14. bölüm · Çocuktum (Hatırlamıyorum Serisi)
꧁ Bölüm 11:Mutluluk ꧂
Kapı çaldığında uyandım ve kapıya yöneldim.
"Hoşgeldin Demir." diyerek kendisini içeri davet ettim.
"Gece saatin üçü, hiç gelemem içeri Doğan gideceğim. Bak sadece iki cümle. Sude'nin kılına zarar gelirse, canını yakarım. Aklında olsun" dedi bana bakarak.
Alay edici bir gülümseme ile cevap verdim. "Olum, Sude'nin kılına zarar gelirse ben zaten kahrımdan yanarım. Sen yaksan ne yazar?" dediğimde kafa salladı. "Umarım öyle olur. Görüşürüz." dedi ve gitti.
Ertesi gün
Sude'nin anlatımı
Okuldan çıktığımda Doğan beni bekliyordu.
Onu özlemenin verdiği yetki ile adımlarımı hızlattım ve Doğan'ın önüne vardığımda kollarımı açarak boynuna sarıldım. O an aklıma gelen ilk şey olarak tek ayağımı kaldırdım.
"Çok özledim be gül kokulum"
"Çok özledim doğan Güneş'im" dedim ondan bir an ayrılmadan.
"Güneş sadece sen yanında olduğunda doğuyor." dedi benden ayrılıp gözlerimin içine bakarak.
"Kaç saatinizi baya ayırabilirsiniz küçük hanım?"
Düşünüyormuş gibi yapıp "hmm 2 saat?" dedim.
"Anlaşıldı. Öyle ise hadi gidiyoruz." dedi ve elimden tutarak arabasına doğru ilerledik.
Arabayı çalıştırdığında çalan müzik ile gülümsedim.
Herkes güneşli günler görürken ben hep ıslandım
Çok uzaktı aşk bana bu yüzden hayattan saklandım
Sen hiç umulmadık bir zamanda karşıma çıkıverdin
Afalladım sen kusuruma bakma aşk evime hoşgeldin.
"Aşkım, güneşlikte benim ehliyetim olacaktı baksana bir lütfen" dediğinde elimi güneşliğe attım. İşte o an olanlar oldu.
Güneşliği açmam ile kafamdan aşağı gül yaprakları döküldü.
Şaşkınlığım zirve yapmıştı. Mutluluk ile karışmıştı. Aynı anda çalan o mükemmel şarkı ortama daha mükemmel bir ortam katmıştı. Üzerimde ki gül yapraklarına baktım ağzı açık bir şekilde.
Aynı anda şarkıya eşlik etmeye başladı.
"Ben artık yeni bir sayfa açıp, her satırına senin adını yazıp, her gün ellerimi göğe açıp, seninle hayırlısını diliyorum."
Arabayı durdurarak kafasını bana çevirdi. Gözleri öylesine derin, öylesine içten bakıyordu ki. Aşık olmamak elde değildi.
"İn hadi gezelim" dediğinde kafamı sallayarak onu onayladım ve tam kapıyı açmak için hamle yapmak için elimi kapıya attığımda çok geç kalmıştım.
Kapımı Doğan açmıştı bile. Gülümseyerek indim arabadan. Bu sefer onun elini tutan ben oldum.
Oda bu hareketime karşılık önümde durdu ve bana sarıldı. Kafasını boynuma gömdü. Ve öylece kaldı ben ise durumdan şikayetçi değildim.
Şuan istediğim tek şey bu anın bitmemesiydi. Saatlerce sürmesiydi.
Beklemediğim bir anda Doğan'ın boynumdan öpmesi beni bu fani dünyada nefes almama rağmen öldürmüştü.
Daha önce hiç yaşamadığım duyguların bir çoğunu aynı anda yaşıyordum. Belki de ilk defa aşık olmuştum. Tanımlanması imkansız duygular hissediyordum kalbimin derinliklerinde fakat ben bu duyguları bile sevmeye başlamıştım zaman ile.
Hatta, zaman ile Doğan'a ait herşeyi sevmiştim.
Onunla konuşurken huzur buluyorum. saçmalıyorum hiç olmadığı kadar, çocuklaşıyorum. En küçük hayallerde gülümsersin, beklersin, sonra ise kendimi onun yanında buluyorum.
Gözlerimin içine baktı bir süre boyunca daha sonra ise "bir çay içer miyiz?" diye sordu. Gülümsedim.
"Biri açık olsun" dedim.
"Cemal Süreya ha?" diye sorduğunda aklıma izlediğim bir dizi repliği geldiğinde bunu tekrarladım.
"Çok pis yakalandım şuan" diyerek güldüm.
"Bugünü kavuşma günümüz ilan ediyoruz öyle değil mi? 17 şubat bizim tarihimiz"
"Evet sevgilim" diye cevap verdim.
Tam o sıra yüzünü yüzüme yaklaştırıp sadece bir kaç saniyelik bir öpücüğü dudaklarıma bıraktı.
Daha sonra ellimi tutarak "nereye gittiğimizi sakın sorma, ve bu günün tadını çıkar" dedi.
Gülümseyerek onu onayladım ve beraber yürümeye başladık. Arabasına vardığımızda elimi bırakarak önümden koşarak kapımı açtı beni arabaya davet etti.
"Buyrun hanımefendi" dedi elini arabaya doğru hareket ettirerek binmemi bekledi ve kapıyı kapattı arkamdan.
Kısa süre içinde yola çıktık ve bilmediğim bir yere doğru yola çıktık. Tüm sorduğum sorulara rağmen Doğan yerini söylememişti.
Yol boyunca konuşmamıştık. Ben sadece manzara bakmakla yetinmiştim. "Geldik canım" sesini duyduğumda arabadan indiğimde bir eve geldiğimizi gördüm.
Fakat öyle basit bir ev değildi bu. Benim yaşadığım evin tüm metre karesinin üç katı kadar bahçesi vardı. Ev ise bembeyazdı. Bahçede ki havuzun açık mavisi rengi ile mükemmel bir uyum sağlıyordu.
Kafamı Doğan'a çevirip "burası neresi" diye sordum. Sorumu duyduğu an kafasını çevirdi ve yanıma gelip elimi tuttaktan hemen sonra "evim" dedi.
Ben ise duyduğum şeyin şokuna girdim. Doğan yürümeye başladığında elimi tuttuğu için ben de mecburen arkasından gittim. Sürüklenmek gibi bir amacım yoktu.
Eve girmek için büyük sürgülü kapılardan birini sol tarafa doğru iteledi ve içeri girdi.
Bende arkasından girdiğimde evin dekorasyonuna hayran kaldım.
Büyük ekran televizyon duvara montalanmıştı. Tam karşısında siyah deri bir koltuk takımı vardı. Duvarların beyaz rengi ile çok güzel uymuştu. Koltukların hemen önünde, bordo renginde ki sehpa ve altında ki küçük krem halı odaya renk katmıştı.
Televizyonun biraz sağ tarafında ise üst kata çıkan merdivenler vardı.
"Hadi yukarıya çık sen geliyorum ben" dediğinde bir an yutkunarak merdivene doğru ilerledim.
Yavaş yavaş çıkarken kalbimin birden hızlanması korktuğum anlamına gelirdi. İlk defa bir erkeğin evine gelmemin etkisi ve korkusu ile merdivenlerin sonuna geldiğimde şaşkınlıktan daha fazla ilerleyemedim.
Yerde bir çok gül vardı. Ve güller bir odaya doğru gidiyordu. Gülümseyerek odaya doğru ilerledim.
Loş bir ışık ile hazırlanmış mükemmel bir yemek masası ile sandaleyelere bağlanmış uçan balonlar ile süslenmişti oda.
Doğan yanıma geldi tam bu sıra ve bana bakarak "bugün yemekler ve kahveler benden, bir daha ki sefer tuzlu kahvem senden" dedi bana.
Sırıtarak ona sarıldım ve içimde ki tüm korku, sıkıntı, kötü duygular geçip gitmişti adeta.
Daha sonra ise beraber yemeğe geçtik. Yemek yemekten çok bir birimizi izlememize rağmen benim karnım doymuştu.
Doğan'da bunu anladığında oturduğu yerden kalkarak yanıma geldi ve beni ayağa kaldırdı. Telefonunu bir hopörlere bağlayarak slow bir şarkı açtı.
"Bu dansta bana eşlik eder misiniz?" diye sordu gözlerimin içine bakarak.
Kafamı sallayarak onu onayladım. Daha sonra ise kafamı Doğan'ın göğsüne yaslayarak hem kalp atışları ile huzur buldum, hem el ele olmamız ile mutluluktan dört köşe oldum. Hemde yanımda olmasının tadını çıkardım.
Şuan tek istediğim şey, bu anın sonsuza dek sürmesiydi...
Bir bölüm daha sonu :)
Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere.
Vote ve yorumlarınızı eksik etmeyin
Sizleri seviyorum.
♡
