Kara Çember, istasyonun ağında bir gölge gibi dolaşıyordu.
Siber güvenlik uzmanı Yaren’in elleri klavyenin üzerinde dans ederken alnında ter damlacıkları beliriyordu.
“Birileri bizi izliyor… Üstelik içeriden,” dedi.
Aras hemen karar verdi:
“Bu sinyalin gerçek kaynağını bulmak zorundayız. Yoksa kısa süre içinde hem biz hem de bu istasyon Kara Çember’in oyuncağı olur.”
O sırada Selin görüntüyü büyütmeyi başardı. Gölge figürün arkasında, yıldız kümeleri arasında yanıp sönen garip bir koordinat dizisi belirdi.
— “Bu koordinatlar… Jüpiter’in ötesine işaret ediyor,” dedi Selin.
— “O bölgede hiçbir resmi üs yok,” diye ekledi Aras. “Sadece eski, terk edilmiş maden kolonileri var.”
Ama dosyaların arasında gizli mühürlü bir bilgiye ulaştılar: “Proje Ziggurat”. Yıllar önce, insanlığın bilmediği bir deneysel üs orada kurulmuştu. Resmî kayıtlarda adı bile geçmiyordu.
Yaren’in sesi bir anda titredi:
“Aras… Biz bu sinyali ilk çözen değiliz. Kara Çember çoktan koordinatlara doğru yola çıkmış.”
Bir anlık sessizlik oldu. O sessizliği bozan, istasyonun alarmıydı.
OUAB’ın merkezi güvenlik birimi gelmişti. Ama dost mu düşman mı olduklarını kimse bilmiyordu.
Aras, ekibine baktı:
“Ya buradan hemen çıkarız, ya da sonsuza kadar susturuluruz.”
Ve ilk kez, gerçekten bir kaptan gibi değil, bir isyancı gibi hissetti.