5. bölüm / 14
B.O.Z10 YIL ÖNCE BÖLÜM 2
Bölümler 14Şu an: 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 2
- 1 BOŞLUK137 kelime
- 2 10 YIL ÖNCE1.400 kelime
- 3 YOĞUNLUK1.010 kelime
- 4 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 21.221 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 TANSİYON1.508 kelime
- 6 10 YIL ÖNCE BÖLÜM 31.817 kelime
- 7 BİR ÇOCUK483 kelime
- 8 VENÜS1.041 kelime
- 9 MÜCAHİT1.350 kelime
- 10 SON KAÇIŞ2.156 kelime
- 11 KLOSTROFOBİ1.190 kelime
- 12 Xx5.102 kelime
- 13 KARANLIK AYRIM5.251 kelime
- 14 LABİRENT13.362 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sistem alarmı kulakları sağır edercesine öter. Duvarda ki ışıklar kırmızıya dönmüş, düzenli aralıklarla yanıp sönmektedir. Metal tavanın hoparlörlerinden gelen kaptanın sesi sert ve kararlıdır.
Mehmet: Kaptanınız konuşuyor. Herkes acil kokpite gelsin. Tekrar ediyorum: Herkes acil kokpite gelsin.
Şenol gözlerini hızla açar. Ter içindedir. Anonsla birlikte doğrulup bir an nefesini kontrol etmeye çalışır, sonra yerinden fırlayarak harekete geçer. Ayakkabılarını giymeye bile vakti yoktur. Koşmaya başlar. Çıplak ayaklarının soğuk zemine çarpan sesi koridorda yankılanır.
Akif kulaklıkla uyuyordur. Bir taraftan Mehter Marşı çalmaktadır. Alarmın ve anonsun şiddetiyle aniden sıçrar. Kulaklıkları yere düşer. Gözleri büyür. Panikle üstünü giyer, ayakkabılarını tek hamlede geçirir ve koşmaya başlar. Yerdeki kulaklıktan hala mehter marşı sesi geliyordur.
Osman klozette otururken başını kaldırır. Anons yankılanırken gözlerini devirir.
Osman: Of ya… Daha bitmemişti ki!
Sifonu iki denemede zorla çeker, ellerini yıkayıp koşarak çıkar.
Mürettebat tam kadro kokpitte toplanmıştır. Kaptan Mehmet ön panele yaslanmış, gözlerini köşede ki radar ekranına dikmiştir.
Mehmet: Herkes yaşam destek ünitelerini taksın. Meteor fırtınasına yakalandık.
Paneller titrer. Dışarıda yıldızların arasından geçen ışık huzmeleri arasında devasa taş parçaları görünmektedir. Herkes panikle özel kıyafetlerini alıp giymeye başlar. Birden dışarıdan güçlü bir sarsıntı gelir.
KUVVETLİ PATLAMA – GEMİ SARSILIR
Mehmet: Allah kahretsin… Vurulduk!
Tüm mürettebat savrulsa da kısa sürede dengeyi sağlarlar.
Mehmet: Şenol, hasar tespitine çık. Ne durumdaysak öğren, ne gerekiyorsa yap.
Akif, Osman sistem kontrollerini sağlayın. Bu gemide tek bir arıza bile istemiyorum!
Şenol kolundaki dijital tableti açar. Geminin iç yapısı holografik olarak belirir. Hasarlı bölgeler kırmızı yanmaktadır. Hedefini belirler ve yürümeye başlar. Malzeme dolabının önünde durur, kapağı açar. Gözleri bir an parlayan bir şeyde takılır: çok amaçlı alet kemeri. Hafifçe gülümseyerek alır ve beline takar.
Fırtına hâlâ devam etmektedir. Dış yüzeye çarpan küçük meteor parçalarının sesi içeride metalik bir yankı bırakır. Sanki yağmur sesi gibi. Şenol dikkatle etrafına bakarak C Kapısı'na yaklaşır. Koridorun sonunda, hangar kapısı vardır. Büyük ve gösterişli. Kapının ortasında küçük gözlem camı vardır. İçeriye bir bakış atar.
Karanlık hâkim. Havanın içinde ince bir toz bulutu süzülüyor. İçerisi sessiz, sadece uzaktan gelen düşük frekanslı bir uğultu duyuluyor.
Elindeki feneri yukarı kaldırır, loş ışıkla tavanda gezdirir.
Fenerin ışığı yavaşça bir noktada durur. Tavanın iç kısmına kocaman, keskin kenarlı bir taş saplanmıştır. Taş, geminin dışından içeri girmiştir. Arasından kıvılcımlar uçuşur.
ŞENOL, dikkatlice eğilir, yukarıya daha iyi bakmak için kendini yere doğru uzatır. Gözleri taşın etrafını inceler. İç sesiyle konuşur:
ŞENOL (iç ses)
Bu hiç iyi değil...
telsizden, kısa bir parazit sesi duyulur.
Şenol: Kaptan, duyuyor musun? Son durum nedir?
Birkaç saniyelik sessizlik. Ardından cızırtılı bir ses:
Mehmet: Evet Şenol, seni biraz zor duyuyorum. Merkez’le olan iletişimimiz tamamen kesildi. Geri getirmeye çalışıyorum ama meteor yağmuru iletişim sistemimizi vurmuş olmalı. Şu an fırtınanın tam ortasındayız. En ufak bir yanlış manevra, gemiyi parçalara ayırabilir.
Şenol başını sallar, durumu hızlıca değerlendirir.
Şenol: Anlaşıldı. Ama burada başka bir sorun var. Hangar bölgesinin üst kısmına büyük bir taş saplanmış, sadece iç kısmını görebiliyorum. Panik yapılacak bir şey yok gibi görünüyor. Sistem o bölgeyi otomatik olarak mühürlemiş... iyi haber bu.
Derin bir nefes alır.
ŞENOL (devam eder)
- Şimdi senden şunu istiyorum: Arkamdaki C kapısını kapat ve ardından hangar kapısını aç. İçeri girip taşın etrafını metal köpükle kapatacağım, sonra da soğuk kaynakla sağlamlaştıracağım.
Mehmet: Anlaşıldı. C kapısı kapanıyor.
Gürültülü bir sesle, arkasındaki kapı kapanır. Borular arasından beyaz dumanlar fışkırır. Ortamın basıncı değişir.
KAPI UYARISI - BİP BİP
Robotik ses...
- Hangar kapısı açılıyor.
Kapı yavaşça yukarı doğru açılır. Acil durum ışıkları yanıp sönmeye başlar.
Sessizlik. Sadece nefes alış verişi duyuluyordur.
Şenol, arkasındaki tutunma koluna sıkıca sarılır. Derin bir nefes alır. Gözleri kararlı, vücudu gergin.
Ayaklarını duvara dayar, bir yay gibi gerilir... ve kendini ileri fırlatır.
Boşlukta süzülür.
Gözleri hedefe kitlenmiş: Kayanın çarptığı üst bölüm. Sessizlik hâlâ hüküm sürmekte, ama içeride bir gerginlik kol geziyor.
Karşı duvarlar, sarkan kablolar, kıvılcımlar... Sanki bir savaş bir atmosferinin içinde.
TELSİZDEN PARAZİTLİ SESLER GELİR.
---
AKİF (telsizden, burnunu çeker gibi):
Bu koku da ne böyle? Sanki birisinin kıçında fare ölmüş...
Osman: Tuvaletlerin oradan geçiyoruz. Bence gayet normal bir koku.
Akif: Yoksa… En son sen mi tuvalete girmiştin? Doğru ya! Senin motor bozulmuştu!
Osman, bir anda karnını tutar. Gözleri faltaşı gibi açılır.
Osman: Ah… M-i-d-e-m! Sanırım gaz sıkışması… Bu yemekler bana hiç iyi gelmiyor.
Aniden yankılanan GÜRÜLTÜLÜ BİR GAZ SESİ. Yaklaşık 5 saniye süren rezil edici bir sessizlik… sonra kahkahalar.
TELSİZDEN GÜLME SESLERİ YÜKSELİR.
Akif ve Osman, göz göze gelir. Mahçup ama şaşkın.
Mehmet: Anlaşılan... birileri telsizini kapatmayı unutmuş.
Osman: Özür dilerim, kapatmayı... unutmuşum, kaptan.
Mehmet: Herkes görevine odaklansın. Şu an daha önemli işlerimiz var.
Şenol, kayanın vurduğu yeri metal köpükle kapatmış, son dokunuşları yapıyor. Elindeki kaynak aletiyle son bölgeleri kapatırken, alnında ter damlaları birikir.
Şenol: Yarık kapatıldı. Sistemleri kontrol ettim, dışarıdan herhangi bir sızıntı gözükmüyor. Sistemleri tekrar açabilirsin, kaptan.
Mehmet, konsolun başında gözlerini ekrandan ayırmadan konuşur.
Mehmet: Anlaşıldı Şenol. Kendini güvenli bir alana sabitle, birazdan yer çekimini devreye sokuyorum.
Şenol, yavaşça hangar kapısının girişine süzülür. Tutunma koluna uzanır. Dış sesler kesilir. Hangar kapısı kapanır. Ardından borulardan beyaz dumanlar yükselir, metalin iç çekişi gibi gürültülü sesler yankılanır.
BİP.
ANONS (robotik bir sesle):
Oksijen ve yer çekimi yeniden kalibre ediliyor.
Kısa bir sarsıntı... sonra sessizlik.
Kapı tekrar açılır. Şenol rahat bir nefes alır. Kolundaki tabletten holografik bir şema açar. Parmakları ekranın üzerinde gezinir. Her şey yolunda görünür.
TELSİZDEN KAPTAN’IN SESİ GELİR.
Mehmet: Bu Allah’ın cezası meteor fırtınası hâlâ bitmedi. Ayyıldız’la bağlantıya geçmeliyiz. Bize kötü bir şeyler olduğunu düşünmelerini istemiyorum.
Gözleri cama yönelir. Sonsuz karanlık. Parlayan birkaç taş.
Mehmet(devam eder):
Solardan bakıyorum ama fazla taş görünmüyor. Dışarı çıkıp şu panellere bakmanı isteyeceğim. Eğer olumsuzsa, kokpite gelip kontrolü sen devral. Ben çıkıp kontrol ederim.
Şenol: Kolaya kaçsaydık, bu işlere hiç girmezdik Binbaşım.
Hani derler ya… Demirden korksaydık, trene binmezdik.
Benimkisi de o misal.
Soğuk mavi ışıklar duvarlardan süzülürken, Mehmet’in sesi ağır bir sessizliği yararak telsizden duyulur.
Mehmet: Aslansın. Şimdi tabletinde gideceğin noktayı işaretledim. Çok uzak sayılmaz.
Şenol, başını hafifçe sallar. Sessizce kararını vermiştir.
Şenol (sakin, kısa):
Anlaşıldı. Yola koyuluyorum.
Şenol, kolundaki tableti aktive eder. Parmaklarının ucu holografik şemaya dokunur. Parlak çizgiler, rota üzerinde canlı şekilde titreşir. Elini haritanın içinde gezdirirken, planı hem zihninde hem ekranda eş zamanlı olarak işler. Gözleri odaklanmış, zihni tamamen görevde.
Şenol, C kapısından çıkar. Giriş kapısına doğru yürürken etraf metalik seslerle yankılanır. Boruların içinden geçen akımın uğultusu, yerdeki panellerin aralıklı titreşimleri… Ama artık bu sesler tanıdıktır. Eskiden korkutucu olan karanlık, yerini geri dönen ışıklara bırakmaktadır. Sistemler birer birer uyanmaktadır. Çıkış kapısının oraya gelir. Kapının solunda, büyük, kırmızı bir kol vardır. Şenol durur. Derin bir nefes alır. Ardından kolu sıkıca kavrar ve saat yönünün tersine çevirir.
Yukarıdaki ışıklar aniden kırmızı ve sarıya döner. Keskin bir alarm sesi odayı doldurur. Kapının çevresinden beyaz dumanlar basınçla püskürür, ve kapı yavaşça sağa doğru açılır. Şenol içeri adımını atar. Solundaki dolabı açar, içinden yeni görev çantasını çıkarır. Kemerindeki klipsleri çözer ve eski çantayı sırtından indirir. Omzunu silkeler. Hafifler. 15 kiloluk yaşam destek ünitesi artık sırtından inmiştir. Çanta büyük, kare ve beyazdır. Sırtını tamamen kaplayan bu parça, görevin kalbidir.
Eski çantayı, hemen yanındaki geri dönüşüm poduna yerleştirir. Yeni çantayı özenle takar. Klipsleri sıkar, birer birer kilit sesleri duyulur. Oksijen göstergesine göz atar. Ekranda yeşil ışık yanmaktadır. Şenol bu kez kapının solundaki yeşil kolu tutar. Saat yönünde çevirir. Kapı ağır bir gürültüyle kapanır. İçeriye dolan beyaz dumanın arasında ışıklar titreşir. Basınç dengelenir. Ağırlık hissi kaybolur. Yerçekimi sıfırlanmıştır. Şenol’un gözleri boşluğa değil, görevine odaklıdır. Hazırdır.
Şenol: Hazırlıklar tamam. Şimdi çıkıyorum.
Mehmet: Anlaşıldı, dikkatli ol.
Şenol, sessizlik içinde kapıya doğru süzülür. Arkasında sadece hafif bir buğu, önünde bilinmeyen bir görev vardır.
Bölüm etkileşimi
