3. bölüm / 11
ELODAH3. Bölüm; Gölgenin ardındaki sabah
Bölümler 11Şu an: 3. Bölüm; Gölgenin ardındaki sabah
- 1 1. Bölüm; Neler oluyor ?1.300 kelime
- 2 2. Bölüm; Sessizlikte yankılanan Düşünceler815 kelime
- 3 3. Bölüm; Gölgenin ardındaki sabah872 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm; Zamanın içine hapsolmuş1.016 kelime
- 5 5. Bölüm; Çatlakların içinden gelen ses941 kelime
- 6 6. Bölüm; gerçekliğin yankısı1.021 kelime
- 7 7. Bölüm; Tekrarı kır1.412 kelime
- 8 8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş1.363 kelime
- 9 9. Bölüm; Fırtına öncesi yağmur937 kelime
- 10 10. Bölüm; FIRTINA1.358 kelime
- 11 11. Bölüm; Gerçek mi ?1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3. Bölüm; Gölgenin ardındaki Sabah
Bir ses…
İçten, tanıdık ve huzurlu bir ses.
"Deniz… uyan oğlum. Kahvaltı hazır."
Göz kapaklarım ağırdı ama sesin tonu içimi ısıttı. Yavaşça gözlerimi araladım. Oda… kendi odam… Güneş, perdenin arasından usulca süzülüyor, duvardaki kitap rafını aydınlatıyordu.
Kafamı yastıktan kaldırdım. Kalbim normal atıyordu. Ne kasvetli bir sessizlik, ne de karanlık bir tehdit… Sadece sıradan bir sabah.
"Deniz?" dedi annem tekrar, bu kez sesi daha yakındı. Kapı aralıktı.
"Geliyorum!" diye bağırdım, annemin sesi henüz tam oturmamıştı ama yumuşak ve gerçekti.
Yataktan doğruldum. Uyandığımda ilk yaptığım şey saate bakmak oldu. Dijital saat 07:38’i gösteriyordu. Dakikalar ilerliyordu. Gerçekten… ilerliyordu.
Hemen lavaboya koşarak gittim. Ayna, evet ayna. Yüzümü yıkar yıkamaz önümde ki ayna dikkatimi çekti. Yüzüm yeni uyanmış olmama rağmen yorgun görünüyordu.
"Sabah uyuşukluğu olsa gerek ?" Düşüncelerim bir bir beynimden geçerken tekrar bağırdılar.
"Deniz?" Gelen seslerden çok suyun hareketsiz oluşu gözlerime battı. Dümdüz akıyordu hiçbir bozulma olmadan.
"Huzur, bazen yalnızca akan suyu izlemek mi ?" Dün gördüğüm kabus yüzünden olmalı. Çok gerçekçiydi. Umarım bir daha yaşanmaz.. Ellerimi ve yüzümü kurulayıp odama geri döndüm.
Odamdan da hızlıca üstüme bir şeyler geçirip mutfağa geçtim. Annem masaya zeytin, peynir, reçel, bal, taze demlenmiş çay ve kahvaltı da olması gereken diğer herşeyi koymuştu. Babam gazeteyi açmış, okuyor gibi yaparken aslında telefonuyla uğraşıyordu. Abim hâlâ gözlerini ovuşturuyordu.
"Uyanmakta zorlandın bugün," dedi annem.
"Gece çok mu geç yattın?" Biraz endişeli bakıyordu.
Bir an duraksadım. Gece… Ne olmuştu? Kabus görmüştüm ama kabusta ne görmüştüm ? Bilim adamları haklı olmalı, uyandıktan ilk birkaç dakika sonrası gece gördüğüm rüyayı hatırlayamıyorum.
Yutkundum. “Sanırım…” dedim sadece. Sesim yorgundu, ama bu yorgunluk gece boyunca uykusuz kalmaktan değil, zihnimde çırpınan tuhaf sorulardan kaynaklanıyordu.
Çayımdan bir yudum aldım. Sıcaktı. Gerçekti. Belki de… sadece kötü bir kâbustu.
"Oğlum bugün biraz garip görünüyorsun ?" Babamda sözlerini söylemişti. Bana baktığını fark ettiğimde cevap verdim.
"Geç uyudum sanırım baba, okula gidince açılırım." Dün gezi de olduğumu herkes biliyordu. O an babam bana daha da keskin bakarak aynı zamanda sakin bir tonda cevap verdi.
"Pazar günü bu kadar geç yatmak ertesi günü için iyi değildir evlat. Birdaha ki gezin daha erken bitsin." Aslında sert görünüp beni kendisi gibi 'dakik' olmamam için beni uyarıyordu. Ama bu yaptığı komik görünüyordu istese bile çok sert bir yapısı yoktu o yüzden güler yüzlü bir tavırla bekletmeden "tamam" dedim. Bugünün dakiği ben olsamda çok üstüme gelmediler.
Kahvaltıdan sonra üstümü değiştirip çantamı aldım. Okula gitme vaktiydi.
Sokak kalabalıktı. Kuşlar ötüyordu, uzaklardan çocuk sesleri geliyordu. Yakında ki park doluydu. Birkaç yaşlı çift güvercinleri besliyordu. Gökyüzü maviydi. Hava biraz serindi ama güneş vardı. Her şey olağandı.
Otobüse bindim. Her sabah olduğu gibi aynı insanlar, aynı rutin. Sürekli aynı otobüse bindiğim için bazı kişiler ile konuşma şansım olmuştu özellikle onlarla konuşmaya ve sosyalleşmeye çalıştım. Evet gerçekten dün yaşadığım o olaydan eser yoktu. Herkes saatin farklı bir versiyonunda yattığını söylemişti özellikle 11 ve sonrasını çokça duymuştum. İçimden derin bir oh çektim.
Ama içimde hafif bir sıkışma vardı.
"Yarın geçer ya." Yorgundum belki de geziden dolayı ? Hafta sonu için hem piknik hemde hayvanat bahçesine gitmek beni zorladı mı acaba ?
Okulun kapısından girerken arkadaşlarımı gördüm. Tanıdık yüzler. Biri espri yaptı, diğeri güldü. Ben de gülümsedim. Ama sonra...
Küçük şeyler… yerinden oynamaya başladı.
Bir öğrencinin gölgesi yere ters düşüyordu. Bir kuşun sesi, kısa bir an için yankılandı ama sonra sanki geri sarıldı.
Sınıfa girdim. Sıramda oturdum. Tahta aynı, öğretmen aynı. Ama gözüm saate takıldı.
Saat 09:17’ydi. Ama beş dakika boyunca ara sıra baktım. Hiç değişmedi.
“Hocam, saat durmuş,” dedim.
Öğretmen bana baktı. Donuk bir bakış.
“Her şey olması gerektiği gibi, Deniz,” dedi. Ama bu sözü bir cümleden çok ezberlenmiş bir replik gibi geldi kulağıma.
Bir şeyler yanlış gidiyordu.
Ders zili çaldı. Sınıf arkadaşlarım sırayla dışarı çıkmaya başladılar. Koridorlar kalabalıktı, ama konuşmalar… yoktu.
Gerçekten zil çaldı, öğretmen saatin durduğunu kabullenmek yerine neden her şey olması gerektiği gibi dedi ?
Bir grup arkadaşımı gördüm. Onlara doğru yürüdüm. Selam verdim.
Kimse dönmedi.
“Çocuklar?” dedim, sesim titreyerek.
Yüzleri bana dönük değildi. Sanki hepsi, görünmeyen bir sahneye doğru bakıyordu.
Bir adım daha attım.
“Ne yapıyorsunuz?”
O an, bir şey değişti.
Havanın rengi soldu. Tüm ortam, griye büründü.
Ve ardından, yavaşça... siyah bir duman yükselmeye başladı.
Ayaklarının altından… kollarının etrafından… gözle görülür bir şekilde bedenlerini saran bir karanlık.
“Hayır… hayır, bu gerçek değil,” dedim, geriye çekilerek.
Yaklaştım. Omzuna dokundum birinin.
Ama… bedeninde bir sıcaklık yoktu. Derisi yokmuş gibi hissediliyordu, içi boş bir kalıp gibiydi.
“Lütfen… dönün! Lütfen yüzünüzü göreyim!”
Tüm sınıf… tüm okul… herkes sırtını dönmüştü bana. Ve o karanlık, o yoğun siyah duman, onları birer birer sarıp sarmalıyordu.
Adlarını bağırdım.
Koştum.
Sarsmaya çalıştım.
Ama hiçbir şey değişmedi.
Ve sonra… o duman, yavaş yavaş duvarlardan, yerlerden, tavandan süzülerek bana doğru da yaklaşmaya başladı.
“Hayır. Uyanmam lazım. Bu bir rüya!”
Koştum. Koridor bitmiyordu. Kapılar açılmıyordu. Tüm dünya, üzerime kapanıyordu.
Bir çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı.
Gözlerim kararmaya başladı.
Ve o anda…
Gözlerimi açtım.
Hızla doğruldum yataktan. Nefes nefeseydim.
Odam… sessizdi. Lambam yanıyordu. Telefonum hâlâ başucumdaydı.
Saat…
22.32
Dün geceyle aynı.
Rüya…
O gerçek sandığım sabah, ailemin sesi, okul… hepsi bir rüya mıydı?
Ama o kadar… gerçekti ki.
Elimi yüzüme götürdüm. Tenim soğuktu.
Yavaşça başımı yastığa bıraktım.
Karanlıkta, kendi kalp atışımı dinledim.
Sessizlik vardı… ama bu kez, o sessizlikte bir yankı saklanıyordu.
---
(Bölüm Sonu)
Yazar yorumu;
İlk defa görsel ekliyorum. Umarım güzel olmuştur. Sonraki bölümde görüşmek üzere...
Bölüm etkileşimi
