2. bölüm · DENİZ KIZI🧜🏻♀️💜
1.BÖLÜM
DENİZİN ANLATIMIYLA
Sabah alarm sesiyle gözlerimi açtım.
Bugün son senemin başlangıç günüydü.
Heyecanlıydım.
Telefonda hâlâ çalmakta olan alarmı kapatıp mutfağa gittim.
Kendime bir kahve yaptım.
Oturup kahvemi içmeye başladım.
Her zaman biraz erken uyanır okula gitmeden önce kahve içerdim.
Bu evde 'Günaydın' diyebileceğim kimsem yoktu.
Çok küçükken trafik kazasında ailemi kaybetmiştim.
Annemi,babamı,kardeşimi...
O gün bugündür yalnızım.
2 senedir tek yaşıyorum.
2 sene önceye kadar teyzem ile birlikte yaşıyordum.
Ama teyzemler bodrumdan İstanbula taşınmaya karar verince ben hem arkadaşlarımdan hem de okulumdan kopmak istemediğim için bodrumda kalmaya devam ettim.
Kahvemi yudumlarken saate baktım.
Saat daha 06.45'ti.
Ders 8 de başlayacaktı.
Saat 07.00 de kahvemi bitirmiştim odama geri döndüm.
Okul formalarımı giydim.
Saçlarımı dalgalandırdım.
Çok hafif makyaj yaptıktan sonra saat zaten 07.30 olmuştu.
Evden çıkıp okula gitmeye başladım.
Okula girdiğimde kızları bizim sınıfın sırasında gördüm ve yanlarına gittim.
"Selammm" dedim.
Kızların hepsi 'selam' dedi ve sohbet etmeye başladık.
Okuldaki sesler çok fazlayken bir anda bütün sesler kesildi.
Neden kesildiğini anlamak için etrafıma baktığımda TEOMAN VE GRUBUNUN okula giriş yaptığını gördüm.
Teoman,Aras,Kutay ve Evren.
Okulun resmen belaları.
Kendilerini bir şey sanan tayfa.
Kendilerini havalı sanıyorlar.
Çoğu kızlarda bunların peşinden koşuyor.
Anlamıyorum ki.
Ne buluyorlar böyle tiplerden.
Biz onları görmezden gelip sohbetimize devam ettik.
Müdürün o bitmek bilmeyen açılış konuşması nihayet bittiğinde, kendimizi kalabalığın arasından sıyırıp sınıfa attık.
Son sene olmanın verdiği o garip ağırlık daha ilk dakikadan omuzlarımıza çökmüştü.
Sıralara yerleştiğimizde her zamanki gibi ben ve Ezgi birlikte oturduk, Sıla ve Leyla da hemen önümüzdeki sıraya geçti.
Leyla çantasını sıraya bırakır bırakmaz derin bir iç çekti.
"Ne oldu Leyloş, daha ilk günden pes mi ettin?" diye takıldı Sıla, saçlarını geriye doğru atarken.
"Yok kızlar ya, okul dert değil de... Teoman’la aynı evde yaşamak bazen gerçekten sabır sınırı," dedi Leyla gözlerini devirerek.
Doğru ya, okulun o "bela" diye anılan çocuğunun evdeki hâlini en iyi Leyla biliyordu.
Teoman’ın dışarıdaki o cool ve ulaşılamaz tavırlarının arkasında, muhtemelen kardeşini deli eden huysuz bir abi yatıyordu.
"Yine ne yaptı senin bu pelerinli şövalyen?" diye güldü Ezgi.
"Sabah banyodan çıkmadı bir türlü! Neymiş efendim, saçının önünü tam ayarlayamamış. Okulun ilk günü karizması çizilirse ölürdü herhalde. Onun yüzünden neredeyse geç kalıyordum."
Ben tam "Klasik Teoman işte," diyecekken, sınıfın kapısı gürültüyle açıldı.
İçeri girenler tabi kide teomanın çetesi...
Teoman önde, Aras, Kutay ve Evren arkasında.
Sınıfta bir anda fısıldaşmalar başladı.
Bizim sınıfta olduklarını biliyordum ama her sene bu kadar dikkat çekmeyi nasıl başarıyorlardı, gerçekten hayret edilesiydi.
Teoman, sanki etraftaki bakışlar hiç umurunda değilmiş gibi rahat bir tavırla arka sıralara doğru yürüdü.
Tam bizim sıranın yanından geçerken gözleri bir anlığına Leyla’ya kaydı.
"Sıralarını benden önce kapmışsın bakıyorum, ufaklık," dedi Teoman, sesindeki o hafif alaycı tonla.
Leyla hiç istifini bozmadan arkasına döndü.
"Erken kalkan yol alır abi. Hem sen git arka sırada saçını falan düzelt, bozulmuştur yolda."
Kutay ve Evren arkadan hafifçe gülerken, Teoman’ın gözleri bir saniyeliğine Leyla’nın yanındaki bize, en çok da bana kaydı.
Bakışları her zamanki gibi mesafeli ve ne düşündüğü anlaşılmaz cinstendi.
Ben de hiç geri adım atmadan, 'ne bakıyorsun' der gibi düz bir ifadeyle gözlerinin içine baktım.
Aramızda bir iki saniyelik sessiz bir meydan okuma yaşandı.
Ardından hiçbir şey söylemeden omzunun üzerinden arkaya doğru yürüyüp en arka sıraya, grubunun yanına oturdu.
"Gördün mü bakışları?" diye fısıldadı Ezgi kolumu dürterek.
"Sanki buranın ağası kendisi."
"Boş ver ezgi, ilgilenmeye bile değmez," dedim kahvemden kalan son enerjiyi toplayarak önüme dönerken.
Tam o sırada ilk dersin öğretmeni içeri girdi ve tahtaya o sevimsiz kelimeyi yazdı: YKS.
Zor, yorucu ve muhtemelen bolca dramatik geçecek olan son senemiz resmen başlamıştı.
Ama ne olursa olsun, bu yılı sadece derslerime ve arkadaşlarıma odaklanarak, kimsenin huzurumu bozmasına izin vermeden bitirmeye kararlıydım.
Tabii arka sıradan gelen o yoğun bakışları üzerimde hissetmeseydim, buna inanmam daha kolay olabilirdi.
İlk ders, hocanın sınav sistemini ve bu yıl bizi nelerin beklediğini anlatan uzun nutkuyla geçti.
Kafamın içinde formüller, paragraflar uçuşurken gözüm bir an pencereden dışarı kaydı.
Bahçedeki ağaçların yaprakları yavaş yavaş sararmaya başlamıştı.
Zaman gerçekten hızlı akıyordu.
Zilin o kurtarıcı sesi koridorda yankılandığında sınıfta derin bir nefes dalgası yayıldı.
"Kızlar, ben kantine inip kendime sert bir kahve almazsam ikinci derste masaya yapışacağım," dedi Sıla, esneyerek ayaklanırken.
"Bence de inelim, temiz hava alırız hem," diye onayladı Ezgi.
Sınıftan çıkmak üzere ayaklandığımızda, arka taraftan gelen sandalye gürültüleriyle Teoman ve grubunun da hareketlendiğini fark ettim.
Koridora çıktığımızda hemen arkamızdan yürüyorlardı.
Kutay ve Aras kendi aralarında dün akşamki halı saha maçından bahsedip gülüşüyorlardı.
Tam merdivenlerin başına gelmiştik ki, karşı taraftan hızla gelen birkaç alt sınıf öğrencisi koşturarak yanımızdan geçti.
O karmaşada çocuklardan biri bana çarpmamak için hafifçe yana kırılınca, ben dengemi kaybedip merdivenin ilk basamağında tökezledim.
"Dikkat et!"
Kolumda hissettiğim güçlü bir el, beni sertçe geriye doğru çekti ve düşmekten son anda kurtardı.
Sırtım birinin göğsüne çarptığında burnuma keskin, odunsu bir erkek parfümü kokusu doldu.
Kalbim hızla çarparken başımı kaldırıp baktım.
Beni tutan kişi Teoman’dı.
O her zamanki alaycı, umursamaz ifadesinden eser yoktu; kaşlarını hafifçe çatmış, dikkatle yüzüme bakıyordu.
Eli hâlâ kolumu sıkıca kavramıştı.
Sınıftaki o kısa bakışmadan sonra, ilk defa bu kadar yakındık.
"İyi misin?" diye sordu.
Sesi beklediğimden daha pes ve ciddi çıkmıştı.
Hemen kendimi geriye çekip kolumu elinden kurtardım.
Üzerimdeki şaşkınlığı atmaya çalışarak üstümü başımı düzelttim.
"İyiyim, teşekkürler," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.
Teoman ellerini ceplerine yerleştirdi, yüzündeki o ciddi ifade anında silindi ve yerini yine o sinir bozucu, hafif gülümsemeye bıraktı.
"Önüne baksan iyi edersin Deniz Kızı. İlk günden sakatlanıp eve dönmeni istemeyiz, Leyla arkandan ağlar sonra."
Arkasındaki gruptan hafif bir kıkırtı yükseldi.
Özellikle Aras, eğlenen gözlerle bize bakıyordu.
"Ben önüme bakıyordum, suç koşanlardaydı," diye tersledim onu, gözlerimi kısarak.
"Hem sen benim için endişelenme, kendime bakabilirim."
"Görüyoruz," dedi Teoman, göz kırparak.
Yanımdan geçip merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Arkasından arkadaşları da onu takip etti.
Kutay geçerken Sıla’nın saçını çekip "Görüşürüz ufaklık," demeyi de ihmal etmedi.
"Neydi şimdi bu?" dedi Ezgi yanıma gelip koluma girerken.
Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Teoman ve kahramanlık? Dünya tersine mi dönüyor?"
"Abartma Ezgi, sadece düşmemi engelledi," dedim yürümeye devam ederek.
Ama ne yalan söyleyeyim, kalbimin ritmi hâlâ normale dönmemişti.
Kolumu tuttuğu yerdeki sıcaklık sanki hâlâ oradaydı.
"Yine de garip," diye mırıldandı Leyla, abisinin arkasından bakarak.
"Teoman normalde hayatta başkası için refleks göstermez. Genelde dünya yansa umursamaz."
"Aman, boş verin," dedim kantin sırasına girerken konuyu kapatmaya çalışarak.
"Dediğim gibi, sadece bir refleksti."
Kantine girip kahvelerimizi aldık ve bahçeye çıktık.
Ama ne kadar derslerden, sınavdan konuşmaya çalışsak da, kafamın bir köşesinde merdiven başındaki o iki saniyelik an dönüp duruyordu.
Teoman’ın o anki ciddi bakışı, okulun popüler ve umursamaz çocuğu imajına hiç uymuyordu.
Belki de arkasındaki o 'gizemli' tavrın altında, kimseye göstermediği başka bir yönü vardı.
Yeni bölüm kitabın aldığı etkileşimlere göre gelecek
