13. bölüm · Çocuktum (Hatırlamıyorum Serisi)

꧁ Bölüm 10: Vuslat ꧂

Eliz’in Hikayeleri

Haftalar geçti. Aylar bitti. Şafak İstanbul'a varmak. Askerlik bitti ama ben de bittim.

Her sabah traş olmaktan, küçücük bir yatak içerisinde uyuklamaktan, günde 8 saat nöbet tutan askerlere bakıp da içerlemekten... Neyse ki ben delirmeden bitti nöbet eylemim. Ya da delirdiğimi hissettikleri için elimden aldılar piyade tüfeğimi. Bitirdiler askerliğimi. Döndük bir sivil hayata.

Yol çilesi biter mi bitmez mi derken gözlerimi açtığımda İstanbul'a varmıştım. Ayağa kalkarak otobüsten indim. Çantamı vurdum sırtıma otobüs terminalinden çıkar çıkmaz yeni bir hayata başlıyorum. Derin bir nefes alarak yürümeye devam ettim.

Arkamda adımın bağırılması ile olduğum yerde kalakaldım. Arkamı döndüğümde ise tüm dünyalar benim olmuştu.

Elimde ki çantayı yere bırakarak aynı anda bir birimize doğru koştuk. Kavuştuğumuzda ise kucağıma alarak mutluluğun verdiği hazim ile onu döndürdüm.

"Bırak ya başım dönüyor" dedi kahkahalar içinde, kucağımdan indirdim ama ayrılmaya niyetim yoktu. Bir kez daha sarıldım. Kafamı boynuna gömdüm ve o güzel kokusunu doya doya içime çektim.

Aylar boyu beklemenin, sabretmenin ödülü olarak, otobüsten indiğim anda, büyük bir sevinçle kollarıma atılması, onu tekrar hissetmek, tekrar kokusunu duymak, sesini işitmek...

Bunlar hep arzu ettiğim, fazlasıyla özlediğim hislerdi... Ve sonunda tekrar gerçekleşti.

Hiç düşünemezdim bu kadar zor olacağını beklemenin. Zindanda duvara çizik atar gibi, şafak saydım. Gerçekten de çok zorlanarak geçirdim bu günleri. Hayat bazen sınıyor ya hani doğal yollarla bizleri.

Bunlardan birisi de sevgiliyi özlemek, beklemekmiş. Bekleme sonsuza kadar sürmüyor tabi kii. Er ya da geç, bir daha ayrılmamak üzere tekrar kavuşuyorsunuz. İşte o an bu an.

Ondan bir kaç saniyeliğine ayrılarak yüzünü ellerimin arasına aldım. Ve sadece gözlerinin içine baktım. Hiç bir şey söylemeden, yapmadan bakabildiğim kadar uzun uzun baktım.

Ağzımdan sadece iki kelime döküldü. "Çok özledim."

Gülümsedi. Oda benim gibi, hiç bir şey söylemeden tekrar sarıldı bana.

"Yedin çocuğu Sude yedin. Bizede bırak." dedi arkamdan gelen ses.

Kim olduğunu anlamak için arkamı dönmeme gerek yoktu. Bizim bu romantik anlarımızı bozaca tek kişi Alperen olabilirdi.

Gülümsedim sadece. Dudaklarımı Sude'min alnına bastırarak öptüm ve bir kez daha onu çok sevdiğimi dile getirdim.

Daha sonra arkamı döndüğümde Alperen'in bize doğru geldiğine şahit olduğumda zorda olsa Sude'den ayrılarak ona doğru ilerledim.

"Çok özledim olum" diyerek sarıldım Alperen'e.

Daha sonra Sude'nin yanına ilerleyerek " benim burada bir evim var oraya gitcem sonra ama işin yoksa bir yere gidip yemek yiyelim mi?" diye sordum.

Kafa sallıyarak "evden Yasemin çağırdı diye çıktım gideyim fazla oyalanırsam kızarlar şimdi. Yarın okul çıkışı görüşebiliriz" dediğinde kafa salladım.

Ve aylardır hayalini kurduğum şeyi yaptım. Elimi, eline kenetleyerek terminalden el ele çıktık.

Kısa süreli bir ayrılık vakti gelmişti. Sevdiğim kadına bir kez daha sarılıp kokusunu içime çektim.

Sude'yle hiç istememe rağmen ayrıldık ve Alperen'le evime geçtik. Fakat bu sürede bile telefon elimde mesajlaşıyorduk Sude ile. Daha şimdiden özlemiştim.

Eve vardığımızda kapıyı açmam ile evimin ferah kokusunu içime çektim.

"Olum var ya bu evde temizlik yapılmasa çöplüktü şimdi. Sağ ol hallettin o işi." dedim Alperen'e.

Kafasını bana çevirerek "sen yokken ben her gün bu evde pes oynadım kardeş o koku nem içinde oynayamazdım kendim için temizlettim sen ne alaka" dedi gülerek.

"Pisliğin tekisin var ya" dedim eve girerek arkamdan oda girdi hemen arkamdan.

Aklıma gelen bir fikir ile tekrar gülümsedim.

"Pes atalım mı?" diye sordum.

"Ayıpsın" diyerek cebinde ki telefonu çıkararak marketi arıyarak cips kola ve bir ton abur cubur sipariş verdikten sonra gelip yanıma oturdu.

Oyuna başladıktan bir süre sonra kapı çalınca oyunu durdurdum. Ve Sude'yi aradım.

Telefon iki kez çaldıktan sonra açtı ve o güzel sesi ile "alo?" dedi.

"Naber prenses?" diye sordum. Telefonun diğer ucundan gülümseme sesini işittim.

"Ne yapayım anneme yardım ediyordum sen arayınca Yasemin arıyor geliyorum diyip kaçtım yanından."

"Yasemin bizim günah dostumuz oldu sanırım" dedim gülerek.

"Yok ya takılmaz o öyle şeylere Doğan annem şüphelenmesin sonra konuşuruz. Olur mu?" diye sorduğunda "olur tabi kii, sadece sesini duymak istedim" dedim.

Karşı taraftan bir kez daha gülümseme sesi geldi. "Seni seviyorum, görüşürüz" dediğimde oda aynı cümleyi söyledi. Daha sonra ise kapattı telefonu.

Alperen'in hala yanıma damlamamasına şaşırdığım için kalkarak kapıya doğru yürüdüm. Mutfağa girdiğimde ise elinde ki kola şişesi kafaya dikerken aynı zamanda telefonda konuşuyordu.

Kim olduğunu bilmesem de az çok tahmin ediyordum. Emma'dan başka biri değildi bence.

"Dikmişsin kafaya olum yavaş boğulcaksın" dediğimde parmağıyla sus işareti yaptı.

Kaşlarımı çattım ve "Emma değil mi? Türkçe bilmiyor ki niye susayım?" diye sordum.

"Hay anasıni satim Doğan, Emma olsa sus demem Selen'le konuşuyorum. Sürpriz yapacaktım buraya geldiğini bilmiyordu. Bozdun tüm olayı" dedi birden.

Olayı bozmam değildi ama konu. Alperen'de kuzenimin numarasının olmasıydı. "Sende ne zamandır Selen'in numarası var sen hayırdır?" diye sordum Alperen'e.

"Oha olum. Oha yani. İki dakikada konuyu nereye getirdin. Sende Emma'nın, Özge'nin numarası falan yok mu? Ne abarttın?" diye sorduğunda "aynı şey değil Özge senin ikiz kardeşin. Dediğin gibi olsun ama kuzenimden uzak dur Alpo canını yakarım" dedim ve mutfaktan çıktım.

"Ben de seni seviyorum kardeşim benim" diye bağırdı arkamdan.

Salona geldiğimde daha yeni oturduğum yere tekrar oturdum ve telefonumu elime alarak Sude'den mesaj var mı diye baktım.

Yoktu fakat yine de ben mesaj attım.

Doğan: Haftaya bir planın var mı? Doğum gününü beraber kutlarız?

Sude: Şimdilik bir planım yok. Yani aile arasında kutlamayı bırakalı çok oldu. Bakarız.

Doğan: Tamam gönül bahçemin nadir gülü, yarın görüşüyoruz her şeye rağmen öyle değil mi?

Sude: Evet. Basit bir buluşma değil bu. Üç ay sonra buluşması. Annem çağırıyor. Görüşürüz.

Yazdığında bir daha cevap yazmadım. Alperen geldiğinde elinde tüm aldıkları ve ikinci bir kola şişesi vardı.

Pes oynamaya devam ettik. Tüm günümüz beraber geçti. Günün sonunda ikimizde yorgunluktan uyuya kalmışız.

Çalan telefonuma uyandım. Arayan Demir'di.

"10 dakika sonra geliyorum. Konuşacaklarımız var. Sakın bir yere kaçayım deme, yeni döndü falan demem dalarım sana kardeşim."

Demir telefonu kapattığında yine kendisini sinirlendirecek bir şey yaptığımı anladım. Fakat yorgunluğum onun sinirinden daha ağır basıyordu. Tekrar gözlerimi kapattım.

Bir bölüm daha sonu :)
Yorum ve votelerinizi eksik etmeyin.
Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere.

Sizleri seviyorum.