6. bölüm · Dikkat! Yakışıklı var
6. Bölüm
Okul çıkışı mahalleye attık kendimizi. Güneşin alnında pişiyoruz ama dedikodu birikmiş, onu boşlamak olmaz. Neval’le parkta banka oturduk, kola-çekirdek ritüelimizi başlattık.
“Demek Arda sana sipariş getirdi ha?” dedim, kaşlarımı manidar kaldırarak.“Sipariş bahaneymiş, kadermiş asıl.”
Neval yüzünü buruşturdu, her zamanki ciddiyetiyle.
“Alt tarafı çiğköfte getirdi Ecrin, ne kaderi, aşk romanı mı bu?”
Neval’in hayatı boyunca sevgilisi olmadı, hoşlandığını bile görmedim. O yüzden birinden etkilenme ihtimalini ben ciddiye alamıyorum.
“Kızım bir kalbin bile mi hızlanmadı? Şimdi bilmezsin sen tabii, sistem açılmamış sıfır telefon gibisin.”
Neval kıkırdar gibi yaptı ama o da farkındaydı, ben bu işin peşini bırakmazdım. Çekirdekten bir avuç aldım, tam ağzıma attım ki... acılı! Yüzümü buruşturdum, tükürdüm.
“Yine acılar denk geldi bana, ne zaman tatlı çıkacak acaba şu hayatın çekirdeği?”
“Konumuz çekirdek değil sanki?” dedi Neval, elindekini çitletmeye devam ederken.
İç çektim.
“Yine bir şey yok. Olduğum yerde sayıyorum. Saat gibi tık tık.”
“Zamana bırak. Olacağı varsa olur,” dedi, sanki gönül işlerinden diplomalı.
Kolamdan bir yudum aldım. Asidi burnumu yaktı, gözüm yaşardı.
“Harika tavsiyeler veriyorsun. Ağlamam bundan, cidden.”
O an beynimin sağ tarafından bir cisim geçti ve ben sahnede devrilen bir figürandım artık.
“Kafam! Neval ben gidiyorum galiba... Işıklar yaklaştı.”
Neval kahkaha attı, geldi, kafama baktı. “Abartma kızım, top çarptı sadece.”
“BEYNİM SARSILDI DİYORUM. Sağ tarafımı hissetmiyorum.”
Topu atan çocuğu gördüm. Sekiz, bilemedin on yaş. Hızla topa koştum. O da koştu. Ama ben kazandım, top elimdeydi artık. Gururla yükselttim.
“Patlatırım topunuzu, kim attı o topu?”
Çocuk topu geri almaya çalıştı. O sırada içlerinden biri çemkirdi:
“Abla topu ver, uzatma.”
Yüzüme sanki biber sürdüler. “Sen bana mı dedin onu?”
Neval hâlâ oturuyor, çekirdek çitliyordu. “Yeni nesil ölmüş derlerdi, inanmamıştım.”
Çocuk topa uzanmak için sıçradı. Elimle bir ‘nah’ işareti yaptım. Neval kahkahaya boğuldu.
“Verme de az eğleneyim,” dedi. Ben de ona katıldım.
Parkın yan tarafı bayırdı. Elimle orayı gösterdim.
“Atayım mı lan topunuzu aşağı?”
Onların çetesi kalabalıklaştı. Artık dört kişiydiler. Neval’i saymazsak 4’e 1’di durum.
Hepsi üstüme gelince topu havaya kaldırdım.
“YAKLAŞMAYIN! ATARIM HA!”
O sırada biri diğerine dönüp dedi ki:
“Bu abla geçen gün misketimizi de çalmıştı.”“He kanka bu mahalle ablası hep sinirli zaten.”
Dilimi ısırdım, gülmemek için zor tuttum. Ne var yani, üç misket için ters psikoloji uyguladıysam.
“Ben bir şey demiyorum, çocuklar nankör.”
Neval karnını tutarak gülüyordu.
“Ecrin, Allah seni bildiği gibi yapsın. Misket mi çaldın cidden?”
Çocuklardan biri dışarıya bağırdı:
“Abiii! Bu abla topumuzu vermiyor!”
Başımı çevirdim. Gelen kişi Arda'ydı.
Yani başka bir tanık bulamadınız mı?!
Sırıttım. “Bu mu alacak topunuzu şimdi?”
Arda elini cebine sokmuş, artist gibi yaklaştı.
“Bu ablanız küçükken de böyleydi. Sürekli kavga ederdi.”
“Topu kafama attılar, ne yapayım?” dedim, hemen savunmaya geçerek.
Neval ayağa kalktı, elini uzattı:
“Ecrin, iki saattir ‘ver topu’ diye yalvarıyorum çocuklara. Dinlemiyorsun ki!”
Şok içinde döndüm ona.
“Sen ne yalancı pisliksin!”
Neval çekirdek paketini salladı, hiç oralı değildi.
Arda Neval’e döndü:
“Hadi Ecrin benim kuzenim de, sen niye takılıyorsun bu malla? Akla zarar.”
Bir an durdum. Sonra dramatik bir veda tonuyla:
“Bu ortam bana fazla toksik geldi. Top da bende, gurur da. Gidiyorum.”
Ben dramımı yaşıyordum, elimde top, gözümde yaş, içimde öfke… derken arkamdan biri konuştu.Ses ciddi, tok, hafif alaycı. “Ne yapıyorsun sen orada, dünya kupasına mı hazırlanıyorsun?”
Döndüm. Yaman. Beynime gelen şok dalgalarından hafif titredim.Üzerinde yine Polo tişört, yakası kalkık, karizma olmaya çalışmıyor; adam zaten karizma doğmuş.Bir saniye sessizlik oldu nevalle bakıştım, şaşkındı yaman bu mu dercesine baktı. Benim gözüm hâlâ topun yukarısında. Yamana döndüm.
“Ne yapıyorum biliyor musun?” dedim. “Mahalle huzurunu sağlıyorum. Mahalle bekçisi gibiyim, ama özel sektördeyim.”
Yaman ifadesizce baktı, sonra Arda’ya döndü.“Bu kız normal mi?”
Arda sırıtıyor. “Sen onu daha hiç görmedin.”
Neval sessizden gülüyor.“Bunları her gün yaşıyoruz, canım Ecrin’in halka hizmet aşkı.”
Yaman bana döndü. “Sen ciddi ciddi çocukların topunu gasp ettin mi?”“Gasp değil o! Beyin travması! Resmen bana futbol topuyla suikast düzenlediler.”
“Beyinleri var olsaydı zaten sana atmazlardı topu.” dedi, gayet sakin.
AH.Kendime hakareti bu kadar zekice yapanı ilk kez gördüm. Bir saniyeliğine içimden “aferin” dedim ama dışarıdan suratımı astım.
“Komiklik yapma, gülmem.”“O zaten senin mizah anlayışının nerede olduğu tartışılır.”
KUDURUYORDUM.Arda ortalığı iyice karıştırmak için ortaya atladı.
“Yaman ortaokulda da böyleydi. Beni var ya, dört yıl boyunca teneffüste sustururdu.”Yaman omuz silkti. “Sen konuşulacak şeyler söylemiyordun Arda.”
Neval dayanamayıp ortaya atladı.
“Biri şu ego balonunu patlatsın. Bi de üstüne karizmatik olmaya çalışmıyor, o daha da sinir bozucu.”
Ben de Yaman’a yaklaştım, sanki meydan savaşına çıkıyoruz.
“Bak yaman mısın, ego musun bilmiyorum ama bu top bende. Ve isteyen varsa gelsin alsın.”Elimde top, meydan okur gibi bakıyorum. O da bana yaklaştı, hâlâ sakin.
“Ver topu,” dedi kısık sesle.“Verince büyü mü bozulacak?”
Bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi. “Sen küçükken de böyle miydin?”
İşte orada kalbim çok minik bir “tık” etti. Ama dışarıdan belli etmedim.“Elalemin çocukluk dosyasını açacağına şu topu isteyen miniklere ver de dağılalım.” dedim, bozuntuya vermeden.
Yaman topu elimden aldı, o buz gibi sakinliğiyle bir cümle bıraktı:
“Ben topu alırım ama ruh sağlığını bırakıyorum sende. Onu kimse alamaz artık.”Bir saniyeliğine güldüler. Neval, Arda... belki çocuklar bile.Ben gülmedim.Kendimi gülümser gibi yaptım ama içimden bir cız geçti.Ruh sağlığı mı?Bir anda tüm şamatadan çıkıp boşlukta kaldım. Hani biri kalbini azıcık dürter de birden sessizlik çökermiş gibi.Saçma ama… gerçekten bozulmuştum.Dudaklarımı sıktım, omzumu düzelttim.
“Ben gidiyorum.” dedim kısık sesle.“Boğuldum burada, hava da sıcak zaten.”Neval hemen fark etti tonu.Kaşlarını kaldırdı, ayağa kalktı.“Ecrin bir dakika, şaka yaptı sadece…”
“Ya farkındayım Neval, sıkıldım sadece.”Topuklarım yere bastıkça içimdeki gurur sesi bağırıyordu:“Ne var beğendiysek de, laf mı sokulur sürekli?”Ama dönüp bakmadım.
Neval arkamdan koştu.“Saçmalama Ecrin. Az önce çocuklara ‘nah’ yaptın, şimdi mi alındın bir cümleye?”
Yavaşladım. Dönüp ona baktım.
“Bozulma hakkım yok mu? Sürekli şaka, sürekli alay. Bir kişi de beni anlamasın zaten…”Neval sustu. Gözleriyle özür diler gibiydi ama o sırada Arda geldi yanımıza.
“Bir dakika... Yaman biraz sert konuştuysa da, kötü niyeti yoktu ki. O hep öyle konuşur zaten tanımıyorsun onu.”
“Evet tanımıyorum alttan aldıkça laf sokup duruyor beğeniyorsak da bi yere kadar.”
ters ters baktım, Neval’le göz göze geldim. Tam o an, Neval istemsizce Arda’nın koluna dokundu:
“Biraz da sen sus Arda, anlayamazsın onu şuan…”Arda o anda sustu. Ama bakışları değişti. Sanki o dokunuş, kısa bir elektrik verdi.İkisi de bir an durdu.Neval hızlıca elini çekti. Arda hafifçe gülümsedi.
“Senin ciddiyetin de çekirdekle ölçülüyor, ama olsun.”Neval gözlerini devirdi ama kızarmıştı. Arda bakarken Neval yere baktı.
Ben hâlâ ayakta, onları izliyordum. Bu sahne karşısında iyice ağlayasım geldi. İçim bir tık gevşemişti ama ağzımda hâlâ burukluk vardı. Yamana baktım uzakta çocuklara topu atmış, kollarını cebine sokmuş yürüyordu.Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Neval döndü bana:
“Bak, gel bir tur yürüyelim. Marketten dondurma alalım benden. Serinlersin, belki ruh sağlığını da dondururuz.”Güldüm istemsizce. Bozuk, yarım bir gülümseme ama içtendi.
“Ben kaymaklıyı alırım ama. Ruhumda biraz da tatlılık kalsın bari.”Neval koluma girdi. Arda sessizce eşlik etti.Yaman uzaklaştı.
Ama Ecrin’in aklında o cümle yankılanıyordu hâlâ:
“Ruh sağlığını bırakıyorum sende…”
Sanki içimde bir camı çatlatmıştı. Ama kırmamıştı. Yine de... o çatlak, ışığı başka bir yerden alıyordu artık.
