Doğu ve Batı kitap kapağı

5. bölüm / 6

Doğu ve Batı

İLK İZLENİM

Vaveyla Yazarı: Ferde Ak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: İLK İZLENİM

4. BÖLÜM

İLK İZLENİM

Yağmurun sesi arabanın tavanına düzenli aralıklarla vuruyordu.

Ada, koltuğa yaslanmış, camdan dışarı bakıyordu. Yolun iki yanında uzanan karanlık arazi, yağmurun altında daha da sessiz görünüyordu. Az önce yaşanan karşılaşmanın etkisi hâlâ üzerindeydi.

Miran ise gözlerini yoldan ayırmıyordu.

Arabada Müslüm Gürses'in “Hangimiz Sevmedik” şarkısı çalıyordu.

Ada birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra radyoya baktı.

“Bu şarkıyı sen mi açtın?”

Miran kısa bir bakış attı.

“Evet.”

“Seviyor musun?”

“Seviyorum.”

Ada hafifçe gülümsedi.

“Hiç beklemezdim.”

Miran kaşını kaldırdı.

“Neyi?”

“Böyle bir şarkı dinlemeni.”

“Nasıl bir şarkı dinlememi bekliyordun?”

“Bilmem. Daha... sert bir şey.”

“Beni tanımıyorsun.”

Ada başını cama yasladı.

“Doğru.”

Miran'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Sen de beni tanımıyorsun.”

“Zaten tanımaya çalışmıyorum.”

Bu kez Miran gerçekten güldü.

“İyi.”

Ada ona döndü.

“Nesi iyi?”

“En azından ilk günden hakkımda karar vermedin.”

“Henüz.”

Miran başını hafifçe salladı.

“Bu daha dürüst.”

Ada da gülümsedi.

Arabanın içinde kısa bir sessizlik oldu.

Ama bu sessizlik ilk karşılaşmalarındaki kadar rahatsız edici değildi.

Birbirlerinin yanında bulunmaya yeni yeni alışıyorlardı.

Bir süre sonra büyük demir kapılar göründü.

Kapının iki yanında duran görevliler, aracı görür görmez kapıları açtı.

Ada doğruldu.

Karşısında yükselen konağı görünce gözleri büyüdü.

Bina, uzaktan bile ihtişamlı görünüyordu.

Taş duvarlar, geniş avlu, yüksek pencereler...

Her şey fazlasıyla büyüktü.

Ada istemsizce mırıldandı:

“Burası mı?”

Miran arabayı avluya sokarken cevap verdi.

“Evet.”

“Ben buraya misafir olarak mı geldim, yoksa yanlışlıkla başka bir ülkeye mi girdim?”

Miran güldü.

“Abartma.”

“Abartmıyorum. Burası bildiğin konak.”

“Karahan Konağı.”

Ada ona baktı.

“Fark ettim.”

Araba durdu.

Miran önce kendisi indi. Sonra şemsiyeyi açıp Ada'nın tarafına geçti.

Ada kapıyı açacakken Miran kapıyı onun için açtı.

“İn.”

Ada bir an durdu.

“Teşekkür ederim.”

Miran başını salladı.

Ada arabadan indiğinde yağmur biraz hafiflemişti.

Fakat konağın kapısına kadar yürümeleri bile Ada'nın üzerinde tuhaf bir baskı oluşturdu.

Çünkü kapıda onları bekleyen yalnızca birkaç kişi yoktu.

Neredeyse herkes oradaydı.

Miran'ın annesi, babası, aile büyükleri...

Ada daha ilk adımda bunun normal bir karşılama olmadığını anladı.

Miran da bunu fark etmişti.

Babası özellikle oğluna baktı.

Sonra Ada'ya.

“Hoş geldin, kızım.”

Ada nazikçe başını eğdi.

“Hoş bulduk.”

Miran'ın annesi Ada'nın yanına gelip ellerini tuttu.

“Yolculuk seni çok yormuştur.”

“Biraz.”

“İçeri geç. Üşümüşsündür.”

Ada gülümsemeye çalıştı.

“İyiyim.”

Kadın Ada'nın yüzüne birkaç saniye daha baktı.

O bakış...

Ada'nın hoşuna gitmemişti.

Sanki onu ilk defa görmüyordu.

Sanki Ada hakkında bildiği bir şey vardı.

Ada bakışlarını kaçırdı.

Miran bunu fark etti.

“Anne,” dedi sakin bir sesle, “Ada daha yeni geldi. Biraz dinlensin.”

“Tabii.”

Miran'ın babası oğluna döndü.

“Sen de üstünü değiştir. Sonra çalışma odama gel.”

Miran'ın yüzündeki ifade değişti.

“Ne oldu?”

“Konuşacağız.”

“Ne hakkında?”

Babası kısa bir süre sustu.

Sonra Ada'ya baktı.

“Sonra.”

Miran'ın kaşları hafifçe çatıldı.

Ada ise hiçbir şey söylemeden onları izliyordu.

Bir şeyler vardı.

Kesinlikle vardı.

Ama kimse ona söylemiyordu.

---

Odasına çıktığında Ada ilk iş valizini yatağın kenarına bıraktı.

Sonra derin bir nefes aldı.

Odanın penceresinden dışarı baktı.

Konağın avlusu buradan çok daha büyük görünüyordu.

Her şey düzenliydi.

Her şey yerli yerindeydi.

Ama Ada'nın kafasının içi tam tersiydi.

Annesi onu buraya neden göndermişti?

Neden herkes ona sanki uzun zamandır tanıyormuş gibi bakıyordu?

Ve en önemlisi...

Miran neden bu kadar sakindi?

Telefonunu çıkarıp annesini aradı.

Telefon birkaç çalıştan sonra açıldı.

“Alo?”

“Anne.”

“Efendim kızım?”

Ada yatağın üzerine oturdu.

“Bana hâlâ neden burada olduğumuzu söylemedin.”

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

“Ada, biraz sabret.”

“Anne, bunu kaç kere söyleyeceksin?”

“Çok değil.”

“Buradaki herkes bir şey biliyor gibi davranıyor.”

Ada'nın sesi istemeden yükseldi.

“Ama ben hiçbir şey bilmiyorum.”

Annesi derin bir nefes aldı.

“Öğreneceksin.”

“Ne zaman?”

Bu kez annesi hemen cevap vermedi.

Ada bekledi.

Sonunda annesi daha alçak bir sesle konuştu.

“Doğru zaman geldiğinde.”

Ada gözlerini kapattı.

“Ben artık bu cümleden nefret etmeye başladım.”

Annesi hafifçe güldü.

“Biliyorum.”

“Anne...”

“Efendim?”

“Burada gerçekten bilmem gereken bir şey var, değil mi?”

Sessizlik.

Ada'nın yüzündeki ifade değişti.

Annesinin sessizliği, cevaptan daha ağırdı.

“Anne?”

“Şimdilik kendine dikkat et.”

“Bu cevap değil.”

“Biliyorum.”

Telefon kapandı.

Ada telefonu birkaç saniye elinde tuttu.

Sonra yatağa bıraktı.

“Harika,” diye mırıldandı.

“Gerçekten harika.”

---

Aynı saatlerde Miran, babasının çalışma odasına girdi.

Babası masasının arkasında oturuyordu.

Miran kapıyı kapattı.

“Ne konuşacağız?”

Babası bir süre oğluna baktı.

“Bugün Ada'yı sen getirdin.”

“Evet.”

“Nasıl?”

Miran kaşlarını çattı.

“Nasıl yani?”

“Bir sorun çıktı mı?”

“Hayır.”

Babası başını salladı.

“İyi.”

Miran birkaç saniye bekledi.

Sonra doğrudan sordu:

“Baba, Ada neden burada?”

Babası cevap vermedi.

Miran'ın sabrı taşmaya başladı.

“Bunu herkes biliyor. Annem biliyor. Aile büyükleri biliyor. Sen biliyorsun.”

Bir adım attı.

“Bir tek ben bilmiyorum.”

Babası sandalyesine yaslandı.

“Bazı şeylerin zamanı vardır.”

Miran'ın yüzünde alaycı bir ifade oluştu.

“Bu cümleyi bugün ikinci kez duyuyorum.”

“Öyleyse üçüncüsünü de duyacaksın.”

“Ben çocuk değilim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse bana gerçeği söyle.”

Babası uzun süre oğlunun gözlerinin içine baktı.

Sonunda:

“Ada'nın burada olması tesadüf değil.”

Miran sustu.

Babası devam edecek gibi oldu.

Fakat tam o sırada kapı çalındı.

İkisi de kapıya döndü.

“Efendim?”

Bir görevli kapıdan başını uzattı.

“Beyefendi, yemek hazır.”

Babası başını salladı.

“Tamam.”

Kapı kapandı.

Miran yeniden babasına döndü.

“Devam et.”

Babası ayağa kalktı.

“Yemekte konuşuruz.”

Miran gözlerini kıstı.

“Baba.”

“Ne?”

“Bu konuyu kapatmayacağım.”

Babası oğlunun omzuna hafifçe dokundu.

“Ben de kapatmanı istemiyorum.”

Ve odadan çıktı.

Miran olduğu yerde kaldı.

İlk kez babasının yüzünde gördüğü o ifade...

Bir şeylerin değişmek üzere olduğunu söylüyordu.

---

Akşam olduğunda konak biraz daha sessizleşmişti.

Ada yemek boyunca herkesin kendisini izlediğini hissediyordu.

Sorduğu sorulara verilen cevaplar kısa, bakışlar uzundu.

Bir süre sonra dayanamadı.

“Ben biraz hava alacağım.”

Kimse itiraz etmedi.

Ada avluya çıktığında hava serinlemişti.

Yağmur durmuştu.

Taşların üzerinde hâlâ su damlaları vardı.

Ada derin bir nefes aldı.

Günün bütün ağırlığını üzerinden atmaya çalışıyordu.

Tam birkaç adım daha atmıştı ki arkasından bir ses geldi.

“Sen hiç uyumuyor musun?”

Ada durdu.

Miran.

Arkasını döndü.

“Sen de uyumuyorsun.”

Miran ellerini cebine koydu.

“Benim bahanem var.”

Ada kaşlarını kaldırdı.

“Neymiş?”

Miran birkaç saniye düşündü.

“Henüz bulamadım.”

Ada güldü.

“İlk defa dürüst bir cevap verdin.”

“Ben hep dürüstüm.”

“Öyle mi?”

“Genelde.”

“Genelde mi?”

Miran'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Her şeyi herkese anlatmam.”

Ada'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.

“Fark ettim.”

Miran onun sesindeki değişikliği fark etti.

“Bugün çok fazla şey yaşadın.”

“Evet.”

“Pişman mısın geldiğine?”

Ada bir süre sessiz kaldı.

Sonra konağa baktı.

“Henüz bilmiyorum.”

Miran başını hafifçe salladı.

“Ben de.”

Ada ona döndü.

“Sen neden pişman olasın ki?”

Miran'ın bakışları birkaç saniyeliğine Ada'nın üzerinde kaldı.

“Belki senin gelmenle birlikte bazı şeyler değişecek.”

Ada kaşlarını çattı.

“Ne gibi?”

Miran cevap vermedi.

Ada bir adım yaklaştı.

“Miran.”

“Efendim?”

“Sen de bir şey biliyorsun.”

Miran sustu.

Ada gözlerini kıstı.

“Biliyorsun.”

Miran bu kez bakışlarını kaçırmadı.

“Belki.”

“Bu cevap değil.”

“Biliyorum.”

Ada hafifçe başını salladı.

“Bu evde herkes aynı şeyi yapıyor.”

“Ne yapıyor?”

“Cevap vermek yerine daha çok soru bırakıyor.”

Miran istemsizce güldü.

“Buna alışacaksın.”

Ada kollarını bağladı.

“Ben alışmak istemiyorum.”

“Belki de alışmak zorunda kalmazsın.”

Ada birkaç saniye ona baktı.

Sonra konağa doğru yürümeye başladı.

Miran arkasından baktı.

Ada birkaç adım sonra durdu.

Başını çevirip ona baktı.

“Bu arada...”

“Ne?”

“Yarın bana gerçekten her şeyi anlatacak mısınız?”

Miran'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Umarım.”

“Umarım mı?”

“Ben de senin kadar merak ediyorum.”

Ada ilk kez onun gerçekten bilmediğini düşündü.

Başını salladı.

“İyi geceler, Miran.”

“İyi geceler, Ada.”

Ada içeri girdi.

Miran ise avluda tek başına kaldı.

Gökyüzüne baktı.

Yağmur durmuştu.

Ama ikisinin hayatına bıraktığı iz daha yeni başlıyordu.