3. bölüm / 6
Doğu ve BatıVaris
Bölümler 6Şu an: Varis
- 1 Karakterler311 kelime
- 2 Yolculuk262 kelime
- 3 Varis940 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Karşılaşma1.191 kelime
- 5 İLK İZLENİM1.185 kelime
- 6 AYNI SOFRADA1.678 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 2 — VARİS
Sabahın ilk ışıkları konağın taş duvarlarına vurduğunda, avluda çoktan bir hareketlilik başlamıştı.
Kapılar açılıp kapanıyor, çalışanlar bir yerlere yetişiyor, mutfaktan gelen sesler geniş koridorlarda yankılanıyordu.
Karahan Konağı'nda herkesin bildiği bir kural vardı.
Miran uyanmadan gün gerçekten başlamazdı.
Çünkü bu evde onun adı yalnızca bir isim değildi.
Bir ağırlığı vardı.
Bir gün bu konağın, bu ailenin ve yıllardır sürdürülen düzenin başına geçecek olan kişi oydu.
Miran Karahan.
Yirmi dört yaşındaydı.
Ve soyadının ona verdiği sorumluluğu, yaşından çok daha önce öğrenmişti.
---
Miran, odasının balkonuna çıkıp aşağıdaki avluya baktı.
Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.
Elindeki kahveyi yavaşça içti.
Aşağıdaki hareketliliği izlerken yüzünde hiçbir ifade yoktu.
— Beyim.
Arkasından gelen sesle başını çevirdi.
Kapının yanında duran adam, birkaç saniye bekledikten sonra konuştu.
— Kahvaltı hazır.
Miran saate baktı.
— Babam?
— Çalışma odasında.
— Amcam?
— O da geldi.
Miran'ın bakışları sertleşti.
— Demek toplantı başlamış.
Adam başını salladı.
Miran kahvesini masaya bıraktı.
— Beş dakika.
— Tabii beyim.
Adam çıktı.
Miran odada yalnız kaldığında aynanın karşısına geçti.
Kendisine baktı.
İnsanlar onun hakkında birçok şey söylüyordu.
Güçlü.
Soğuk.
Mesafeli.
Kararlı.
Kibirli.
Belki de haklıydılar.
Çünkü Miran Karahan, insanlara kendisini tanımaları için fazla fırsat vermezdi.
Çocukluğundan beri ona öğretilen tek şey vardı:
Bir Karahan zayıflığını göstermez.
Miran da yıllardır bunu yapıyordu.
---
Çalışma odasının kapısını açtığında içerideki konuşmalar kesildi.
Masanın başında babası oturuyordu.
Yanında amcası ve aileden birkaç kişi daha vardı.
Miran içeri girdiğinde kimse ona yer göstermedi.
Gerek de yoktu.
O, zaten herkesin nereye oturduğunu bilen biriydi.
Sandalyelerden birine geçti.
Babası önündeki dosyayı kapattı.
— Geç kaldın.
Miran saatine baktı.
— Beş dakika istemiştim.
— Beş dakika, önemli bir toplantıyı geciktirmeye yeter.
Miran sandalyesine yaslandı.
— O zaman önemli toplantıları benden önce başlatmayın.
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Amcasının dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Babası ise oğlunun yüzüne uzun uzun baktı.
— Bir gün bu masanın başında sen oturacaksın.
Miran'ın bakışları masaya kaydı.
— Biliyorum.
— O gün geldiğinde herkes senden hesap bekleyecek.
— Onu da biliyorum.
— Peki hazır mısın?
Miran başını kaldırdı.
Gözlerini babasının gözlerinden ayırmadan cevap verdi.
— Hazır olmamayı seçme şansım hiç olmadı.
Bu kez kimse konuşmadı.
Çünkü herkes bunun doğru olduğunu biliyordu.
Miran daha çocukken bile diğer çocuklar gibi büyümemişti.
Onun oyunları bile farklıydı.
Birileri ona gelecekte ne olacağını anlatırken, o çoktan nasıl olması gerektiğini öğrenmeye başlamıştı.
Ailenin işleri…
İnsanların beklentileri…
Alınan kararlar…
Verilen sözler…
Bunların hepsi yıllar boyunca omuzlarına yavaş yavaş yüklenmişti.
Ve şimdi o yük, artık omuzlarında değilmiş gibi taşıyordu.
---
Toplantı saatlerce sürdü.
Miran çoğunlukla sustu.
Ama konuştuğunda herkes onu dinledi.
Bir dosyayı önüne çekti.
Sayfalara birkaç saniye baktıktan sonra başını kaldırdı.
— Bu anlaşma olmayacak.
Amcası kaşlarını çattı.
— Neden?
— Çünkü karşı taraf şartları değiştirmiş.
— Bunu nereden çıkardın?
Miran dosyadaki bir sayfayı gösterdi.
— Buradan.
Parmağını küçük bir ayrıntının üzerine koydu.
— Burada yazanla son sayfadaki madde birbirini tutmuyor.
Odada birkaç kişi dosyaya eğildi.
Babası sessizce oğlunu izledi.
Miran dosyayı kapattı.
— İmzalamayacağım.
Amcası arkasına yaslandı.
— Senin karar vermen için daha erken değil mi?
Miran ona döndü.
— Eğer karar yanlışsa erken olması önemli değil.
Sonra ayağa kalktı.
— Ben gidiyorum.
Babası arkasından seslendi.
— Miran.
Durdu.
— Akşam misafirlerimiz var.
Miran arkasını dönmeden sordu.
— Kim?
Babası birkaç saniye sustu.
— Eski dostlarımız.
Miran'ın yüzünde hafif bir sıkılma belirdi.
— Benim için mi?
— Aile için.
Miran başını hafifçe salladı.
— O zaman benim gelmem gerekmiyor.
— Gerekiyor.
Miran bu kez döndü.
Babasıyla göz göze geldi.
— Neden?
Babası yalnızca tek bir cümle söyledi.
— Çünkü bazı şeyler artık değişiyor.
Miran'ın kaşları hafifçe çatıldı.
— Ne değişiyor?
Babası cevap vermedi.
---
Akşam olduğunda konak her zamankinden daha kalabalıktı.
Avludaki ışıklar yanmış, uzun masalar hazırlanmıştı.
Miran ise kalabalığın arasında değildi.
Bahçenin diğer ucunda, sessizce oturuyordu.
Telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Arayan kuzeniydi.
— Efendim?
— Neredesin?
— Bahçede.
— Misafirler geldi.
— Biliyorum.
— Sen neden yoksun?
Miran cevap vermedi.
Karşı taraftan iç çekildi.
— Miran, bugün baban özellikle seni istedi.
— Beş dakika sonra gelirim.
Telefonu kapattı.
Ayağa kalktı.
Tam konağa doğru yürümeye başlayacaktı ki içeriden gelen konuşmaları duydu.
Bir isim geçti.
Miran durdu.
Ada.
İsmi ilk kez o akşam duydu.
Başını hafifçe çevirdi.
İçeride biri konuşuyordu.
— Yolları çıkmış.
Bir başkası cevap verdi.
— Bu gece burada olurlar mı?
— Hayır. Yarın.
Miran birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Ama o isim zihninde kalmıştı.
Ada.
Kimdi?
Neden herkes onun gelişini bekliyordu?
Ve neden babası bu gelişten bahsederken bu kadar ciddi görünüyordu?
Miran'ın bunların hiçbirini öğrenmeye niyeti yoktu.
En azından o gece.
---
Gece ilerlediğinde konağın sesi azalmıştı.
Miran odasına çıktı.
Gömleğinin düğmelerinden birini açıp balkon kapısını araladı.
Dışarıda serin bir rüzgâr vardı.
Şehir uzakta ışıl ışıldı.
Telefonu tekrar çaldı.
Bu kez babasıydı.
— Efendim?
— Yarın öğleden sonra müsait ol.
— Neden?
— Ada ve ailesi geliyor.
Miran sustu.
Babası devam etti.
— Onları sen karşılayacaksın.
Miran kaşlarını çattı.
— Ben mi?
— Evet.
— Neden?
— Çünkü bu ailenin varisisin.
Miran gözlerini kapattı.
O kelimeyi yıllardır duyuyordu.
Varis.
İnsanların ona söylediği en gurur verici kelimeydi belki.
Ama Miran için hiçbir zaman yalnızca bir unvan olmamıştı.
O kelimenin içinde sorumluluk vardı.
Beklenti vardı.
Fedakârlık vardı.
Ve bazen…
Kendi hayatından vazgeçmek vardı.
— Tamam, dedi sonunda.
Telefon kapandı.
Miran balkonun kenarına yaslandı.
Bir süre sessizce gökyüzüne baktı.
Yarın gelecek olan ailenin kim olduğunu bilmiyordu.
Ada'nın nasıl biri olduğunu bilmiyordu.
Hayatına nasıl gireceğini hiç bilmiyordu.
Hatta belki de birkaç gün sonra onun adını bile unutacağını düşünüyordu.
Ama kaderin bazı planları vardı.
Ve Miran Karahan'ın henüz bundan haberi yoktu.
Çünkü ertesi gün karşısına çıkacak olan kız…
Onun yıllardır kusursuz sandığı düzenin içine atılmış ilk çatlak olacaktı.
