2. bölüm / 6
Çeyrek Asır: Hayata DairAşk
Bölümler 6Şu an: Aşk
Sevenin inandığı kadarmış sevilen.
Sevenin aldandığı kadarmış sevilen.
Çünkü aşkın gözü kör, kulağı sağır, dili lâl, zihni bulanıkmış.
Siz hiç âşık oldunuz mu?
Ben oldum.
Bir anda oluyor.
Adını daha sık söylemeye başlıyorsunuz. Rutin hayatınızın içinde, herhangi sıradan bir işle uğraşırken bile sebebini anlayamadığınız şekilde aklınıza düşüyor yüzü, gülümsemesi. Farkında olmadan kendinizi tebessüm ederken buluyorsunuz. Her gün onu görmek, onun sesini duymak istiyorsunuz. Yanında panikten eliniz ayağınıza dolaşıyor mesela. Yeni bir yer gezdiğinizde oraya bir gün onunla da gelebilmenin hayalini kuruyorsunuz. O zamana kadar tek kişilik bir dünyaya sahipken bir anda iki kişilik oluyor dünyanız. Hayatınıza onu da dahil ediyorsunuz ve o da sizi, sizin gibi kendi hayatında konumlandırsın diye umut ediyorsunuz.
En sonunda aşk, tüm hücrelerinizi sarıyor ki gerçekleri göremez, yalanları duyamaz oluyorsunuz. Doğrularınızı yanlışa, yanlışlarınızı doğruya çeviriyorsunuz. “Yapmam.” dediklerinizi yapıyor, “İnanmam.” dediklerinize inanıyor, “Gidiyorum.” derken kendinizi kalıyor olarak buluyorsunuz. Sanki bir perde iniyor gözlerinizin önüne.
“Kavuşulsaydı aşk olmazdı.” der eskiler. Eskiden bu sözü anladığımı düşünürdüm hep. Şimdilerde sözün anlamını yani arkasını gerçek anlamda kavrayabiliyorum.
Hiç düşündünüz mü neden dizilerdeki, filmlerdeki, kitaplardaki âşıklar kavuşamıyor? Neden aşkın yazıldığı yerde hep göz yaşı ve keder var? Neden ilk görüşte âşık oluyor başroller? Neden aşkta ayrılık izliyoruz her birinde? Neden âşıklar hep öfkeli ya da narin? Tüm bu soruların her birinin farklı farklı cevaplarının olduğunu düşünebilirsiniz ancak söylemeliyim ki yine eskilerden bir söz sorularımızın hepsinin cevabı olmaya yetiyor: “Aşkın gözü kördür.”
Evet, aşkın gözü kör, kulağı sağır, dili lâl, zihni bulanıktır. Âşık insan, aşkının karşılığı olmasa da âşıktır, gözündeki yaşları saymaz, aşkı kederinden ağır basar yüreğinde, hayata olan isyanı öfkesini doğurur, bir çocuk misali koşulsuz kurduğu hayalleri kırılgan yapar bir yanını çünkü aşkın sebebi yoktur, aşkın soruları cevapsızdır. İnsan, daima bir sebep arar. Tutunmak ister bir şeylere. “Ona âşığım çünkü...”. cümlesindeki boşluğu doldurmak ister. Anlamlandıramaz sorularına cevap bulamayışlarını. Alışılagelmiş değildir. Belirsizdir. Kaygı verir ama umudun ardında saklanarak. Âşık insan umutlu görünür aslında. Bir gün aşkına kavuşacağına olan inancı tazedir ama o umut sahnenin ön tarafıdır. Sahnenin arkasında kendisinin bile reddettiği bir karmaşa hakimiyet kurmuştur. Cevabı bilinmeyen sorular, devamı gelmeyen konuşmalar, yerim bırakılmış hevesler, tek kişilik anılar yani tek kişilik acılar, görülene duyulan özlem, sessizliğin gürültülü çığlığı vardır. Aslında emek vardır, fedakarlık vardır, hassasiyet vardır, saygı vardır, tutku vardır, muhabbet vardır ama tüm bunlar tek taraflıdır.
Aşkın iki kişilik olduğuna inanılır ancak aşk hep tek kişiliktir. Bu sebeple kavuşmak imkansızdır çünkü iletişim iki kişiliktir; tek kişilik değil. Eğer emek de fedakarlık da saygı da muhabbet de tutku da iki kişilik olsaydı o zaten aşk olmazdı; sevgi olurdu çünkü sevgi birlikte inşa edilendir. Aşk ise tek kişiliktir, tek bir kişiye aittir.
Aşk, sevene aittir; sevilene değil.
