7. bölüm / 14
B.O.Z10 YIL ÖNCE BÖLÜM 3
Bölümler 14Şu an: 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 3
- 1 BOŞLUK137 kelime
- 2 10 YIL ÖNCE1.400 kelime
- 3 YOĞUNLUK1.010 kelime
- 4 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 21.221 kelime
- 5 TANSİYON1.508 kelime
- 6 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 31.817 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 BİR ÇOCUK483 kelime
- 8 VENÜS1.041 kelime
- 9 MÜCAHİT1.350 kelime
- 10 SON KAÇIŞ2.156 kelime
- 11 KLOSTROFOBİ1.190 kelime
- 12 Xx5.102 kelime
- 13 KARANLIK AYRIM5.251 kelime
- 14 LABİRENT13.362 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Meteor fırtınası neredeyse bitmiştir; uzay boşluğundaki manzaraya hayran kalır.
Şenol: Vay be, hayal ettiğimden daha da güzel bir his insana huzur veriyor burası.
Telsizden cızırtılı sesle:
Mehmet: Fırtınadan önce söyleseydin şunu; işte o zaman aynı fikirde olurduk. Şimdi işimize dönelim. Haritanda işaretlediğim yere dikkatli bir şekilde git. Fırtınanın tam olarak bitip bitmediğini bilmiyoruz. Sana tavsiyem, giysindeki kancanla kendini bir yere sabitlemen olur; ne olur, ne olmaz.
Şenol, kolundaki tabletten gemi şemasını çıkarıp parmaklarıyla inceler. Daha sonra geminin devasa dış yüzeyinde uzay yürüyüşünü gerçekleştirir; iletişim paneline doğru çok ciddi bir şekilde ilerlemeye devam eder. Şenol, devasa geminin dış yüzeyinde yürüyüşünü gerçekleştirdikten sonra panelin olduğu yere ulaşır.
Şenol: Panelin olduğu yere geldim; şimdi onarım girişimine başlıyorum.
Belinden otomatik tornavidayı çıkararak vidaları özenli bir şekilde gevşetir. Vidalar paneldeki kızağa sabitlenmiştir; böylece yer çekiminden dolayı sağa sola uçmamış olacaktır. Bir taraftan oksijen seviyesini kontrol eder. Panelin kızaklı kapağını sağ tarafa kaydırarak açar; gözüne çarpan ilk şey yanmış bir kapasitör olur.
Şenol: Kaptan, sanırım kapasitörlerden biri yanmış; yenisiyle değiştirmeyi deneyeceğim.
Mehmet: Anlaşıldı; dikkatli ol.
Omzunun sol tarafından kancasını çeker; gelen kayışla beraber uzar ve hemen tutma kolunun oraya takıp kendini sabitler. Sırtının tam ortasından tutan kancayı çıkarıp sağ omzuna doğru takar ve sabitler. İtiş roketçikleriyle beraber kendini gemiye iyice sabitlemiştir. Belindeki kemerin hemen altında bir kemer daha vardır. Klipslerini söküp üstüne geçirilmiş mini çantasını çıkarır; yanında kemerle bağlanmış kollarını söküp beline geri takar. Bu, uzay için geliştirilmiş taşınabilir devreleme cihazıdır. Ortasında küp şeklinde ayarlanabilir bir cam vardır ve camın tam önünde iki tane tabanca şeklinde tutma kolu vardır; etrafı siyah kauçukla kaplanmıştır. Solunda otomatik lehim pompası görevini gören ayrı bir aparat vardır. Camın orta sol tarafında özel alaşımlı havya; sağ tarafta ise uzay için geliştirilmiş lehim teli vardır.
Bütün parçalar otomatik veya manuel olarak kolundaki tablete bağlanarak ayarlanabilir. Ayrıca giysisine bağlaması gereken oksijen için özel bir hortumu vardır. Bu hortum ayrıca içerideki basıncı sabitleme görevi de görür. Önce hortumu alıp çantasının sol altındaki girişe takar; sonra ayarlanabilir cam hazneyi kapasitörün olduğu bölüme koyup boyunu ayarlar. Tutma kolundaki düğmeye basarak anakartın altındaki klipsleri otomatik olarak kapatır; böylece dışarıdan herhangi bir sızıntı olmaz. Tabletinden cihaza bağlanarak içerideki havayı kalibre eder ve giysisindeki oksijeni oraya doğru yönlendirir.
Önce özel alaşımlı havyanın kolunu tutarak yanmış olan kapasitöre doğru uzatır. Havya tam yetişmez; kolun yanındaki düğmeye basarak ucunu otomatik olarak uzatır. Sağ eliyle havyayı yanmış kapasitörün lehimlerine doğru tutup iyice erimesini bekler; sol elinde tuttuğu pompayla lehimleri içine doğru çeker. Şenol iyice göz attıktan sonra devreleme cihazını tabletinden kapatıp çıkarmaya karar verir. Cihazı çıkarıp ufak kancasıyla beline taktıktan sonra çok amaçlı kemerinden kargaburunu çıkarır; kapasitörü çektiği gibi gelir ve havada süzülerek boşluğa doğru uçar. Çantasında olan devre elemanlarından bir kapasitör alır ve hemen yanındaki ufak hazneden devre tutucu kıskacını alır. Bunlar geçici olarak devre elemanlarının bacağını anakarta sabitler; çünkü anakartlar bunlara göre tasarlanmıştır ve ayak girişleri vardır; böylece yer çekiminden etkilenmezler.
Devre tutucusuyla kapasitörü anakarta sabitledikten sonra devreleme cihazını tekrar takıp aktif hâle getirir. Havya ve lehim kollarını tutarak iki bacaktan yavaş yavaş sabitler. Geri çekilerek yaptığı işe bakar; her şey iyi görünüyordur. Bir taraftan uzay boşluğundan gelen ufak taş parçaları geminin metalik gövdesine çarpıyordur.
Aldırış etmeden, hemen devreleme cihazını sökerek kıyafetindeki hava giriş pompasıyla kayışına geri bağlar.
Panelin kızağını sola çekerek kapatır; tornavidayı alarak özenli bir şekilde sıkar; kendinden oldukça emin bir vaziyettedir.
Şenol: Kaptan, sanırım hallettim; biraz zor oldu ama şimdi deneyebilirsin.
Mehmet: Anlaşıldı; şimdi iletişim sistemini yeniden başlatıp açıyorum.
Mehmet, kontrol panelinden iletişim sistemlerini yeniden başlatır; ama zayıf da olsa bir sinyal vardır.
Mehmet: Ayyıldız, Ayyıldız, duyuyor musunuz? Burası Mahir İstasyonu. Koordinatlarımız X ekseni yönünde 400, Y boylamında 800, Venüse doğru yol almış durumdayız.
Ayyıldız (Cızırtılı Ses): Duyuyoruz Mahir İstasyonu; sizden umudu neredeyse kesmiştik. Sesinizi duymak çok güzel.
Mehmet heyecanlı bir şekilde Şenol’a seslenir:
Mehmet: Başardın Şenol! Artık Ayyıldız’la iletişimimiz var; sinyal zayıf olsa da bu bize yeter.
Şenol iki kolunu havaya kaldırarak:
Şenol: Evet kaptan, bu çok güzel bir haber; hemen gemiye dönüyorum.
Mehmet: Anlaşıldı. Ayyıldız, meteor fırtınasına yakalandık ve tüm sistemlerimiz çöktü.
Tam o sırada büyük bir meteor parçası, karanlık uzay boşluğunun gölgelerinden sıyrılarak gemiye doğru yaklaşmaya başlar; gemide alarmlar çalmaya başlar.
Şenol: KAPTAN, 9 YÖNÜNE, 9 YÖNÜNE!
Mehmet: Allah kahretsin, bu da nereden çıktı?
Ayyıldız: Ma......hir istasyo....... şşşşzz
Kaptan, gemiyi ne kadar çevirmeye çalışsa da gemi dönemeyecek kadar çok hantal kalır. Taş, tam o sırada Şenol’un üstüne doğru geliyor.
Şenol: Olamaz!
Hemen kancalarını çıkarıp itiş roketçiklerini kapatır; ayaklarından yardım alarak meşhur ok fırlatma hareketini yapıp kendini boşluğa doğru ani bir refleksle fırlatır. Taş ufak çaplı patlamayla tam iletişim panelinin üstüne saplanır. Şenol, geminin öbür tarafından zor da olsa savrularak tutunur.
Mehmet: Vurulduk! Allah kahretsin, vurulduk!
Şenol: Kaptan, size kötü bir haberim var; meteor iletişim panelinin tam üstüne saplandı. Bu devasa taşı oradan çıkartmamıza imkan yok.
Mehmet gözünü devirir
Mehmet: ÜST ÜSTE GELDİ, HER ŞEY ÜST ÜSTE GELDİ!
Akif: Kaptan, burada mahsur mu kaldık yoksa?
Mehmet: Hayır, bu gemi bize her şeyi sağlar; sadece bana güvenin. Şu anda bize verilen göreve odaklanacağız.
Osman: Bu durumda nasıl devam edeceğiz?
Mehmet: Görev her şeyden önce gelir; bizler bunun için eğitildik, ne çabuk unuttunuz. Şenol, sen bir an önce buraya geri dön; şu taşın vurulduğu yeri inceleyelim.
Şenol: Anlaşıldı.
Şenol, birkaç ekipmanı çarpma sırasında kaybetse de hayatta olduğu için seviniyordur; hemen itiş roketçiklerin yardımıyla kendisini çıkışa doğru iter. Ama oksijen seviyesi hızlı hızlı düşmeye başlar.
Boğuk bir sesle:
Şenol: Olamaz; oksijen seviyem bir anda düşmeye başladı. Bu hızla varamayabilirim.
Mehmet: Acele et; giriş kapısı koordinatlarını giysine gönderdim. En hızlı yol bu.
Şenol, kolundaki tabletten hemen yol haritasını açıp kaskına yansıtır. Roketçiklerini kapatarak sıfır yer çekiminden faydalanma düşüncesi kafasına iyi bir fikir gibi geliyor. Hemen bunu uygulayarak kendini geminin üst bölümlerine doğru iter; 2 dakikalık mesafesi kalır. Sorunsuz süzülmeden sonra kapının önüne gelmeden itiş roketçiklerini açarak kendini sabitler; hemen sağındaki kolu yukarı kaldırır ve kapağı kendine doğru çeker. İçeri girip kapağı kapatır; solundaki kolu aşağı çeker. Hemen sağında basınç düğmesi vardır; ona basarak içeriye beyaz dumanlarla basınç dolmaya başlar ve yukarıdaki ışığın yeşil olmasını bekler. Hemen ardından kaskını çıkararak derin bir nefes alır. Önündeki giriş kapısını açmak için solundaki kolu saat yönünde çevirerek açar. Geminin içine girişini yapar; kapıyı kapatıp kolu saat yönünün tersine çevirir; koşar adımlarla üsse doğru yürür ve içeri girer. Mehmet’in kontrol panelinin başında, kafasında kulaklıkla konuştuğunu görür. Şenol’u görerek eliyle bir işareti yapar.
Mehmet: Taşın vurduğu yer geminin en dip bölmelerinde olduğunu tespit ettim. Akif, Osman, benimle aşağıda buluşun; incelememiz gereken bir meteor var. Tabletinize konumu gönderdim.
Osman: Anlaşıldı kaptan; ikimiz oraya doğru gidiyoruz.
Mehmet: Sen iyi misin; yaralandın mı?
Şenol: Ben iyiyim kaptan; bir an önce şu şeye hiç vakit kaybetmeden bakalım.
Şenol ve Mehmet yola koyulur. Mehmet, son bir kez kolundaki yol haritasına bakarak asansöre doğru yürürler.
Şenol: Umarım sağ salim atlatırız.
Mehmet: Merak etme; Allah’ın izniyle bu işin üstesinden geliriz. Ama bu gemi tahmin ettiğimden daha karmaşık hale geldi.
Şenol: Nasıl yani?
Mehmet: Gemiyi çok fazla inceleme fırsatımız olmadı; burası gerçekten çok büyük. Yani haritadan neyin nerede kaldığını biliyoruz; bu bir gerçek.
Şenol: Haklısın; anlaşılan zor yoldan gideceğiz.
Şenol ve Mehmet asansöre binip geminin en alt bölümlerine doğru iner. Asansör kapısı açılır. Tam ikisi çıkarken, Osman iki elini arkasına koymuş vaziyette asansöre doğru hızlıca girer. Mehmet ve Şenol şaşkın bakışlarla bakar.
Mehmet: Osman, nereye?
Osman: Acil durum, kaptan.
Akif hemen araya girerek hafif bir gülümsemeyle:
Akif: Kesinlikle acil bir durum, Osman’ın gemisinin motorları sürekli arıza veriyor.
Osman hiç konuşmaya dahil olmadan yukarı çıkmıştır bile.
Mehmet: Neyse, bırakalım da işini halletsin. Haritaya göre şu taraftan gitmemiz gerekiyor.
Üçü birden geminin en dip merkezine doğru gider.
Akif: Vay canına, bu gemi gerçekten gizemli duruyor.
Mehmet: Görmediğimiz çok yer var da ondan. Şu başımızdaki bela olmasaydı her yere bakacak zamanımız olurdu, böylece her yer gizemli durmazdı. İleriden dönersek direkt karşımızdaki kapıdan içeri giriyoruz.
Ekip içeri girer ve karşılarında geminin gövdesini yarmış devasa bir meteor taşı vardır. Sağa sola dağılmış parçalar yürürken ayak sesleri çatır çatır içeride yankılanıyordur. Akif taşın etrafını iyice inceler, atmosferden içeriye doğru herhangi bir sızıntı var mı diye.
Mehmet: Yok artık, dalga geçer gibi bu nedir? Şu taşın ortasındaki gölgeye benzeyen yüze bakın. Bu nasıl meteor böyle, sanki fırlatılmış gibi duruyor.
Akif: Kaptan, bence haklısın. Yüze benzemiyor mu? İçime bir ürperti girdi sanki. Bir dakika, sanki hareket etti gibi.
Akif eliyle taşa dokunmaya çalışır. Hemen Şenol araya girerek:
Şenol: Dur, ne yapmaya çalışıyorsun?
Demeden Akif’in dokunmasıyla çarpılması bir olur. Çarpılma etkisiyle şok onu geriye doğru fırlatır. Kolundaki tabletten dumanlar çıkıyordur.
Mehmet: Akif, iyi misin?
Şenol’un yardımıyla yerden yavaş yavaş doğrulur, sol elini başına koyarak:
Akif: Ahh, çok ani oldu. Sanki, sanki burada değildim.
Şenol: Dikkatsiz davranırsan bu gidişle burada olmayacaksın.
Akif: Ah, dalga geçmiyorum.
Şenol Akif’i ayağa kaldırır.
Mehmet: Bilmediğiniz şeylere bundan böyle dokunmayın.
Mehmet cebinden ölçüm aletini çıkarır ve taşın etrafında gezdirir.
Mehmet: Radyasyona ait bir değer alamıyorum. Oksijen değerleri de stabil görünüyor. Bu taşı buradan oynatmasak iyi ederiz, yoksa gemi için bir facia olabilir. Görünüşe bakılırsa büyük bir yarıkla karşı karşıyayız. Bir ihtimal belki kapatabiliriz ama zaten bu dev meteor yığınını oynatmak için gereken ekipmanımız var mı, ondan bile emin değilim. Osman, duyuyor musun?
Osman: Evet, ka...ptan.
Mehmet: Hâlâ mı tuvalettesin? Oradan çıktıktan sonra senden sistemleri kontrol etmeni isteyeceğim, başka hasar alan yer var mı diye. Senden dönüş bekliyorum.
Osman: Anlaşıldı, kaptan.
Mehmet hafifçe gözlerini kısar, Şenol ve Akif’e bakar.
Akif: Valla kaptan, biz ne yediysek o da ondan yedi.
Mehmet: Neyse, bu muhabbet çok uzadı.
Ekip hep beraber odayı terk ederek asansöre doğru yola koyulur ama göremedikleri şey, odadan ayrıldıktan sonra taşın çatlamaya başlamasıydı.
Akif: Vay anasını, daha önce hiç meteor tarafından çarpılmamıştım ve gerçekten manyak bir şey. Bir buluş bile gerçekleştirmiş olabiliriz.
Şenol: Şimdiye kadar bende hiç böyle bir şey ne duydum ne de gördüm.
Mehmet: Neyi bulduğumuzun önemli olduğunu düşünmüyorum. Sadece görevimizi sağ salim bitirelim.
Ekip asansöre çoktan varır. Şenol düğmeye basar. Asansör hemen gelir. Herkes biner ve yukarı çıkarlar. Asansör ana girişin oraya gelir ve inerler.
Mehmet: Akif, Şenol, siz bugünlük dinlenin. Ben de son kontrolleri yapıp kabine geçerim.
Akif: Tamamdır kaptan, biz gidelim. Aksi durumda bize anons geçersin.
Şenol ve Akif başlarını sallayarak giderler. Mehmet üssün yolunu tutar. Panellerin önüne geldiğinde ekranda bir olumsuzluk var mı diye kontrol eder. Hemen kulaklığını takar ve Osman’a seslenir.
Mehmet: Osman, ne durumdasın?
Osman geminin -183 derece olan, sadece bir insanın girebileceği dar bir alanda yüzükoyun vaziyette, sağında ve solunda sürekli dumanlar çıkan, hemen tepesinde hafif buz sarkıkları olan bir yerdedir ve termal astronot kıyafetleriyle zar zor hareket ederek hemen sağındaki vanayı kapatıp vidalarını sökmeye başlar. O arada anons gelmiştir.
Osman: Kaptan, geminin yakıt tankı bölümündeyim. Burada bir arıza tespit ettim, şimdi onarımlarını yapıyorum. Sanırım çarpışmadan dolayı arıza vermiş, yoksa burası kolay kolay bozulacak bir yer değil.
Mehmet: Tamam, dikkatli ol. Yardıma ihtiyacın olursa haber ver. Diğerlerini istirahate gönderdim. İşini bitirince dinlenmene bak.
Osman: Anlaşıldı, kaptan.
Kendi kendine konuşarak...
— Umarım burada üşütmem. Giysinin içindeyim ama nedense etrafa bakınca üşüyesim geliyor.
Şenol uyumaya hazırlanırken eline kalem ve not kağıdı alarak bugünkü önemli gelişmeleri yazar ve yatağının yanındaki duvara yapıştırır ve sonra yavaşça gözlerini kapatarak uykuya dalar.
Bölüm etkileşimi
