13. bölüm · Doctor?
❕13❕
Yoğun bakım ünitesini kaplayan o keskin antiseptik kokusu, içerideki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu.
Felix'in üzerinden saatler geçmişti. Kurşun çıkarılmış, kanama kontrol altına alınmıştı. Doktorların yüzü artık eskisi kadar gergin değildi ama yine de ilk yirmi dört saat dikkatle takip edilmesi gerekiyordu.
Koridorun dışında bekleyenler de sonunda biraz olsun nefes alabilmişti.
Jisung, Jeongin'e sıcak çay uzatıyor; Minho bir yandan sevgilisinin saçını okşarken diğer yandan Changbin'le hastanedeki son durumu konuşuyordu. Chan ise sessizce pencerenin önünde durmuştu. Ara sıra başını çevirip Seungmin'e bakıyor, onun nihayet biraz olsun sakinleştiğini görünce içten içe rahatlıyordu.
Hyunjin ise, yoğun bakım odasının camının önünden neredeyse hiç ayrılmamıştı.
Kollarını göğsünde bağlamış, içeriyi izliyordu.
Felix'in yüzü her zamankinden solgundu. Koluna takılı serumlar, monitörün düzenli bip sesleri ve omzundaki kalın bandaj... Onu ilk kez bu kadar savunmasız gösteriyordu.
Hyunjin istemsizce iç çekti.
"Salak doktor..."
Tam o sırada içeride küçük bir kıpırtı oldu.
Felix'in parmakları hafifçe hareket etti.
Hyunjin doğruldu.
Monitördeki değerler değişmeye başlayınca içerideki hemşire hızla doktora haber verdi. Birkaç saniye sonra Felix kirpiklerini yavaşça araladı. Gözleri önce tavandaki ışığa takıldı, ardından bulunduğu ortamı anlamaya çalışır gibi etrafına baktı.
Başını çevirdiğinde camın arkasında duran kişiyi fark etti.
Hyunjin.
Felix birkaç saniye boş boş baktı.
Sonra dudaklarını güçlükle araladı.
"...Polis."
Hyunjin istemsizce güldü.
"Sarhoş gibi konuşuyorsun."
"İlaçlar yüzünden."
"Belli."
Felix gözlerini tekrar kapatacak gibi oldu ama vazgeçti.
"Ölmedim."
"Fark ettim."
"Hayal kırıklığına mı uğradın?"
Hyunjin kaşını kaldırdı.
'Çok."
Felix'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Yalancı."
"Niye?"
"Sevindiğini gördüm."
Hyunjin kısa bir an durdu.
"Anestezi beynine vurmuş."
"O kadar da değil."
İkisi birbirine bakarken odaya giren hemşire gülümseyerek araya girdi.
"Doktor Felix, konuşmayı biraz kısa keselim olur mu?"
Felix suç işlemiş çocuk gibi başını salladı.
"Peki."
Hemşire çıkınca Hyunjin kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdi.
Elindeki sandalyeyi yatağın yanına çekti ama oturmak yerine ayakta kaldı.
"Biliyor musun..."
Felix merakla baktı.
"Sen gerçekten baş belası birisin."
"Niye?"
"Kurşunun önüne atlamak da neydi?"
Felix hafifçe homurdandı.
"Jeongin'i çektim."
"Onu ben de gördüm."
"Ee?"
"Sonra kendin vuruldun."
Felix omuz silkmeye çalıştı ama omzundaki ağrı yüzünü buruşturmasına neden oldu.
"Doktor refleksi."
"Salak refleksi."
Felix kısık sesle güldü.
"Bak yine hakaret ettin."
"Az bile."
Kısa bir sessizlik oldu.
Hyunjin ilk kez gözlerini kaçırdı.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
"...Korkuttun."
Felix'in yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
Hyunjin bunu söyler söylemez pişman olmuş gibiydi.
Başını çevirip pencereye baktı.
"Yani..." diye toparlamaya çalıştı.
"...Hastanede bir doktor eksilseydi uğraşacaktınız."
Felix kıkırdadı.
"Tabii."
"Ne var?"
"Hiç."
"Niye gülüyorsun?"
"Bahane bulmaya çalışıyorsun."
"Bulmuyorum."
"Bayağı buluyorsun."
Hyunjin cevap verecekken kapı bir anda açıldı.
İçeri önce Jisung kafasını uzattı.
"Yaşıyor mu?"
Felix gözlerini devirdi.
"Maalesef."
Jisung rahat bir nefes aldı.
"Tamam o zaman, eski hâline dönmüş."
Arkasından Minho da içeri baktı.
"Rahatsız etmeyelim."
Jisung sırıttı.
"Yok canım, polis abi zaten ziyaretçi kotasını tek başına doldurmuş."
Hyunjin başını iki yana salladı.
"Çık dışarı."
"Bak bak, kovuyor bir de."
Felix kıkırdamaya başlayınca omzu sızladı.
"Ay..."
Hyunjin refleksle yatağa doğru eğildi.
"Dikkat et."
İkisi bir an göz göze geldi.
Felix'in yüzündeki o muzip gülümsemeyi gören Hyunjin derin bir iç çekti.
"Gerçekten..." dedi başını iki yana sallayarak.
"...İnatçı doktor."
Felix de aynı sakinlikle cevap verdi.
"Geçmiş olsun demek bu kadar zor muydu?"
Hyunjin birkaç saniye sustu.
Sonra çok belli belirsiz gülümsedi.
"...Geçmiş olsun Felix."
Felix'in yüzündeki gülümseme bu kez çok daha içtendi...
^-^
Felix'in yoğun bakımdan normal odaya alınmasının üzerinden iki gün geçmişti.
Doktorlar hâlâ dinlenmesi gerektiğini söyleyip duruyordu ama bunu en az dinleyen kişi yine Felix'ti. Sabah erkenden yatağından kalkmaya çalışmış, Jeongin tarafından yerine geri yatırılmış, beş dakika sonra tekrar ayağa kalkınca bu kez Jisung'dan azar işitmişti.
Şimdi ise yatağın başucunda oturmuş surat asıyordu.
"Abartıyorsunuz."
Jeongin serumunu kontrol ederken hiç başını kaldırmadı.
"Evet."
"Gerçekten."
"Evet."
"Ben iyiyim."
"Evet."
Felix kaşlarını çattı.
"Ben konuşuyorum ama."
"Biliyorum."
"O zaman niye sürekli 'evet' diyorsun?"
Jeongin sonunda dönüp yüzüne baktı.
"Çünkü hiçbirini dinlemeyeceğini biliyorum."
Felix tam cevap verecekken kapı açıldı.
İçeri Chan ile Seungmin girdi.
Chan'ın elinde küçük bir poşet vardı.
"Bak ne getirdim."
Felix'in gözleri parladı.
"Yemek mi?"
"Yok."
"Çikolata?"
"Yok."
"O zaman ne?"
Chan poşeti uzattı.
İçinden rengârenk yapboz parçaları çıktı.
Felix birkaç saniye sessiz kaldı.
"...Ben çocuk muyum?"
Chan gayet ciddi bir ifadeyle omuz silkti.
"Yatağından kalkmayasın diye."
Jisung kahkahayı bastı.
"Hyung var ya..."
Felix yastığı kaptığı gibi Chan'a fırlattı.
"Al bunu."
Chan son anda eğilince yastık doğrudan Seungmin'in kucağına düştü.
Odadaki herkes bir an durdu.
Seungmin şaşkınlıkla elindeki yastığa baktı.
"..Suçum neydi?"
Felix iki elini kaldırdı.
"Yanlış hedef."
Chan ise gülmekten konuşamıyordu.
"Özür dilerim."
"Yalancı."
"Cidden istemeden oldu ya."
"Hiç inandırıcı değilsin ki."
Odadaki hava ilk kez bu kadar hafiflemişti.
Bir süre sonra Jeongin, Felix'in ilaç saatinin geldiğini söyleyince herkes dışarı çıktı. Koridorda yürürlerken Seungmin sessizce dosyaları karıştırıyordu.
Chan birkaç adım gerisinden onu izledi.
"Hâlâ kendini suçluyor musun?"
Seungmin duraksadı.
"Azıcık işte.."
"Suçlama."
"Kolay değil."
Chan başını hafifçe eğdi.
"Biliyorum."
İkisi bir süre yan yana yürüdü.
Koridorun sonundaki büyük camlardan öğleden sonra güneşi içeri vuruyordu. Hastane ilk kez bu kadar sakin görünüyordu.
Seungmin elindeki dosyaları düzeltti.
"Aslında..."
Chan ona döndü.
"O gün..."
Seungmin dudaklarını ıslattı.
"...Beni sakinleştirdiğin için teşekkür ederim."
Chan birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra çok doğal bir şekilde gülümsedi.
"Teşekküre gerek yok."
"Var."
"Yok."
"Ben..."
Seungmin cümlesini toparlamaya çalışırken elindeki dosyalar bir anda kaydı.
Sayfalar koridora dağıldı.
"...Of ya."
Seungmin diz çökmek için eğildiği anda Chan da aynı anda eğildi.
İkisi aynı kâğıda uzandı.
Parmakları birbirine hafifçe değdi.
Seungmin refleksle elini geri çekti.
"...Pardon."
Chan gülümsedi.
"Bu kaçıncı?"
"Ney?"
"Bana çarpıp özür dileyişin."
Seungmin utançla güldü.
"Saymıyorum."
"Ben sayıyorum."
"Dalga geçiyorsun."
"Alakası yok."
Seungmin başını iki yana salladı.
"Gerçekten çok gıcık birisin."
"Yeni mi fark ettin?"
"Yok."
Chan yerdeki son dosyayı da alıp uzattı.
"Al bakalım, doktor."
Seungmin dosyaları alırken istemsizce gülümsedi.
"Sağ ol."
Chan birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra öylece söyledi.
"Gülüşün çok güzelmiş doktor."
Koridorda zaman durmuş gibiydi.
Seungmin'in gözleri kocaman açıldı.
"N-ne?"
Chan sanki çok normal bir şey söylemiş gibi omuz silkti.
"Gülüşün çok güzelmiş dedim."
Seungmin'in kulaklarına kadar kızardığını gören Chan ancak o an ne dediğini fark etti.
İkisi de aynı anda sustu.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan Jisung'un sesi duyuldu.
"AAAAA!"
İkisi de irkilerek sesin geldiği tarafa döndü.
Jisung elindeki meyve suyuyla oldukları yere bakıyordu.
Yanında duran Minho ise daha Jisung konuşmadan olacakları tahmin etmişti.
Jisung heyecanla Minho'nun kolunu çekiştirdi.
"Aşkım!"
"Bağırma."
"Duydun mu?"
"Duydum."
"Duydun değil mi?"
"Duydum diyorum."
"BİLDİĞİMİZ İLTİFATI ETTİ!"
Minho derin bir nefes aldı.
"Bir gün seni gerçekten susturacağım."
"Ama çok tatlılar."
"Katılıyorum."
"Ne?"
"Hiç."
Minho sevgilisinin omzuna kolunu atıp yürümeye devam etti.
Arkalarında ise,
Chan ile Seungmin hâlâ birbirlerine ne diyeceklerini bilmiyordu.
^-^
Jisung ile Minho koridorun sonuna kadar yürümüşlerdi ama Jisung'un aklı hâlâ birkaç dakika önce gördüğü sahnedeydi.
Kolunu Minho'nun koluna doladı, heyecandan neredeyse yerinde zıplıyordu.
"Ben sana dedim."
Minho derin bir nefes verdi.
"Dedin."
"Chan bildiğin iltifat etti."
"Etti."
"Hem de durduk yere."
"Evet."
"Abi var ya..."
Jisung iki elini havaya kaldırdı.
"...Aşk kokusu alıyorum."
Minho sevgilisine dönüp baktı.
"Sen hastanede çalışmıyor musun?"
"Çalışıyorum."
"O zaman burnuna dezenfektan kokusu gelmesi gerekmiyor mu?"
Jisung kahkahasını tutamadı.
"Sen çok komiksin ya."
"Biliyorum."
Minho yürümeyi bırakıp Jisung'un alnına hafifçe vurdu.
"Ama bir şeyi unutuyorsun."
"Neyi?"
"Onları rahat bırak."
"Ben hiçbir şey yapmıyorum."
"Yüzündeki ifadeden belli olmuyor."
"O kadar belli mi?"
"Felaket."
İkisi gülerek asansöre yönelirken diğer tarafta Chan ile Seungmin hâlâ aynı koridorda yürüyordu.
Az önce yaşanan sessizlik ikisinin de aklından çıkmıyordu.
En sonunda Chan boğazını temizledi.
"Şey..."
Seungmin başını çevirdi.
"Az önce söylediğim..."
Seungmin'in kalbi yine hızlanmıştı.
"...Şey..."
Chan ensesini kaşıdı.
"Bayağı pat diye çıktı."
Seungmin istemsizce gülümsedi.
"Anlamıştım."
"Garip kaçtı mı?"
"Yok."
"Kötü hissettirdiyse..."
"Hissettirmedi."
Chan rahatlamış gibi nefes verdi.
"İyi."
İkisi tekrar yürümeye başladı.
Tam o sırada Seungmin'in telefonu çaldı.
Annesiydi.
"Bir saniye."
Koridorun biraz kenarına geçip telefonu açtı.
"Evet anne?"
Chan istemeden de olsa beklemeye başladı.
Seungmin'in yüzündeki ifadeler konuşma ilerledikçe değişiyordu.
Önce şaşırdı.
Sonra güldü.
Sonra hafifçe utanır gibi başını eğdi.
"Yok anne..."
dedi kısık sesle.
"Öyle biri yok."
Chan istemsizce gözlerini kaçırdı.
Konuşmayı dinlemeye çalışmıyordu.
Ama son cümleyi duymuştu.
Birkaç dakika sonra Seungmin biraz daha konuştu ve telefonu kapatıp geri geldi.
"Beklettim."
"Sorun değil."
"Annemdi."
Chan hafifçe gülümsedi.
"Tahmin ettim."
Seungmin utançla burnunu kaşıdı.
"...Yine evlilik muhabbeti açtı."
Chan istemsizce güldü.
"Ciddi misin?"
"Evet."
"'Hayatında biri var mı?' diye sordu. Her zamanki gibi.."
"Ee?"
Seungmin omuz silkti.
"'Yok.' dedim."
Chan başını salladı.
"Doğru cevap."
"Niye?"
"Çünkü..."
Chan tam konuşacakken sözünü yarıda kesti.
Aslında "Henüz yok." diyecekti.
Ama o cümleyi söylemek için erken olduğunu düşündü.
Onun yerine hafifçe gülümsedi.
"Boş ver."
Seungmin birkaç saniye yüzüne baktı.
Nedense Chan'ın söylemediği cümleyi merak etmişti.
Koridorun diğer ucundan gelen telaşlı ayak sesleri ikisinin de dikkatini dağıttı.
Jeongin nefes nefese yanlarına geldi.
"Felix yine ayağa kalkmış."
Chan gözlerini kapattı.
"Hayır..."
Seungmin ise hiç düşünmeden koşmaya başladı.
Odaya girdiklerinde gördükleri manzara tam bir felaketti.
Felix serum askısını yanında sürükleyerek pencereye ulaşmaya çalışıyordu.
Hyunjin ise birkaç adım arkasında durmuş, kollarını bağlamıştı.
"Bana bir sebep söyle."
Felix hiç arkasına bakmadan cevap verdi.
"Sıkıldım."
"Geçersiz."
"Temiz hava alacağım."
"Pencere kapalı."
"Açacağım."
"Hayır."
Felix sonunda dönüp Hyunjin'e baktı.
"Ya bir sal."
Hyunjin tek kaşını kaldırdı.
"Sen vurulalı üç gün oldu."
"Abartıyorsun."
"Abartmıyorum."
"İyiyim."
"Senin 'iyiyim' demen benim için hiçbir şey ifade etmiyor."
Felix dudak büktü.
"Ne kadar aksi adamsın."
"Teşekkür ederim."
"İltifat etmedim ki."
"Biliyorum."
Tam o sırada odaya giren Seungmin derin bir nefes aldı.
"Felix."
"Efendim?"
"Yatağa."
"İstemiyorum."
"Yatağa."
"Hayır."
Seungmin arkasını dönüp Hyunjin'e baktı.
"Yardım eder misin?"
Hyunjin'in yüzünde yavaş yavaş tanıdık o sırıtış belirdi.
"Memnuniyetle."
Felix'in gözleri büyüdü.
"Bir dakika..."
Ama artık çok geçti.
Hyunjin tek hamlede Felix'i belinden kavrayıp omzuna aldı.
"LAN!"
Felix'in sesi bütün kata yayıldı.
"BEN ÇUVAL MIYIM?"
Hyunjin hiç istifini bozmadı.
"Konuşmaya devam edersen öylesin."
Kapının önünden geçen Jisung manzarayı görünce olduğu yerde kaldı.
Felix'in odasından yükselen "LAN BEN YÜRÜYEBİLİYORUM!" sesi neredeyse bütün kata yayılmıştı.
Koridordan geçen hemşireler gülmemek için dudaklarını ısırırken Hyunjin, omzundaki yükü gayet normalmiş gibi taşımaya devam ediyordu.
"İndir beni."
"Hayır."
"Millet bakıyor."
"Bakabilir."
"Polislik eğitiminizde insan taşıma dersi mi var?"
Hyunjin hiç düşünmeden cevap verdi.
"Yok."
"O zaman niye bu kadar rahatsın?"
"Çünkü çok hafifsin."
Felix homurdandı.
"İyileşince ilk işim seni dövmek."
"Önce yürümeyi öğren."
Odanın kapısına geldiklerinde Hyunjin sonunda onu dikkatlice yatağa oturttu. Felix daha söylenmeye hazırlanıyordu ki kapı tekrar açıldı.
İçeri giren ilk kişi Jisung oldu.
Manzaraya şöyle bir baktı.
Sonra iki elini cebine koyup ciddi bir ifadeyle başını salladı.
"Bayağı aile olmuşsunuz."
Felix yastığı kaptığı gibi fırlattı.
"Defol."
Jisung eğilip kurtuldu.
"Iskaladın."
"Bilerek."
"Yalancı."
Arkasından Minho içeri girdi. Jisung'un omzuna kolunu doladı, saçlarını hafifçe karıştırdı.
"Gel bakalım benim dedikoducu bebeğim."
Jisung sırıttı.
"Ben dedikoducu değilim."
"Tabii değilsin güzelim."
"Ben sadece gözlem yapıyorum."
"Adına ne dersen de."
Minho alnına küçük bir öpücük kondurunca Jisung'un bütün ciddiyeti dağıldı.
"Aşkım ya..."
"Ne?"
"Beni herkesin içinde utandırıyorsun."
"Beş dakika önce bütün katın içinde Hyunjin'le Felix'i yorumlayan sen değil miydin?"
"...O ayrı."
"O ayrı tabii."
Felix ikisini izleyip gözlerini devirdi.
"Siz çok şekerlisiniz ama biraz sessiz olabilir misiniz?"
Jisung hemen döndü.
"Kıskandın."
"Hayır."
"Kıskandın."
"Han Jisung."
"Tamam sustum."
İki saniye sustu.
"...Kıskandın ama."
Odadaki kahkahalar henüz dinmişti ki kapı yeniden çalındı.
Bu kez Changbin içeri girdi.
Elinde birkaç evrak vardı.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
"Ediyorsun." diye cevap verdi Felix.
"Ama alıştık."
Changbin gülerek başını salladı. Evrakları masaya bıraktıktan sonra gözleri kapının önünde bekleyen Jeongin'e takıldı.
"Jeongin."
Genç hemşire başını kaldırdı.
"Müsaitsen şu dosyalara bir bakabilir misin?"
"Tabii."
Jeongin dosyaları almak için yanına geldi.
Changbin dosyaları uzatırken en üstteki klasörün arasına sıkıştırılmış küçücük sarı bir not kâğıdı da Jeongin'in eline geçti.
Jeongin şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Notta tek bir cümle vardı.
"Mesai bitince hastanenin karşısındaki kafede kahve içmeye ne dersin?"
Jeongin'in kalbi bir anlığına hızlandı.
Refleksle başını kaldırdı.
Changbin ise sanki hiçbir şey olmamış gibi son derece ciddi görünüyordu.
"Dosyaları dikkatlice incele."
Jeongin kâğıdı avucunun içinde sakladı.
"...İncelerim."
"Gözünden hiçbir ayrıntı kaçmasın."
"Kaçmaz."
İkisi de istemsizce gülümsedi.
Bunu gören Jisung'un gözleri fal taşı gibi açıldı.
Minho sevgilisinin yüz ifadesini görünce daha o konuşmadan fısıldadı.
"Sakın."
"Ama..."
"Sakın."
"Aşkım bak..."
"Hayır."
"Çok tatlılar."
"Biliyorum."
"Bir şey demeyeceğim."
Minho şüpheyle baktı.
"Gerçekten."
Jisung beş saniye dayandı.
Sonra Jeongin'e dönüp kocaman sırıttı.
"Kahve güzel fikirmiş."
Odada sessizlik oluştu.
Jeongin'in yüzü saniyeler içinde kıpkırmızı oldu.
"Şey..."
Changbin öksürerek boğazını temizledi.
"Han Jisung."
"Efendim müdürüm?"
"Merak ediyorum."
"Neyi?"
"Senin hastanedeki kameralara erişimin mi var?"
Jisung omuz silkti.
"Yok."
"O zaman her şeyi nasıl biliyorsun?"
"Yetenek."
Minho iki elini yüzüne kapattı.
"Ben bununla nasıl baş edeceğim ya..."
Jisung dönüp sevgilisine masum masum baktı.
"Ama bebeğim..."
Minho iç çekti.
"Gel buraya."
Jisung hiç itiraz etmeden yanına gidince Minho kolunu omzuna attı.
"Bugünlük dedikodu kotan doldu."
"Biraz daha..."
"Hayır."
"Yarım saat?"
"Hayır."
"On dakika?"
Minho gülerek sevgilisinin burnuna hafifçe dokundu.
"Yok dedim güzelim."
Jisung dudak büktü.
"Peki..."
Odanın diğer ucunda bu konuşmaları izleyen Chan ile Seungmin istemsizce gülümsediler.
Chan sessizce Seungmin'e eğildi.
"Bence Jisung bir gün gerçekten başımıza iş açacak."
Seungmin gülmemek için dudaklarını ısırdı.
"Bence de..."
Chan o gülümsemeyi görünce birkaç saniye gözlerini ondan alamadı.
Seungmin bunu fark edince utangaç bir ifadeyle bakışlarını kaçırdı.
Tam o sırada Felix'in sesi bütün romantik havayı bozdu.
"LAN!"
Herkes dönüp ona baktı.
Felix suratını asmıştı.
"Ben vuruldum."
Sessizlik.
"Niye herkes aşk yaşıyor da ben serumla sevgiliyim?"
Odadan yükselen kahkaha bu kez bütün koridoru doldurdu.
🦋
Felix'in taburcu olacağı sabah hastane her zamankinden daha hareketliydi.
O ise odasının ortasında durmuş, tek eliyle gömleğinin düğmelerini iliklemeye çalışıyordu.
"...Of."
Omzundaki yara hâlâ tam iyileşmediği için kolunu rahat hareket ettiremiyordu.
Tam düğmeyle mücadele etmeye devam edecekken kapı tıklatıldı.
"Gel."
İçeri ilk giren Jeongin oldu.
Arkasından Jisung, Minho, Seungmin ve en son Changbin geldi.
Jisung daha Felix'i görür görmez kahkahayı patlattı.
"Abi sen ne yapıyorsun?"
Felix kaşlarını çattı.
"Görmüyor musun? Giyiniyorum."
"Yok, düğmeyle kavga ediyorsun."
Felix söylene söylene tekrar uğraştı.
"Şunu kim icat ettiyse..."
Minho gülümseyip başını salladı.
"Gel bakayım güzelim."
Felix şaşkınlıkla baktı.
"Sen bana mı dedin?"
Minho eliyle Jisung'u gösterdi.
"Yok, benim güzelim bu."
Jisung sırıtıp Minho'nun koluna yaslandı.
"Doğru dedin aşkım."
"Şımarma."
"Biraz şımarayım."
"Biraz olur."
Changbin ikisini izleyip güldü.
"Siz ikiniz hiç normal olmayı düşündünüz mü?"
Jisung hemen cevap verdi.
"Hayır."
"Belli."
O sırada Seungmin sessizce Felix'in yanına gelip düğmeyi ilikledi.
Felix ona baktı.
"Sağ ol."
"Bir daha kurşun yeme yeter."
Felix hafifçe gülümsedi.
"Söz veremem."
"Felix."
"Şaka yaptım."
"Yapma."
Felix arkadaşının sesindeki ciddiyeti fark edince yumuşadı.
Kolunu sağlam tarafıyla Seungmin'in omzuna attı.
"Tamam ya."
"Gerçekten."
"Bak iyiyim."
Seungmin de sonunda gülümsedi.
"İnatçısın."
"Bunu senden duymak ilginç."
Kapı yeniden açıldı.
Hyunjin.
İçeri girer girmez doğruca Felix'e baktı.
"Hazır mısın?"
Felix kaşını kaldırdı.
"Neye?"
"Taburcu olmaya."
"Hazırım."
"İyi."
"...Bu kadar mı?"
"Ne bekliyordun?"
"Bilmiyorum."
" 'Geçmiş olsun doktor, seni özleyeceğim doktor' falan."
Hyunjin burnundan hafifçe güldü.
"Hayal kurma."
Felix dudak büktü.
"Ne kadar romantiksin."
"Yanlış kişiye söyledin."
Tam o sırada Jisung boğazını temizledi.
"Ben bir şey söyleyeceğim."
Minho gözlerini kapattı.
"Eyvah."
"Bence..."
Jisung iki eliyle Hyunjin ile Felix'i gösterdi.
"...Siz evlenince bir çocuğunuzun adı kesinlikle Jisung olmalı."
Odadaki sessizlik üç saniye sürdü.
Sonra Felix eline geçen ilk yastığı kaptı.
"DEFOL."
Jisung çığlık atarak Minho'nun arkasına saklandı.
"Aşkım kurtar!"
Minho sevgilisini arkasına çekip kahkaha attı.
"Benim bebeğim doğruyu söylemiş galiba."
"Sen de mi başladın?"
"Az biraz işte."
Felix çaresizce tavana baktı.
"Bu hastanede aklı başında kimse yok."
Changbin ciddi bir ifadeyle elini kaldırdı.
"Ben varım."
Tam bunu söylediği anda cebindeki telefon titreşti.
Ekrana baktı.
Jeongin💘:
Kahve teklifin hâlâ geçerli midirr
Changbin'in yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
Hemen cevap yazdı
Bay Ceo🌟:
Mesaim biter bitmez>>
Jeongin telefonunu cebine koyarken kulaklarına kadar kızarmıştı.
Jisung bunu da gördü.
"AAAAA!"
Changbin derin bir nefes aldı.
"Han Jisung."
"Efendim?"
"Sen gerçekten her şeyi görüyor musun?"
Jisung masum masum gülümsedi.
"Biraz."
Minho sevgilisinin omzuna başını yasladı.
"Biraz değil, fazla."
"Ne yapayım aşkım? Gözlerim çalışıyor."
"Maalesef fazla çalışıyor."
Odadaki gülüşmeler sürerken Chan kapının önünde belirdi.
Elinde taburcu evrakları vardı.
"Tamam çocuklar."
Herkes ona döndü.
"Doktor Bang Felix artık resmen taburcu."
Felix iki kolunu havaya kaldırdı.
"ÖZGÜRLÜK!"
Tam ayağa kalkarken omzundaki ağrı yüzünü buruşturdu.
"...Biraz acıdı."
Hyunjin dudaklarının kenarını kıvırdı.
"Daha yavaş."
Felix homurdandı.
"Emir vermeyi bırak."
"Doktor tavsiyesi."
"Sen doktor değilsin."
"Sen de şu an doktor gibi davranmıyorsun."
Felix cevap veremeyince odadakiler yine gülmeye başladı.
Koridordan birlikte yürüyerek çıkarlarken Chan farkında olmadan Seungmin'in yürüyüşünü yavaşlattığını gördü.
"Omzun mu ağrıdı?"
Seungmin şaşkınlıkla baktı.
"Yok."
"O zaman niye geride kaldın?"
"Size yetişeyim dedim."
Chan hafifçe gülümsedi.
"Zaten birlikte yürüyoruz."
Seungmin'in kalbi yine istemsizce hızlandı.
Tam o sırada önden Jisung'un sesi duyuldu.
"YAVAŞ GELİN!"
Herkes başını kaldırdı.
Jisung iki kolunu yana açmıştı.
"Bugün kutlama var!"
Felix kaşını kaldırdı.
"Neyi kutluyoruz?"
"Taburcu olmanıı."
"Nasıl?"
Jisung sırıttı.
"Onu ben düşündüm."
Minho derin bir iç çekti.
"Aşkım..."
"Hı?"
"Umarım başımıza iş açmamışsındır."
Jisung masumca göz kırptı.
"Açar mıyım hiç?"
...
Odadaki herkes aynı anda birbirine baktı.
Sonra hep bir ağızdan cevap verdi.
"Açarsın."
Koridor, uzun zamandır ilk kez bu kadar neşeli kahkahalarla doldu.
❀° ┄───╮
╰───┄ °❀
Minsung'u çok güzel yazmaya çalışıyorum😋
Övünmek gibi olsun çok da güzel oldular yani wmwkdkxjdnene
~Bu ficte en hoşunuza giden ship?
-Mirae
