11. bölüm · Çocuktum (Hatırlamıyorum Serisi)

꧁ Bölüm 8: Şüphe ꧂

Eliz’in Hikayeleri

"Olsun kapris yok. Birde bu yanaktan bam bam bam. Geri aldık baştan. Yine yine yerlere ser beni mindere. Kıyamam sana ben. Tutuşur kül olurum. Sürerim alayı. Savaşır tuş olurum"

"Alperen bir sussanda müziği dinlesek? Bangır bangır ne bağırıyorsun şarkının içine ettiğin yetmedi kulaklarım kanıyor şu an susar mısın?"

"Aman be yenge dedik bağrımıza bastık dediklerine bak. Düşman beslemişim koynumda." diyen Alperen'e saçma bir şekilde baktım.

"Yenge bir şey diycem ya bana kız ayarlasana" dediğinde bakışım daha bir değişmişti.

"Hayırdır Emma ne oldu?" diye sordum.

"Engelledi ya beni" dedi.

"Neden? Yine ne yapıp kızı bıktırdın acaba?"

Bir an tek kaşını kaldırarak gözlerini yoldan ayırarak bana çevirdi. İstemeyerekte olsa güldüm.

"Bir şey yapmadım aslında sadece evlenelim ya biz dedim"

"Bir kıza evlenelim ya biz diye mesaj mı attın? Acaba daha ne yapabilirsin Alperen? Kız engellemekle az bile yapmış" diyerek güldüm.

Bir an araba yavaşladı ve Alperen "Yenge? Demir değil mi şu kavga eden?" diye sorduktan sonra parmağını sağ tarafa doğru çevirdi. Gösterdiği yöne bakarak "o galiba, iyi de Demir niye kavga etsin ki" diye sordum.

Alperen ise soruma gülerek "Demir kavga etmek için yer arıyor senin soruna bak dedi."

Daha sonra ise Alperen arabadan inerek Demir'in yanına ilerledi.

Bende arabada yanlız kalmamak için inerek arkasından ilerledim.

"Gençler bir ayrılın ne oluyor burada? Demir? Olum hayırdır?" diye soran Alperen'e Demir sert bir şekilde "çekil aradan Alperen canını yakmıyayım dedi karşında ki adama kafa atarak.

Demir'in kafa atması ile yere düşen adam bir süre kıvrandı yerde, perişan durumdaydı ayağa kalkacak hali kalmamıştı. Fakat Demir yakasından tutarak zorla ayağı kaldırıp duvara yasladı.

"Çabuk pes ettin. Ne oldu?" diye sorarak bir kafa daha attı.

Tam o an olanlar oldu.

Alperen, Demir'i ayırmak için aralarına girdi. Ve Demir'in adama attığı yumruk Alperen'e denk geldi.

Saniyeler içinde Demir'in kavga ettiği adamın kaçması ve Alperen'in yere düşmesine şahit oldum.

Bir süre sonra Alperen gözlerini açarak sersem bir şekilde "abi biz neredeyiz ya" dedi yattığı yerden. Daha sonra ise "Ben en son ne diyordum? Oo Demir buradaymış. Naber canım? O sen olsan barii. Sen olsan bari. Açarım kapıları hazırım dünden. O Demir olsa bari" diye şarkı söylediğinde kafamı kaldırarak Demir'e baktım.

Oda aynı şekilde bana bakarak "sert vurdum galiba devreler yanmış" dedi.

Doğan'ın anlatımı

Sabah erkenden uyanarak komutanın verdiği emire uyarak hızlıca hazırlanarak tabur'un bahçesine çıktık tüm ekip olarak.

Biz tek sıra halinde beklerken yanımda ki Burak koluma vurarak "abi senin kız işi ne oldu" diye sordu.

Gülerek "oldu gibi kardeşim" dediğimde komutanımız gelmişti.

"Günaydın arkadaşlar."

Hep bir ağızdan "sağ ol" dedik.

"Biliyorsunuz yakın zamanda annemi kaybettim. Kaybedilenin değeri çok geç anlaşılıyormuş. Annemi senelerdir görmüyordum çoğunuz bilir. Ne zamandır görmüyorsunuz annelerinizi?" diye komutanımız soru sorduğunda bir an uzaklara daldım.

Duyduğum tek şey silah arkadaşlarımın verdiği cevaplardı.

"3 ay oldu komutanım."
"1.5 ay falan."
"Ben ana kuzusuyum komutanım daha geçen gün buradaydı."
"5 ay."
"2 ay"
"Benimde olmuştur 3-4 ay."

Sonra sesler kesildi bir an. Gözlerimin önünde ki görüntü bulanıklaştı. Kulaklarımda ki ses ağırlaştı. Duyduğum tek şey ismimdi. Komutanımın sesiydi bu. Önümü göremez hale geldim. Ağzımdan sadece o sayılar döküldü.

"20." dedim. Bir süre bekledim. Gözlerimi kapattım. "20 sene" dedim.

Sonra ise ayaklarım beni daha fazla taşımadı. Yere yığıldım.

---

"Uyanıyor! Doğan? Kardeşim?"

Gözlerimi hafifçe araladım fazla ışıktan dolayı tekrar kapattım. Bir süre sonra tekrar açtığımda komutanımız dahil herkes başımdaydı.

Doğrulmaya çalıştım fakat arkadaşlarım engel oldular.

Daha sonra, komutanımın o sert emir verici sesi duyuldu. "Nasıl 20 sene"

Kafamı kendisine doğru çevirdim. Karşımda ki duvar saatini hedef olarak aldım ve gözlerimi diktim.

"Komutanım 20 yıl önce kendilerini kaybettim." dedim.

Karşılığında ise hiç cevap vermek istemediğim bir cevap aldım. "Nasıl oldu?"

Bir an o günleri, bana anlatıldığı kadarı ile tekrar yaşadım.

"Kıza çarpacaksın Atilla," diye bağırmış Aysel Türkmen, annem. "Atilla dikkat et" diye ikinci kez bağırdığında, babam küçük kıza çarpmamak için direksiyonu kırdığında karşıdan gelen araba ile kafa kafaya çarpmışlar.

Sonrası, kan gölü. Bir tarafta iki arabanın arasında kalan o küçük kız. Diğer tarafta karşı arabada, bir haftalık evli balayına giden bir çift, ve annem ve babam.

Karnında ki bebeği, sekiz aylık korumak için kollarını karnına sarmış, yüzü gözü kanlar içinde "oğlum Doğan'ım, kızım..." diyerek son nefesini veren annem. Ve son kez adımı bile ağzına alamadan anında can veren babam.

Gözlerimden akan yaşları fark bile etmemişim o anı yaşarken, bir an komutanımızın sesi duyuldu.

"Ağlama, git dinlen toparlan biraz sonra odama gel" diye. Kafa sallayarak "peki komutanım" dedim.

Bende dinlenme odasına giderek koltuklardan birine oturdum ve ağlamaya devam ettim. Kaybettiklerime, gidenlere, gelmeyeceklere, doğmamış kardeşime, anneme ve babama, o küçük kıza, o kazadan ufak tefek yaralar ile kurtulmuş o evli çifte hayatımda bir kez daha ağladım.

Sude'nin anlamı

Eve vardığımda annem içerde bir arkadaşımın beni beklediğini söyledi. Anlamsız bakışlarla ayakkabılarımı çıkararak eve girdim. "Kim?" diye sordum.

Çünkü benim şuan ki en yakın arkadaşlarım Yasemin ve Çişem'di. Ki onlar da haber vermeden asla gelmezdi. Merak içinde salona doğru ilerlediğimde bir süre kapı eşiğinde donup kaldım.

"Sude? Çok değişmişsin" diyerek kalkıp yanıma geldi ve bana sarıldı. Yerimden kıpırdamadan benden ayrılmasını bekledim.

Anneme doğru bakarak "biz özel konuşacağız kızınızla" diyerek annemden gitmesini istedi. Sanki ben anlatmayacağım anneme.

"

Canım öğrendim ki Doğan'la berabermişsiniz."

"Ya kötü haber çabuk duyulurmuş" dedim sırıtarak.

"Neden kötü haber? Sevmiyor musun yoksa?" diye sordu.

İşte bir laf sokmanın daha zamanı gelmişti. Kolumun tekini bacağımın üzerine koyarak karşımda ki kıza yaklaştım ve "haşa, benim için çok güzel bir haber bu ama senin için kötü olsa gerek. Baksana canım, içinde ki fırtına seni evime kadar atmış." dediğimde bir an yüzünün rengi attı. Sude attı, gol oldu durum sıfır iki.

"Doğan seni seviyor mu sanıyorsun?" diye sordu bu sefer.

"Sevmese o kadar peşimden koşmazdı bence, buraya kadar yorulmuşsun sen. Hadi canım başka kapıya" diyerek kolundan tutarak dışarı çıkartmaya çalıştığımda oda benim kolumdan tutarak hamle yapmamı engelledi.

"Acaba benim Doğan'dan hamile olduğumu, bana evlenme teklifi ettiğini, ve çok yakında Çağla Türkmen olucağımıda söyledi mi sana Doğan'cığım?" dediğinde ben donakaldım.

Kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü adeta. Ne bir adım ileri gidebildim, ne geri. Olduğum yerde öylece kaldım.

"Bende öyle düşünmüştüm. Ee canım o zaman okula görüşürüz malum bebeğimin teyzesi olacaksın. Senin ile aynı okula, aynı bölüme yazılmasam olmazdı. Hadi öptüm çüsss" diyerek salondan çıktı.

Ben ise, hala olduğum yerde kalmıştım. Bir an yanaklarım ıslandı. Gözüm oturduğum yerde ki telefonuma gitti. Hızlıca telefonu elime alarak Doğan'ı aradım. Uzun çalışlardan sonra mesaja düşen telefon ve aradığını kişiye ulaşılamıyor diyen sese küfrederek bir kez daha aradım. Fakat bu sefer telefonu kapalıydı.

Olduğum yere çöktüm ve gözlerimden akan yaşları serbest bıraktım.

Bir bölüm daha sonu :)

Bölüm hakkında düşünceleriniz neler?

Sude karakterini sevmeyen çok vardı. Isındınız mı Sude'ye?

Doğan hala eskisi gibi seviliyor diye düşünüyorum. Peki, Çağla hakkında düşünceleriniz neler?

Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Sizi seviyorum. ♡