6. bölüm / 6
ELEMENTİN LANETİ6.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 6.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM887 kelime
- 2 2.BÖLÜM1.075 kelime
- 3 3.BÖLÜM2.238 kelime
- 4 4.BÖLÜM2.118 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.640 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.226 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah acı içinde uyandım. Bacağımdaki yaraya baktım ve dünkü görüntüler gözlerimin önüne geldi.
Hızlıca başımı sallayıp dünkü yaşananlardan arınmaya çalıştım ama pek işe yaradığı söylenemez di. Oscar'ın şifacıdan aldığı merhemler den birini bacağıma sürdüm.
Kahvaltı için bir tavernaya gitmemiz gerekiyordu çünkü bulunduğumuz Handa yemek yoktu. Bu yüzden Handan ayrıldık ve Hulta'nın taş kaldırımlarında yürü- meye başladık.
“Yarın buradan ayrılmamız lazım” dedi Oscar. “Bir an önce Libora’ya varmamız lazım” dedim. “Elena” dedi Helia ve ekledi “Kardeşin olduğuna emin misin,çünkü bu çok ani bir karardı?” dedi. “Size bir anımı anlatayım bu” yutkundum “Bu anıyı Bay Tony’lerin evinde hatırladım” dedim.
“Daha çok küçüktük, lanetimi daha kimse öğren- memişti. Krallığın bahçesinde küçük bir kız çocuğuyla oynadığımı hatırlıyorum” dedim. Raven’ın çizilmiş göz kapağının içindeki parlayan gözlerine baktım. “O çocuk senin kardeşin olabilir” dedi.
Sonunda çok da kalabalık olmayan bir taverna bulduk ve içeri girdik. İçerisi sıcaktı, dışarıda kışın yaklaştığını haber eden sonbahar havası vardı.
Sokağa bakan camın önüne oturduk. Biraz sonra yanımıza şık kıyafetleri olan bir kız geldi ve ne istediğimizi sordu. Ona kahvaltı yapmadığımızı çay ve kahvaltılık bir şeyler getirmesini söyledim.
Kız gittikten sonra birbirimize baktık, öylece baktık hiç birimizin konuşacak bir şeyi yoktu. Aynı kız yemeğimizi getirdi ve masaya bıraktı.
Bardaktaki çaydan bir yudum aldım ve “ Plan yapma- mız lazım” dedim.Tabaktaki salatalıktan birini ağzıma attım ve “Gemi bulmalıyız” dedim. “Libora’daki gemi lerin kalkmasına çok az kaldı” dedi Oscar. “Peki
gemilerin kaptanları bizi kabul edecekler mi?” dedi Raven. Cebimdeki keseyi çıkarttım ve masanın ortasında sallayıp “Bakıcaz” dedim.
Kahvaltı yaptıktan sonra bir kütüphane aramaya başladık. Büyük bir kütüphane bulduktan sonra içeri girdik. Girişte duran görevliye “Orara” ile ilgili bir kitap olup olmadığını sorduk.
Kadın sessizce “Var beni takip edin” dedi. Çevredeki insanların konuştuklarımı konuştuklarımızı duymalarını istemediği çok belliydi. Sanki bu konu ile ilgili konuşmak yasaktı. Bir sürü kitaplık geçtik ve kadın durdu. Raftan bir kitap çıkarıp bana verdi.
Kitaba baktım. “Bilmiyor musun? bu kitap bizi lanetten kurtaracak olan ikiz kardeşler Elena ve Yelena için yazılmıştır. Bazıları sırf bu yüzden çocuklarının adlarını Elena ve Yelena koyuyor, hatta erkek çocuklarını kız diye tanıtan bile var sırf biraz daha tanınalım diye”.
Artık daha emindim. İnsanlar sadece para ve şöhret için yaşıyordu. Oysa paranın bir önemi yoktu, benim ailemde çok zengindi hatta kraldı ama ben bir köle gibiydim.
Kadın gidince arkadaşlarıma döndüm ve kitabı onlara doğrulttum. “Bu kitap, o kitap, Oscar’ın bulduğu”.
Öğleden sonramız bu kitabı okumak ve başka kitaplardan araştırma yapmakla geçti. Ama bulabildiğimiz her şey zaten peşinde olduğumuz şeydi: Yelena’yı bulmak ve lanetten kurtulmak.
Kütüphanede işimiz bittikten sonra Hana dönüp eşyalarımızı ve atlarımızı alıp yola koyulduk.
Gideceğimiz yol çok uzun değildi. Şehirler birbirine yakındı, bu işimizi bir yandan kolaylaştırıyor bir yandan ise zorlaştırıyordu çünkü yolculuğumuzun en zorlu kısımlarından biri yaklaşıyordu gemi bulmak ve Astion’a gitmekti.
Yolda ilerlerken “ Sadece bu para gemicileri bizi Libora’dan Astion’a görtürmeye ikna edecek mi?”dedi Oscar. “Gerekirse tehdit ederiz” dedi Raven.
“Aramızda gemi kullanmayı bilen var mı?” diye sordu Sasha. “Yok neden sordun ki?” dedi Helia. “Aramızda gemi kullanmayı bilen varsa onları öldürüp gemiyi biz alabilirdik” dedi. Ah be hayat kalbinde sevinç ve umuttan başka bir şey olmayan su kızın kalbinde kararttınya seni tebrik ediyorum.
Biz konuşurken Libora’nın sokaklarının ışıkları görünmeye başladı. Gittikçe yaklaşıyorduk ve bu beni tedirgin ediyordu.
Gün ağardığında şehirdeydik. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum sadece arkadaşlarıma limana doğru sürmelerini söyledim. Limana vardığımızda çok fazla gemi seçeneğimiz yoktu.
Mürettebatın uyanık olduğunu biliyordum çünkü gemilerin üzerlerinde çalışan insanlar vardı.
Geldiğimizden beri gözüme kestirdiğim gemiye doğru ilerledim. Limanın betonlarından geminin tahta yüzeyine adımımı attım. Kamaraya doğru ilerledim ve kapıyı tıklatmadan içeri daldım.
Masasında oturan adam şaşkınlıkla bana baktı ve “Hemen odadan çıkın.” dedi. “Beni dinle” dedim. Ve elimde tuttuğum içi altın dolu olan keseyi masaya fırlattım.
“Bizi Astion’a götüreceksin, bu kesenin içinde otuz bin altın var” dedim.
“Kırk bin altın”
“ Otuz bin altın ve element güçlerimizle istediğin bir gemiyi yok etme” Adamın suratından bir korku geçti
“Kırk bin altın”. Kaptan çok inatçıydı, daha fazla zorlasakta fikrini değiştirmezdi
Bu iş olmayacak” dedim ve kamaradan çıktım. Gemiden indim ve yanda duran başka bir gemiye doğru ilerledim. Gemiye bindim ve kamaraya doğru gittim. Kamaranın kapısını açtım ve içeri girdim.
Masada haritalarla uğraşan adama doğru keseyi fırlattım. “Otuz bin altına bizi Astion’a götüreceksin.” dedim. “Otuz beş bin altın” dedi.
“Otuz bin altın ve element güçlerimizle istediğin bir gemiyi yok etme” dedim. “Tamam ama şurada duran atlarınızı da bana vereceksiniz. Onları at çiftliğime götürücez. Sonuçta onları yanınızda gemi ile götüremezsiniz.” dedi. Haklıydı ama atlarımızı ona vermek istemiyordum.
Ya başka gemiler bize bu kadar insaflı davranmaz sa, ya başka gemi bulamazsak. Sonuçta bütün gemi ler bugün yola çıkacaktı. Ne yapmam gerekiyordu?.
Arkadaşlarıma baktım. Onlarda bana bakıyorlardı, başlarını olumlu anlamda salladılar.
“Astion’dan döndükten sonra istediğim bir gemiyi yok edeceksiniz.” dedi duruşunu hiç değiştirmeden. Daha ismini bile bilmiyordum ama genç adama güveniyordum.
“Tamam, ne zaman yola çıkıyoruz?”.
“Bu akşam” dedi ve masadan kalkıp güverteye doğru ilerledi.
Kamaradan çıktım ve güverteyi taramaya başladım. Siyah saçlı genç adam güvertede birileriyle konuşuyor du büyük ihtimalle mürettebattan birileriydi. Arkadaş larım arkamdan gelirken genç adama doğru ilerledim. “Saat kaç gibi burada olalım.” dedim. “Aksam altı gibi burada olsanız yeter, hava kararmadan yola çıkmamız lazım.” dedi gözlerinin önüne gelen siyah saçlarını geriye doğru savurarak.
Gemiden indik ve atlarımızın yanına gittik. Atımın boynuna sarıldım. “Kızım görüşürüz” gözümden bir damla yaş düştü. Laurel’in saçlarını okşadım.
Diğerlerine baktım, onlarda atlarıyla vedalaşıyorlardı.
Çok geçmeden gemiden birileri indi ve atlarımızın dizginlerinden tuttu. Laurel’in kulağına “Seni almaya geri gelicem”diye fısıldadım. Ve onların gidişini izledim.
“Şimdi ne yapacağız.” dedi Helia. “Bence denize taş atalım.” “Olmaz.” dedim Sasha’ya bakarak. “Ama bu benim küçükken en sevdiğim oyundu, amcamla beraber oynardık.”dedi Sasha.
O çocukluğunu yaşayamamış bir çocuktu. Aslında bizde çocukluğumuzu yaşamamıştık, bunun yüzünden ona izin verdim. “Olur ama önce bir Tavernaya gidip karnımızı doyuralım.”
“Peki parayı nerden bulucaz hepsini gemiye verdik” dedi Raven. “Merak etmeyin, onuda hallettim karnımızı doyuracak kadar para ayırdım” dedim.
“Pes yani Elena. Bu kadar lider ruhlu olduğunu bilmiyordum.” dedi Helia. “Bunların hepsini nasıl düşünebildin” dedi Sasha. “Biraz Oscar’ında yardımı oldu”dedim.
“Biraz mı?”dedi Oscar. “Evet, sen sadece gemiye binmeden önce yemek yeme fikrini verdin” dedim. Oscar hariç hepimiz gülerken Tavernanın kapısından içeri girdik.
Camın yanındaki masaya oturduk. Tavernadaki çalısan kız yanımıza gelip ne istediğimizi sordu. Ona biraz çay ve atıştırmalık getirmesini söyledim.
Çalısan kız gitti ve birkaç dakika sonra geri gelip bardaklarımıza çay koydu. Oscar “Şimdi ne yapıcaz” derken çalısan kız atıştırmalıkları getirdi.
“Gemiye bineceğiz ve Astion’a gideceğiz” dedi Helia. “Atlarımız da gitti” dedi Raven. “Biraz burada durup karınlarımızı doğuyurucağız sonrada limana gider ve denize taş atarız” dediklerimi duyan Sasha tebessüm ederek bana baktı
Fincanlarımızdaki çayı ve masadaki atıştırmalıkları bitirdikten sonra kalktık ve limana doğru ilerlemeye başladık.
Limana vardığımızda Sasha eline çoktan bir sürü taş biriktirmişti. Sasha elindeki taşları teker teker suya atmaya başladı. Taşlar suya çarpmaları ile çıkardıkları boğuk sesleriyle beraber suyun derinliklerinde kayboldular.
Biz oyalanırken hava kararmıştı. Bizde Astion'a gide- ceğimiz geminin yanına gittik. Geminin güvertesinde siyah saçlı genç kaptanı görünce geminin güvertesine çıktım ve kaptana doğru ilerledim.
“Ne zaman yola çıkacağız?” sesimi duyunca yüzü bana döndü. “Bizde sizi bekliyorduk” dedi gülümseyerek.
Arkadaşlarımıda güvertede yanımıza geldiler. Hâla ismini bilmediğim kaptan birilerine bir şeyler söyledi.
Gemide çalışan tayfadan birisi geminin ana direğine tırmandı ve yelkenleri açtı. Gemideki tayfa dan birisi gidip geminin limana bağlı olduğu halatı çözdü, bir diğeri ise denize atılan demiri geminin güvertesine çekiyordu.
Artık hazırlıklar tamamlandı ve gemi yavaşça limandan ayrılıp mavi sularda ilerlemeye başladı.
Artık geri dönüş yoktu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Hayatımda ilk defa bir gemiyle yolculuk yapıyordum ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
