ELEMENTİN LANETİ kitap kapağı

3. bölüm / 6

ELEMENTİN LANETİ

3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: İsmail Kuzgun

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3.BÖLÜM

Koridorda yankılanan ayak sesleri eşliğinde uyandım. Gözlerimdeki uyku silinmeden odadan çıkıp yemekhaneye indim.
Oscar ve Raven çoktan yemeklerini almış yiyorlardı. Yemeğimi aldım ve masaya oturduktan sonra Helia aşşağıya indi. Kaşığı
ağzıma götürdükten sonra " Sasha'yı gören varmı. " diye sordum.

Hepsi görmediğini belirterek omuzlarını yukarı kaldırdı, tam o sırada Sasha dışarıdan kapıyı açıp içeriye girdi. Bize doğru gelip masaya oturdu. "Sasha neredeydin " dedi Raven ağzında-
kini yutarak ," Duymadınız mı bugün bize at getireceklermiş , atları getirdilermi diye bakmaya gitmiştim" dedi hızlıca.Hepimiz bir anda" Ne" demiştik. Geçirdiğim şoktan dolayı ağzım açık kalmıştı.

At sürmeyi biliyorduk, önceden atlarımız vardı ama ben onları yanlışlıkla yakmıştım. " Elena güçlerine sahip çık bu atlarıda yakmanı istemiyoruz " dedi Oscar gülerek. " Merak
etmeyin o günden beri ateş gücümü kullanamıyorum " dedim hüzünlü bir şekilde.
"Yinede dikkat et " dedi Sasha utanarak, Helia herkesi süzerek "Tamam artık kızın üzerine gitmeyin, yanlışlıkla olmuştu" dedi. Yemeğimi bitirdim ve dışarı çıktım,tahta duvara
dayanıp uzaktan gelen at kişnemelerini dinledim.

Tüm kule toplandığında at arabaları ve bir sürü at önümüzde durdu.
Atlardan birinin yanına yaklaştım,bu at benim olmalıydı kahverengi tüyleri burnundan alnına kadar uzanan beyazlı yüzü ve koyu kahverengi saçları.

Atın yularından tuttum ve ahırlara doğru yürüdüm. Ahıra vardığımızda atı yularından bağladım ve yerde duran su dolu
kovayı ata uzattım. Kovadaki suyun son damlasına kadar içti. Atın önüne biraz saman attım o sırada diğer atlarda ahırlarına
yerleşti. Herkes kulenin önüne geldiğinde, eğitmen Marco konuşmaya başladı. "Bugün sizlere tatil ilan ediyorum, atlarınızla ilgilenin ve yarınki antrenman için hazır olun " dedi.

Grupla birlikte Oscar'ın odasına gittik. Oda aynı benim odam gibiydi hiçbir fark yoktu. Oscar yatağına oturdu, Helia bizim için üç tane sandalye getirdikten sonra Oscar'ın yanına oturdu. "Evet, Elena dökül bakalım " dedi Oscar." Siz... siz neden bahsedi yorsun sunuz " dedim. "Hadi ama Elena kraliyet ailesinden olmandan" dedi Raven. Hepsinin gözlerinin içine baktım, buna hazır olduklarından emin değilim. Derin bir nefesbaldım ve konuşmaya başladım.

"Ben doğduğumda beni istememişler,kendimi bildim bileli bu zindanlarda yaşıyorum" sesim titredi." Krallığı hiç hatırlamıyorum " dedim bir nefeste." Kız kardeşim hakkında hiçbirşey bilmi-
yorum". " Yani bildiklerin bu kadar mı ?" dedi Helia. Yere bakarak " Evet " dedim. "Herkes işinin başına dönsün,bu kadar yeter" dedi Oscar.
Koridora çıktık, çocuklar odalarına çekildiler ben de aşşağıya indim. Yemekhaneden geçerek kuleden çıktım ve ahırlara doğru yürümeye başladım. Ahırlara vardığımda görevliler atlarla ilgileniyorlardı. Kendi atımın yanına gittim
,yavaşça yanına yaklaştım ve atın anlını okşadım.

Ben atla ilgilenirken hava kararmıştı. Güneş'in son kalan ışıklarıyla kuleye vardım. Herkes uyumuştur diye düşünüyordum ama
birkaç kişi hala yemekhanedeydi.
Sekiz katı bir çırpıda tırmanıp odama vardım,kapıyı açtım ve koşarak yatağa atladım. Sabah kalktığımda Güneş daha yeni
doğuyordu,yataktan kalktım ve üzerime bir tulum giyip odadan çıktım. Alt kata inerken Ariel ile karşılaştım. "Demek uyandın Elena" dedi " Sanada günaydın Ariel" dedim huzursuzca.
"Umarım antrenman için hazırsındır " dedi . Omuz silktim “Antrenmanda görürüz " dedim onu süzerek. Omzumun üstünden son bir kes Ariel'e baktım ve merdivenlerden inip kulenin kapısının önünde durdum.

Herkes dışarda sıralanmış beni ve Ariel'i bekliyorlardı. Yavaşça Sasha'nın yanına vardım " Eğitmen Marco nerde" "Bilmiyorum
geldiğimizde yoktu" dedi etrafa bakınarak.
Tam o sırada arkamızdan Eğitmen Marco'nun sesi geldi."Siz neden hala buradasınız?" dedi. Şaşkınlıkla arkamı döndüğümde onun sinirli yüzünü gördüm. "Siz çabuk atlarınızı alın ve buraya gelin" derken burada bulunan iki gruptan bahsediyordu, biz ve Ariel'in grubu.
Ahırdan atları aldık ve alana doğru ilerlemeye başladık. Yolda yan yana yürürken Sasha " Atına isim verdinmi, benimkinin adı Skonk " derken mavi gözlerinin içi parlıyordu."

"Hayır daha bir isim koymadım,ama düşünürüm" dedim. Sonunda alana varmıştık antrenör Marco'nun elindeki tahtanın üzerinde bir sürü bıçak ve oklar vardı. Yan yana dizildik ve onu konuşmasını beklenik." Bugün sizlere at üzerinde bıçak ve ok kullanmayı öğreticez " dedi
elindeki tahtayı bize doğru uzatarak." Herkes birer tane alsın" dedi. Sasha bir tane ok aldı bende bir bıçak, sonra herkes atlarına bindi. Helia elin-de tuttuğu bıçağı havaya attı ve
yakalayarak bir gösteri yaptı.

Eğerin üzerinde tepişerek eğere yerleştim. Atın dizginini elime doladım ve dizgini hafifçe kendime doğru çekip atın karnına
bacaklarımla hafifçe vurdum. At haraketlendi onu grubuma doğru sürdüm ve yanlarında durdum. Elimdedi bıçağın sapını sıktım.
"Beni dinleyin" gelen ses tüm gürültüyü susturdu.

"Artık at üzerinde bıçak kullanmayıda öğreneceksiniz, element güçleriniz var ama bazı durumlarda kullanamıyorsunuz bu gibi durumlarda Kendinizi bunlarla savunucaksınız" dedi Marco.

Daha önce bıçak ve ok dersleri almıştık ama birşeyler öğrenemeden ders iptal olmuş- tu.
Eğitmen Marco ok kullananları alarak ağaçlık alana doğru ilerledi. Bizde arkalarından atlarla yavaşça ilerledik, alanda atlar dört nala koşuyor atların üzerinde oklarını atmaya çalışıyorlardı gözlerim Sasha ve Oscar'ı aradı.
Onları gördüğümde yanyana atlarıyla koşuyorlardı, Sasha okunu ok yatağına yerleştirdi ve yayı sonuna kadar gerdirip bıraktı ok ağacın tam ortasına isabet etti. Eğitmen Marco "Daha
iyisiniya-çpabilirsin Sasha "dedi.

Oscar Sasha'ya şimdi beni izle der gibi bir bakış attı. Atın dizginini avucumun içine alıp sıktım,
gözlerim Oscar'a odaklandı. Oscar tek gözünü kapatıp okun yayını kopma derecesine kadar çekip bıraktı. Ok ağaca bile değemeden yere düştü, Sasha Oscar'a bakıp sinsice bir gülüş
attı.

İki saatir ok atanları bekliyorduk, sonunda sıra bize gelmişti. Eğitmen Marco bıçak kullananları bir araya topladı. Bize bıçak kullanırken yapmamız gerekenleri anlattı, hepsini
anlamasamda çoğunu aklımda tutmuştum, herhalde, sanırım.

Bıçağımın kabsasını sıkıca tuttum ve kalp hizzama kadar kaldırdım.
Karşımızda bıçağı saplayacağımız herhangi bir nokta olmadığı için alıştırma yapamadık. Biz oyanalırken akşam olmuştu, odama çıktım ve kovada duran suyun içine ellerimi
daldırıp yüzümü temizledim. Yatağa geçtim ve çokta yumuşak olmayan ama zindanlardaki yataklardan daha iyi olan yatağın üzerine uzandım.

Başım yastığa deydi ve saçlarım kafamın
altında ezildi, gözlerimi kapat- tım ve kardeşimi düşünmeye başladım.

Acaba ne yapıyordu?.

İyi miydi , yaralımıydı?.

En önemlisi ise yaşıyormuydu?.

Bu düşünceler aklımı kurcalarken yavaşça birazda hızlıca uykuya daldım. Sabah olduğunda sırtımda keskin bir ağrıyla uyandım,dün
at üstünde koşarken belimi incitmiştim. Alana geçtiğimde iki kişiden fazla kimse yoktu.Ben de atımı almak için ahıra gitmeye karar verdim. Ahırlara vardığımda herkes atlarının yanındaydı.
Alanda kimdenin olmamasının sebebi bu olmalıydı.

Atım Laurel'in yanına gittim, Sasha'nın sorduğu saruya cevap olarak atımın adını Laurel koymuştum. Laurel'i alıp eğer takımının asılı olduğu tahtanın yanına gittim. Dizgini atın
ağzından geçi- rip kulaklarının arkasında sabitledim. Eğeri atın sırtına koyup eğer kolanunu atın karnın altında bağladım.
Atın üstünde alana vardım, atımı Sasha'nın yanına sürüp"Bana dün sorduğun soruyu hatırlıyormusun "? diye
sordum.

Sasha sesimi duyunca başını heyecanla bana çevirdi. " Hayır, ne sorduğumu hatırlamıyorum " dedi. Bu cevaba karşı şaşırmıştım, hatırlıyor ol- duğunu sanmıştım. "Bana atıma isim koyup koymadığımı sormuştun " dedim. "Evet şimdi hatırladım, peki isim koydunmu"? dedi.
"Evet bir isim buldum artık onun adı Laurel " dedim bir çıpıda.

Mavi gözlerinin içi parlıyordu, verdiğim cevaba sevinmiş olmalıydı. Tam o sırada arkasında bir kaç asker ile Rğitmen Marlo geldi. Askerlerin ellerinde cesetler vardı. Ceset, onlar cesetti.
Ağzım dehşetle açık kalmıken aklıma bir düşünce yıkılan bir bina gibi düştü. Ya o cesetlerden biri Yelena'ya aitse.

Askerler bize doğru gelirken, arkam dönük arkaya yavaş adımlarla yürüyordum. Birden sırtım sert bir şeye çarptı. Kafamı arkama çevirdim, çarptığım şey Helia'ydı. Düz ve
siyah saçları çenesine kadar uzanıyordu, o da bizim gibi şaşırmıştı ama belli etmiyor-du. Başını eğip kulağıma "silahlarımızı onların üzerinde mi kulla- nıcaz? " diye fısıldadı. "Bilmiyorum, ama öyle gözüküyor" dedim.

Askerler cesetleri ağaçlara bağladı, eğitmen Marco ağaca bağlı cesetlerin önüne geçti ve konuşmaya başladı. "Silahlarınızı bu cesetlerin üzerinde kullanıcaksınız " dedi arkasınna omzunun üzerinden kaçamak bir bakış atarak.
"Nasıl yani, okumu onların üzerine mi atıcam?" dedi Gabriel.

Gabriel'in ok kullandığını yeni öğren- miştim. "Onlar dediklerin cesetlerse evet " dedi Marco. Artık ona Marco diyordum. Eğitmen Marco demek sinirlerimi bozuyordu çünkü eğitmenden
çok palyancoya benziyordu. Küçük bir gülüş attığımda herkes bana döndü, sanırım içimden gülmek yerine dışımdangülmüştüm.

Akşam olduğunda kıyafetlerimi bile deyiştirmeden kendimi yatağa attım. Sabah enerjim tam dolmamış bir şekilde
uyandım. Hem sonbaharın gelişinden dolayı hava soğumuştu hemde dün yattığım kirli kıyafetler sebebiyle yatağım kirlenmişti.
Çarşafları ve yastıkları hızlıca toplayıp odadan çıktım, kolidorun sonundaki odanın yanına gittim. Kapıyı açıp ikdirdim. Kapı gıcırdayarak açıldı, içerisi tozla doluydu.

Tozlardan dolayı bir kaç kez öksürdüm. Gözlerim duvarlardaki rafları inceledi, rafların en altında duran yorgan ve yastığı aldım. Bir üst raftanda bir tane çarşaf kaptım.Tam odadan çıkacaktımki elimdeki kirli çarşaflar aklıma geldi. Çarşafları
yerde duran tahtadan bir sepetin içine bırakıp odadan çıktım. Odama girdim ve küvete doğru yürüdüm. Dün yaptığımız çalışmadan dolayı her bir tarafım kan olmuştu. Küvetin içine neredeyse kaynar olan suyu döktüm, kıyafetlerimi çıkarttım ve sıcak suyun içine kendimi bıraktım.

Vicudumdaki kirler çıkmaya başladığında gözlerimin önüne o iğrenç görüntüler geldi. Cesetlere her sap- lanan ok ve bıçaklardaki kan
cesetlerin o delik deşik halleri midemi bulandırıyordu. Tamamen temizlenince küvetten çıktım. Bugün kılıç kullananların antreman günüydü yani ben boştum ve bu düşünmek için ba na bolca zaman demekti.

Havluyla tamamen
kurulandıktan sonra iç çamaşırlarımı bile giymeden üzerime rahat bir şeyler ge çirdim. Islak açık kahverengi saçlarımı havluya sarıp odamdaki cama doğru ilerledim ve tam önünde
durdum.Dışarışını izlemeye başla dım.
Aşşağıda Helia ve Oscar atlarıyla ilgileniyorlardı. Birde durmadan volta atan Gabriel vardı. İzleyecek eğlenceli bir şey olmadığı için gidip yatağıma yeni çarşaf ve yorganları geçirdim.
Yatağıma oturdum, sanki yaşamaktan bıkmıştım.

Her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmıştım, herşey üzerime üzerime geliyordu, beni zindanlara kapatıp bana kötü davranan
insanların sesleri kulaklarıma geliyor başımı ağrıtıyordu.

Sanki evren birşeyler demek istiyordu. Buradan
kaçmalıydım, evet buradan kaçıp hayatımı daha güzel bir hale getirmeliydim. Ama bunu yapamazdım. Acaba yaparmıydım?.
Anlımdan soğuk ter damlaları akmaya başladığında düşünmeyi bıraktım. Bu kapalı alanda nefes alamıyordum, dışarı çıkıp
biraz temiz hava almalıydım.

Dışarıya çıktım ve doğru Laurel'in yanına gittim. Ahıra girdim, yerlerdeki samanların üzerine basarak atımın yanına ilerledim. Lauel'in alnındaki beyaz tüyleri okşadım, "Biliyormusun kızım sanırım burada kaçıcam". At kişnedi, "Biliyorum zor bir karar ama buna karar vermeliyim", derin bir nefes aldım. "Seni ve
arkadaşlarımı da bırakmak istemiyorum".
İçimden " of " diye geçirdim. " Biliyormusun sanırım vazgeçtim burada kalıyorum" dedim atın gözlerine bakarak.

Atı ahırdan çıkardım ve çimelik bir alanda uzun ama bir okadarda huzurlu bir yürüyüşe çıkardım.
Hava kararınca kuleye döndüm, ama bir terslik vardı. Tüm kule Benimle aynı kaderi baylaşan dostlarım o insanlar hepsi dışarıdaydı. Yavaş adımlarla Raven'in yanına gittim."Neler oluyor burada?" diye kulağına fısıldadım. Sasha yanımıza geldi

"Sanırım kamp yapacağız, ben kamp yapmayı çok severim. Ama ben dört yaşındayken ailemle kamp yaparken beni kaçırıp buraya getirmişlerdi, sanırım kampları okadarda sevmiyorum." yüzündeki heyecan ve mululuk yavaşca sönüp
yerini hüzne bıraktı.

Ona Bunu yapan, onu zorla buraya getiren, ona değen o elleri kırmak istedim. Sasha'yı düşünürken Helia ve Oscar'da yanımıza gelmişlerdi. Helia'nın karnı gurudadı ve o anda
sabahtan beri hiç bir şey yemediğimi ve tüm bu insanlara bize hiçbir şekilde yemek verilmediği aklıma geldi. Sanırım bugün
kule yoktu geçen gün bizlere sıkı bir antreman yapacağımız
ve daha önce denenmemiş teknikler deneyeceğimizi söylemişlerdi.

Sanırım bu denenmemiş teknikler, insanları soğukta dışarda ve aç bir şekilde bırakarak deneniyordu. Yaklaşık iki saattir dışarıdaydık, soğuktan donmamak için bir ağacın dibine oturmuş bir birimize sarılarak ısınmaya çalışıyor-
duk. Kule dediğimiz yirmi katlı binaya baktım. Kapısı kilitliydi

Helia ve diğer erkekler güç uygulayarak kapıyı açmaya çalıştılar ama kapı açılmadı. Sabah keskin bir sırt ağrısı ve mide bulantısıyla uyandım. Dün sabahtan beri hiç birşey yemediğim için midem sırtıma yapışmıştı. Arkadaşlarımıda uyandırıp kulenin önünde oluşmuş küçük topluluğun yanına gittim, kulenin önüne Morco'nun askerleri tahta kasalardan küçük bir yükselti oluşturuyorlardı. Bir kaç dakika sonra herkes toplandı ve yükseltinin üzerine

Eğitmen Marco çıktı. "Merak etmeyin kulenizi vericem bu akşam kulenin kilitlerini açıcam. Dün sizi izledim bazılarınız gerçekten ölmek üzeriydi, sonuçta ölmenizi istemem bana lağzımsınız."kahverengi gözlerinin içine öfkeyle baktım.

"Şimdik toparlanın ve alana geçin sizleri çok zorlu bir eğitim bekliyor " dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme peyda oldu. Bu adamdan gerçekten nefret ediyordum. Marco yükseltiden indi ortalıktan kayboldu, bizde onun arkasından alana ilerledik. Alana vardığımızda üç kişilik gruplardan altı sıra vardı.

Eğitmen Marco teker teker altı kişinin ismini söyleyip o altı kişiyi üç kişilik grupların karşısına geçirdi. Bu altı kişi arasında ben ve Oscar da vardı. Marco " Başla " konusunu verdiğinde karşımdaki üç askerle çatışmaya başladım.

Kanımda gezen lanet parmaklarıma varana kadar belimde duran bıçağın kabza sından tutup askerin yüzüne fırlattım,asker yüzünü yana çekerek bir hamle yaptı ve bıçak askerin kulağını sıyırıp arkada duran askerin omzuna saplandı. Asker acıyla bağırdı,omzundan çıkan kana karşı yüzümü ekşitim. Tam o sırada kolumun yanından bir hançer geçti, parmaklarımın ucuna çoktan ulaşmış olan lanetimle yerden iki tane sarmaşık çıkarıp askerin kollarını sardım.

Arkamdan gelen çığlık sesi ile irkilip arkamı döndüm. Yerde yatan Oscar'la gözlerimiz buluştu omzunda duran bıçağa baktım. Omzundan vurulmuştu diğer tarafta kalbinden hançerle vurulmuş bir asker vardı. Muhtemelen çoktan ölmüştü, askerin kalbine saplanan hançeri biraz daha incelediğimde Oscar'ın neden vurulduğunu anladım: Oscar hançer kullanmayı bilmezdi.

Onu kaybede bilirdim.

Oda beni terk edip gidebilirdi, bunun acısını sonsuza dek yüreğimde yaşaya bilirdim.

Bu düşüncelerle boğuşurken gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Bu sersemliğimi fırsat bilen asker karnıma tekme attı,
karnımda başlayıp vicuduma yayılan acı karşısında çığlık attım.

Dizlerimim üzerine düştüm, Helia, Rave ve Sasha'nın neden yanımıza gelmediğini merak ederek etrafa baktım.? Ve onları tutan askerleri gördüm. Bir hırsla yerden kalktım , karşımda pis pis sırıtan Marco'nun gözlerinin içine öfkeyle baktım.

Damarlarımda sinirle kayna- yan lanetimi onun üzerine saldım.Yerden çıkan neredeyse iki ağaç kalınlığında olan sarmaşık, hızlı ve güçlü bir şekilde Marco'yu arkada duran bir çam
ağacına çarpıp şiddetli çarpışdan gövde- sinin büyük bir oranı
çatlayan ağaca sardı.

Askerlerin ellerinde olan arkadaşlarım, Marco'nun yıkılışıyla sersemleyen askerlerden kurtulup Oscar'ın yanına gittiler.
Bende Oscar'ın yanına gitmek istedim ama şuan ki durumum buna el ver medi. Arkadaşlarıma bakıp " Oscar'ı bir şifacıya
götürün ve yarın akşam Oscar'la birlikte benim odamda buluşalım" diyip askerlere döndüm. "Sakın beni, arkadaşlarımı veya Oscar'la ilgilenen şifacıyı takip edip rahatsız etmeyin.

Yoksa sizi Marco'dan daha beter ederim, anlaşıldımı?." diye
askerlere kükredim. Bana başlarını olumlu anlamda salladılar,
bende arkamı dönüp ilerledim.İlk defa asker tehtit etmiştim ve
bu çok cesurcaydı

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

48okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.