6. bölüm / 6
Diriliş imkansız aşkV - Kardeşin Yarası
Bölümler 6Şu an: V - Kardeşin Yarası
Yakup’un obası ufukta göründüğünde güneş çoktan yükselmişti.
Nöbetçi alpler, uzaktan yaklaşan atlıyı fark etti.
Bir an dikkat kesildiler.
Sonra tanıdılar.
Davullara vurmaya başladılar.
Yayılan ritim, obanın dört bir yanına ulaştı:
Yakup ağır ama kararlı adımlarla obaya girdi.
Herkes işinin başındaydı ama bakışlar bir an ona çevrildi.
O ise hiçbirine karşılık vermedi.
Vakurdu.
Sessizdi.
Ve her zamankinden daha ağırdı.
Büyük çadırın önüne geldi.
Atından indi.
Dizginleri bir alpe verdi.
Gözleri çadırın kapısına takıldı.
Nöbetçi alpler kapıyı iki yana açtı.
Yakup içeri adım attı.
Çadırın içinde ağır bir otorite vardı.
Ortada Osman Bey…
Yanında Bala Hatun…
Yakup başını eğerek ilerledi.
Önce babasının elini öptü.
— Hoş geldin, oğul.
Sonra anasına döndü.
Bala Hatun’un elini öptü.
— Sağ salim geldin ya… dedi Bala Hatun, sesi yumuşak ama bakışları dikkatliydi.
Yakup başını kaldırdı.
Duruşu dimdikti.
Ama gözlerinin derininde…
Sadece savaştan dönen bir alpin değil,
bir şeyler yaşamış bir adamın izi vardı.
Çünkü Yakup…
Artık sadece bir bey oğlu değildi.
Kalbinde, adını koyamadığı bir his taşıyordu.
Kısa süren selamlaşmanın ardından Yakup, asıl maksadını hatırladı.
Kuşağının içinden katlanmış bir parça çıkardı.
— Beyim…
Osman Bey’in bakışları ciddileşti.
Yakup haritayı uzattı.
— Bu… pusunun kurulduğu yerde bulduğum izlerden.
Osman Bey haritayı aldı. Açtı. Gözleri işaretlerin üzerinde ağır ağır gezindi.
Yüzündeki ifade sertleşti.
Bu sıradan bir baskın değildi.
Bir süre sustu.
Sonra başını kaldırmadan konuştu:
— Bu işin ardı var…
Tam o anda dışarıdan bir ses duyuldu:
— Müsade var mıdır, beyim?
Osman Bey hafifçe gülümsedi.
— Gelesin, Orhan.
Kapı aralandı.
Orhan Bey içeri girdi.
Gözleri bir anda Yakup’u buldu.
Yüzünde kısa bir rahatlama belirdi.
— Ooo… dedi.
Birileri erken dönmüş.
Yakup hafifçe gülümsedi.
— Yol uzun… ama niyet ağırdı, ağabey.
İki kardeşin bakışları buluştu.
Söz azdı… ama yetti.
Osman Bey haritayı katladı.
— Ben bunları inceleyeyim. Yarın çok işimiz olacak.
Çıkarken Yakup’un omzuna hafifçe vurdu.
— İyi dinlenesin.
O dokunuş hafifti…
Ama Yakup’un yüzü bir an gerildi.
Bala Hatun bunu fark etti.
Osman Bey çıktıktan sonra gözlerini Yakup’tan ayırmadan konuştu:
— Oğul… hayırdır? Bir şey mi var?
Yakup hemen toparlandı.
— Yoktur ana.
Ama sesi… kendisini ele veriyordu.
Bala Hatun bir şey demedi.
Sadece baktı.
Ve o bakış…
Her şeyi görüyordu.
Yakup daha fazla kalmadı.
Sessizce arka odaya geçti.
İçerisi loştu.
Zırhını çıkardı. Kaftanını çözdü.
Tam o sırada…
Kolundaki sargı gözüne ilişti.
Elini götürdü.
Sargı kanla ıslanmıştı.
Yara yeniden açılmıştı.
Kan ağır ağır kolundan süzülüyordu.
Yakup dişlerini sıktı.
Tek başına sarmaya çalıştı.
Ama tam o anda
Kapı aralandı.
Orhan içeri girdi.
Gözleri…
Doğrudan Yakup’un koluna kilitlendi.
Bir an hiçbir şey söylemedi.
Sadece baktı.
Sonra kapıyı kapattı.
Sürgüyü çekti.
Tak.
Oda sessizliğe gömüldü.
Sadece nefesler…
ve uzaktan gelen rüzgârın uğultusu duyuluyordu.
Yakup konuşacak gibi oldu…
Ama Orhan elini kaldırdı.
— Sus, dedi. Şimdi değil.
Sesi sertti ama içinde başka bir şey vardı.
Yakup sustu.
Orhan bir adım yaklaştı.
Elini Yakup’un omzuna koydu.
Hafifçe bastırdı.
— Otur.
Yakup itiraz etmedi.
Yorgundu.
Sadece bedeni değil… içi de yorgundu.
Orhan kemerinden küçük bir bez parçası çıkardı.
Diz çöktü.
Yaraya eğildi.
Hareketleri yavaştı.
Dikkatliydi.
Sanki en ufak bir yanlışta kardeşinin canı daha çok yanacakmış gibi…
Bezi yaraya bastırdı.
Kan, bezin liflerine ağır ağır işledi.
Orhan’ın çenesi sıkıldı.
Gözleri bir an karardı.
Ama elini çekmedi.
— Neden saklarsın böyle şeyleri… diye mırıldandı.
Yakup cevap vermedi.
Sadece uzak bir noktaya baktı.
Orhan yarayı dikkatle inceledi.
Kaşları çatıldı.
Okun değdiği yer hâlâ sıcaktı.
Parmaklarını olabildiğince hafif hareket ettiriyor, hissettirmemeye çalışıyordu.
Ama içten içe…
Öfke ve korku birbirine karışıyordu.
Bezi sıkıca sardı.
Sonra bir ip buldu.
Yarayı dikkatle bağlamaya başladı.
Her düğümde eli biraz daha sertleşiyordu.
— Bir gün bu inat… dedi,
— başımıza dert edecek.
Yakup hafifçe gülümsedi.
— O gün gelirse… dedi sakin bir sesle,
— yine sen sararsın, ağabey.
Orhan cevap vermedi.
Son düğümü attı.
Elini bir an Yakup’un omzunda tuttu.
Ne kızgındı…
Ne de konuşacak hâli vardı.
Sadece…
korkmuştu.
Bir süre sessizlik oldu.
Orhan’ın gözleri hâlâ yaradaydı.
Sonra başını kaldırdı.
Yakup’un yüzüne baktı.
— Nasıl oldu?
Yakup bakışlarını kaçırdı.
Dudaklarını birbirine bastı.
Bir şey söyleyecek gibi oldu…
Ama vazgeçti.
— Bir şey değil, dedi.
— Küçük bir sürtünme.
Orhan’ın kaşları anında çatıldı.
— Küçük dediğin şey… dedi,
— kanı böyle akıtmaz, Yakup.
Yakup omuz silkti.
— Düşman pususu vardı. Ok geldi. Hepsi bu.
Orhan elini dizine vurdu.
Sesi yükseldi:
— Hepsi bu mu?!
Bir adım yaklaştı.
— Hepsi bu diye eve yaralı dönülmez!
Yakup gözlerini kaldırmadan konuştu:
— Ölmedim ya.
O söz…
Havada asılı kaldı.
Orhan bir an sustu.
Sonra sesi alçaldı.
Ama bu sefer daha ağırdı:
— Ölmediğin için mi şükredeyim…
— yoksa bu hâle gelmeni mi sorgulayayım?
Yakup yine sustu.
Orhan derin bir nefes aldı.
Başını iki yana salladı.
— Bunu bana değil… dedi,
— kendine soracaksın.
Kısa bir duraksama.
— Bir gün bu yaralar… senden hesap soracak.
Yakup bu sefer hafifçe gülümsedi.
Ama o gülümsemede bir yorgunluk vardı.
— O gün gelirse… dedi,
— sen yanımda ol.
Orhan hiç düşünmeden cevap verdi:
— Hep olacağım.
Bir an durdu.
Bakışları sertleşti.
— Ama sen de…
Yakup’a doğru eğildi.
— saklamayacaksın artık.
Yakup başını eğdi.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra alçak bir sesle konuştu:
— Deneyeceğim… ağabey.
Oda yeniden sessizliğe büründü.
Ama bu sessizlik…
Artık yabancı değildi.
Bölüm etkileşimi
