5. bölüm · Diriliş imkansız aşk
IV - ilk Fetih
Sözler kısa, bakışlar derindi.
Kulübenin içindeki son düzen de sağlanmıştı. Gökçe sessizce toparlamış, Yakup ise ona tek kelime etmeden yardım etmişti. Ne bir teşekkür vardı aralarında… ne de bir vedaya dair söz.
Ama eksik olan hiçbir şey yoktu.
İşleri bitince birlikte dışarı çıktılar.
Sabahın serinliği yüzlerine çarptı.
Orman, geceye göre daha sakindi. Ama bu sessizlik… ikisinin içindeki fırtınayı bastırmaya yetmiyordu.
Gökçe bir an durdu.
Arkasını döndü.
Kulübenin kapısına baktı.
Sonra yavaşça kapıyı kapattı.
Sanki sadece bir kapıyı değil…
geceyi, yaşananları ve o kısa ama derin bağı da içeride bırakır gibi.
Sonra döndü.
Yakup’a baktı.
Yakup da ona.
Bir an…
Zaman durdu.
Ne konuşan vardı…
ne de konuşmaya cesaret eden.
İkisi de biliyordu.
Bu bir son değildi.
Ama bir başlangıç da değildi.
Bu…
bir izdi.
Kalpte kalan, ama adı konulamayan bir iz.
Yakup bir adım atacak gibi oldu…
Durdu.
Gökçe bir şey söyleyecek gibi oldu…
Vazgeçti.
Sözler boğazda kaldı.
Bakışlar her şeyi anlattı.
Sonra…
İkisi de başını hafifçe eğdi.
Birbirlerine son kez baktılar.
Ve döndüler.
Gökçe, obasına doğru yürümeye başladı.
Yakup, atının dizginlerini tuttu.
İkisi de arkalarına bakmadı.
Ama ikisi de biliyordu…
Ardında bir şey bırakmışlardı.
Ve belki de ilk defa…
Bir şeylerini de yanlarında götürmüşlerdi.
Yakup atına bindi.
Tam hareket edecekti ki…
Yakup bir an durdu.
Bakışları sertleşti.
Sanki bir şeyi fark etmiş gibi gözlerini kulübenin etrafında gezdirdi.
Toprakta…
Yeni izler vardı.
Ama o izler…
Ne ona aitti…
Ne de Gökçe’ye.
Yakup’un eli yavaşça kılıcına gitti. Kaşları çatıldı.
Tam o anda Gökçe’nin sesi duyuldu:
— Bu topraklar tesadüfleri sevmez, dedi.
Yakup başını ona çevirdi.
Gökçe’nin bakışları ciddiydi.
— Yine karşılaşırsak… sebebi vardır.
Bir an göz göze geldiler.
Sözler kısa kaldı.
Ama anlamı derindi.
Yakup cevap vermedi.
Sadece başını hafifçe eğdi.
Çünkü içinden bir ses…
Bu karşılaşmanın bir son değil…
bir başlangıç olduğunu söylüyordu.
Aynı anda
Ormanın derinliklerinde bir dal kırıldı.
Ormanın derinliklerinden gelen o kuru dal sesi…Sessizliği ikiye böldü.
Yakup’un bakışları bir anda sertleşti.Gökçe’nin eli farkında olmadan yayına gitti.
İkisi de aynı yöne döndü.Ama hiçbir şey görünmüyordu.
Rüzgâr kesildi.Kuşlar sustu.
Orman…sanki nefesini tutmuştu.
Bu artık sıradan bir sessizlik değildi.
Bu…izlenenlerin sessizliğiydi.
Yakup bir adım öne çıktı.Gözleri karanlığı delmeye çalışıyordu.
Ama karanlık…her zamankinden daha derindi.
Çünkü bu kez tehlike…gözle görülmüyordu.
Ve o an, Yakup’un içinde tek bir düşünce yankılandı:
“Bu hikâye burada bitmeyecek…”
Çünkü onları izleyen şey…sadece bir düşman değildi.
