16. bölüm · Çocuktum (Hatırlamıyorum Serisi)

꧁ Bölüm 13: Beni Affet ꧂

Eliz’in Hikayeleri

Girdiğim şoktan çıkmaya çalışırken Doğan'a doğru kafamı eğerek soru sordum.

"Şimdi sen bana evlenme teklifi mi ettin?"

Bana bir süre boyunca 'sen ciddi misin' bakışı attıktan sonra ciddi bir yüz ifadesi ile "yok aşkım ben şuan prova amaçlı organize ettim bunları. Seneye hazırlık yapıyorum" dedi.

Ben ise kaşlarımı çatarak söylediklerini ciddiye almıştım. Doğan'ın espri yapabilceği aklımın ucundan geçirmemiştim.

"Sude iyi misin sen? Evlenme teklifi ediyorum işte hayatını bana ada, eşim, karım, geleceğim ol diyorum" dedi gözlerimin içine bakarak.

Gülümseyerek sahilin ince taneli kumlarının üzerinde ben de diz çökerek ona sarıldım. Ve sadece kokusunu doya doya içime çektim. Daha sonra Doğan'da bana sarılarak giydiğim bluzun açık bıraktığı kadarıyla omzumu öptü. Daha sonra geri çekildi ve gözlerimin içine bakarak "cevap bekliyorum" dedi.

Hafif bir gülümse ile cevap verdim önce. Onun gözlerinin içine bakarak yüzümü yüzüne yaklaştırdım ve masum bir öpücük bıraktım dudaklarına.

Daha sonra ise Doğan'ın sürekli yaptığını yaparak gözlerinin içine bakarak konuştum.

"Ben sana aylar önce evet dedim Doğan" dediğimde karşımda ki adamın yüzünde ki gülümseme paha biçilmezdi.

"Elini verir misin?" diye sorduğunda sağ elimi ona doğru uzattım.

Yüzüğü parmağıma geçirmesini izledim. Daha sonra ise Doğan ayağa kalkarak elini bana doğru uzattı ve kalkmamı sağladı. Elimi hiç bırakmadan beni kendine doğru çekerek sarıldı ve hep yaptığı şeyi yaptı. Kafasını boynuma gömerek öylece kaldı bir süre. Nefesini boynumda hissetmek her ne kadar rahatsız edici olsada sesimi çıkarmadım.

Bir an çalan telefon ile bir birimizden ayrıldık. Arayan benim annemdi. Telefonu açtığımda eve kaçta gelceğimi sordu. Bir an Doğan'ın yüzüne bakarak şimdi yola çıktığımızı söyledim.

Telefonu kapattığımda Doğan bir adım atarak yanıma ulaştı ve elini elime kenetleyerek "eve bırakayım?" diye sordu.

Kafamı sallayarak onu onayladım ve gülümsedim.

Arabaya doğru ilerledik ve tüm yol boyunca Doğan'ı izledim. Onunda arada sırada bakışlarını yoldan ayırıp kafasını bana çevirip bana bakarak gülümseyip duruyordu.

Eve vardığımızda babamın kapının önünde olması hiç hayra alamet değildi. Doğan kafasını çevirerek bana baktı ve kafasıyla inmemi işaret etti. Benden hemen sonra ise o arabadan indi.

"Doğan? Kızımın senin yanında ne işi var?" diye babam Doğan'a bakarak soru sorduğunda benim tek derdim parmağımda ki yüzüğü saklamaktı.

Doğan duruşundan ve kendinden emin halinden hiç bir şey kaybetmeden babamdan bakışlarını bir an ayırmadan "kızınızın doğum gününü kutladık. Arkadaşlarının arasında bende vardım" dedi. Babam anlayışlı bir şekilde kafa sallayarak "geç içeri bu saatte yola çıkma" dedi Doğan'a bakarak.

Ben ise babam Doğan'a olan bakışlarımdan dolayı daha fazla şüphelenmesin diye bir anlığına elimde ki telefonun ışığını açarak saate baktım. Sabahın dördü geçiyordu.

Babam hemen bana doğru kafasını çevirerek o emir verici sesiyle bir emir daha vermişti bana "Sude, eve" diyerek.

Onu sözlerim ile onaylamak isterdim fakat şuan ortamda ki gerginlik ile susmam daha iyiydi.

Eve girdik hep beraber. Annem Doğan'ı gördüğünde gülümsedi ve bir şey söylemeden kafası ile onu takip etmemi gözleriyle işaret ederek salona doğru gitti.

Salona girdiğimizde "neredeydin sen bunca zamandır?" diye sordu. Bende kaşlarımı çatarak "anne haber vermiştim" dedim kendimi savunmaya çalışarak.

Olumsuz bir şekilde kafa sallayarak "Doğan'ı baban mı eve çağırdı?" diye sordu.

Bende onun gibi kafamı sallayarak onaylı bir şekilde cevap verdim. Bir an annemin gözleri elime gitti. Ben ise parmağımda ki yüzüğü tamamiyle unutmuştum.

Bir an kaşlarını çattı ve kafasını yüzüme doğru kaldırarak "o yüzük ne" diye sordu.

Arkamdan gelen ses ile yutkundum. "Ne yüzüğüymüş o?" diye soran babamdı.

Bir an gözlerimi tavana kaldırarak arkamı döndüm. Babamın arkasında ki Doğan bana pişmanmış gibi bakıyordu. Kafamı yere eğdim ve ayaklarıma baktım. Babama veya anneme Doğan ile olan ilişkimizi söylemediğim için bende şuan aşırı derecede pişmandım. Oradan bir ses yükseldi.

"Sakın Sude. Sakın başını eğme sen. Kaldır kafanı, yanlış bir şey yapmadın. Pardon geçebilir miyim?" diye sordu babamın arkasından bir adım atıp kapı aralığından geçerek yanıma gelerek elimi tuttu. Ben ise duygusuz ve korkulu gözlerle ona bakıyordum. "Sude'm, sakın başını yere eğme tacın düşmesin olur mu prenses?" dediğinde küçük fakat acı bir gülümseme ile cevap verdim. Babamın ve annemin gözleri üzerimizdeydi.

İçimde ki titreme dışıma vurmuştu. Babam bu sefer beni kesin öldürürdü. Tir tir titrememi bile takmadan Doğan kafasını babama çevirdi ve o kendinden emin, dediğim dedik tavrı ile babamın gözlerinin içine bakarak "ben kızınızı seviyorum" dedi.

Gözlerimden akan yaş, annemin şaşkınlığı, Doğan'ın kararlılığı ve babamın sinirinin ortasında kalmıştım. Babam sinirden kendi yumruklarını sıkıyordu. Doğan'ı bir oğlu gibi severdi seneler önce fakat şuan o sevgi nefrete dönüşmüş gibiydi.

Hızla anneme dönüp "anne bir şey yap öldürcek Doğan'ı" demem ile babam o sıktığı yumruğu Doğan'ın suratına indirdi.

Birden açılan gözlerim ve "Doğan!" diye bağırmam ile babamın açılıp suratıma yapıştırdığı tokat ile olduğum yerde kalakaldım.

Gözlerimden akan yaşlar hızlanmıştı. Doğan ağladığımı görünce babamın üzerine yüreyerek "ne o kız ne ben yanlış bir şey yapmadık. Anlaşıldı mı? Eğer. Bir kez daha o kıza el kaldırırsanız, sizi pişman ederim" dedi sinirine hakim olmayı deneyerek.

Daha sonra ise bana dönerek o emrivaki haliyle tek koluyla salonun çıkışını göstererek "düş önüme Sude" dedi.

Olumsuz bir şekilde kafa salladım. Eğer şuan bu evden çıkarsam döndüğüm an daha kötü şeyler olurdu. Gözlerime gözlerini dikerek tek kaşını kaldırdı. "Tekrar edeyim mi yürüyor musun" dedi.

"Ben gelmiyorum Doğan. Ailemi bırakıp gelemem" dediğimde babam bir anlığına gülümsedi. Fakat gözleri elimde ki yüzüğe takıldığında gülümsemesi gitti. Tekrar yüzüne o sinirli mimikleri yerleşti. Kafamı yere eğerek elimde ki yüzüğe baktım.

Bakışlarımı Doğan'a çevirdim. Dudaklarımdan sadece "beni affet" sözleri çıktı. Elim, yüzüğe gitti. Yavaş yavaş yüzüğü parmamdan çıkardım. Bir damla gözyaşı tektaşımın üzerine düştü. Doğan'ın gözleri dolmuştu. Olumsuz bir şekilde kafa sallıyordu. Yüzük parmağımdan çıkararak Doğan'a doğru bir adım attım ve elini elime aldım. Yüzüğü avucuna bırakarak avucunu kapattım.

Çok değil sadece bir kaç saniye sonra sol gözünden bir yaş düştü. Avucunu sıktı. Bana nefret dolu bir bakışla son bir kez bakıp salondan çıktı ve evin kapısını açarak kapıyı arkasından çarparak gitti.

Arkamı dönerek aileme baktım. Hiç bir şey söylemeden koşa koşa balkona çıktım. Arabasının içindeydi. Beni gördüğü an arabasını çalıştırıp tek hamleyle park ettiği yerden çıktı. Hızla gözlerimin önünden ayrıldı arabası ile.

Benim ise, içimde kopan fırtınaların haddi hesabı yoktu. Olduğum yere çöktüm, şubat ayı kar kış dinlemeden balkonda olduğum yerde çöküp sadece ağladım.

Doğum günüme, doğduğum güne lanet ederek ağladım. Doğan'sızlığa ağladım.

Doğan'ın anlatımı ile

Gözüm o evden çıktığım andan beri hiç bir şey görmüyordu. Ne şuan ki araba hızını, ne de yolu. Nerede veya nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece düz bir yolda olduğumu biliyordum. Tek elimde tuttuğum direksiyondan bir an bakışlarımı ayırarak bacağımın üzerinde ki yumruk yaptığım sağ elime baktım. Elimi açarak avucuma bıraktığı yüzüğü gördüğümde gözlerimi kapattım. Birden gelen korna sesi ile kafamı kaldırdım ve karşımda ki tır ile göz göze geldim.

Elim ayağım bir birine karıştı. Ne ara, ne hamle yaptım hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda herşey çok bulanıktı. Herşey çok karanlık. Canım acıyordu. Nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım. Hatırladığım son şey önemde ki tır ışıklarıydı. Doğrulmaya çalıştım. Belimden gelen ağrı ile anında bu isteğimden vazgeçtim.

Başım çatlıyordu. Elim bir an kafama gitti elime buluşan sıvı ile ağrıyla inledim.

Anladığım kadarıyla kaza yapmıştım ve şuan bana yardım edebilecek kimse yoktu yol kenarında. Kimsede geçmiyordu uyandığımdan beri.

Zar zor cebimde ki telefonu çıkararak rehberimde ki ilk numarayı, Alperen'i aradım.

İki kez çaldıktan sonra "Alperen ben iyi değilim" demem ile elimde ki telefon yere düştü. Almak için eğildiğimde ise ikinci bir kez belimin ağrısı ile inleyerek derin bir nefes aldım.

Telefonun diğer ucundan gelen sesleri az çok duyuyordum.

"Alo? Ne oluyor? Alperen yok burada alo? Abi kimsiniz neler oluyor?" daha sonra kesildi bir süre ses.

Alperen'in sesi duyuldu.

"Melis? Benim telefonum mu o elinde ki?"

Ağzımdan sadece "Alperen..." ismi çıktı.

"Kardeşim diye kayıtlı. Kim bilmiyorum. Aradı iyi değilim dedi."

"Alo Doğan?" sesi geldi bir an.

"Alperen" dememe rağmen beni duyduğundan emin değildim.

"Doğan olum ne oluyor? Ne oldu? Neredesin? Geleyim? Doğan..." daha sonra sesler sadece birer vızıltı gibi geldi. Ve gözlerimi kapattım.

Yapayalnızdım. Senelerdir olduğu gibi. Yine yalnızdım. Annem, babam, doğmamış kardeşim gibi benim sonumda bir trafik kazası olabilir miydi?

Sude? Seviyor o beni. Sude'm. Gül kokulum... Geleceğim, benim güzel Sude'm. Kadınım... Bir anlığına o güzel yüzü çizildi gözlerimin önünde, daha sonra kayboldu.

Kendimi gördüm bir süreliğine, çocukluğumu, annemi babamı gördüm. Sonrası karanlık.

Hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti sonrası karanlık, çok karanlık...

Ve bölüm sonu!

Şuraya bir takım bölüm yorumları alayım. Umarım bana çok saydırmazsınız. 😛

Bir daha ki bölüme görüşmek üzere...❤

Votelerinizi ve yorumlarını eksik etmeyin. 🙏