7. bölüm · Dikkat! Yakışıklı var

7. Bölüm

Ecly .

Hafta sonuydu. Yaz yaklaşıyordu, bu yüzden çoğu hafta sonu dışarı çıkıp kahvaltı yapıyorduk. Sınav haftası yaklaştığı için ne Neval’le ne de Arda’yla fazla konuşmuyorduk. Hepimiz derslere gömülmüştük. Ya o?Yaman’ı bilmiyordum. En son parkta olanlardan sonra hiç görmemiştim. Bu süre zarfında yaptıklarını düşündüm, kafamda tarttım ama bir yere varamadım. Kafamın içinde senaryolar dönerken annem lafa girdi:
“Ecrin, çayı doldursana annecim.”
Elimdeki çatalı bıraktım, çaydanlığa uzandım. Babam güneş gözlüğünü takmış, telefondan bir şarkı açmış, gökyüzüne bakıyordu. Tabi hayat onlara güzeldi. Anneme çayı doldurup bardağını verdim.
Gerçi... Babam polisti. Çoğu zaman yoğun oluyordu. Yani... belki hayat ona da o kadar güzel değildi. Annem öğretmendi. Her gün yüzlerce çocukla uğraşıp eve gelir, tek kelime etmeden yemeğini yapar, sonra hem babamla hem benimle ilgilenirdi. Sanırım... hayat bana güzeldi.Gençlik yıllarımı en iyi şekilde geçirmeye çalışıyordum ama annemle babama baktıkça hayatın ciddi kısmının ileride olduğunu fark ediyordum. Her şeyi zamanında yaşamak gerekirdi. Dostluğu, mutluluğu… aşkı da…Pardon, aşk araya karışmış.Sıkıntıyla çayımı içmeye devam ederken sahil manzarası karşısında bu kadar keyifsiz olmayı başaran tek kişi bendim sanırım.
“Sınavlar nasıl geçiyor?”diye sordu babam. Oturduğum kamp sandalyesinde bir anda dikleştim.
“Elhamdülillah iyi gidiyor babacım, ne olsun... sizlere ömür.”
“Aferin kızım. Oku oku ki birinin vereceği paraya muhtaç kalma.”
Annem araya girdi hemen:
“Tabii ki okuyacak Aykut, ama okumasa bile birine muhtaç kalmaz. Kapı gibi annesi babası var onun.”
Sonra bana öpücük attı. Gülümsedim, ben de ona öpücük gönderdim.
“Biliyoruz Serpil, ben okusun diye diyorum zaten. Biricik kızım, tabii arkasında olacağım.”
Tek çocuk olmayı seviyordum. Annemlerle hiç kardeş istememiştik – ya da belki istedik ama olmadı, bilemiyorum. Ama memnundum halimden. Zaten kardeşlik duygusunu bana tattıran Neval ve Arda varken başka birine ihtiyaç duymuyordum.
“Ee, karne hediyesi ne alıyorsunuz bana?”diye sırıtarak ortaya laf attım.
“Bakkaldan dondurmanı alır, deftere yazdırırsın.”
Deyince sahte bir şekilde "Haha çok komikmiş" edasıyla güldüm. Ama annem olayı kaçırmış olacak ki hemen sordu:
“Ne yazdırıyor deftere?”
Babam hemen atladı:
“Şiir.”
Babamın o kadar ciddiyetle söylemesiyle kahkahayı bastım. Annem bakış attı, ben de hemen açıklamaya çalıştım:
“Karne hediyesi dondurma al da deftere yazdır diyor anne, şaka yapıyor işte.”
Annem babama gözlerini devirdi:
“Tüm dönem çalışıyor çocuk Aykut, bırak da alalım bir hediye.”
Babam başını salladı, sitemle:
“Ben de tüm yıl çalışıyorum Serpil, ama kimse Aykut’a ikramiye verelim demiyor.”
İkisi kendi çaplarında atışırken ben ortalığı ısıttım:
“Motor ehliyetine ne dersiniz?”
Bir anda sessizlik oldu. İkisi de usulca bana döndü. Annem elini göğsüne götürüp kalbini tutar gibi yaptı.
“Ne ehliyeti kızım? Motor falan... hiç senlik şey mi motor?”
Babamsa gayet sakin ve şaşırtıcı bir tepki verdi:
“Gerçekten istiyor musun?”
Böyle bir tepki beklemiyordum. Arabaların ön camına koyulan sallanan köpekler gibi başımı heyecanla salladım.
“Aykut, saçmalama. Araba ehliyeti alır seneye, motor da nerden çıktı şimdi?”
Babam, anneme pişkince dönüp dedi ki:
“Sen demedin mi hediye lazım diye? Veriyoruz işte.”
Annem homurdanarak ayağa kalktı. Babama söylenirken ben sarıldım sımsıkı. Sanırım son bir haftadır başıma gelen en güzel şey buydu.
Annem hâlâ söyleniyordu:
“Kaldıralım masayı da gidelim. Aykut’un kafasına çok esmiş anlaşılan. Saç da olmayınca rüzgar fazla etki ediyor herhalde.”
Annemin lafı ağzımdan minik bir kahkaha kaçırttı ama babama göstermedim.
“Serpil, yemin ederim hepsi senin yüzünden döküldü. Kadın bir de hâlâ konuşuyor!”
Masayı toplarken annemle babamın bu haline gülüyordum. Sonra zaten eve geçmiştik.

Masamın başına yine ders çalışmak için oturduğumda içimde tarif edemediğim bir sıkıntı peyda oldu. Sanki içimde biri mızmızlanıyor, her şeyi reddediyordu. Gözüm edebiyat kitabına takılınca derin bir nefes aldım.
“Kaptan sığmıyor, sığmıyor...”Tam olarak o tuhaf sesi yaşıyordum. Adamlar aşkından şiir yazmış, biz burada vezin peşindeyiz, uyak arıyoruz.
Masamın üzerindeki saklama kabına gözüm takıldı birden. Hafızamda bir anı canlandı.
“Aaa... Kadının kabı bende kalmıştı, doğru ya.”
Ne kadar zaman geçtiğini hatırlamaya çalıştım. Neredeyse bir ay olmuştu. Zaman nasıl bu kadar hızlı geçmişti? İçimden bir an “Boş ver, sonra veririm,” demek geçti ama söz vermiştim. Getiririm demiştim. Boş vermek içimi kemirirdi, vermesem kötü hissederdim. E boş götürsem de ayıp olurdu. Ne yapacaktım?
Telefonumu aldım, tariflere bakmaya başladım.
Baklava: Ben bunu açana kadar ay bitmiş olur zaten.Ekler: Uğraştırıcı ama olur sanki.Mozaik pasta: Çok sade... Kadın cheesecake verdi yahu.
Ellerimi başımın arasına alıp bir süre öylece durdum. Sonra tekrar telefona döndüm. Gözüm bir isme takıldı.
Spoonful.
Evet ya! Son zamanların en meşhuru buydu. Bir süredir denemek de istiyordum. Malzeme listesine göz attım, eksikler vardı. Hemen üstümü giyindim, bakkala gittim. Geri döndüğümde hava o kadar sıcaktı ki, sadece markete gitmeme rağmen terlemiştim. Üzerimi değiştirip daha ince bir şey giydim, kulaklığımı taktım.
“Kızların overthinki tatlı yapmaktır.”diye kendi kendime mırıldanarak önlüğümü giydim.
“Eveeet!”Dedim, malzemelere bakarken.
Müzik listemi açtım, kendimi psikolojik olarak hazırladım ve başladım. Muhallebiyi ocağa koydum, altını açtım. O sırada taban için keki ezmeye başladım. Kulaklıkta şarkı başladı:
“Neden kaçtın neden?Mesut olurduk belkiKorkuttum mu seni?Benden ne zarar gelir ki”
Şarkının sözleri yüreğime saplanırken aklıma Yaman geldi. Keki ezerken elim daha sert bastırmaya başladı, içimdeki karmaşa hareketlerime yansımıştı.
“Seni seyretmem gezmem lazımdıBu yolun sonunu bulmam lazımdıSeni tanımam bilmem lazımdıBu hikâyeye bir son lazımdı”
Elimdekini bırakıp, bizimkiler için ayırdığım borcamı kenara koydum. Sıra saklama kabındaydı. İçine aynı tabanı bastırdım. Derken kulaklıkta Göksel yine devreye girdi:
“Öyle uzaktan uzaktan, hiç konuşmadanNasıl da bağladın beni?Hani bir geldin, bir kayboldunEsrarlı, mağrurdun; aklıma sardım seni”
İçim iyice darmadağın olurken, elimdeki kaşıkla şarkıya ben de eşlik ettim.“Dırırırır dırırırı...” diye melodiyi bile söyledim.Muhallebiyi ara ara karıştırıyor, bir yandan da sosu hazırlıyordum. Kremayla çikolataları eritmeye başladım. Sol elim belimdeydi, dikkatle karıştırıyordum. Tam o sırada biri koluma dokundu. Korkuyla sıçradım.
“Anan—”
Başımı çevirdiğimde annemi gördüm. Derin bir iç geçirdim.“Yani anne... kulaklık var görmüyor musun?”
“İki saattir sesleniyorum, ne yapıyorsun diye?”
“Turşu kuruyorum anne.”dedim gözlerimi devirerek.“Tatlı yapıyorum işte.”
Annem gözünü kısarak saklama kabına baktı.“Kimin bu?”
“Arkadaşım tatlı yapıp vermişti, ona geri götürücem. Ayıp olmasın diye.”
Annem onaylayarak mutfaktan çıktı. Keşke “arkadaş” değil de, manita olsaydı da ona yapsaydım...
Sos da hazır olunca muhallebiyi kekin üstüne döktüm, ardından çikolatalı sosu da döktüm ve tatlıyı dolaba kaldırdım. Kendi kendime gülümseyerek mutfaktan çıktım.“Allahım, bu kadar yetenekli, becerikli ve güzel olmak zor mu ya?”Saat 3 olmuştu. Akşama doğru giderdim.
Saat 5 buçuğa yaklaşırken hazırlanmak için kalktım. Beyaz tişört, siyah eşofman; saçımı at kuyruğu yaptım. Yüzümü biraz toparlamak için hafif bir makyaj yaptım: kapatıcı, rimel, highlighter ve dudak kalemi. Kulaklığımı boynuma astım, telefonumu cebime koydum ve mutfağa geçip kabı aldım.
“Anne, yarım saatliğine çıkıyorum. Kabı bırakıp geleceğim.”Annem başını bile çevirmeden eliyle ok işareti yapıp izin verdi.
Dışarı çıkıp Meral Teyze’nin mahallesine yürümeye başladım. Aklımda cümleler dönüp duruyordu.
“Merhaba Meral Teyzeciğim, geçen ay verdiğin kabı bugün görünce aklıma geldi de... artık dolapta küflenmesin diye getirmek istedim.”
Kendi kendime mırıldanırken yolun nasıl bittiğini fark etmemiştim bile. Apartman kapısı aralıktı.“Allah’ım çok şükür...”diyerek içeri girdim. İkinci kat olmalıydı... ya da üçüncü? Yok yok, ikinci. Kapının önünde tipimi son kez düzeltip yüzüme koca bir gülümseme yerleştirdim. Zili çaldım.
Kapıyı 40’lı yaşlarında, saçlarına ak düşmüş, sert bakışlı bir adam açtı. Meral Teyze’yi beklerken bu adamı görmek tedirgin etti beni.
“Merhaba, ben Meral Teyze’ye gelmiştim.”“Meral yok.”diyerek kapıyı suratıma kapattı.
Kapıyı Suratıma Kapattı
Bir an olduğum yerde kaldım. Şaşkınlıkla elimdeki kaba baktım. Nefes alıp sabırla kapıyı tekrar çaldım. Aynı adam yine açtı ama bu kez yüzündeki memnuniyetsizlik daha belirgindi.
“Ne var yine?”“Saklama kabını bırakacaktım.”dedim, elimdeki kabı göstererek. Tam o sırada içerden bir çocuk çığlığı duyuldu. Adam sinirle içeri dönerken bağırmaya başladı.
“Yılda birkaç ay geliyorum şu eve, başımın etini yediniz!”Sesleri duyunca kapıda beklerken içim daraldı. Derken bir oda kapısı açıldı ve... karşısında Yaman’ı gördüm.
Göz göze geldik. O da beni görünce dondu. Babasının sesiyle kendine geldi.
“Al şu kardeşini sustur, susmuyor!”dediği gibi çocuğu Yaman’a doğru fırlattı. Yaman, soğukkanlılığını koruyarak kardeşini arkasına aldı.“Hadi git, odanda oyna,”diye fısıldadı. Sonra babasına döndü:
“Belki gitmek yerine evde kalıp babalık yapsaydın, böyle olmazdı.”
Yaman’ın sesi sakin ama sözü ağırdı. Babası cevap bile vermeden askıdan montunu alıp kapıya yöneldi. Yanımdan geçerken refleksle geri çekildim. Aşağı doğru indi. O sırada Meral Teyze’nin sesi duyuldu.
“Nereye gidiyorsun Ahmet? Bu ne sinir?”“Eve git Meral.”
Meral Teyze kapıya geldiğinde beni görünce yüzü yumuşadı.“Ecrin kızım, sen mi geldin?”Utandım. Nedenini bilmiyordum ama içim eziliyordu.
“Evet Meral Teyze, geçen verdiğiniz kabı getirdim. Biraz geç oldu, kusura bakmayın.”
“Olur mu öyle şey? Hem ne yaptın sen ona, eline sağlık.”
“Sizinkinden güzel değildir ama yine de getirmek istedim.”Kabı uzattım.
“Beğendiysen afiyet olsun. Hadi, gel içeri. Çay demleyeyim.”
Tam reddedecekken Yaman içerden seslendi:“Oldu olacak, yatıya da kalsın anne.”
İyice utandım. Meral Teyze oğluna sertçe döndü:“Yaman, ne biçim laf o öyle?”
Yaman’la göz göze geldik. Gözlerinde ne olduğunu anlayamıyordum. Belki öfke... belki başka bir şey.
“Annemler bekliyor zaten. Başka zamana sözüm olsun.”dedim. Meral Teyze gülümsedi ama sesi düşmüştü:“Tamam kızım, bekliyorum.”
Yaman içeri dönerken mırıldandı:“Yaman normalde çok saygılıdır, neden böyle yapıyor anlamadım kızım. Sen onu takma.”
“Sorun yok. Sanırım zor bir gün geçiriyor. Siz içeri geçin.”
Meral Teyze bir şeyler anlamış gibi başını salladı:“Allah’a emanet ol kızım.”dedi ve kapıyı kapattı.
Ben ise nasıl kendimi dışarı attım, bilmiyorum.
Belki de bu yüzden böyleydi. Soğukluğu, uzaklığı... Belki hiç sevilmemişti. Belki küçümsenmişti.Ben ise günlerdir onu sadece yüzeyden anlamaya çalışmış, kendi içimde yargılamıştım. Şimdi ne yapacaktım? Görmezden mi gelecektim onu? Yoksa yanına mı yaklaşacaktım?
Ama belki de... onun en son isteyeceği şey birinin tesellisiydi. Özellikle de benimkisi.
Belki uzak durmak... onun için en doğrusu olurdu. Ya da... benim için.