ELEMENTİN LANETİ kitap kapağı

4. bölüm / 6

ELEMENTİN LANETİ

4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: İsmail Kuzgun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4.BÖLÜM

Sonunda zaman gelmişti, hepimiz odamda
toplanmıştık, omzu sargı beziyle sarılmış Oscar bile burdaydı.Neredeyse yarım saattir birbirimizle
bakışıyorduk. Konuşmam gerekiyordu ama
konuşamıyordum. Oscar çatlamış dudaklarıyla konuştu " Elena bizi neden buraya çağırdın, artık söylermisin "
dedi.

Kahverengi gözlerinin içine baktım. " Nereden
başlasam bilmi-" Helia sözümü kesti: " Nerden başlarsan başla artık" diye çıkıştı. " Buradan kaçıyorum " dedim sözü uzatmadan. "Ne " diye bağırdılar sadece Raven tepkisiz kalmıştı, " Tamam tamam susun sesimizi duyacaklar, burada köle gibi yaşamaktan, sürekli

kullanılıp alay görmekten, haklarımızın olmamasından ve daha düne kadar zindanlarda yaşayıp gün yüzü görmemek ten bıkmadınız mı?" dedim tek nefeste.

Sasha'nın mavi gözlerinin içi parladı "Aslında bende bıkmış-" Helia Sasha'nın da sözünü kesti: " Bıkmamıştık, ya düşünsenize nereye gideriz?, ne yeriz?, ne içeriz?, nerede kalırız?, kış geliyor kar yağar, yağmur yağar ıslanırız, neyle gideriz yürürsek dayanamayız hadi hepsini geçtim." Oscar'ı gösterdi. " Bu çocuğun tedavisi
ne olacak?." dedi. " Oscar'ın tedavisini yolda tamamlarız.

Sorduğun tüm sorulara cevap vereyim. Yürüyerek gitmeyeceğiz atlarımızla gideceğiz, yemek olarak yolda bulduğumuz yiyecekleri yeriz. Derelerden su içeriz, mağaralarda kalırız ve kız kardeşimi bulmaya gidicez."

Hepsisin ağzı açık kaldı, "Tamam çok ani oldu
katılıyorum, Oscar'ın bulduğu kitapta yazanları hatırlayın Billius krallındaki Elena ve Grisha' daki Yelena’nın bir araya gelmesi lazım. Bütün Dünya’ nın kaderi buna bağlı anladığınız kadarıyla Yelena'yı bulmadan geri dönmeyeceğim ister benimle gelin ister gelmeyin ben
gidiyorum yarın geceye kadar kararınızı verin.

Yarın gidiyorum". dedim. "Ben geliyorum, zaten sıkılıyordum biraz aksiyon ve macera kötü olmaz." dedi Raven ve bir adım öne çıktı. "

O zaman biz yarın gidiyoruz eğer gelmek isterseniz karar sizin. Çıkabilirsiniz" dedim.
En başta Sasha' da gelmek istiyordu ama Helia'nın dediklerinden sonra vazgeçmişe benziyordu. Teker teker odamdan çıkarlarken Sasha arkasını dönüp umut dolu gözlerle bana baktı.

Hepsi odamdan çıktıktan sonra camdan dışarıya bakıp konuştuklarımızı düşündüm. Ve yarın için planlar yaptım.Hava kararıp siyaha büründüğünde yattım.

Sabah uyanınca arkadaşlarımı kapımda buldum. Kapıyı açtım ve içeri girdiler, "Ee " dedim ve ekledim, "Kimler geliyor". Raven,Sasha ve Oscar bir adım öne çıktı. Gözlerim üzerlerinde gezinirken Helia' da takılı kaldı çünkü o geride kalmıştı, bir adım öne çıkmamıştı.
"Sen" dedim ballı kahve gözlerinin içine bakar- ken. "Gelmiyor musun?". Dümdüz bir ifadeyle bana baktı

"Gelmiyorum ne yaparsanız yapın." dedi ve gitti.
Hayal kırıklığına uğramıştım. Sinirden gözlerim doldu, hepsinin benimle geleceğini
düşünmüştüm ama ne yazık ki Helia'yı hiç
tanıyamamışım. Sasha yanıma geldi " Bakma sen ona, biz gider ve kardeşini buluruz " dedi. Dudaklarımın
kenarları yukarı kıvrıldı, Sasha'ya mutlu bir gülümsemeyle baktım.

Dördümüz aramızda bir plan yaptık, Oscar şifacıya gidip gerekli olan merhemleri alacaktı, Sasha alt kata inip yemekhanenin kilerine sızıcak ve yolda yememiz için yiyecekler alacaktı, Raven krallığın silah odasından bizim kullandığımız silahlardan bir kaç çift alacaktı, ben
ise krallığın harita odasından haritalar alacaktım
birbirimize şans dileyip ayrıldık.

Ravenle ben krallığın giriş kapısına kadar beraber gelmiştik. Raven merdivenlerden aşağıya inerken ben dümdüz devam ettim. Koridorlar bomboştu, bilerek bu günü seçmiştim çünkü bu gün kral'ın konuşma günüydü ve tüm halk askerlerde dahil balo salonundaydı. Bu
bilgiyi kulenin yakınlarında konuşan iki kadın- dan duymuştum.

Harita odasına yaklaştığımda koridorda bir asker gördüm. Tabikide bir asker nöbet tutacaktı, tüm krallık boş olursa bu çok riskli olurdu. Birileri hırsızlık yapabilir tıpkı bizim gibi veya saldırı düzenleye bilirdi. Hemen bir kolonun arkasına saklandım. Kanımda kaynayan lanetimi saldım, askerin bulunduğu yer çatladı ve yarıldı.

Asker tepki bile vermeden yarığın içine düştü, bende yarığı kapattım ve yeri eski haline getirdim. Askeri yerin altında ölüme terk etmiştim. Bu savaş antrenmanları yaparken veya bundan yıllar önce lanetli doğan çocuklardan lanet çıkarma deneyleri yapılırken hayatını
kaybeden dostlarım içindi.

Harita odasına doğru temkinli bir şekilde ilerledim. Neredeyse tavana kadar olan ve iki tarafa açılan büyük kapıyı açtım. Geniş ama bir okadarda toz dolu odaya adımımı attım. Burası aynı krallığın kütüphanesine benziyordu, acele etmeliydim birazdan konuşma biterdi
ve yakalana bilirdim. Doğruca önümde duran harita dolu kitaplığa ilerledim.

Rafları karıştırırken Grisha yazan bir harita
buldum,büyük ihtimalle Billius'tan Grisha' ya kadar olan yolun haritasıydı. Emin olmak için bir kaç tane daha harita kapıp odadan çıktım, bir kaç tane haritanın eksildiğini anlamazlardı herhalde çünkü: aynı haritadan onlarca olmalıydı, ayrıca hepsini farklı raflardan seçmiştim yani raflarda büyük bir boşluk olmayacaktı.

Tam krallığın kapısına geldiğimde arkamdan,
uzaktan sesler gelmeye başlamıştı. Bir an önce buradan çıkmalıydım ve koşmaya başladım. Acaba Raven ne yapmıştı, krallık'tan çıkabilmiş miydi?, ben çıkmıştım ama ya Raven çıkmadıysa, ya hâla içerideyse ve askerler onu bulursa?. İyice telaş olmuştum ve dahada hızlanmıştım buluşma alanına varmam bir kaç dakikamı alırdı.

At ahırlarının yanında buluşacağımız alana
vardığımızda Raven ve diğerlerini görünce içime su serpildi. Hemen yanlarına gittim ve " Herkes alması gerekeni alabildimi ?" diye sordum neredeyse düşmek üzere olan ellerimde ve koltuk altıma sıkıştırdığım haritaları Oscar'ın önüne atarken. Oscar'ın önüne atmıştım çünkü aramızda tek harita okumasını bilen oydu.

Havanın kararmasını beklemek için benim odama geçtik, Sasha' nın kulenin önünde nöbet tutan askerlerden çaldığı ödünç aldığı çantaların üç tane içerlerlerine hepsinde tüm eşyalardan olacak şekilde doldurduk. Sonunda Güneş yerini Ay'a bıraktığında odamdan çıktık, Helia dünden beri ne bizimle konuşmuştu ne de vedalaşmaya gelmişti.

Tıpkı ailem gibi, onlarda benimle vedalaşmadan kendi vahşi askerlerinin eline bırakmıştı beni.
Sessizce parmak uçlarımızda yürüyerek kule' den çıktık. Ahırların yanına ilerledik, neredeyse sıfır ses çıkararak atlarımıza eğer takımlarını giydirdik.

Atımın üzerine çıkmadan elimde duran bıçağı botumun içine yerleştirdim. Laurel' in üzerine çıktım ve dizgini sıkıca tuttum. Sonunda gidiyordum, arkadaşlarımla biri gelmese bile, ahırdan çıktık ve ikişerli sıra olduk. En önde Oscar ve Raven vardı. Oscar harita okumasını ve
gideceğimiz yolu bildiği için öndeydi.

Ay ışığının aydınlattığı ormanın içindeki patikadan ilerledik. Çok yavaş bir şekilde ilerliyorduk, atlarımız yürümüyor neredeyse sürünüyordu. Krallık’ tan çıkıp uzaklaşınca atların dörtnala koşacağını biliyordum. Dördümüzde stresli ve korkuyorduk bu durumun Laurel
ve diğer atlarıda etkilediğini biliyordum.Sürekli arkama bakıyor biri geliyor mu diye kontrol ediyordum.

Atlarda tetik değdi kendilerinin çıkardığı sesten bile ürküyor her an koşacaklar gibi duruyorlardı.
Laurel’i sakinleştirmek için saçlarını ve boynunu
okşadım. Ve arkadaşlarıma baktım, Sasha Skonk 'un üzerinde neredeyse ağlayacak gibi duruyordu. Raven kılıcının kabzasını sıkıca tutuyordu. Oscar ise yola odaklanmıştı.

Yanımdaki Sasha'ya döndüm " Merak etme, hiç birşey olmaz sizi bu yola ben çıkardım ben
koruyucam" dedim Sasha'nın elini tutarak ona moral verdim.

Etrafı incelemeye başladım, hâla ormanın içindeydik. Burasını daha önce hiç görmemiştim, bir kaç metre sonra krallıktan çıkacak ve bir daha gelmeyecektim. Krallığın ana kapısından değilde ormandan çıkılan tarafından gidiyorduk. Zaten ana kapıdan çıkamazdık orada nöbet tutan askerler vardı. Aslında orman yolunda da nöbet tutması gereken askerler vardı. Ama bu yol neredeyse hiç kullanılmadığı için askerler burada tutmaları gereken nöbeti tutmayıp evlerinde yatıyorlardı.

Ve bu bizim işimize geliyordu, ayrıca askerlerin bu nöbet olayını kral bilmiyordu. Bir ara eğer buraya geri gelirsem ki pek zannetmiyorum askerleri kral' a ispiyonlama lıydım.

Krallığın sınırı olarak belirlenmiş alandan çıkmıştık. Artık hiç bir yere ait değildik. Krallığın sınırını geçer geçmez tuttuğum nefesimi verene kadar nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim. Gözlerim istemsiz de olsa arkadaşlarıma kaydı. Hepsi rahatlamış
gözüküyordu, hatta Raven sıkıca tuttuğu kılıcının
kabzasını bile gevşetmişti.

Biraz daha ilerleyip bir düzlükte kamp kurduk. Sasha kamptan nefret ederdi, ama zorundaydık. Oscar ve Raven ateş yakmaya çalışıyorlardı. Ateş bizi vahşi hayvanlardan korurdu, bende o sırada Sasha'nın yanına gittim. Sırtını yaşlı bir ağaca yaslamış gözleri dolmuştu. Dört yaşında ailesinden ayrılmıştı, yıllardır ailesini
görmüyordu. Kim bilir nasıl vahşice ailesinden
ayrılmıştı.

Sasha'nın elini tuttum ve " Gel hadi artık yatmalıyız. Oscar ve Raven ateşi yakmıştır" dedim onunla birlikte ayağa kalkarken.

Sabah erkenden kimse bizim ve atlarımızın yokluğunu fark etmeden uyanıp yola çıkmalıydık. Oscar ve Raven'ın yanına vardık. Raven ateşi yelliyordu, Oscar isebçoktan bir köşeye kıvrılmıştı. "Ateşi yakmak uğraştırıcıydı ama başardık " dedi. Bize bakan koyubkahverengi gözleri yerde yatan Oscar'a kaydı.

Eğer ateş gücümü kullanabiliyor olsaydım bu kadar zorlanmazlardı. "Artık yatmamız lazım sabah erken kalkıcaz" dedim Oscar gibi ateşin yanında bir yere kıvrılırken. Neredeyse sabah olmuştu zaten

Uyanmıştım gitmemiz gerekiyordu, ama diğerleri hâla uyuyorlardı. İki saatlik uykunun onlara ve bana yetmeceği doğru bir gerçekti. Zor olsada onları uyandırmıştım, yeni uyanmış ve boş gözlerle bana bakıyorlardı. Gözlerinden uyku akıyordu, benim gözlerimden de. "Bana öyle bakmayın, bir an önceuzaklaşmamız lazım çoktan yokluğumuzu fark etmişlerdir." dedim

Sasha'nın kilerden çaldığı ekmekleri
kemirirken. "Elena haklı, ama çok uykum var." çok'u uzatırken başını geriye attı Sasha. Oscar yediği ekmeği bitirdi ve yanında duran merhemi alıp omzundaki yaranın üzerine sürdü. Oscar'ın kolu iyileşmişti, yarası kabuk tutmuş, derisi kendini yeniliyordu. "Artık kalkalım." dedim sönmüş ateşin yanında oturduğum yerden kalkarken. Diğerleride benimle birlikte ayaklandı.

"Ateşi ne yapıcaz? buradan geçtiğimizi anlarlar." dedi Oscar yerdeki küllere bakarak. "Yapacak bir şeyimiz yok, mecburen böyle bırakıcaz." diye cevap verdim. "Su şırıltısı duyuyorum, ileride bir dere olmalı atları orada sulaya biliriz."dedi Raven. Kesinlikle çok iyi duyuyordu. Atlarımızın yanına gittik ve onları yattıkları yerden kaldırdık.

Laurel’in üstüne atladım. Hepimiz atlarımıza
bindiğimizde atlarımızı Raven'ın söylediği yöne doğru sürdük.

Haklıydı ileride bir dere vardı, ve biz o dereye
varmıştık. Bir haftadır su içmiyormuş gibi su içmeye başladım. Soğuk su dişlerimi sızlatsada lıkır lıkır içiyordum. Laurel' de çok susamış olmalıydı çünkü: dereyi görür görmez koşmuş ve başını eğip su içmeye başlamıştı. "İyiki seni yanımıza almışız Raven, yoksa şu an susuzluktan ölmüş olurduk." çenesinden damlayan suları koluna silerken dedi Sasha.

Raven kendini beğenmiş bir şekilde onu süzdü. "Benmolmasam ne yaparsınız bilmem." dedi sert bir sesle. Bu hepimizin gülmesine sebep oldu. “Ahmaklar” dedi sinirle.Hepimiz susuzluğunu giderdikten sonra atlara bindik.

Arkadaşlarıma bakarak " hızımızı arttırmamız lâzım, bize yetişmelerini istemeyiz sonuçta" dedim. Ve bacaklarımızla atların karınlarına baskı yaparak onları dörtnala koşmaya zorladık. Dereye giderken geldiğimiz yolu geri gelerek kamp yaptığımız yere geri döndük. Oscar atından indi ve yerde bağdaş kurup sırtındaki çantasının içinden bir harita çıkardı.

Kahverengi gözlerini açtığı haritaya dikti." Biraz
hızlan Oscar" dedi Raven. Oscar " Tamam " dedi ve haritayı toplayıp çantasına attı. Hızlıca atına binip "Dümdüz ilerliyoruz " dedi. Arkadaşlarımın yüzündeki korku ve endişe hâla solmamıştı, ama geçirdiği zor kışın ardından kuru yapraklarını döken, tekrardan yeşermeye çalışan bir çiçek gibi umutlulardı.

Bende umutluydum, başlattığım bu savaşı başarıyla kazanacağıma dair.

İlerlemeye başladık, Oscar atını hızlandırarak öne
geçti. Eğerin üzerinde hareket ederek eğere iyice
yerleştim. Toprak yolda ilerlediğimiz için atların
adımlarından çıkan tozlar gözlerime kaçıyorlardı bu da görüşümü engelliyordu. Gözlerimi tam açmadan etrafı incelemeye çalıştım ama bu pek mümkün değildi.

Saat öğlen olmuştu ve biz hâla yeşilliklerin içerisinde ilerliyorduk. Karnım acıkmıştı ama bunu arkadaşlarıma belli etmiyordum. O sırada bir böğürtlen çalısının önünden geçtik. "Durun" diye bağırırken atımın dizginini kendime doğru çekip Laurel'i durdurdum.

Ben durunca diğerleride durdu. Hemen atımdan
atlayarak indim ve böğürtlenlere koştum. Yola çıkalı daha iki gün olmuştu ama ben mideme ekmekten başka bir şeylerin de girmesini istiyordum.

Oscar " Elena bize de bırak" diyerek yanıma geldi.
Diğerleri de yanımıza geldiğinde,çoktan avuçlarıma doldurduğum böğürtlenleri ağzıma tıkmıştım. Hepimiz mor meyveleri midemize indirirken çoktan ellerim pembe olmuşlardı. Ve çalıdaki olmuş böğürtlenler bitmişti.

Pembeye dönüşmüş ve yapış yapış olmuş
parmaklarımı ağzıma sokup yalayarak temizlerken arkalardan, çokta uzak olmayan bir yerlerden at kişnemesi sesi geldi. Birbirimize baktık ve sadece "Askerler" deyip atıma koşmaya başladım.

Atlara binmemiz bir dakika bile sürmemişti. Atımı biraz daha hızlandırdım, izimizi kaybettirmemiz gerekiyordu. “ Daha hızlı, daha hızlı, hızlanın” diye bağırdı Oscar. Sıkıca tuttuğum dizgini hızlıca yukarı kaldırıp indirdim, atlarimiz artik son hızlarında koşuyorlardı. Ağırlığımı vücuduma dağıtarak daha hafif olmaya çalıştım.

Patika yoldan kaçarak ormanın içine girdik. Ağaçların aralarından geçerek izimizi kaybettirmeye çalışıyorduk. Dalların aralarından geçebilmek için atımın üstüne eğildim.

Hava kararmıştı ve biz karanlık ormanın içinde
ilerliyorduk. “Vahşi hayvanlar var mıdır?” diye sordu Sasha. “Büyük ihtimalle evet” dedim. “Merak etme ben hepinizi korurum” dedi Raven elinde tuttugu kılıcı havaya kaldırdı.

Raven’e bakarken suratıma bir ağaç dalı çarptı,
dengemi kaybettim, neredeyse Laurel’in üzerinden düşüyordum. Ağzımdan bir inilti döküldüğünde arkadaşlarım bana baktılar, hepsinin gözlerinden uyku akıyordu. “Uyumaya ne dersiniz” diye sordum. “Ya bizi bulurlarsa?” dedi Oscar. “Merak etme izimizi kaybetmişlerdir”.

Kaç kişi olduklarından emin değildik, ama bir kaç
kişilermiş gibi bahsediyorduk. “Evet Elena haklı,
uyumalıyız biraz daha uyumazsak atın üstünde
bayılırım” dedi Sasha. “Tamam ilerde bir mağara görüyorum orda biraz kestirebiliriz, ama sırayla nöbet tutucaz” dedi Oscar. “Tamam ilk nöbeti ben alırım” dedim zaten çok uykumda yoktu.

Mağaranın yanındaki ağaçlara atlarımızı bağladık. O sırada arkamda bir cıtırdı duydum, arkamı döndüğümde arkamda bir kurt vardı. Yavaşça ve hırlayarak bana yaklaşıyordu, hançerimi çıkardım ve sıkıca tuttum.

Ona zarar vermek istemiyordum ama kendimi de korumalıydım. Kurdun arkasından iki tane kurt yavrusu çıktı. kurt bir anda üzerime atladı, yere oturup yuvarlanarak kurdun hamlesini ıskaladım. kurt arkamda kalmıştı. Bir hamle daha yapar diye hemen arkamı döndüm.

O sırada bacaklarımın arasından kurt yavruları geçerek anneleri diye tahmin ettiğim kurdun yanına gittiler. Kurt son bir kez arkasına dönüp ortadan kayboldu. Ellerim titriyordu.

“Hadi yatın ben nöbet tutarım dedim. Hepsi mağaraya girdiler ve bir yere kıvrıldılar. Bende mağaranın girişindeki kayaya yaslandım ve Dolunay’yı izlemeye başladım.

Artık benimde uykum gelmeye başlamıştı, Oscar’ın yanına gittim. Zor olsada onu uyandırmayı başardım. “Nöbet sırası sende ben yatıyorum” dedim. Uykulu gözlerle kafasını salladı, bende gittim ve mağaranın sert, taşlı ve kaya zeminine uzandım.

Neden Kuledeki rahat yatakları bırakıp kaçmaya karar vermiştim?. Hayatımı kurtarıcam diye daha da mı zorlaştırmıştım. Bütün bunları düşünürken gözlerim kapandı ve uykuya daldım.

Kulağıma gelen nal sesi sayesinde uyanmıştım, nal sesi, askerler.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.