10. bölüm / 16
Buzun AteşiBilinmezlik
Bölümler 16Şu an: Bilinmezlik
- 1 Zorunlu İltisak1.371 kelime
- 2 Kıvılcım1.947 kelime
- 3 Heves1.384 kelime
- 4 Arzu1.349 kelime
- 5 İntikam914 kelime
- 6 Çelişki1.988 kelime
- 7 Yanılgı1.112 kelime
- 8 Mağlup1.129 kelime
- 9 Bilinmezlik1.378 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Can747 kelime
- 11 Zaman1.949 kelime
- 12 Şans1.370 kelime
- 13 Umut1.184 kelime
- 14 Korku1.561 kelime
- 15 Sessiz Veda ve Adalet792 kelime
- 16 Bazı Hikayeler Mutlu Bitmez391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aras ve babası o buz gibi odada kendi enkazlarını seyrederken, İzgi ve Karan Alacalı asansöre doğru yürüyorlardı. Şirketin o cam kaplı, ruhsuz koridorları İzgi’nin topuklu ayakkabılarının sesiyle inliyordu. Her adım, Aras’ın kalbine inen bir darbe gibiydi.
Asansörün aynalı kapıları kapandığında, içeride sadece İzgi ve Karan kaldı. Karan, cebinden gümüş bir sigara tabakası çıkardı ama yakmadı; sadece İzgi’nin aynadaki yansımasına baktı.
"Biliyor musun İzgi? Piyasada çok can yaktım ama bir imparatorluğun bu kadar 'zarifçe' yıkıldığını ilk kez görüyorum. Aras’ın o bakışı... Bir insanın her şeyini kaybettiği anı izlemek her zaman keyif vermez ama bugün farklıydı."
İzgi, aynadaki yansımasında yorgun ama huzurlu gözlerine baktı. Sonra bakışları Karan’a döndü.
"O bakış, kaybettiği paralar için değildi Karan. O bakış, 'strateji' diye adlandırdığı o yalan dünyasının, üzerine yıkılışının bakışıydı. Beni bir piyon sanıyordu, ama tahtı ben devirdim."
Asansör lobiye indiğinde dışarıda bir medya ordusu bekliyordu. Şirketin hisselerinin el değiştirdiği haberi ışık hızıyla yayılmıştı. Karan, ceketinin önünü ilikledi ve İzgi’ye kolunu uzattı.
"Şimdi dışarıdaki kurtlara karşı gerçek bir 'ortak' gibi yürüyelim mi? Yoksa bu oyun senin için burada bitti mi?"
İzgi, Karan’ın koluna girmek yerine kendi çantasını sıkıca kavradı. Ona hafifçe gülümsedi ama bu seferki gülüşünde kimseye eyvallahı yoktu.
"Benim için oyun o gece o tozlu odada bitti Karan. Seninle olan ortaklığım sadece bu yıkım içindi. Şirket senin olabilir, zafer benim. Şimdi kendi yoluma gidiyorum."
O sırada yukarıda, Aras babasının ofisinden fırladı. Güvenlikleri iterek merdivenlere yöneldi. Yetişmeliydi. Bir kez daha "Özür dilerim" demeliydi, sanki o kelime kırılan binlerce parçayı yapıştırabilecekmiş gibi umutla çıkışa doğru koştu.
Lobiye ulaştığında, İzgi’nin siyah arabasına binişini gördü. Koştu, nefesi kesilene kadar koştu.
"İzgi! Dur! Her şeyi geri alacağım! Babamı sildim, şirketi sildim, her şeyi sildim! Sadece gitme!"
İzgi, arabanın camını yarıya kadar indirdi. Gözlerinde ne öfke vardı ne de nefret; sadece derin bir boşluk.
"Aras, sen silemezsin. Ben zaten seni sildim. Hatırlıyor musun, 'Dengede tutmak lazım' demiştin babana? Bak, artık tam dengedeyim. Hiçbir ağırlığın kalmadı üzerimde."
Araba hareket ederken Aras, İzmir’in o kalabalık caddesinin ortasında, yüzlerce insanın meraklı bakışları altında dizlerinin üzerine çöktü. Elinde sadece İzgi’nin o sabah fırlattığı dosya vardı.
Aras’ın fısıltısı rüzgarda kayboldu: "Ben seni gerçekten sevmiştim..."
Aras, İzmir’in o işlek caddesinde, asfaltın sıcağını dizlerinde hissederken etraftaki insanların fısıltılarını duymuyordu. Tek duyduğu, İzgi’nin araba camından süzülen o buz gibi sesi ve Karan Alacalı’nın ona kolunu uzatışıydı. Elindeki dosyayı o kadar sert sıktı ki, parmak boğumları bembeyaz kesildi.
"Karan..." diye mırıldandı Aras, sesi derinden gelen bir hırıltı gibiydi. "En nefret ettiğim adamla... Beni en zayıf yerimden, onunla vurdun İzgi."
Aras yavaşça ayağa kalktı. Üstündeki tozları temizlemedi, dağılmış saçlarını düzeltmedi. Gözlerinde artık o pişman aşık yoktu; her şeyi yakmaya yemin etmiş bir düşman vardı. O an anladı ki, İzgi’yi geri kazanmak imkansızdı. O zaman geriye tek bir seçenek kalıyordu: İkisini de, kurdukları o yeni dünyayla beraber yerin dibine sokmak.
Şirketin devir işlemlerinden birkaç gün geçmişti. Karan, yeni devraldığı ofisindeki devasa camların önünde durmuş, şehri izliyordu. Ama aklında şirket rakamları değil, İzgi’nin asansördeki o dik ve mağrur duruşu vardı. İzgi’nin "Kendi yoluma gidiyorum," diyerek koluna girmeyi reddedişi, Karan gibi her şeyi elde etmeye alışmış bir adam için hem bir hakaret hem de muazzam bir çekimdi.
Karan, masasının üzerindeki kristal bardaktan bir yudum viski aldı. Kapısı yavaşça açıldı, içeriye şık ve mesafeli tavrıyla İzgi girdi.
Karan hafifçe gülümseyerek "Geleceğini biliyordum İzgi. Her ne kadar 'kendi yolum' desen de, bu enkazın tozunu tamamen silkelemen için son bir imza daha gerekiyor."
İzgi, Karan’ın masasına yaklaştı. Karan, dosyayı uzatırken parmaklarını bilerek İzgi’nin elinin üzerine değdirdi. İzgi elini hemen çekmedi ama bakışlarıyla araya aşılmaz bir duvar ördü.
"Biliyor musun İzgi, o gün lobide yürürken yanında bir piyon değil, bir kraliçe olduğunu anladım. Aras gibi bir çocuğun seni 'dengelemeye' çalışması, bir elması plastik kutuya koymaya benziyormuş. Ama benim gibi bir adamın yanımda, o elmasın gerçek ışığını herkes görebilir."
İzgi gözlerini Karan’ın gözlerine dikerek "Beni övme Karan. Ben parlamak için birinin ışığına ihtiyaç duymuyorum. Aras’ı devirmek için senin gücünü kullandım, hepsi bu. Şimdi işimizi bitirelim ve yollarımızı ayıralım."
Karan masanın etrafından dolanıp İzgi’nin tam karşısında durdu. Aras’tan daha yapılı, daha heybetliydi ve bu yakınlığı bilinçli bir baskı kurmak için kullanıyordu. "Sence bu kadar kolay mı?" diye fısıldadı. "Benimle bir kez yola çıkan, o yolun sonunu görmeden bırakamaz."
Tüm bunlar olurken Aras, şehrin en karanlık köşesinde, eski bir depoda tek başınaydı. Babası hapse girmiş, mallarına el konulmuştu ama Aras’ın hala kendine sakladığı gizli bir sermayesi ve hiçbir şeyi kalmamış bir adamın gözü karalığı vardı.
Masanın üzerinde İzgi ve Karan’ın yan yana çekilmiş boy boy fotoğrafları duruyordu. Aras bir bıçak çıkardı ve Karan’ın fotoğraftaki yüzünün tam ortasına sapladı.
"Öyle bir pusu kuracağım ki... Karan seni koruduğunu sanırken, aslında senin sonunu hazırladığını fark etmeyecek. İzgi... Seni benden başka kimse yakamazdı. Şimdi seni, o yeni 'kurtarıcınla' beraber kül edeceğim."
O akşam Karan, "kutlama" adı altında İzgi’yi şehrin dışında, deniz kenarındaki bir mekana davet etti. İzgi gitmek istemese de, Karan’ın elindeki bazı belgeleri almak için mecburdu.
Yemek boyunca Karan, İzgi’ye sadece bir ortak gibi değil, onu tamamen fethetmek isteyen bir avcı gibi davrandı. Şarabını tazelerken, ona anlattığı hikayelerle güvenini kazanmaya çalışıyordu. Ama bilmedikleri bir şey vardı: Mekanın otoparkında, karanlığın içinde Aras’ın arabası duruyordu.
Aras, onların cam kenarındaki masasını izlerken dişlerini sıktı. Karan’ın İzgi’nin eline dokunduğu o an, Aras silahının şarjörünü yerine taktı.
Aras dişlerini sıkarak kendiyle konuştu. "Gülün... Son yemeğinizin tadını çıkarın. Birazdan o masa, o geceki odadan daha beter dağılacak."
Yemekten çıktıklarında hava İzmir’in o nemli, ağır sıcağıyla yüklüydü. Mekanın dışındaki loş ışıklar, denizin karanlık sularında titreyerek yansıyordu. Karan, her zamanki o kendinden emin, otoriter tavrıyla İzgi’nin kapısını açmak için centilmence öne atıldı. Yüzünde, yemeğin verdiği o tatmin olmuş ve İzgi’ye biraz daha yaklaşmış olmanın getirdiği tehlikeli gülümseme vardı.
Tam o sırada, otoparkın kuytu köşesinden gelen ani bir lastik sesi ve ayakkabı gıcırtısı sessizliği bıçak gibi kesti.
"Olduğunuz yerde kalın!"
Aras, gölgelerin arasından fırladı. Günlerdir uyumamış gibi çökmüş gözleri, dağılmış saçları ve terden sırılsıklam olmuş gömleğiyle bir hayaletten farksızdı. Ama elinde tuttuğu o siyah, soğuk metal parçası; her şeyi bitirmeye hazır olan o silah, şaka yapmadığını haykırıyordu.
Karan, İzgi’yi anında kolundan tutup kendi arkasına çekmeye çalıştı. Ama Aras, silahın namlusunu doğrudan Karan’ın alnına doğrultarak ileri atıldı.
Arasın sesi hırıltılı ve çatallı çıktı "Bırak onu! Çek o kirli ellerini onun üzerinden Karan! Sen benim olan her şeyi aldın; babamı, şirketimi, itibarımı... Ama onu almana izin vermeyeceğim!"
Karan sesini hiç bozmadan, buz gibi bir sakinlikle "Silahı indir Aras. Kendi sonunu hazırlıyorsun. Bu zavallı halinle mi intikam alacaksın?"
Aras duyduğuyla öfkesi daha da şiddetlendi "Zavallı mı? Görürüz kim zavallı! Senin o kaslı göğsünün içindeki kalbi tek bir kurşunla durdurduğumda, İzgi o kucağına sığındığı adamın ne kadar 'ölümlü' olduğunu görecek!"
Aras’ın parmağı tetikte titriyordu. Gözü tamamen dönmüştü, mantık devre dışı kalmış, sadece o saf nefretle hareket ediyordu. Silahı biraz daha sıkı kavradı, Karan’a doğru bir adım daha yaklaştı.
İzgi, Karan’ın arkasından fırlayıp ikisinin tam ortasına geçti. Aras’ın o titreyen namlusunun tam karşısında durdu. Göğsü hızla inip kalkıyordu ama bakışları Aras’ın silahından daha keskindi.
"Aras, dur! Yapma!"
"Çekil önümden İzgi! Bu adam senin celladın, seni kullanıyor anlamıyor musun? Ben seni korumaya çalışıyorum!"
"Beni mi koruyorsun? Elinde silahla, sevdiğini iddia ettiğin kadının gözü önünde cinayet işleyerek mi? Eğer birini vuracaksan, eğer gerçekten canımı yakmak istiyorsan..."
İzgi bir adım daha attı, silahın namlusu artık onun göğsüne, tam kalbinin üzerine değiyordu. Aras’ın gözleri dehşetle açıldı.
"Bana sık Aras! Önce beni öldür! Çünkü senin o odayı, o geceyi, o masayı kirlettiğin gibi bu hayatı da kirletmene izin vermeyeceğim. Eğer Karan’a dokunacaksan önce benden geçeceksin!"
Aras ağlamaya başladı. "İzgi... Yapma... Ben seni hala... Çekil diyorum!"
Karan sesini yükselterek izgiye seslendi "İzgi, geri çekil! Bu delinin ne yapacağı belli olmaz!"
Karan, İzgi’yi omuzlarından tutup geri çekmeye çalışırken, Aras "Hayır!" diye bağırdı. Aras hem İzgi’nin ona bu kadar nefretle bakmasına, hem de nefret ettiği adamın ona dokunmasına dayanamıyordu. Bir arbede koptu. Karan, Aras’ın üzerine atıldı, silahı havaya dikmeye çalıştı. Üçü birbirine girdi; tozun, dumanın ve hıçkırıkların arasında bir boğuşma başladı.
Aras’ın "Bırak beni!" feryadı, Karan’ın küfürleri ve İzgi’nin "Durun!" çığlıkları birbirine karıştı. Karan silahın namlusunu kavradığı an, Aras var gücüyle tetiğe asıldı.
VE O AN...
Gecenin sessizliğini yırtan, kulakları sağır eden o tek el silah sesi yankılandı. İzmir sahilinde kuşlar havalandı, denizdeki dalgalar sanki bir anlığına durdu.
Sessizlik...
İzgi’nin bembeyaz elbisesinin üzerine, sıcak bir kırmızılık yayılmaya başladı. Aras’ın elleri gevşedi, silah yere düştü. Karan’ın gözlerindeki o otorite yerini saf bir dehşete bıraktı. Üçü de birbirine bakarken, içlerinden biri ağır ağır dizlerinin üzerine çöktü.
Bölüm etkileşimi
