2. bölüm / 11
ELODAH2. Bölüm; Sessizlikte yankılanan Düşünceler
Bölümler 11Şu an: 2. Bölüm; Sessizlikte yankılanan Düşünceler
- 1 1. Bölüm; Neler oluyor ?1.300 kelime
- 2 2. Bölüm; Sessizlikte yankılanan Düşünceler815 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm; Gölgenin ardındaki sabah872 kelime
- 4 4. Bölüm; Zamanın içine hapsolmuş1.016 kelime
- 5 5. Bölüm; Çatlakların içinden gelen ses941 kelime
- 6 6. Bölüm; gerçekliğin yankısı1.021 kelime
- 7 7. Bölüm; Tekrarı kır1.412 kelime
- 8 8. Bölüm; Fırtına öncesi güneş1.363 kelime
- 9 9. Bölüm; Fırtına öncesi yağmur937 kelime
- 10 10. Bölüm; FIRTINA1.358 kelime
- 11 11. Bölüm; Gerçek mi ?1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2. Bölüm; Sessizlikte Yankılanan Düşünceler
Evin kapısını kilitledikten sonra, arkamı yasladığım o an... Sessizlik neredeyse bedenime yapışmış gibiydi. Dış dünyadan soyutlanmış, bir kutunun içine sıkışmış gibiydim. Derin bir nefes aldım ama içime dolan hava bile huzur vermedi. Boğazımda bir düğüm, zihnimde binlerce soru vardı.
Az önce hissettiğim ilginç histen kurtulup evde gerçek anlamda karanlık koridorları gezmek istedim. Umarım cesaretim vardır.
Yoktu..
Koridora doğru ilerledim. Işık hâlâ yanıyordu. Elektrikler vardı, ama bu durum hiç güven verici gelmiyordu. Zira çalışması gereken çok şey durmuştu ve çalışan birkaç şeyin hâlâ devrede olması garipti. Sanki bir el, bazı şeyleri seçip çalışır bırakmıştı, diğerlerini ise sanki bilerek susturmuştu.
Karanlık tarafa bir adım bile gitmemişken geri salona geçtim. Koltuklar, televizyon, kitaplık… Her şey olması gerektiği gibiydi. Ama bir eksiklik vardı: İnsan. Ses. Hareket. Yaşam.
“Acaba ben mi kaldım sadece?” diye mırıldandım. Sesim kendi kulağıma yabancı geldi. İnsan bir süre konuşmayınca, kendi sesini bile yadırgıyormuş demek.
Salonda biraz oyalanıp camın önüne geçtim. Perdeleri hafifçe araladım. Sokak lambaları yanıyordu, ama sanki ışıkları biraz... soluktu. Belki de bana öyle geliyordu. Camın hemen önündeki ağacın yaprakları bile kıpırdamıyordu. Rüzgar yoktu. Zaman durduysa, doğa da durmuştu.
Sonra... göz ucuyla bir şey fark ettim.
Sokağın ucundaki bina... onun çatısında bir karartı var gibiydi.
Kendimi hemen geri çektim. Ama bir yandan da “Gerçekten bir şey gördüm mü?” diye sorgulamaya başladım. Işık yetersizdi. Kendi zihnimin bana oyun oynayıp oynamadığından emin olamıyordum. Yine de içimi ürperten bir şey vardı o an. Belki sadece camın yansımasıydı, belki de...
"Sakin ol Deniz. Sadece biraz yorgunsun."
Mutfağa yöneldim. Su içmem gerektiğini hissettim. Dolabı açtım, Sabah doldurduğum su şişesi hâlâ oradaydı. Soğuktu. Küçük bir şeydi belki ama içimde tuhaf bir güven oluşturdu. Her şey anormal görünse de bazı detaylar hâlâ tanıdıktı. Ardından Raftan bardak çıkartıp suyu bardağa döktüm.
Bardağı mutfağa bırakırken köşe de ki camın yansımasında kendi gözlerimle karşılaştım. Bakışlarım donuktu, yorgundu. Bu gece, ruhumu cam gibi şeffaf kılmıştı. Gizlemeye çalıştığım korkular bile gözlerimin içinde dans ediyordu.
Evde yapılabilecek başka ne kalmıştı? Cesaretimi toplayıp geldiğimden beri ilk kez bütün odaları görmek istedim.
Odaları gezmeye karar verdim. Önce annemlerin odasına girdim. Koyu gri tonlarında ki duvarlar adeta içeriye ışık sızamaz diyordu. Yatak düzgün yapılmıştı. Babamın köşede bıraktığı çanta yerindeydi. Annemin parfümü komodinin üstünde duruyordu, kapağı biraz açıktı. Kokladım... tanıdık, sıcak bir koku. Ama içimi daha da burktu.
“Neredesiniz?” dedim, ama cevabı olmayan bir soruydu bu.
Uğur’un yani abimin odasına geçtim. Koyu mavi temalı duvarları, sevdiği müzik grubunun afişleri, açık kıyafet dolabı.. Her zamanki dağınıklığı hâlâ oradaydı. Bilgisayar açıktı, ekranı siyah ama çalışır gibi bir ışık sızıyordu klavyesinden. Fareye dokundum, ekran açıldı. Ama ev internetine bağlanılamıyordu. Her şey bir tuhaflığa, bir çıkmaza işaret ediyordu.
...
Kendi odamın kapısında durakladım. Girmeden önce biraz düşündüm. Garip bir şekilde odama girmekten çekinir olmuştum. Sanki o da bana yabancılaşmıştı. Ama sonra tüm kötü düşüncelerim gibi kapıyı da ittim ve içeri girdim.
Her şey bıraktığım gibiydi. Yatağım dağınık. Kitaplarım masada açık. Lambam yanıyor. Duvar takvimine baktım, bugünün tarihi hâlâ oradaydı: Pazar – 13 Nisan. Ama bu takvim bile artık bana güven vermiyordu.
Telefonuma döndüm, notlara birkaç şey daha ekledim:
12- Elektrik ve internet bazen var bazen yok.
13- Evde yaşam izleri var, ama insanlar yok.
14- Saat hâlâ 22.32
15- Camın dışında bir karartı gördüm mü emin değilim.
16- Zaman sadece durmuş gibi değil, adeta bükülmüş gibi.
Notu bitirip yatağıma uzandım ama hemen kalktım. Bir türlü rahat edemiyordum. Kendi odamda, kendi yatağımda bile.
Salonun ışığını kapatmak için yöneldiğimde, birdenbire bütün ışıklar bir anlığına titredi.
Sadece bir saniyelikti. Belki iki. Ama o an, kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Elektrikler tamamen kesilmedi ama o titreme... başka bir şeyin habercisi gibi hissettirdi.
O an evin derin bir iç çekişi olmuş gibiydi. Sanki bir varlık evin içine göz gezdirmiş ve sonra bir anlığına geri çekilmişti.
“Yeter.” dedim sessizce. Artık bir şey yapmam gerekiyordu.
Yeniden mutfağa gittim. Dolaplara, çekmecelere göz gezdirdim. Bir bıçak, bir fener, biraz konserve... ne bulduysam küçük bir sırt çantasına koymaya başladım. Henüz planım yoktu, ama sabah olursa dışarı çıkmaya hazırlanmalıydım. Eğer sabah olursa...
Ama o an fark ettim: Gece hiç ilerlememişti.
Yatmadan önce telefonuma bir alarm kurmaya çalıştım. 23.00 için. Kuruldu. Ama saat hâlâ 22.32 gösteriyordu.
Artık zamanın kıymeti kalmamış gibiydi.
Yatağıma uzandım. Uyumak istiyordum, ama aynı zamanda korkuyordum. Gözlerimi kaparsam ne olurdu? Uyandığımda her şey normale döner miydi, yoksa daha da kötü mü olurdu?
Tavana bakarken, lambanın camında yansıyan karartıya yeniden gözüm takıldı. Bu kez içeride miydi, yoksa sadece gözüm mü aldanıyordu? Göz kırptım, tekrar baktım... yoktu.
Yorgunluk, korkuyu bastırmaya başlamıştı. Tüm gün yürümek, düşünmek ve sorgulamak bedenimi tüketmişti. Gözlerim ağırlaştı, düşüncelerim bulanıklaştı.
“Ne olursa olsun, biraz dinlenmeliyim.”
Yavaşça battaniyeye sarıldım. Telefonum başucumda, ekranı kapalı ama hâlâ 22.32’yi gösteriyor.
Son düşüncem, bir dua gibiydi:
“Sabah olsun. Lütfen, sabah olsun.”
Ve o an, ilk kez gözlerim yavaşça kapandı.
Karanlık, beni içine aldı.
Sessizlik artık sadece dışarıda değil, içimde de yankılanıyordu.
---
(Bölüm Sonu)
Yazar yorumu;
Bu bölüm biraz kısa sürdü ama merak etmeyin devamı yolda :) Düşüncelerinizi merak ediyorum, umarım benimle paylaşırsınız..
Bölüm etkileşimi
