8. bölüm / 11
ELODAH8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş
Bölümler 11Şu an: 8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş
- 1 1. Bölüm; Neler oluyor ?1.300 kelime
- 2 2. Bölüm; Sessizlikte yankılanan Düşünceler815 kelime
- 3 3. Bölüm; Gölgenin ardındaki sabah872 kelime
- 4 4. Bölüm; Zamanın içine hapsolmuş1.016 kelime
- 5 5. Bölüm; Çatlakların içinden gelen ses941 kelime
- 6 6. Bölüm; gerçekliğin yankısı1.021 kelime
- 7 7. Bölüm; Tekrarı kır1.412 kelime
- 8 8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş1.363 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm; Fırtına öncesi yağmur937 kelime
- 10 10. Bölüm; FIRTINA1.358 kelime
- 11 11. Bölüm; Gerçek mi ?1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş
2 haftadır kaçıyorduk. Şuanda şehrin diğer ucundaydık. Yol üstü bulduğumuz kızıl renge sahip motora binip 2 haftanın sonunda buralara kadar gelmiştik.
Kaskı çıkartırken aynı zamanda sordum.
"İzimizi gerçekten kaybettirdik mi ?" Motorun üzerine bekleyen öğretmen Sonaç saate baktı.
"Şuanda zaman normal akıyor demek ki uzaklaştık. Ama bizi bulması uzun sürmez. Tekrar bizi bulmadan sahte bir iz bırakıp aksi yönde ilerlemeliyiz." Motoru park ederken söylemini bitirdi.
"Sahte iz ?" Meraklandım, aslında çok belliydi.
"Evet üstünde ki sembolün aksi yönde işleyen başka sembolleri de var." Şapkasından bu sefer kalem yerine kırmızı renkli tişört birşey çıkardı.
O oraya nasıl sığıyordu acaba ?
"Bu gördüğün birazdan kuracağım tuzağın temeli. Zamanında bu sembolleri ve tuzakları benden önce ki ustam öğretmişti. Ne yazık ki o da.."
Komaya giren kişiler, komada gerçek hayatta ki gibi yaşlandıkları bu yere düşüyorlardı. Çevre ve gerçeklik farklı olsa da zaman işliyordu. Geçen sefer Sonaç öğretmenin evine gitmiştik. Yeni mezun hali ile şuan ki hali farklıydı. Teorim çökmüştü. Kişiler içinde zaman işliyordu.
"Usta ?" Buraya geldiğimden beri ben dışında gerçek olduğuna inandığım 3 insan gördüm. Siyah karartı, Sonaç öğretmen ve ve VE.. Murat evet murat o da diğerleri gibiydi ama daha öncesinde hiç görmemiştim yoksa.. ama karartıyı izole edilmiş alanda görmüştüm ve orada ondan başka hiçbir şey yoktu. Sonaç öğretmen ve Murat'ı bu rüyada gördüm. Garip ?
"Bu kitabın yazarı buraya düşen insanlara yön göstermek için bu kitapları ve talimatları yazdı. Rüya lobaline gelenler burası döngüsüz olana kadar bu kitaba ulaşırlarsa gelmekten kurtulabiliyorlardı. Ama ne yazık ki kitaba kimse ulaşamadı. Ustamda gelecekte buraya gelenleri bulup onları buraya gelmemelerini sağlamak için beni görevlendirdi. Aynı önce ki ustaları gibi.. Çünkü burası bilinen bir çıkışa sahip değil, ölüm var. Yetişemediğim kişilerle burdan çıkış hakkında araştırmalar yaptım. Hâlâ daha yapıyorum ama sonuç alamadım." Öğretmenin moralini toparlamak için etrafta dikkatini çekeceği birşey aradım.
2 Hafta bazı kişiler için kısa geliyor olabilirdi, ama bizim gibi zamanın büküldüğü evrende olanlar için uzundu. Üstelik peşinizde ruhunuzu yemek isteyen biri varsa her saniye korkutucu derecede uzun oluyordu.
Etrafımızda açık, büyük boyutlarda Park vardı. Diğer tarafta normal apartmanlar ve daha ilerisinde aralıklı villalar vardı. Sanırım zengin yerleşkelerine gelmiştik. Parka girip etrafı gezmemizin moralimizi yerine getireceğini düşündüm ve sordum.
"Şu parka girelim mi ?" Parıltılı gözlerle öğretmene bakmıştım. 27(37) yaşında olması onun da eğlenmeye hakkı olmadığını göstermez..
...
Parkta gezilecek çok fazla yer vardı. Klasik lunapark gibi değildi. Normal aletler vardı. Mesire alanları ve bisiklet için yollar falan..
Sadece biraz gezerek uzaktan görünen atıştırma otomatı bulduk. Bu dünyada izole alandan farklı olarak acıkma ve diğer gereksinimler vardı.
"Kırıp alsak olmaz mı bende bozukluk yok." Öğretmenden böyle bir söz duyacağımı hiç düşünmezdim.
"Fark etmez, sonuçta burda normal hayat kuralları geçmiyor. Üstelik kimse de yok. Bu dünyanın sahipsiz olması bize de özgürlük tanıyor." Para basılmayan yerde paranın ne değeri var ki ?
Camı etraftan bulduğumuz demir bir sopayla kırmıştık. İçinden cam parçaları gelmeyen atıştırmalıklardan biraz çantama doldurdum. Elime de bir tanesini aldım. Aynısı öğretmende yapmıştı.
"Şu ileri de gördüğün restoran da yemek çeşitliliği çok fazla, acıktıysan oraya gidip yemek yiyebiliriz. Daha sonrasında tuzağı kurmam lazım ne zaman geleceğini bilemeyiz." Elimde tuttuğum çöpü ileride bulunan çöpe attım.
"Tamam, ama önce tuzağı kursak daha iyi olmaz mı ? Ya yemek yemekten dolayı unutursak ?" Ah hayır unuttum..
"Tuzak kurulunca onun pusulasını direkt buraya yöneltecek bizi bulma hızı normale göre en az iki kat artacak hâlâ tuzağı kuralım diyor musun ?" Sonradan aklıma gelmişti onda pusula olduğu.
"Özür dilerim bir anlık onda pusula olduğunu unuttum." Gözlerimi yere eğmiştim sonuçta yanımda ki kişi 10 yıldır burda hayatta kalmıştı. Ben ise en fazla 2 haftalık bir bebek gibiydim. Tavsiyelerim yersiz oldu.
"Özür dileme, bende sürekli hatalar yaptım. Ama unutma hatalar bizi güçlendirir. Hata yaparken doğrusunun ne olmadığını öğrenirsin. Sonra ise o hatayı tekrar yapmama konusunda iyi bir sebebin olmuş olur." Öğretmen olmaya layık.
"Teşekkürler öğretmenim." Konuşurken nerdeyse gelmiştik giriş kapısı beyaz renkli ve göründüğü kadarıyla otomatikti.
"Oradan değil Deniz! Kapı otomatik olsa da manuel her zaman daha doğru seçimdir. Seçmediğin yolda istediğin hızda ilerleyemezsin!" Yine yaptı, çok fazla kamyon arkası sözler okumuş.
"Başka kapı mı var ?" Bir tane kapı vardı gerisi pencere.. Yok artık umarım düşündüğüm değildir.
"Kapı mı? Kim sana kapıdan giricez dedi. Gel benimle!" Yan taraftan bir araya girdik. Hemen ilerideki tarafta kapının üstünde kocaman 'PERSONEL GİRİŞİ' ifadesi yazılıydı. Ama kapı kitliydi. Köşeyi döndüğümüzde başka kapı görmemiştik. Ama yakında çöp kutusu vardı. Üstünde ise havalandırmak için uzunlamasına yarım açılmış cam vardı.
"Hadi zıpla bakayım." İlk zıplayan o oldu. Hiç destek almadan nerdeyse 1,5 metreyi aşan çöp kutusuna rahatça atladı. Wow
Ben de naçizane biçimde destek (el) alarak yanına çıktım.
"Şimdi seni yukarı iteceğim. sakın korkma! Öteki tarafta ayağını atacak yer var." Tüm ciddiyetiyle ellerini birleştirdi ve "Atla" dedi. Bende bekletmeden atladım.
Tutunmuştum bir bacağımı içeri atıp etrafı yokladım. Gerçekten!!! Ayağım bir nesne tarafından durdurulmuştu. Doğru söylemiş, boşluğa basmıyordum.
"Öğretmenim gelebilirsiniz." İçeri adım atar atmaz bulunduğum yerin sağlam olduğunu kontrol edince camı tam açtım. Benim desteklememe gerek kalmadan içeri girdi.
"İyi iş. Şimdi buradan inip rezervasyon yaptığımız yere gidelim haha." Kimse yok ne rezervasyonu. Ama olsun moreli yerine gelmiş olmalı.
Etraf çok temizdi. Lüks lambalar ve masalar vardı. İçerisi temiz kokuyordu. Türlü türlü akvaryum ve deniz ambiansı vurguları çok yüksekti. Deniz ürünleri restorantına mı geldik acaba ?
"Buraya her geldiğimde kendimi Ağa takılmış balık gibi hissediyorum haha." Gülerek etrafa bakan öğretmen beni de yanına çağırıp bir tarafa doğru ilerledik.
"Burası benim önceleri sürekli yemek yemek için geldiğim yerdi, 3. Yıldan sonra Roza yüzünden gelememiştim. Beni keşfettiğinden beri peşimde. Ruhumu yemek için elinden geleni yaptı ama 7 yıldır yakalamak ne kelime tozuma bile yetişemedi haha." Gerçekten güzeldi o karamsar havası kaybolmuş yerine oyun arkadaşı gelmişti sanki.
"Deniz, bak adınla uyumlu bir yere getirdim seni kıymetimi Bill." Eliyle kapının üzerinde büyük harflerle yazılmış yazıyı işaret etti.
'ALTIN DENİZ MAHSULLERİ'
"HAHAHA- Aman tanrım." O anda aklıma babamın benim 10. Yaş doğum günü hediyem için götürdüğü yer aklıma geldi.
BURASI
"Ne oldu, Deniz ?" Tek kaşı havada verdiğim tepkiyi anlamayan öğretmen sordu.
"Birşey yok sadece şuanda böyle bir durumda bile bu kadar morelimiz olması komik geldi." Kesin doğruyu söyledim. Evet, evet.
Niye o yazı içeri de ? Dışarı da yoktu. Ama hatırladığım kadarıyla kocaman harflerle dış ön duvarda yazılı olması gerekiyordu. Her neyse..
"Öyle mi, neyse hadi tut şunu." Menüyü bana attı. İçerikleri çok olsa da bizim için bunları pişirerek aşçı yoktu ki. ?
"Hey burdayım ?" Öğretmen bana baktı, bende ona.
"Sence bunca yıl tek başına gezen biri olarak yemek yapamıyor muyum." Az önce iç sesimi mi duydu o ?
Sanırım tahmin yeteneği kuvvetli olan tek kişi ben değilim.
"Ben çok şey istemiyorum ya, istediğini yap. Hatta aç olmamdan dolayı düm düz balık ekmek bile yiyebilirim şuan."
"Sana sadece salata yazıyorum. Şekerli mi olsun tuzlu mu ?" Ney, ne diyorsun ?
"Anlamadım dalga mı geçiyorsun ?" Hani benim balığım ?
"Yoo, hayatında hiç şekerli salata yemedin mi ? Yemen lazım çok güzel oluyor." Aha az önce ki övgümü geri alıyorum.
"Yanlışlıkla tuz yerine şeker koymam dışında şekerli salata hiç denemedim. Niye öyle birşey var ki ?" Bu zenginler niye rahat durmuyor ya.
"Kır şu ön yargını bu sana tavsiyem olsun. Taze balık bulabilir miyim bilmiyorum, önce ki geldiğimde bile balık az kalmıştı. Ama istersen ahtapot haşlayabilirim çok var.."
"Hayır, sakın yapma! Ahtapot haşlama nedir ya ? Patates mi o." Şüphelerim doğru olmalı kesin yemek yapmayı bilmiyor.
"Adı ahtapot haşlama olan patates yemeği mi var ? Aaa deniz bak yine ön yargını kullanıyorsun. Tekrar ediyorum dene ve gör. Üstelik usta bir aşçıyım ben hiçbir müşterim olmasa da yemeklerimi beğeniyorum."
Deli, kendi kendini aşçı ilan etmiş, biliyordum işte kesin bir sorun vardı.
"Hadi ben gittim. 1 saat sonra biter işim. Müessese ikramı olarak saksı da çiçekler var, yer misiniz ?"
"Hmph" yankı yapan gürültülü kahkahalar eşliğinde öğretmen yemek yapmaya gitmişti. Bende bu çocukken geldiğim mekanı incelemeye başladım.
Ben buraya geldiğimde akvaryumlarda gerçek balıklar olurdu şimdi teknoloji ile yapıyorlar. Akıllıca.. balık kokusunu örtmenin en kolay yolu balıkları kaldırmaktan geçiyor. Lüks olmasına şaşmamalı.
Sayısız akvaryumun yanında içinde su bulunan sütunlar vardı. Bunlarda süs olmalı sayıları çok olmasına rağmen sağlam görünmüyorlar. Hatırladığım kadarıyla bu sütunlar geldiğim zaman ya yoktu yada gerçek sütunlar vardı.
DUR BİR DAKİKA ?????????
---
(Bölüm sonu)
Yazar yorumu; Sizce ne oldu :D?
Sonaç'ın bu samimi davranışları sizce normal mi ?
Bölüm etkileşimi
