3. bölüm · Çınlama
2. BÖLÜM: ESSENTİA
Hanımefendi, Nolon Krallığı'nın sınırları içerisindeyiz. Sizi nereye bırakmamı istersiniz?" Adam beş gündür yolcusu olan kadına söylemişti bunları.
"Burada inebiliriz." Kadın cevap verdikten sonra at arabasının durmasını bekledi ve bu sırada kucağında uyuyan küçük kızı uyandırdı. "Uyan bakalım küçüğüm."
Kız çocuğu esneyerek uyandı ve nerede olduklarını anlamaya çalışarak etrafına bakındı. Tüm vücudu çok uzun süredir hareketsiz kalmış gibi tutulmuştu ancak nerede olduğunu bilmemenin endişesiyle tüm bu ağrıyı unutmuştu.
"Neredeyiz?" Uykudan uyanmanın etkisiyle sesi çatallı çıkmıştı.
"Nolon Krallığı'ndayız," dedi kadın ve durmuş olan at arabasından küçük kızı kucağına alarak indi. Ancak bu sırada yüzünü örten başlık kaymıştı ve yüzünü ortaya çıkarmıştı.
Adama dönüp bir kese altın verdi ve adam altınlara bakmak için eğdiği başını teşekkür etmek için kaldırıp kadına baktığında gülümseyen yüzü soldu çünkü bu kadın çok tanıdıktı. Ve uzun zaman önce bu kadını bir yerlerden gördüğünü ve hakkında söylenenleri hatırladı.
Hatırladıklarıyla adamın yüzü kireç gibi oldu. "Se... Sen o kadınsın."
Kadın, adamın bir anda değişen tavrıyla derin bir nefes verdi ve elini kaldırarak adamın alnına koydu.
Kadın donuk bir sesle, "Evet, ben o kadınım. Ama seni öldürmeyeceğim. Sadece son beş gününü sileceğim. Korkma tamam mı? Canın yanmayacak," dedi. Bu bir yalandı. Adamın canı hiç olmadığı kadar yanacaktı.
Adam kaçma girişiminde bulunmak istiyordu ancak bir şey onu yerinde tutuyordu. Bu yüzden bütün çabaları yetersiz kalmıştı.
Kadın bir şeyler fısıldadı ve adam hissettiği acıyla bir an öleceğini sandı ve korku dilini lâl etti. Artık konuşamayacaktı. Sessizliğe mahkûm olmuştu.
"Sana korkmaman gerektiğini söylemiştim. Yazık oldu."
"Ona ne yaptın?" Kadının kucağındaki kız çocuğu korkuyla bakıyordu bu gizemli kadına.
"Hiçbir şey Mary. Benden korkma. Seni korumaya çalışıyorum. Bana güven olur mu?" Kadın Mary'i kucağından indirdi ve onun boyuna gelebilmek için dizlerinin üzerine çöktü ardından elini uzattı.
Mary ise masmavi gözlere sahip kadına baktı ardından kadının uzattığı ele baktı. Bunu birkaç kez tekrarladı ve tereddüt etmeden konuşmaya başladı.
"Kâhin Lolla. Zihnimde bir ses var, beni kendisine çeken bir ses ve bu ses sana güvenmemi söylüyor. İçgüdülerim bu sese kulak vermem gerektiğini haykırıyor. Bu yüzden sana güveniyorum." Lolla'nın elini tuttu ve ona gülümsedi.
Lolla rahatladığını hisseti ve doğrularak ıssız ormanda ilerlemeye başladı. Etrafta neredeyse hiç ses yoktu. Şafak yeni söküyordu ve ormanda dağılan bir kasvet vardı.
Mary ile ilerlerken Lolla yeni bir cümle fısıldadı. "Cum umba cadet lux resurget, mutatio fiet." -Gölge çöktüğünde ve ışık yeniden doğduğunda, değişim gerçekleşecektir-. Bir büyü yükseldi ve bir değişim yaşandı.
"Ne oldu?" Mary hissetiği ağırlıkla söylemişti bunları.
"Sadece büyü. Görüntümüzü değiştirdim. Bizi tanımamaları gerek."
Mary için bu cevap yeterliydi ve aklına gelen yeni bir soruyla kâhine bakmaya devam etti.
"Annem neden beni aramıyor? Saraydan nasıl çıktık?"
"Sarayın ana kapısından çıktık Mary ve... Annen seni öldü olarak biliyor tabi beni de öyle. Böyle bilmek zorunda. İşte bu yüzden tanınmamalıyız. Ve seni bu yüzden aramıyordur. "
"Onu bir daha göremeyecek miyim? Ama neden?" Gözleri dolmuştu. "Bir çocuğu annesinden ayırmak çok kötü bir şeymiş, İlilith bana böyle söyledi."
"Anneni göreceksin. Seni annenden ayırmadım sadece şu an tehlikedesin Mary, lütfen ağlama." Lolla, Mary'nin üzülmesine karşı içinde hissettiği buruklukla söylemişti sözlerini.
Zihninde dolaşan fısıltıları duyuyordu Lolla. Tehditkâr bir ses zihninin her bir noktasında yankılanıyordu. Onu ağlatırsan Öteki Dünya'yı Mary hariç herkesle birlikte yok ederim. İşte bunları duyuyordu.
"Tehlike geçtikten sonra sana anneni getireceğim Mary. Ama biraz sabretmelisin. Şimdi buradan uzaklaşalım."
"Söz mü?" İç çekerek konuşuyordu.
"Söz. Hadi gidelim."
Mary ile ilerletmeye başladılar ve Mary yol boyunca asla susmadı ama Lolla bundan asla rahatsız olmadı aksine onun bu tatlı hallerine karşılık yüzünde bir tebessüm oluşuyordu ve gittikçe ona bağlanıyordu.
........
Lolla ve Mary uzun süre sık ağaçların arasında yürüdükten sonra acıktıklarını hissederek yürümeye son verdiler ve yiyecek bir şeyler aramaya başladılar.
Bir süre sonra Lolla, Mary'nin elini bırakmış ve yiyecek aramaya dalmıştı ve Mary'nin yanından ayrıldığının farkında değildi. En sonunda durumu fark ettiğinde derin bir endişe hissederek toplamakta olduğu ahududuları çalının altına bırakarak etrafta dolanmaya başladı. Mary yoktu.
"Mary neredesin?"
Ses yoktu. Orman sessizliği içine hapsetmişti.
"Mary!"
Ses yoktu.
"Ma-", yeniden seslenmek üzereyken duyduğu kahkahalarla yönünü sesin geldiği yere çevirdi ve o tarafa doğru koşmaya başladı. Sesin geldiği yere ulaştığında bir gariplik hissetti.
Mary'i bulduğu yer, ormanda daha önce görmediği bir açıklıktı. Ağaçlar bu alanın etrafını bir koruma çemberi gibi sarıyordu ve bir hayvanın geçemeyeceği kadar sıktı. Bu orman çoğunlukla sık ağaçlardan oluşurdu ancak burada ağaçların tümü neredeyse birbirine kavuşmuş hâldeydi.
Mary ise yavru bir tilki ile oyun oynuyordu ve hâlinden gayet memnun gibiydi. Lolla ise bunun nasıl olabileceğini sorguluyordu. Ağaçlar bu kadar sık ise Mary ve bu tilki nasıl geçmişti?
Cevap için çok düşünmesine gerek kalmadı. Tahmin ettiği gibiydi.
Mary, yavru tilkiyi kucağına aldı ve onu sevmeye başladı. Tilkinin tüyleri arasında ellerini gezdirdikçe bir kıvılcım oluşuyordu ve tilki bu şefkatin etkisiyle memnuniyetle mırlıyordu.
Lolla dehşetle onları izliyordu.
"Mary bizim için harika orman meyveleri topladım. Hadi buradan uzaklaşalım."
Mary hevesle başını salladı ancak anlamsız bir şekilde bu tilkiyi de bırakmak istemiyordu. Fakat yine de bıraktı ve Lolla'ya doğru ilerledi.
Mary bu alandan çıktıktan sonra Lolla bir an arkasına döndü ve az önceki o düzlük alanın ve tilkinin olmadığını gördü.
.......
"İşte geldik." Lolla eski bir evin kapısını çalıp, kapının açılmasını bekliyordu. Birkaç dakikalık bekleme sonucunda kapı açıldı ve kapıda yaşlı bir kadın göründü. Sert yüz hatlarına sahipti ve saçlarına aklar düşmüştü. Ela gözlerinin etrafında kırışıklıklar vardı ve hafif kambur duruyordu.
"Kâhin Lolla, ne işin var burada?" Kadın, huysuz bir sesle konuşuyordu.
"Seni de görmek güzel Martha."
"Benimle nasıl konuştuğuna dikkat et, kâhin!" Kâhin kelimesini tükürürcesine söylemişti.
"Acil bir toplantı çağrısı için geldim. Seçilenler Meclisi'ni topla ve unutma, sana itaat etmemi bekliyorsan daha çok beklemen gerek çünkü şu anda Liderin, Mary için seçtiği yoldaş benim. Bana söylediğin her şey Lidere söylenmiş sayılır."
Martha irkildi ancak bozuntuya vermemeye çalıştı.
"Meclis o kadar çabuk toplanmaz herkes canının istediği zaman gelir bunu biliyorsun Lolla."
Lolla sıkıntıyla nefesini verdi. "Onlara Liderin emri olduğunu söyle o zaman, Martha ve önümüzden çekil de içeri geçelim, Prenses Mary bugün çok yoruldu."
Martha'nın bakışları ona merakla bakan küçük kıza döndü.
"Occulus Cordis bu kız mı? Daha çok küçük. Onu isyankârlar bulursa yok ederler."
"Evet, bunu yapmaya çalıştılar bile. Şimdi çekil çünkü bugün iki kez büyü yaptım. Büyünün kokusunu alırlarsa bizi bulurlar."
Martha hemen yol verdi ve onlar içeri geçtikten sonra dışarıyı kontrol etti. Herhangi bir karanlık enerji hissetmedi ve güvenli olduğuna kanaat getirdi ardından içeri geçerek kapıyı kapattı.
"Sen kimsin?" Mary merakla bu yaşlı kadına bakıyordu.
Martha, yaşlılığına inat yavaşça çömeldi ve Mary'e gülümsedi. "Ben şu an elini tuttuğun kadının öğretmeniyim ve artık senin de öğretmeninim."
"Hey, onun öğretmeni benim."
"Sana öğrendiklerini öğreten benim, Lolla bu yüzden onu ben eğiteceğim. En azından siz buradan ayrılana kadar."
"Niye tartışıyorsunuz ki, ikiniz de benim öğretmenim olamaz mısınız?"
"Elbette oluruz."
"Elbette oluruz."
Martha ve Lolla bu cümleyi aynı anda söylemişti ve ikisinin de yüzünde minik bir tebessüm vardı.
Martha, yeniden Lolla'ya döndü. "Ona Essentia'dan bahsettin mi?"
"Hayır ama az çok bir şeyler biliyordur, değil mi Mary?"
"Essentia nedir?" Mary anlamadığını belli edercesine iki kadına bakıyordu.
Martha gözlerini devirerek başını iki yana salladı.
"Öğretmenliğin gözlerimi yaşarttı en değerli öğrencim. Şimdi önce Mary'e bundan bahset sonra da yukarı çıkıp dinlenin. Daha fazla büyü kullanma yoksa sabahı edemezsin." Bunları söyledikten sonra oradan uzaklaştı.
Lolla ise Mary'nin elinden tutup hemen karşılarındaki odaya doğru ilerledi. Attıkları her adımda evin eski tahtaları gıcırdadı. Odadan içeri girdiklerinde ise ilk önce bir pencere ve eski bir kanepe ile karşılaştılar. Duvarın büyük bir kısmı dökülmüştü ve ortadaki masada defterler, kalemler ve kağıtlar dağınık bir şekilde duruyordu.
İkisi kanepeye oturdu ve Lolla derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Mary... Şimdi sana az önce sorduğun Essentia kavramından bahsedeceğim.
Essentia, öz güç anlamına gelen bir kavram ve dört temel Essentia vardır. Bunlar; Ruhsal, bendensel, elemental, ve bağsaldır. Aslında Essentia kişiyle uyumu temsil eder yani kişi doğuştan güçle doğar ancak bunun farkında olmadan da yaşayabilir."
Cümlelerini toparlamaya çalıştı.
"Sana, dörde ayrılan Essentia'ları kimlerin kullandığını anlatmak istiyorum. Ruhsal Essentia, sezgi yeteneği ve kehanet gücü demek yani bunu benim gibi kâhinler kullanıyor. Bedensel Essentia, fiziksel dayanıklılık gibi becerilere dayanır. Bunu vampirler ve şeytanlar kullanır. Elemental Essentia, dört temel ve bunların altındaki sayısız ara güçleri başka bir deyişle tüm doğa güçlerini kontrol eder. Bunu cadılar, periler, elfler ve büyücüler kullanır. Bağsal Essentia ise tüm varlıklar ile bağ kurmanı sağlar ancak bu güç, tek bir kişi dışında henüz kimseyi seçmedi. Bu yüzden yıllardır süregelen anlatılanlar ile sana bunları söyleyebiliyorum. Ayrıca yine bu anlatılara göre Bağsal Essentia'ya sahip olan kişi tüm Essentia'ya sahip olduğunu söyler."
Mary büyük bir merakla Lolla'yı dinliyordu. Anlattıklatı ilgisini çekmişti.
"Bağsal Essentia'ya sahip olan tek kişi Liderimiz ama onun kim olduğunu bilmiyoruz, sadece gölgelerin ardında olduğu söylenir. Neyse senin de bildiğini düşündüğüm şey büyü gücüne sahip olan kişilere Seçilenler denir. Seçilenler'in toplandığı meclise ise Seçilenler Meclisi denir. Seçilenler güçlerini çok fazla kullanmazlar çünkü güç, her kullanıldığında bizim yaşam enerjimizi emer. Bu yüzden dinlememiz gerekir. Şimdilik sana bunları söyleyebilirim. Hadi şimdi yukarı çıkıp dinlenelim."
"Bağsal Essentia'ya sahip olan kişiyle tanışmak isterdim." Mary'nin dikkatini en çok bu kişi çekmişti ve merdivenlerden çıkarken de bunu düşünüyordu. Odaya girdiklerinde Mary yatağa, Lolla pencerenin önüne doğru ilerledi.
Mary eski yatağa uzandığı gibi uykuya daldı.
Lolla ise ay ışığının vurduğu minik camdan dışarı bakıyordu ve bir anda kaskatı kesildi.
"Taç düşecek, taç yükselecek."
Bu yeni bir kehanetin başıydı ancak devamının olmaması Lolla'yı endişelendirmişti.
Endişe dolu gözlerle Mary'e baktı ve mışıl mışıl uyuduğunu görünce derin bir nefes verdi ve Mary'nin yanına uzandı. Lideri görmek istemişti bu onlar için bile imkânsıza yakındı, küçük bir kız çocuğu için de öyle olmalıydı.
Uyumadan önce farkında olmadan son bir cümle fısıldadı.
"Bir isim, iki kader çizecek."
Mary ise rüyasında sadece ona gülümsediğini ve mor gözlere sahip olduğunu seçebildiği birini görecekti. Ve ona Occulus Cordis ile bir isim fısıldadığını... Ve bu onunla tanışana kadar göreceği bir rüya olacaktı.
Martha ise yukarıda onlar uyurken meclise haber vermişti. Meclis bu çağrının önemini kavrayınca iki gün sonra toplanmak istediklerini bildirdi.
.....
Kraliçe Hera son beş günde beş yıl yaşlanmıştı. Eşinin olmadığı altı yılda dik duruşu bozulmayan kraliçenin omuzları bu beş günde çökmüştü.
Artık neredeyse uyku uyumuyor, yemek yemiyordu. Kendisini ayakta tutacak kadar bunları yapıyordu çünkü kızını ararken yığılmak istemiyordu.
İvan bugün de bir haber alamadıklarını söyleyince kendisini kızının odasına kapatmıştı ve saatlerdir oradaydı.
Bir elinde göğsüne yasladığı kızının kıyafeti, diğer elinde ise eşinin fotoğrafı vardı.
"Benjamin, sevgilim. Sana verdiğim sözü tutamadım. Kızımızı koruyamadım, beni affet." Hıçkırıklarını yutmak için çok çabalıyordu ancak nafileydi.
"Onu bulamadığım her an seni daha fazla kaybediyorum, onu daha fazla kaybediyorum ve aklımı kaçırmanın sınırına geldim."
Ancak Hera farkında değildi.
Kraliçenin aynadaki yansımasında onu izleyen Mary vardı.
Mary'nin ise rüyası değişmişti artık annesini görüyordu. Sabah annesini bir daha göremeyeceğini düşünmüştü şimdi ise onu görüyordu. Rüya olsa bile.
Hayır, bu gerçekti.
Kraliçe ise aynadaki yansımaya hiç bakmadı. Ancak kızının nefesini hissetti.
Mary annesini ağladığını değil, güldüğünü gördü.
Hera kızının ona anne diye seslendiğini duydu.
Bir anne ve kızı farkında olmadan o gece birbirlerine kavuştular.
.
.
.
.
Öncelikle yazım yanlışı olduysa affola.
Keyifle okuduğunuz bir bölüm olmuştur umarım.
Beğenmeyi unutmayın:)
