2. bölüm / 6
Diriliş imkansız aşkI - Düşman Gölgesi
Bölümler 6Şu an: I - Düşman Gölgesi
Bozkırın sessizliği, o gün alışılmışın dışındaydı.
Ormanın derinliklerinden yükselen at nalı sesleri, toprağı döver gibi yankılanıyor; rüzgârın uğultusuna karışarak yaklaşan bir tehlikeyi haber veriyordu.
Önde kaçan bir gölge…Arkasında ise ölüm gibi iz sürenler…
Dalları yara yara ilerleyen bir düşman, ardına bakmadan kaçıyordu. Nefesi kesilmiş, atı köpük içinde kalmıştı. Ama durmaya niyeti yoktu.
Çünkü arkasında kim vardı, biliyordu.
Yakup.
Yakup Bey, alpleriyle birlikte iz sürüyordu. Gözleri keskin, bakışı kararlıydı. Atını öne sürdükçe aradaki mesafe daralıyor, kovalamaca daha da sertleşiyordu.
— Kaçamaz! diye seslendi.
Alpler, beylerinin ardından hızlarını artırdı.
Orman sıklaşıyor, yollar daralıyordu. Dallar yüzlerini çiziyor, atların nefesi buhar olup havaya karışıyordu. Ama ne Yakup yavaşladı ne de alpleri.
Tam o anda…
Bir sessizlik çöktü.
Kuşlar sustu.Rüzgâr kesildi.
Yakup’un bakışları bir anda sertleşti.
— Durun! diye haykırdı.
Ama artık çok geçti.
Ağaçların arasından bir anda fırlayan düşman askerleri, her yandan üzerlerine çullandı. Oklar havayı yararak indi. Kılıç sesleri ormanın sessizliğini paramparça etti.
Pusu.
Yakup atından sıçrayarak indi. Kılıcını çektiği anda ilk darbeyi savurdu. Bir düşmanı yere serdi, ardından diğerine yöneldi. Alpleri de onunla birlikte çarpışmaya girmişti.
— Dağılmayın! Safı bozmayın!
Çatışma kısa ama şiddetliydi.
Çelik çeliğe vuruyor, bağrışmalar ağaçların arasında yankılanıyordu. Ancak düşman hazırlıklıydı. Sayıları fazlaydı.
Bir alp, Yakup’un gözlerinin önünde darbe aldı ve yere düştü.
— Beyim… dedi son nefesinde.
Yakup’un bakışları bir an dondu. Ama durmadı.
Savaştı.
Son düşman da yere serildiğinde, orman yeniden sessizliğe büründü.
Ama bu sessizlik… zafer sessizliği değildi.
Toprakta yatan alpler vardı.
Yakup ağır adımlarla yanlarına yürüdü. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu ama kendini tuttu. Eğildi. Şehit düşen alplerinden birinin gözlerini kapattı.
Bir an başını eğdi.
Sonra ayağa kalktı.
Bakışları artık daha sertti.
— Şehitlerimizi alın, dedi alplerden birine. Obaya götürün. Kimse yolda kalmayacak.
Alp başını eğdi.— Emrin olur, beyim.
Yakup kısa bir an durdu.
Sonra gözlerini ormanın daha karanlık, daha derin tarafına çevirdi.
Kaçan adam… hâlâ hayattaydı.
Ama bu artık sadece bir kovalamaca değildi.
Yakup atına bindi.
— Siz dönün, dedi. Benim işim bitmedi.
Alpler tereddüt etti.
— Beyim…
Yakup’un sesi sertleşti:
— Bu yol… bana ait.
Kimse bir şey diyemedi.
Yakup dizginleri çekti ve atını ormanın derinliklerine sürdü.
Ağaçlar sıklaştı. Işık azaldı.
Ve o karanlığın içinde, sadece Yakup’un bildiği bir gerçek vardı:
Bu takip…Bir düşmanın değil,Geçmişten kalan bir sırrın iziydi.
Bölüm etkileşimi
