4. bölüm · Çınlama
3. BÖLÜM: AYNADAKİ KIZ
Rüyalar... Bazen gerçeklerin aynası, bazense geleceğin çağrısı... Ama değişmeyen şey, rüyaların sessiz ve derinden gelen mesajlar olduğuydu...
...........
Gecenin, gündüze kavuştuğu o sessiz vakitte Mary, gördüğü rüyanın etkisiyle uykusunda sayıklamaya başladı ve Lolla'nın tüy kadar hafif uykusundan uyanmasına neden oldu.
"Mary kâbus görüyorsun." Lolla, Mary'i sarsarak uyandırmaya çalışıyordu ve bir dakika sonra onu uyandırmayı başarmıştı.
"Sadece bir kâbustu, majesteleri."
"Be... Ben... Kâbus... Görmedim..." Mary uykudan yeni uyanmanın ve rüyasının etkisiyle derin derin nefes alarak konuşuyordu.
"Senin sayıklamana neden olacak kadar etkileyen şey ne Mary?" Lolla şüpheyle gözlerini kısmış Mary'e bakıyordu.
"Hatırlamıyorum kâhin." Mary hatırlamak için kendini zorlamıştı ama nafileydi bu çabası.
Lolla daha fazla üstelemedi ve Mary'nin tekrar uzanmasını sağladıktan sonra üzerini örttü. Kendisi de endişeyle harmanlanmış düşüncelerinin arasında Mary'nin yeniden uykuya dalmasını bekledi.
..........
Kraliçe Hera, kızının odasından çıkmıştı ve İvan'ı bularak yeniden aynı soruyu sormaya devam etmişti.
"Kızım nerede?!"
İvan ise bu sorudan artık korkmaya başlamıştı çünkü Prenses Mary ölmüştü. Acaba kraliçesi deliriyor muydu?
Hera sanki İvan'ın düşüncelerini duymuş gibi, "Benim deli olduğumu düşünüyorsun, değil mi İvan?" diye sordu. Yıllardır emri altında olan askerinin bakışlarını tanıyordu.
İvan'ın puslu kahve gözleri korku, şaşkınlık ve mahcup olamanın etkisiyle açıldı ve saçları gibi aklar düşmüş kaşlarını kaldırdı. "Hayır, majesteleri. Öyle düşünmek haddim değil. Böyle düşünmenize neden olduysam bağışlayın." Başını önüne eğmiş ve ellerini önünde bağlamıştı.
"Bakışlarından anlayabiliyorum İvan, beni kandırmaya çalışma ama böyle düşünüyorsan buna hakkın var."
İvan cümlelerin etkisiyle rahatladı ve içinde tutamadığı soruyu sordu.
"Neden Mary'i arıyorsunuz? "
"Çünkü o ölmedi."
İvan afalladı ama soru sormaya devam etti.
"Ama cesedini gözlerimle gördüm, nabzına ben baktım... Nabız yoktu. Bu nasıl olabilir? "
"Sanırım hissediyorum. Bunun nasıl olduğunu açıklayamam ama içimden bir ses Mary'nin ölmediğini hattâ çok yakında yeniden bir arada olacağımızı söylüyor." Elini, İvan'ın konuşmasını engellemek için uyarı anlamında kaldırdı ve devam etti. "Şimdi çekilebilirsin, yalnız kalmalıyım."
İvan geri çekildi ve Kraliçe Hera sarayının geniş terasından Lyneth manzarasını izledi.
............
"Mary'i saraya teslim etmeni doğru bulacaklardır." Lolla sabahın erken saatlerinde kalkmış, prensesin uyuduğundan emin olduktan sonra Martha ile konuşmak için aşağı inmişti ve ona Mary'nin kâbus gördüğünden bahsetmişti. Ayrıca Seçilenler Meclisi'nin onun hakkında söyleyebileceği şeyler konusunda ne düşündüğünü Martha'ya sormuştu.
"Neden böyle düşünsünler ki? "
"Çünkü İsyankâr üyelerimiz onun peşinde. Bundan ne kadar utanç duysalar bile onlar bizim ırkımızdan."
Lolla içten içe derin bir endişe içerisindeydi ancak dışarıdan bunu yansıtmamaya çalışarak, "Ama son söz teknik olarak bana ait", dedi.
Martha samimi olmayan bir şekilde gülümsedi. "Gölge Varlık ani bir sürpriz yapmazsa evet, öylesin. Ancak meclis üyeleri seni yaşın gereği kıdemsiz olarak gördükleri için sözlerini ne kadar ciddiye alırlar bilemem sevgili Lolla."
"Geleceğini hiç sanmıyorum. Eğer gelseydi efsanede geçen sevgili beyaz Elyarion'u ile gelirdi ve o ejderhanın derin ve sonsuz uykudan uyandığına dair bir işaret yok. Yani hayır, gelmeyecek zaten beni bu yüzden seçti."
Martha, Lolla'nın söylediklerini es geçerek ,"Mary'nin uyurken gördüklerine dikkat et. Meclis'e bu savunmayı yaparsan seni haklı bulmazlar," dedi.
"O zaman bana eşlik etmeye ne dersin Martha?" Lolla beklentiyle öğretmenine bakıyordu.
"Hayır, kesinlikle olmaz. Meclis'e katlanamadığımı biliyorsun. Özelikle de Alkarin denen o despot adama katlanamıyorum."
Lolla kıkırdamaya başlayınca Martha'nın çatılmış olan kaşları daha da çatıldı.
"Dur, tahmin edeyim. Alkarin'i Meira ile gördün ve sonrasında onun egosuyla baş etmek zorunda kaldığın için meclisten hoşlanmıyorsun." Lolla alaycı sesiyle Martha'yı kızdırmayı başarmıştı.
"Ben bu konuda gülünecek bir durum göremiyorum Kâhin Lolla." Martha kaşlarını çatarak konuşmuştu.
Lolla sırıtarak Martha'ya yaklaştı. "Sana en başında söylemiştim. Alkarin çıkarcı, aşağılık pisliğin tekiydi. Ancak sen bir kâhin olmanın getirisini kullanmayıp geleceğini kader denen canavarın pençelerine bıraktın. Geleceğini görüp değiştirebilecek potansiyelde olmana rağmen gücünü kullanmadın. En sonunda üzülen sen oldun hem de bir erkek için."
Martha, Lolla'nın söyledikleriyle yutkundu ve öylece kalakaldı.
"Bu fazla acınası bir durum olmalı ve sen korkaklığa devam mı ediyorsun? Hadi ama Martha, beni yetiştiren kadın bu değil. Bana eşlik et ve asıl acınası kimmiş o herife göster."
Martha tereddütlü bir şekilde Lolla'ya baktı ve en sonunda,"Tamam, seninle meclis toplantısına katılacağım", dedi.
Lolla'nın yüzünde ışıltılı bir tebessüm belirdi.
"Toplantı bizim lehimize olacak. Bundan eminim," dedi Lolla kendinden emin bir şekilde.
............
Prenses Mary odasında tek başına otururken gözleri yine bir noktaya dalmıştı ve bakışları bir an olsun o noktadan ayrılmıyordu.
Ve parmağındaki yüzük, bu olayı daha da arttırmıştı.
Bir anda irkilerek bakışlarını daldığı noktadan ayırdı ve odanın içerisine baktı.
Boştu. Olması gerektiği gibiydi ancak neden tam tersiymiş gibi hissediyordu?
Verebileceği bir cevap yoktu, bulamamıştı.
Annesinden, arkadaşlarından, evinden ayrılmıştı fakat hiçbir üzüntü hissetmiyordu. Neden?
Bunun cevabını da bulamadı. En sonununda tekrardan uyuyakaldı.
Ta ki garip rüyalarına bir yenisi daha eklenene kadar...
............
Kraliyet Sarayı'nda Mary'nin arkadaşlarından biri olan Catherine Meluise ile Mary'nin başnedimesi olan İlilith ile kısa bir yürüyüş yapma kararı almışlardı ve Lyneth Sarayı'nın geniş bahçelerine doğru ilerliyorlardı.
"Sizce Mary hakkında söylenenler doğru mu?" Catherine bu soruyu merak ve umut dolu bir sesle, beklentili gözlerle sormuştu.
İlilith gergin bir şekilde gülümseyerek küçük kızı yanıtladı. "Ne söylentisinden bahsediyorsun Catherine?"
"Mary ve şu kâhin kadın hakkında... Onların ölmediğine ve Kraliçe Hera'nın da bunu bildiği ve Lyneth'in tek vârisini İsyankârlara verdiğine dair söylentiden bahsediyorum."
İlilith içinden, meraklı velet, diye geçirdi.
Catherine, Milene ve Noa'ya göre gerçekten de fazla meraklıydı hattâ insanların arkasından konuşmayı küçük yaşına rağmen severdi.
"Böyle bir şey yok Catherine, biliyorsun. Eğer öyle olsaydı bize öldükleri söylenmezdi. Hem Kraliçe Hera, hakkında böyle konuştuğunu duysa çok üzülürdü."
Catherine, Hera'nın iyi biri olduğunu biliyordu ancak yerine oturmayan bir şeyler varmış gibi hissediyordu.
Düşünceli şekilde başını öne eğdi ve sarayın bahçesinin iki şerit hâlinde olan çiçeklerin ve çeşitli bitkilerin oluşturduğu renk cümbüşüne bakmadı.
Bir süre sonra İlilith acilen gitmesi gerektiğini ve yerine başka bir nedimeyi yollayacağına dair bir şeyler söylemiş ve Catherine'i yalnız bırakmıştı.
Catherine ise düşünceli hâlinden sıyrılmak için -yerinde kalması gerektiğine dair bir uyarı almasına rağmen- olduğu yerden uzaklaşmış ve bahçedeki bitkilerin gittikçe sıklaşmaya başladığı alana doğru ilerlemişti.
Bitkiler ve ağaçlar o kadar sıklaşmıştı ki güneş ışığı bile zar zor süzülüyordu.
Ancak taşlı yolun sonunda bir kulübe vardı ve bu kulübe tamamen doğanın eseriydi, hiçbir şekilde insan eli değmemiş gibi görünüyordu.
"Catherine..."
Derin bir nefes...
"Catherine..."
Başka bir derin nefes...
"Catherine..."
Bir derin nefes daha...
Catherine korkmasına rağmen bu fısıltıların geldiği yere, kulübeye doğru yönelerek içeri girdi ve tam o anda bir fısıltı daha duydu.
"Umbra spiritus agilis, exue corpus,et in speculo veritatis figuram recipe."
Birden başının döndüğünü hissetti ve her şey karardı.
.............
Gözlerini açtığında hâlâ aynı yerdeydi ama aynı zamanda da değil gibiydi.
Ne olduğunu anlamak için etrafına bakındığı sırada yeni bir ses daha duydu.
"Merhaba, Catherine."
Catherine bu sesi daha önce duymuştu. Bayılmadan hemen önce...
"Benden korkmana gerek yok." Artık bir fısıltı değildi bu, artık tok ve net bir sesti.
"Çık ortaya ve kim olduğunu söyle!"
Bir kahkaha yükseldi ve Catherine ayağa kalkarak kendi etrafında döndü.
"Beni mi arıyorsun, Catherine? "
"Sana çık ortaya dedim!"
"Sekiz yaşında olmana rağmen sence de fazla cesur değil misin, Catherine? Benden nazikçe ortaya çıkmamı iste, belki o zaman sana kendimi tanıtabilirim. Hem sen, benim en değerlimin en yakınısın."
En değerlim diye kimden bahsediyordu?
Catherine direnmenin anlamsız olacağını anlayabiliyordu. Bu yüzden 'gizemli kişi'nin istediği gibi 'nazikçe' ondan ortaya çıkmasını istedi.
"Pekâlâ, ortaya çıkar mısınız bay gizemli?" Göz devirmeyi de ihmal etmemişti.
Bir kıkırtı duydu ve başını sesin geldiği yöne çevirdi.
Gördüğü şey karşısında nutku tutulmuştu çünkü görmeyi beklediği şey bir insandı, bir gölge değil.
"Se... Sen... Nesin?" O kadar korkmuştu ki, korkudan küçük dilini yutabilirdi.
"Herkes bana uzun bir süredir Gölge Varlık der ama sen bana 'gizemli kişi' de diyebilirsin."
"Se... Sen... Senin bi... Bir ejderhan olması gerekiyordu." Catherine'in annesinin bir zamanlar bir büyücüyle bağlantısı vardı, bunu oradan biliyordu.
Gölge Varlığın sesi güler gibi çıkmıştı.
"Ah, demek efsaneyi biliyorsun ama bunu bilmemen gerekiyordu. Bunu sadece meclis bilir ve meclistekilerin bildiğinin aksine ortaya çıkmam ile ejderhamın uyanması arasında bir ilişki yok ve ejderha uyandığında garip olaylar da yaşanmayacak." Sinsice sırıttı ama Catherine bunu görmedi. "Tabi, canımız biraz eğlenmek isterse neden olmasın? Ama bunu seninle, aramızda bir güven oluşması için söyledim. Ancak uyandıktan sonra unutacaksın. Meclise bir sürpriz yapmak istiyorum ve bunun mahvolmasını istemem. "
"Söylediğin büyü ne anlama geliyordu?", dedi Catherine, karşısında ki varlığın söylediklerini umursamadan.
"Çok sabırsızsın Catherine ama duyduğuma göre birkaç cevap arıyormuşsun? Kafa karışıklığını gidermek için karşına çıktım. Büyünün anlamı ise şu; Ey ruhun kıvrak gölgesi, bedeni çıkar ve gerçeğin aynasında bir şekle bürün. Şimdi yanındaki aynaya bak ve bana ne gördüğünü söyle."
Catherine, bu saçmalığın farkında olduğunu kaşlarını çatarak göstermişti. Yine de aynaya baktı.
"Ne görüyorsun?"
"Kendi yansımamızdan başka ne görmemizi bekli-" Gözleri fal taşı gibi açılmıştı çünkü karşısında gördüğü yansıma artık kendisi değil, bir yabancınındı.
Ve o yabancı yakından bakılınca çok tanıdıktı.
O yabancı, Mary'nin ta kendisiydi.
Onun da gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Gördün mü? Biraz sabırlı ol demiştim."
"Ama... "
"Bazı cevaplar arıyordun, işte cevaplar. Mary ölmedi, Lolla da öyle."
"Bana cevap ver en değerlim dediğin kişi kim?"
Gölge Varlık cevap vermedi sadece aynaya doğru baktı ve yok olmadan önce, "Kime güvendiğine dikkat et!", dedi.
Her şey yok oldu, hiç olmamış gibi. Catherine odasında uyandı, hiç dışarı çıkmamış gibi ve efsaneyi unutmuş şekilde...
.........
"Lolla! Lolla! "
Mary evden dışarı çıkarak Lolla'nın olduğu yere doğru koştu.
"Mary, iyi misin?", dedi Lolla kendisine doğru panikle koşan kıza bakarak.
"Catherine, ben onu gördüm daha doğrusu o beni görmüş olabilir ya da ben... Bilmiyorum. Sadece çok gerçekçiydi." Nefes nefese konuşuyordu ve Lolla onu sakinleştirmek için yüzünü avuçlarının arasına aldı ve Mary'i telkin edecek sözleri söyledi.
Mary sakinleştiğinde ise ne olduğunu sordu. Mary tüm rüyayı ve konuşulan her şeyi anlattı. Ancak Mary de efsaneyi hatırlamıyordu.
"Catherine ile konuşan kişi nasıl biriydi? "
"Tam bir şekli yoktu ama kendine Gölge Varlık diyordu."
Lolla, Mary'nin sözleriyle sertçe yutkundu ve telepati yoluyla Martha ile konuşmaya başladı.
"Bir sorunumuz var Martha."
"Sorunumuz eksik olmuyor ki. Bu sefer ne oldu?"
"Mary, Gölge Varlığı görmüş."
"Ne? Nerede görmüş?"
"Rüyasında ama Mary bir Seçilen, hisleri kuvvetli."
"Evet, elbette." Martha homurdanarak zihinsel iletişimi engelledi.
"Catherine yanıma gelmeli, Kâhin Lolla."
"Hayır, Mary."
"Lütfen Lolla, Catherine tehlikede olabilir."
"Mary..."
"Lütfen."
"Meclis ne karar verirse o olacak Mary. Söylediğini ileteceğim ve kabul ederlerse Catherine yanına gelecek ancak kabul etmezlerse itiraz etmek yok, anlaştık mı? "
Mary hevesle başını salladı. "Anlaştık, kâhin."
.............
İki Gün Sonra...
Nihayet o beklenen gün gelmişti.
Meclis toplanıyordu.
Bunun için o günden beri Seçilen Topraklarına gelmişti Lolla ve Martha.
O topraklara Karanlık Yerkabuğu denirdi. Bunun sebebi ise Öteki Dünya'da bulunan bütün gücün pozitif aktığına ancak sadece bu yerdeki gücün negatif aktığına inanılmasıydı.
Ancak bu inanış İsyankârların Karanlık Yerkabuğu topraklarına girmesini engelliyordu çünkü güçlerini kötüye kullananlar orada daha fazla karanlık enerjiye sahip olmamaları gerektiği için güç dengelenerek onları öldürüyordu. Gücünü iyiye kullananlar ise negatif enerji akışı ile nötr kalarak orada bulundukları süre boyunca büyü kullanamıyordu.
Burada büyü kullanabilecek sadece iki kişi vardı, biri Gölge Varlık diğeri ise henüz orada olmayan biriydi.
Meclis, İkili Masa adı verilen bir yapıdan oluşuyordu. Bu yapı, ilk masa yani Çömezler ve ikinci masa yani Kıdemliler olarak ayrılıyordu ve eski, korku hikâyelerinden fırlamış gibi görünen, boğucu bir atmosfere sahip bir köşkte bulunuyordu.
Meclis üyeleri yavaş yavaş Karanlık Yerkabuğu'na doğru gelirken Lolla,"Sence gelecek mi?", diye sordu Martha'ya.
"Elbette gelecek, bu fırsatı kaçıracağını hiç sanmıyorum. Umalım da Elyarion ile gelmesin. O ejderha hepimizden nefret ediyor."
"Ne fırsatından bahsediyorsun? Ayrıca Elyarion nefret etmekte haklı, en sevdiği prensi bir gölgeye çevirdiniz."
Martha kızgınlıkla Lolla'ya baktı ve "Bunu biz değil, atalarımız yaptı ve Gölge Varlık bunu yapmaları için onları zorladı. Fırsat konusuna gelecek olursak yıllardır beklediği kişi hakkında bir karar verilecek ve hepimiz biliyoruz ki o, Hera'ya güvenmiyor. Bu yüzden 'liderimiz' olduğu için toplantının seyrini değiştirmekten büyük bir keyif alacaktır."
"Şu efsane tam olarak ne? Gölge Varlık neden Mary'i bekliyor? Neden doğum gününde oradaydı?"
"Efsaneyi biliyor-" Lolla sertçe Martha'nın lafını böldü.
"Hayır, bilmiyorum. Sadece bana anlattığınızı biliyorum ve tanrı bilir o lanet efsanede anlatmadığınız daha neler vardır."
"Fazla tepki gösteriyorsun, Kâhin Lolla!"
"Mary ile ilgilenmesi için görevlendirilen kişi ben olduğuma göre neden hâlâ diğer Çömezler gibi muamele görüyorum. Bu çok önemli değil mi? O zaman neden bilmem gereken şeyleri derinlemesine değil de yüzeysel biliyorum?"
"Görünüşe göre öğrencine sorgulamaması gerektiğine dair eğitim vermemişsin Martha. Hâlbuki Gölge Varlık için kefil olduğum öğrencimi önermiştim ama o, Amelia'yı seçmedi. Yazık." Alkarin öğrencisi Amelia ile Martha ve Lolla'ya küçümseyen bakışlarla bakıyordu.
"Çok haklısın sevgili Alkarin. Bizim öğrencilerimiz yani Samara ve Amelia varken dengesiz bir kâhini seçmesi hiç hoş değildi." Meira, ametist rengi beyazlaşmaya başlayan örgülü saçları ve buradaki çoğu gence taş çıkaran duruşu, bordo elbisesinin üzerine giydiği siyah pelerini ile Alkarin'e doğru yürüyordu. Yüzünde ise ukala bir sırıtış vardı.
Lolla kınayıcı bakışlarını Meira'ya çevirdi. "Bakın kim gelmiş, 'sevgilin' ile neden resmi konuşuyorsun Meira? Burdaki herkes sizin yasak aşkınızı biliyor, değil mi? Yoksa siz sadece..." Lolla sırıttı. "Anlarsın ya... Yoldaş seçimine gelirsek, Gölge Varlık, Samara ve Amelia'nın ne mal olduğunu biliyordu. E tabi, sizin gibi çürüklerden iyi bir meyve çıkamazdı."
Meira ve Alkarin sinirden kıpkırmızı olmuştu.
"Bu ne cüret, sen karşında kim olduğunu biliyor musun?!"
"Elbette biliyorum Meira. Sen bir hiçsin. Karşımda bir hiç var ve ben o hiçe bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Bu ne kadar zor bir iş senin haberin var mı?"
"Lolla yeter, dediğin gibi bir hiç olan insanlara karşı nefesini tüketmeye değmez." Martha, Meira'ya iğrenerek bakarken Alkarin'e bakmaya tenezzül bile etmemişti.
"Artık yerinize geçin!" Bunu söyleyen Caelir'di. En güçlü Vampirdi.
Martha, Lolla, Alkarin, Meira, Amelia ve Samara yerlerine geçti ve meclis bir kişi hariç tamamlandı.
"Lütfen ırkınız ve öğrencinizi tanıtarak listeyi doldurun. Önce siz başlayın Martha Silver." Meclis yönledirmesini Caelir yapardı.
"Kâhin soyundan başkâhin Martha Silver, öğrencim Kâhin Lolla Stuart ile birlikte burada bulunuyorum."
"Cadı soyundan Leo Lancas, öğrencim Cadı Lehtian Maroon ne yazık ki öldürüldü ve yeni öğrencim Lehtian'ın erkek kardeşi Sebastian Maroon ile birlikte burada bulunuyorum."
"Vampir soyundan Caelir Saphira, öğrencim Vampir Setharion Saphira ile birlikte burada bulunuyorum."
"Elf soyundan Meira Solar, öğrencim Elf Samara Lucid ile birlikte burada bulunuyorum."
"Şeytan soyundan Alkarin Medici, öğrencim İblis Amelia Ra ile birlikte burada bulunuyorum."
"Peri soyundan Daphne Nyphe, öğrencim Maya Laura ile birlikte burada bulunuyorum."
"Büyücü soyundan Elena Yves, öğrencim Phoenix Yves ile birlikte burada bulunuyorum."
"Herkes burada olduğuna göre toplantıyı başlat-" Caelir'in sözü kapının sertçe açılmasıyla bölündü. İçerideki hava ağırlaştı ve o uğursuz ses meclisin duvarlarında yankılandı.
"Meclis'in asıl lideri olmadan mı toplantıya başlayacaksın Caelir?"
Gelen kişi üç kez dilini damağına vurdu ve içeriye yavaşça süzülerek girdi.
"Hem de en değerlim hakkında karar vermek için toplantı yapıyorken. Hiç yakışmadı Sevgili Meclis'im."
Orada bulunan herkesin dili tutulmuşken dışarıda bir kükreme sesi duyuldu ve herkes köşkün penceresine döndü ve bir çift altın rengi göz ile karşılaştılar.
Bu gözlerin sahibi Elyarion'du.
Davetsiz misafirin mor gözlerinin sahibi ise Gölge Varlık...
.
.
.
.
.
Öncelikle yazım yanlışı vs. olduysa affola.
Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur.
Beğenmeyi unutmayın:)
