5. bölüm · Doctor?

❕5❕

𝑩𝒂𝒚𝒂𝒏 𝑲𝒊𝒎𐙚

Jeongin çocukların ısrarları üzerine müdür Changbin'in odasının önünde durmuştu. Ne kadar kabul etmek istemese de kalbi istemsizce hızlanıyordu. Sonunda cesaretini toplayıp kapıyı tıklattığında içeriden gelen "Gel." sesiyle kapıyı araladı.

Changbin masasındaki evraklardan başını kaldırınca gözleri direkt Jeongin'e kaydı. Ciddi yüz ifadesi fark edilir şekilde yumuşamıştı.

"Bir sorun mu var?"

"Şey... Aslında yok."

"Bu açıklayıcı oldu."

Jeongin içinden Felix'i boğmak isterken boğazını temizledi.

"Bugün biraz erken çıkmak istiyorduk."

"Biz?"

"Ben, Felix, Seungmin ve Jisung."

Changbin birkaç saniye düşündü.

"İşleriniz bittiyse çıkabilirsiniz."

Jeongin şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

"Bu kadar kolay kabul edeceğinizi düşünmemiştim."

Changbin dudaklarının kenarını hafifçe kaldırdı.

"Aslında hayır diyecektim."

Jeongin'in yüzü düştü.

"Ama Bay CEO'ya biri rica etmiş gibi geldi."

Jeongin'in kulakları kızardı.

"Bay CEO demeyi bırakın artık."

"Hayır."

"Çok da komik değilsiniz."

"Ben komik olmaya çalışmıyorum."

Jeongin gözlerini devirdi. Kısa süre sonra izni aldığını öğrenen Felix ve diğerleri koridorda onu bekliyordu.

"Ne oldu?"

"İzni aldım."

Felix iki elini havaya kaldırdı.

"Bay CEO adamdır!"

"Biraz önce söylenmiyor muydun?"

"Söyleniyordum ama şimdi adamdır."

Jisung kahkahayı patlatırken Jeongin hepsine tek tek ters baktı.

"Bir daha beni göndermiyorsunuz."

"Tamam."

"Gönderiyoruz."

"FELIX!"

Koridor kahkahalarla dolarken Felix'in aklına bir şey geldi.

"Durun, ben şu suratsızı son kez kontrol edip geleyim."

"Suratsız mı?"

"Hwang Hyunjin."

Seungmin sırıtmaya başladı.

"Git bakalım."

Felix gözlerini devirdi.

"Yine başlamayın."

Hızlı adımlarla hasta odalarına yöneldi. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde Hyunjin yatağında oturuyordu.

"Ne istiyorsun?"

Felix daha kapıyı yeni kapatmıştı.

"Merhaba sana da."

"Merhaba."

"Biraz daha sıcak olamaz mıydı?"

"Olmazdı."

Felix derin bir nefes aldı.

"Kontrol için geldim."

"Kontrol ettin."

"Bir saat önce."

"Demek ki yeterli değilmiş."

Hyunjin ilk defa hafifçe kaşını kaldırdı.

"Doktorlar hep böyle mi?"

"Polisler hep böyle mi?"

"Nasıl?"

"Sinir bozucu."

Hyunjin'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.

Felix bunu fark etti ama belli etmedi.

"Kalkmaya çalışmıyorsun değil mi?"

"Hayır anne.

"Çok komik."

"Biliyorum."

"Sanmıyorum."

Kısa kontrolünü tamamlayan Felix dosyayı kapattı.

"İyi görünüyorsun."

"Teşekkürler."

Felix birkaç saniye dondu.

"Ne?"

"Ne ne?"

"Bana teşekkür ettin."

"Bir daha etmeyeyim mi?"

"Yok, et."

Hyunjin bu kez gerçekten gülümsemişti.

Felix ise neden olduğunu bilmeden birkaç saniye ona baktıktan sonra gözlerini kaçırdı.

"Dinlen."

"Tamam doktor."

Felix odadan çıkar çıkmaz derin nefes verdi.

Koridorda bekleyen üçlü onu görünce yüzlerindeki sırıtış büyüdü.

"Ne oldu?"

"Hiç."

"Felix."

"Hiçbir şey olmadı."

"Yanakların neden kırmızı?"

"Koştum."

"Yalan."

"Seungmin sus."

Jisung ve Jeongin çoktan gülmeye başlamıştı.

Bir saat sonra dördü hastaneden çıkıp lunaparka vardığında hava kararmaya başlamıştı. Her yer ışıl ışıldı. Müzik sesleri, kahkahalar ve oyuncakların ışıkları ortamı daha da canlı gösteriyordu.

Felix daha girişte pamuk şeker almak isteyince Jeongin başını iki yana salladı.

"Beş yaşında mısın?"

"Evet."

"İkna oldum."

Bir süre sonra kendilerini dönme dolabın önünde buldular. Jisung heyecandan sürekli konuşuyor, Seungmin ise onun bitmeyen enerjisini dinliyordu.

"Şuraya da gidelim."

"Oraya da."

"Ve şuna da."

"Jisung nefes al."

"Hayır."

Felix kahkahasını tutamazken Jeongin de gülmeye başladı.

Uzun zamandır bu kadar rahat hissetmemişlerdi.

Hastane, nöbetler, raporlar ve bitmeyen işler bir geceliğine de olsa geride kalmıştı.

Dönme dolaptan indiklerinde Jisung'un enerjisi hâlâ tükenmemişti. Sanki bütün lunaparkın elektriğini tek başına o üretiyordu.

"Şuna binelim!"

"Az önce indik."

"Eee?"

"Jisung."

"Ne var?"

"Biraz dur."

"Hayır."

Felix kahkahasını tutamadı. Seungmin de başını iki yana sallarken Jeongin çoktan telefonunu çıkarıp grubun fotoğrafını çekmeye başlamıştı.

Bir süre daha lunaparkta dolaştılar. Atlı karınca, çarpışan arabalar, oyun stantları...

Sonunda kendilerini ödüllü atış oyunlarının önünde buldular.

Jisung elindeki oyuncağı gösterdi.

"Onu istiyorum."

"Git al."

"Nasıl?"

"Vurup."

"Ya vuramazsam?"

Seungmin omzunu silkti.

"O zaman alamazsın."

"Senin gibi arkadaşın da amına koyayım Seungmin."

Felix kahkahaya boğulurken Jisung söylene söylene standın başına geçti.

İlk atış.

Kaçtı.

İkinci atış.

Yine kaçtı.

Üçüncü atış.

Bu sefer hedef devrildi.

"VURDUM!"

Lunaparktaki herkes duymuş olabilirdi.

Standın sahibi bile gülmeye başlamıştı.

Jisung ödül olarak aldığı peluşu gururla kaldırdı.

"Ben kazandım."

"Bir hedef vurdun."

"Kazandım."

"Bir hedef."

"KAZANDIM DEDİM YA YARRAM."

Kimse daha fazla tartışmadı.

Çünkü Jisung'un kazanma sevinciyle uğraşmak mümkün değildi.

Saat ilerledikçe hava daha da serinlemeye başladı. Dördü de lunaparkın biraz daha sakin olan tarafına geçip banklardan birine oturdu.

Felix elindeki içecekten bir yudum aldı.

"Bugün iyi geldi."

"Katılıyorum."

Seungmin başını geriye yasladı.

Jeongin de hafifçe gülümsedi.

"Uzun zamandır ilk defa iş düşünmedim."

"Bunu yarın telafi ederiz."

"Teşekkürler Felix."

"Rica ederim."

Kısa süreli sessizlik çöktü.

Tam o sırada Felix'in telefonu titredi.

Ekrana bakınca kaşları çatıldı.

"Ne oldu?"

Jisung merakla eğildi.

Felix ekrana birkaç saniye daha baktı.

Sonra gözlerini devirdi.

"İnanmıyorum."

"Kim?"

"Hwang Hyunjin."

Üç çift göz aynı anda ona döndü.

Seungmin'in yüzünde tehlikeli bir sırıtış belirdi.

"Ne yazmış?"

"Hiçbir şey."

"Felix."

"Gerçekten."

"Felix."

Felix iç çekip mesajı açtı.

Mesaj kısa ve basitti.

'Ne zaman taburcu olacağımı öğrenebilir miyim?'

Bir saniyelik sessizlik oldu.

Sonra Jisung'un kahkahası patladı.

"Bu mu?"

"Bu."

"Ben daha heyecanlı bir şey bekliyordum."

Felix telefonu cebine koydu.

"Normal bir soru işte."

Seungmin ise hâlâ ona bakıyordu.

"Niye kızardın o zaman?"

"Ne?"

"Kızardın."

"Kızarmadım."

"Kızardın."

"Kızarmadım."

Jeongin çoktan gülmeye başlamıştı.

Felix çaresizce başını iki elinin arasına aldı.

"Bazen sizden nefret ediyorum amq."

"Biz de seni seviyoruz."

"Onu mu dedim?"

"Evet."

Kahkahalar yeniden yükselirken Felix istemsizce telefon ekranına baktı.

Mesaj hâlâ oradaydı.

Normal bir mesajdı.

Son derece normal.

Ama nedense gün boyunca aklında kalan kişi de oydu.

Bu durumun can sıkıcı kısmıysa, bunu arkadaşlarının da fark etmeye başlamış olmasıydı.

^-^

Lunaparktan çıktıklarında hava iyice serinlemişti. Gün boyunca kahkahalarla geçen saatlerin ardından üzerlerine hoş bir yorgunluk çökmüştü.

Jisung hâlâ kazandığı peluşu elinde taşıyordu.

"Ben buna isim vereceğim."

"Verme."

"Niye?"

"Çünkü sonra kaybedince daha çok üzülüyorsun."

"Kaybetmeyeceğim."

Seungmin hafifçe güldü.

"Bir hafta."

"İki hafta."

"Üç gün."

"FELIX!"

Dördü de gülmeye başladı.

Bir süre sonra yol ayrımına geldiklerinde Jeongin durdu.

"Biz buradan gideceğiz."

Jisung da başını salladı.

"Yarın görüşürüz."

"Sabah nöbetinde görüşeceğiz zaten."

"Detaylara takılma."

Kısa vedalaşmanın ardından ikili kendi yollarına dönerken geriye Felix ve Seungmin kalmıştı.

Birkaç saniye sessizce yürüdüler.

Sonra Felix telefonunu çıkardı.

"Kimi arıyorsun?"

"Chan Hyung'u."

Seungmin başını salladı.

Zaten her zamanki gibi Felix'i iş çıkışlarında almaya geliyordu.

Telefon ikinci çalışta açıldı.

"Civciv?"

"Hyung, işin bitti mi?"

"Bitti sayılır."

"Bizi alabilir misin?"

"Biz?"

"Ben ve Seungmin."

Telefonun diğer ucundan kısa bir sessizlik geldi.

"Tamam. Konum at."

Felix sırıttı.

"Tamamdır."

Yaklaşık on dakika sonra siyah araba kaldırımın yanında durdu.

Felix daha araç tamamen durmadan sırıtıyordu.

"Gelmiş."

Seungmin hiçbir şeyden şüphelenmeden arabanın yanına yürüdü.

Tam arka kapıya uzanacakken Felix onu durdurdu.

"Dur."

"Ne oldu?"

"Öne oturacaksın."

Seungmin birkaç saniye yüzüne baktı.

"Niye aq amacın ne?"

"Canım öyle istedi."

"Felix."

"Haydi boş konuşma."

Seungmin'in şüpheleri artmıştı ama daha fazla uğraşmak istemedi.

Ön kapıyı açıp oturdu.

Tam emniyet kemerini takarken sürücü koltuğundaki Chan'la göz göze geldi.

"Şey... Merhaba."

Chan hafifçe gülümsedi.

"Merhaba Seungmin."

Felix ise çoktan arka koltuğa geçmişti.

Yüzündeki sırıtış görülmeye değerdi.

Seungmin dikiz aynasından ona ölümcül bir bakış attı.

Felix hiçbir şey olmamış gibi dışarıyı izlemeye başladı.

Araba hareket ettikten birkaç dakika sonra Chan konuştu.

"Eğlendiniz mi?"

"Çok."

Felix hemen atladı.

"Lunaparka gittik. Jisung peluş kazandı. Jeongin bütün gün bize söylendi. Seungmin de dönme dolaba binince korktu."

"Korkmadım."

"Korktun."

"Korkmadım."

Chan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Demek güzel geçti."

"Harikaydı."

Felix konuşmaya devam ederken Seungmin sessiz kalmıştı.

Chan bir süre bekledi.

Sonra gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

"Seungmin, senin nasıl geçti?"

Seungmin hazırlıksız yakalanmıştı.

Bir an duraksadı.

"İyiydi."

Felix arka koltukta sırıtıyordu.

Chan bunu görmese de hissedebiliyordu sanki.

"İyiydi?"

"Evet."

"Bu kadar mı?"

Seungmin'in kulakları hafifçe kızarmaya başladı.

"Yani... Eğlenceliydi."

"Anladım."

Chan başını salladı.

Felix artık kahkahasını zor tutuyordu.

Seungmin tekrar dikiz aynasından ona baktı.

Bu kez bakışları açıkça şunu söylüyordu:

'Seni hastaneye dönünce öldüreceğim.'

Felix ise bunun karşılığında sadece masum bir gülümseme verdi.

Yol boyunca sohbet devam etti.

Ve Seungmin ne kadar belli etmemeye çalışsa da, Chan'ın ara sıra ona yönelttiği soruların kalbini biraz gereğinden fazla hızlandırdığını fark etmeye başlamıştı.

Seungmin'i evinin önüne bıraktıklarında saat epey ilerlemişti.

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Chan hafifçe başını salladı.

"Dikkat et."

Seungmin kısa bir an duraksadıktan sonra gülümsedi.

"Siz de dikkat edin."

Felix arka koltuktan sırıtıyordu.

Seungmin bunu görür görmez gözlerini kıstı.

"Sakın."

"Ne sakını?"

"Sakın."

"Hiçbir şey yapmıyorum."

Seungmin buna inanmadığını belli eden bir bakış attıktan sonra arabadan indi.

Kapı kapanınca birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Chan arabayı tekrar çalıştırdı.

"Ne oldu?"

Felix camdan dışarı bakıyormuş gibi yaptı.

"Ne ne oldu?"

"Niye sırıtıyorsun?"

"Sırıtamaz mıyım?"

"Felix."

"Tamam."

Chan derin bir nefes verdi.

Bu tonlamayı çok iyi tanıyordu.

Felix bir şeyler karıştırıyordu.

"Anlat."

"Bir şey yok."

"Felix."

"Gerçekten."

"Felix."

"Tamam ya!"

Chan gözlerini devirdi.

"Dinliyorum."

Felix koltuğuna yayıldı.

"Seungmin senden hoşlanıyor."

Araba birkaç saniyeliğine sessizliğe gömüldü.

Chan'ın yüzündeki ifade görülmeye değerdi.

"...Ne?"

Felix sırıttı.

"Ne?"

"Az önce ne dedin?"

"Bir şey demedim."

"Dedin."

"Kanıtlayamazsın."

Chan inanamayarak güldü.

"Bir lunaparka gidip geldiniz. Nasıl bu sonuca vardın?"

"Ben uzmanım."

"Sen felaketsin."

"İkisi yakın şeyler."

Chan başını iki yana salladı.

Felix ise konuşmaya devam etti.

"Bak şimdi. Seni görünce utandı."

"Utanmadı."

"Utandı."

"Hayır."

"Evet."

Chan artık tartışmamaya karar vermişti.

Felix'in aklına bir şey girdiyse onu çıkarmak mümkün değildi.

Eve vardıklarında ikisi de ayakkabılarını çıkarıp içeri geçti.

Felix kendini doğrudan koltuğa bıraktı.

Chan ise mutfağa gidip su aldı.

Tam geri dönerken Felix'in sesi duyuldu.

"Aslında yakışıyorsunuz."

Chan olduğu yerde durdu.

"Kim?"

"Sen ve Seungmin."

Sessizlik.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç saniye.

Sonra salondaki yastıklardan biri Felix'in yüzüne isabet etti.

"AH!"

"Kes sesini."

Felix kahkahaya boğuldu.

"Bak ama düşünüyorsun."

"Hayır."

"Düşünüyorsun."

"Hayır."

"Düşünüyor."

"Felix."

"Efendim?"

"Uyumaya git."

Felix yastığı kucağına alıp sırıttı.

"Tamam."

Ayağa kalktı.

Tam odasına gidecekken son bir kez dönüp baktı.

"Bu arada."

Chan gözlerini kapattı.

"Ne var?"

"Bence düğünde ben sağdıç olmalıyım."

Bu kez ikinci yastık da fırlatıldı.

Felix kahkahalar atarak koridora kaçarken Chan'ın sesi evde yankılandı.

"UYUMAYA GİT!"

"İYİ GECELER ENİŞTEM!"

"FELIX BEN SENİN ABİNİM AMINA KOYAYIM!"

Ve birkaç saniye sonra ev yalnızca Felix'in kahkahalarıyla dolmuştu.

"Git uyu."

"Of tamam be"

"Abiye of denmez."

Felix dil çıkarıp hızlıca odasına çıktı ve yatağına yattı. Bangchan ise düşünceleriyle baş başa kalmıştı...

❀° ┄───╮
╰───┄ °❀

Pww selamlarr
1600 kelime yazdımm
Yazar işini biliyor (kendini övme artık aq)

Akşam beş bölüm daha atacağım yavrular bekleme de kalın😻😋
~En sevdiğiniz fic?

-Mirae